Ramazan ayının 17. gününde, mübarek zamanların huzuru sofralara, hanelere ve gönüllere daha derinden sirayet ediyor. İmsak vaktinde sabır, teslimiyet ve niyetle başlayan bu manevi yolculuk; iftarla birlikte şükür, paylaşma ve bereket duygusuyla anlam kazanıyor. Ayetlerin hikmeti, hadislerin rehberliği, duaların sükûneti ve gönle dokunan hatırlatmalar eşliğinde, bu kutlu günün ruhu bir kez daha idrak ediliyor.
Mübarek Ramazan’ın 17. Günü
“Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden, dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve diğer kâfirleri dost edinmeyin. Eğer müminlerseniz Allah’a karşı gelmekten sakının.”
Ayet
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla;
“Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden, dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve diğer kâfirleri dost edinmeyin. Eğer müminlerseniz Allah’a karşı gelmekten sakının.”
Allah (C.C.) ne güzel buyurdu.
(Maide Suresi, 57. Ayet)
Hadis
Allah’ın Resulü Hz. Muhammed (S.A.V.) şöyle buyurdu:
“Üç şey imanın lezzetini artırır: Allah ve Resulünü her şeyden çok sevmek, kendisini sevmeyen Müslüman’ı Allah rızası için sevmek, kâfirleri sevmemek.”
Allah’ın Resulü Hz. Muhammed (S.A.V.) ne güzel buyurdu.
(Taberânî)
Dua
Allah’ım, senden iffetli yaşamayı; dünyam, dinim, aile fertlerim ve malım hakkında sağlık ve güvenlik istiyorum. Eksiklerimi ört, korkumu güvenliğe çevir. Önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden gelecek günah ve felaketlere karşı beni koru.
Âmin.
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
İsimlerin en hayırlısı olan Allah ismiyle.
Yer ve göğün Rabbi Allah’ın ismiyle.
İsmi sayesinde yerde hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla.
Kâfî (her şeye yeten) Allah’ın ismiyle.
Muâfî (âfiyet veren) Allah’ın ismiyle.
İsmi sâyesinde yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremediği Allah’ın adıyla, O işitir ve bilir.
Kendim ve dînim üzerine bismillâh.
Ehlim ve malım üzerine bismillâh.
Rabbimin bana verdiği her şey üzerine bismillâh.
Allah en büyüktür, Allah en büyüktür, Allah en büyüktür. Korktuğum ve çekindiğim şeylerden Allah’a sığınırım.
Allah Rabbimdir, O’na hiçbir şeyi ortak koşmam. Sana sığınanlar azîz ve gâlip olur, Sen’in senân yücedir, isimlerin mukaddestir ve Sen’den başka ilâh yoktur.

Abdullah Bin Atik (R.A.)
Peygamberimizin Medine’ye hicretinden önce İslamiyet’i kabul edip Medine’nin ilk Müslümanlarından olmakla şereflenen sahâbîlerden biridir. Adı, Abdullah bin Atik bin Kays bin Esved bin Berâ bin Ka’b bin Ganem bin Seleme bin Hazrec el-Ensârî’dir. Soyu ve kardeşi Cebr bin Atik hakkında farklı rivayetler de bulunmaktadır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Hicretin 12’nci yılında (miladi 633) Yemâme Harbi’nde şehit olmuştur.
Abdullah bin Atik’in (R.A.) Müslüman oluşu hakkında kaynaklarda geniş bilgi yer almamaktadır. Medine’de, ilk Müslümanlardan Hz. Es’ad bin Zürâre’nin ve Peygamberimiz tarafından Kur’an-ı Kerim’i ve İslamiyet’i öğretmek üzere gönderilen Hz. Mus’ab bin Umeyr’in tebliğ hizmetleri sebebiyle birçok kimse iman etmişti. Peygamberimizin hicreti gerçekleşmeden önce Müslüman olmakla şereflenenlerden biri de Hz. Abdullah bin Atik idi.
Hz. Abdullah bin Atik, Bedir ve Uhud harplerinde Resulullah’ın yanında birçok hizmette bulundu. Hicretin 5’inci yılında (miladi 627) Medine’nin müdafaası için yapılan Hendek Harbi’ne de katıldı. Hicretin 6’ncı yılında (miladi 628), komutanlığında Ensar’dan beş kişiyle birlikte bir seriyyede bulundu.
Hz. Abdullah bin Atik, Hayber’in fethine katılarak burada da büyük yararlılıklar gösterdi. Daha sonra hicretin 8’inci yılında (miladi 630) Mekke’nin fethine ve Huneyn Harbi’ne katıldı, önemli hizmetlerde bulundu.
