Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Şerife Bozoğlan Eker
Şerife Bozoğlan Eker

Boşanma artık sadece bir ayrılık değil

Bazen bir evin içinde başlayan küçücük bir çatlak, sadece iki insanı değil, bir toplumun ruhunu da yaralar. Kimse fark etmese de ilişkilerin çöküşü çoğu zaman büyük olaylarla değil, içimizde yavaşça eksilen sabırla, unutulan şükürle, körelen sevgiyle başlar. Çünkü evlilik, birbirine benzeyen insanların değil; farklılıklarını aynı yolda taşıma iradesi gösteren iki yüreğin yolculuğudur. Kâinatta birbirinin eşi iki zerre bile yokken, kusursuz bir “uyum” beklemek baştan yenilgidir. Asıl maharet, farklılıkları düşman değil, tamamlayıcı görmekte gizlidir.

Ne var ki bugün, en küçük sarsıntıda “vazgeçmeyi” öğreten bir çağın içinde yaşıyoruz. Konforun bağımlısı olan insan, emek gerektiren her ilişkiye karşı sabırsız. Sevginin ilk rüzgârla sarsılmasına göz yuman bir ruh hâlimiz var artık. Böyle olunca her ayrılık, sadece bir evin değil, yavaş yavaş toplumun çatırdaması oluyor.

Boşanmaların artması yalnızca iki insanın yollarını ayırması değildir; güvensizlik tohumlarının topluma sessizce yayılmasıdır. Bir çocuğun dünyasında sarsılan güven, bir annenin omzuna çöken yük, bir babanın içinde yankılanan eksiklik… Hepsi birer sonuçtur. Sevginin kıymeti her kopuşla biraz daha aşınır; sadakat, fedakârlık ve bağlılık gün geçtikçe “eski değerler” gibi görülmeye başlanır.

Toplumsal hafızada ise tehlikeli bir ses yankılanır: “Evlilik yürümüyor artık.” Gençler adım atmaktan çekinir; yetişkinler güven duygusunu yitirir; aile kurumu, modern hayatın hızlı tüketilen bir nesnesi gibi algılanır. Oysa aile, toplumun kalbi; güven ise o kalbin ritmidir. O ritim bozuldu mu, toplumsal huzur da yavaşça soluğunu kaybeder.

Bütün bunların ardında elbette derin bir sebep var: Sorumluluk almayan çocuklar, kıyamadığı için ayakta durmayı öğretemeyen ebeveynler, ilişkileri haz ve hız merkezli gören bir yaşam anlayışı… Sabır öğretilmeyen, şükür hatırlatılmayan, sevgi “emek” değil “heyecan” sanılan bir ortamda uzun soluklu birliktelik nasıl olsun?

Unutulmamalı ki her sağlam evlilik, bir adımla başlar; her adım sabırla güçlenir, her güç şükürle korunur. Boşanmak elbette mümkündür; kimsenin hayatı bedel olmak zorunda değildir. Fakat kolay vazgeçmenin normalleştiği bir toplumda kaybedilen sadece bir evlilik değil, sevginin kendisidir. Dağılan yuva degil, sarsılan toplumdur. Aile çatırdarsa toplum çöker.  Her ayrılık toplumda deprem etkisi yapar. Yaralı aileler, yaralı toplumları, bireyleri oluşturur.

Toplumu ayakta tutan değerler yıkılınca, hiçbirimiz sağlam kalamayız.

Boşanmak bir kaçış gibi görünür; o anki acıyı dindirir, sorunu çözer sanılır. Oysa çözülmeyen her mesele peşinden yeni yükler, kırılmalar,  daha ağır sorular getirir. Bir kapı kapanınca her şey düzelmiyor; kapanan kapı, içeriye daha fazla karanlık dolduruyor.

Asıl mesele kaçmak değil, yüzleşmek; yıkmak değil, onarmaktır.

“Sorunlardan kaçınca kurtulunmaz; sadece onlar büyür.”

 

 

Reklamı Geç