Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Şerife Bozoğlan Eker
Şerife Bozoğlan Eker

Ramazan’ın Kalbe Dokunan Işığı

Ramazan, asırlardır bu toprakların ruhuna işleyen en derin nefeslerden biridir. Tasavvufun dilinde Ramazan, insanın kendi özüne yönelip nefsin karanlık noktalarını aydınlattığı bir manevi duraktır. İlmi açıdan ise; sabrı, öz disiplini, empatiyi ve şükrü öğretirken, insanın beden–ruh dengesini yeniden kuran bir eğitim sürecidir. Bu ay; merhameti incelten, hoşgörüyü çoğaltan, gönülleri arınmaya çağıran eşsiz bir zaman dilimidir.

Kültürel olarak Ramazan, estetiğimizin, zarafetimizin ve kadim medeniyetimizin mührüdür. Mahyaların ışığıyla gecelerimiz aydınlanır, sokaklarda çocuk sesleri yankılanır, komşuya götürülen bir kap çorba bile büyük bir sevginin işaretidir. Cami avlularında kurulan sohbet halkaları, gönülleri yumuşatan salâvatlar, iftar vakti gökyüzüne yükselen huzur… Hepsi, köklerimizle kurduğumuz bağın canlı birer yansımasıdır. Ramazan, geçmişle geleceği aynı masa etrafında toplayan bir kültür köprüsüdür.

Toplumsal açıdan bakıldığında Ramazan, birlik duygusunu pekiştiren görünmez bir ip gibidir. Aynı sofrada buluşmak, aynı anda susuzluğunu gidermek, aynı vakitte dua etmek… Bunlar bir milletin ruhunu birleştiren güçlü bağlardır.

Neden Ramazan bizi tam anlamıyla birleştirmiyor?

Neden sükûneti, barışı kalıcı kılamıyoruz?

Neden toplumsal huzur bir türlü yerleşmiyor?

Bu soruların cevabı Ramazan’da değil; bizim onu ne kadar içselleştirebildiğimizdedir.

Ramazan ışığını saçar; fakat o ışığı kalbimize almak ve davranışlarımıza yansıtmak tamamen bize düşer. Sofralar birleşir ama kalpler birleşmezse Ramazan’ın ruhu eksik kalır. Oruç bedenimizi terbiye eder; ama dilimiz kırıcıysa, kalbimiz önyargıyla doluysa, merhameti davranışa dönüştüremiyorsak barışın, hoşgörünün yeşermesi zorlaşır.

Toplumun huzursuzluğu çoğu zaman birbirimizi dinlememekten, anlamamaktan ve farklılıkları tehdit gibi görmekten kaynaklanır. Ramazan ise tam tersini öğretir:

“Anlamaya niyet et, yargılamadan dinle, bölmek yerine birleştir.”

Değerlerimiz güçlüdür; fakat değer, davranışa dönüşmediğinde toplumda karşılığını bulamaz. Hoşgörüyü savunup öfkeyle konuşmak, birlikten söz edip kalplere kapı kapamak bizi birbirimizden uzaklaştırır. Oysa Ramazan’ın çağrısı açıktır:

Barış dışarıdan gelmez; içeriden doğar.

Kendi iç huzurunu, mutluluğunu bulan insan, çevresine de huzur, mutluluk taşır; toplumun dönüşümü bireyin dönüşümüyle başlar.

Gelin, bu Ramazan’da sadece oruç tutmakla yetinmeyelim; gönüllerimizi de arındıralım. Dilimizi kötülüklerden koruyalım.

Küçük bir tebessümün, samimi bir selamın, ihtiyaç sahibine uzanan bir elin nasıl birleştirici bir güç olduğunu yeniden hatırlayalım.

Çünkü Ramazan’ın kalbe dokunan ışığı hepimize yeter. Kalpler aynı anda açıldığında, toplum kendiliğinden huzur bulur.

Yeter ki biz o ışığı birbirimize taşımayı öğrenelim.

 

 

Reklamı Geç