Hicretin 9’uncu yılında (miladi 631) Peygamber Efendimiz (S.A.V.), Ensar’dan meydana gelen 150 kişilik bir birliği, Hz. Ali’nin kumandasında Beni Tayy kabilesinin putlarını kırıp parçalayarak bu kavmi sapık âdet ve inançtan kurtarmak için görevlendirdi. Bu birliğin silah ve teçhizat temini için de Hz. Abdullah bin Atik memur edildi. Hz. Abdullah bin Atik, büyük gayret ve fedakârlık göstererek kısa zamanda birliğin ihtiyaçlarını temin etti. Tek Allah inancının yerleşmesinde ve putperestliğin ortadan kaldırılmasında büyük hizmetler verdi.
Hz. Abdullah bin Atik’in Yemâme Harbi’ndeki kahramanlığı da dillere destandır. Resulullah’ın vefatı haberinin yayılmasının ardından meydana gelen bu harp, Hz. Ebû Bekir döneminde cereyan etti. Bu sırada yalancı peygamber Müseyleme, Müslümanları rahatsız ediyordu. Hz. Hâlid bin Velid komutasındaki bir ordu onun üzerine gönderildi. Çünkü o, insanların İslamiyet’ten ayrılma hareketlerini teşvik ve idare ediyordu. Böylece Müslümanları onlardan kurtarmak zaruret hâline gelmişti.
Hz. Hâlid bin Velid ile Müseylemetü’l-Kezzâb’ın kuvvetleri arasında şiddetli çarpışmalar yaşandı. Bu savaşta Hz. Abdullah bin Atik de büyük kahramanlıklar gösterdi. Ashab-ı kiramdan 450 kişi şehit düştü. Bunların arasında Abdullah bin Atik de vardı. Yaralı olduğu hâlde, vücudundan kanlar fışkırırken kılıcını yere atmıyor, savaşmayı sürdürüyordu. Bütün gücü kuvveti kesilip dermanı kalmayıncaya kadar mücadeleye devam etti.
Hz. Abdullah bin Atik, Müslüman olduktan sonra ömrünün tamamını İslamiyet’e hizmette geçirmiştir. Resulullah Efendimizin uğrunda nice tehlikelere katlanmış, en güzel kahramanlık örneklerini göstermiştir. Nihayet bu büyük sahâbî, hicretin 12’nci yılında (miladi 634), en çok arzu ettiği şehitlik mertebesine kavuşmuş ve böylece ebedî saadete nail olmuştur.
Allah ondan razı olsun.

Muhammed Bâkî Billâh (K.S.)
Orta boylu, kırmızı tenli ve seyrek sakallıydı. Vefat ettiğinde henüz sakalının çok az bir kısmı ağarmıştı. Uzlet ve riyazat ehliydi. Kur’an tilavetine düşkündü. Geceleri az uyurdu. Az yemek ve az konuşmak, onun tabii hâli olmuştu.
Müceddid-i elf-i sânî, yani hicri ikinci bin yılın yenileyicisi unvanının haklı sahibi İmam-ı Rabbânî Hazretlerinin mürşidi, Hacegân pirânının ulularındandır.
Onun hayat coğrafyası, bugün Afganistan’ın başşehri olan Kabil’den, Özbekistan’da Buhara yakınındaki Semerkant’a, oradan da Hindistan’ın Delhi’sine kadar; Acem, Türkistan ve Hind diyarını içine alır.
673/1565 yıllarında Kabil’de doğdu. Gençlik yıllarında dinî ilimler tahsili için Semerkant’a gitti. Orada bir süre dinî ilimlerle meşgul oldu. Ardından gönlüne tasavvuf yoluna sülûk arzusu düşünce, kendisini Hâcegî Muhammed İmkenegî’nin kapısında buldu. Bâtın âlemi, kendisine bu gönül sultanının eliyle açıldı. Üveysî meşrep olduğu için gerek Şah-ı Nakşibend, gerekse Ubeydullah Ahrar Hazretlerinden feyiz aldığı kaydedilir.
Hz. Ahrar, kendisine üveysî yolla emaneti yükledikten sonra onu Hindistan tarafına gönderdi. O da Hindistan’da Delhi civarında Cihânâbâd’a yerleşti. Çevresine iman ve irfan nuru saçmaya başladı. Hindu ya da putperest halka İslam’ı, Müslümanlara da tasavvufu anlatarak Ahmed Faruk es-Serhendî’nin yetişeceği ortamı hazırladı.
Nazarı etkileyici, konuşması cezbedici, tavırları sevimliydi. Bu yüzden meclisine katılanlar kısa zamanda muhib ve müntesibi olurlardı. Teveccüh ettiği kimselere nazarlarından cezbe aksederdi. 1014/1605 yılında Delhi’de vefat etti. Kabri, Delhi’de Kadem-i Saadet resminin bulunduğu cami civarındadır.
Anlatıldığına göre büyük oğlu Abdullah, elinde bir ayna olduğu hâlde babasının yanına geldi. Muhammed Bâkî Billâh dedi ki:
— Oğlum, elindeki aynada bir suretine bak bakalım.
Abdullah aynayı çevirip bakınca kendisini değil, babasını gördü. Hem de simsiyah sakallı babasını, bembeyaz sakallı ve nurlu yüzüyle gördü.
Gördüklerinden şaşkına dönen Abdullah’ın hâlini fark eden babası şöyle dedi:
— Şaşkınlığa gerek yok. Aynada yüzümde ve sakalımda gördüğün beyazlık ve nur, Allah’ın cemal nurudur. Bizden değildir.
Kur’an okumaya düşkünlüğü sebebiyle geceleri çok az uyurdu. Tanyeri ağarıncaya kadar Kur’an ve özellikle de Yâsîn okurdu. Tanyeri ağardığını görünce de:
— Aman Allah’ım, geceler ne çabuk geçiyor, diye hayıflanırdı.
Talebesi İmam-ı Rabbânî’nin, şeyhi ve emaneti devraldığı mürşidi hakkında söyledikleri ise şöyledir:
— Nakşî meşayıhının ulularındandı. Velayet makamının en üst noktasında, kutbiyyet sırrına ermiş bir Muhammedî meşrep erdi. Arifler serdarı, mesnedimiz, mürşidimiz, irfan sahibi üstadımız Muhammed Bâkî Billâh.
Rahmetullahi aleyh.

Kulaklarımız Doydu, Ya Gözlerimiz?
“İbrahim Rabbine: ‘Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster’ demişti. Rabbi ona: ‘Yoksa inanmadın mı?’ dedi. İbrahim: ‘Hayır, inandım. Fakat kalbimin mutmain olması için görmek istedim’ dedi. Bunun üzerine Allah: ‘Öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanına al, sonra kesip parçala, her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır, koşarak sana gelirler. Bil ki Allah azizdir, hâkimdir’ buyurdu.”
(Bakara, 2/260)
Okuduğumuz her ayet, önümüze bir gündem koymaktadır. Bu gerçeği kavrayamazsak, günlük ve geçici gündemlerle vakit geçirir, eylem olarak da ortaya bir şey koyamayız. Günümüzde konuşmalar, dinlemelerin önüne geçmiş durumdadır. Herkes konuşuyor. Konuşmalar çoğaldıkça ameller azalıyor. Bir insanın konuşması, amelinden çoksa onda münafıklık alameti var demektir. Çok konuşup ortaya bir şey koymazsak, halkımızın bizlere olan güveni azalır.
O kadar çok söz ve konuşma dinliyoruz ki artık kulaklarımız iyice doydu. Ancak gözlerimiz hâlâ açtır. Her sözün, her konuşmanın karşılığı amel ve eylem olarak karşımıza çıkmazsa, bu kez Rabbimizden azar işitiriz:
“Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.”
(Saff, 61/2-3)
Müminlere yakışan şey, konuşurken doğru konuşmak ve konuştuklarımızın üzerimizdeki haklarını yerine getirmektir. Böylece hem konuşanın hem de dinleyenin kalbi mutmain olur.
Bu kısa girişten sonra, kıymetli okuyucularımıza son 40-50 yıllık geçmişimizin bazı gündem maddelerinden örnekler verelim. İçi boş gündem maddeleri, Müslümanları hem meşgul edip hem de zamanlarını israf ettirirken; sözü ve eylemi ile hareket eden din düşmanları ise bu esnada İslam dünyasının adeta içini boşaltmıştır.
Yüz bin misyoner, yıllık 350 milyar dolar bütçe ile Afrika kıtasında Müslüman avına devam ediyor.
Geride kalan yüz yılda Müslümanlar, “32 farzı bilmeyenin nikâhı olmaz” gibi gündemlerle vakit geçirirken, gayrimüslimler saman altından su yürütmüşlerdir. Papa 6. Paul, “Mekke’yi güneyden kuşatmalıyız” demiş ve düğmeye basmıştır.
Allah’a hamdolsun ki son 9-10 senedir ülkemizde fikir sahibi olanlarımızın, ilim ehlinin ayakları yere değmiş; dernekler, vakıflar ve sivil toplum kuruluşları, “Zararın neresinden dönersek kârdır” inancıyla harekete geçmiştir.
Harekete geçilmesiyle birlikte Müslüman halkımızın kulaklarıyla beraber gözleri de doymaya başlamış, Kur’an-ı Kerim’in beyanıyla, “Onların önden gönderdikleri her işi, geriye bıraktıkları eserleri, her izi yazarız” (Yâsîn, 36/12) ayetinin gölgesine yüz binlerce insan sığınmıştır.
Hizmetleriyle, eserleriyle göz ve gönül dolduran nice vakıf, dernek ve salih kul; yeni bir neslin yetişmesi için harekete geçmiştir. Efendimiz’in vefatından 1500 sene sonrasının talebeleri oldukları inancıyla, adeta karanlık gecelerin, karanlık oyun ve tuzakların yıldızları olmuşlardır.
Bir taraftan ümmetin derdini yaşayarak son nefeslerin tehlikeye girmesine engel olmaya çalışıyorlar, diğer taraftan ise kendilerini inşa ederek toplumun inşasında başarılı oluyorlar. Hizmetlerini ibadet vecihesiyle yapan bu güzide insanlar, rehavete düşmemek için hizmetlerini ikiye, üçe katlamanın mücadelesini veriyorlar. Bedel ödemeden dünyaya gelen insan, bugün bedel ödeyerek ahirete gitmenin hazırlığını yapıyor.
Böylesine onurlu ve şerefli bir hizmet yolculuğuna revan olanlara selam olsun demekten kendimizi alamıyoruz. Gözlerimiz nereye baksa, orada hizmet ehlinin eserlerini görmekteyiz. İçerisinde bulunduğumuz bu güzel aylar hürmetine Rabbimiz, dergâhında kabul eylesin.
Âmin.

Tekirdağ İftar Menüsü
İftar Açılışı
Hurma, su, zeytin, çorba
Ara Sıcak
Peynirli börek ya da fırında sigara böreği
Ana Yemek
Tekirdağ köftesi
Yan Ürünler
Piyaz, közlenmiş domates ve biber, pirinç pilavı
Tatlı
Peynir helvası
Tekirdağ sofrası için en uygun ana yemek olarak Tekirdağ köftesi, tatlı olarak da peynir helvası öne çıkıyor. Bu tercih, kentin öne çıkan yöresel mutfağıyla uyumlu.
Ana Yemeğin Tarifi: Tekirdağ Köftesi
Malzemeler
1 kg orta yağlı kıyma ya da parça et, 75 gram bayat ekmek, 1 küçük soğan, 1 diş sarımsak, yarımşar kaşık kimyon, tuz, taze çekilmiş karabiber, pul biber ve karbonat.
Hazırlanışı
Et, bayat ekmek, soğan ve sarımsak birlikte çekilir. Ardından baharatlar ve karbonat eklenip iyice yoğrulur. Harç dinlendirildikten sonra ince-uzun köfte şekli verilir. Izgarada ya da döküm tavada pişirilir. Yanında piyaz, domates ve biberle servis edilir. Bu tarif, Kültür Portalı’nda yer alan Tekirdağ köftesi tarifine dayanmaktadır.

İmsak ve İftar Vakitleri
17 Ramazan 1447 / 7 Mart 2026 Cumartesi
Konya ve İlçeleri
Konya Merkez — İmsak 05:46 | İftar 18:56
Beyşehir — İmsak 05:50 | İftar 18:59
Cihanbeyli — İmsak 05:44 | İftar 18:54
Çumra — İmsak 05:46 | İftar 18:55
Ereğli — İmsak 05:40 | İftar 18:50
Ilgın — İmsak 05:48 | İftar 18:58
Karapınar — İmsak 05:42 | İftar 18:52
Kadınhanı — İmsak 05:47 | İftar 18:57
Kulu — İmsak 05:43 | İftar 18:53
Seydişehir — İmsak 05:49 | İftar 18:59
Altınekin — İmsak 05:45 | İftar 18:54
Halkapınar — İmsak 05:40 | İftar 18:49
Konya Çevre İlleri
Aksaray — İmsak 05:40 | İftar 18:49
Karaman — İmsak 05:44 | İftar 18:53
Niğde — İmsak 05:38 | İftar 18:47
Mersin — İmsak 05:39 | İftar 18:48
Antalya — İmsak 05:54 | İftar 19:03
Türkiye’deki Büyükşehirlerden Öne Çıkanlar
İstanbul — İmsak 05:58 | İftar 19:08
Ankara — İmsak 05:44 | İftar 18:53
İzmir — İmsak 06:08 | İftar 19:17
Bursa — İmsak 05:59 | İftar 19:08
Antalya — İmsak 05:54 | İftar 19:03
Adana — İmsak 05:33 | İftar 18:42
Gaziantep — İmsak 05:22 | İftar 18:31
Konya — İmsak 05:46 | İftar 18:56
Dünyadaki Önemli Merkezler
Mekke — İmsak 05:23 | İftar 18:27
Riyad — İmsak 04:54 | İftar 17:58
Londra — İmsak 04:42 | İftar 17:51
Paris — İmsak 04:42 | İftar 17:51
New York — İmsak 04:50 | İftar 17:54
Hartum — İmsak 04:52 | İftar 17:59




