Kanser, aynı organda ortaya çıksa bile her hastada aynı şekilde seyretmeyebiliyor. Hastalığın klinik gidişi, tedaviye verdiği yanıt, ilerleme hızı ve tedavi seçenekleri kişiden kişiye değişebiliyor. Bu farklılığın temelinde ise hem bireyin genetik yapısı hem de tümörün kendine özgü moleküler özellikleri yer alıyor.
Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Karagöz, kanserin her insanda farklı özellikler gösterebildiğine dikkat çekerek, kişiye özel tanı ve tedavi yaklaşımlarının önem kazandığını belirtti.
“Kanserin gelişim süreci kişiye özgüdür”
Kanserin her bireyde farklı özelliklerde ortaya çıkabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Bülent Karagöz, bu durumun hem kişinin genetik yapısından hem de yaşamı boyunca maruz kaldığı çevresel faktörlerden kaynaklandığını söyledi.
Karagöz, “Kanser, her insanda farklı özelliklerde olabiliyor, klinik gidişi ve tedaviye yanıtı değişiklik gösterebiliyor. Bunun nedeni, her bireyin genetik yapısının ve yaşamı boyunca maruz kaldığı çevresel etkenlerin farklı olmasıdır” dedi.
Bir kişinin DNA hasarını onarma mekanizmalarında bozukluk bulunması halinde tümör gelişme olasılığının artabileceğini ifade eden Karagöz, sigara, radyasyon, kimyasal maddeler ve mikroplar gibi çevresel etkenlere maruz kalma düzeyinin de kişiden kişiye değiştiğini kaydetti.
Karagöz, “Bu nedenle kanserin gelişim süreci kişiye özgüdür. Tümör gelişimi esnasında her bölünmede farklı genetik değişiklikler yani mutasyonlar kazanır” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kanser türü, farklı tedavi yanıtı
Aynı kanser türüne sahip iki hastanın tedaviye farklı yanıt vermesinin normal olduğunu belirten Prof. Dr. Karagöz, kanser tedavi sürecinin hem hastanın hem de tümörün özellikleriyle şekillendiğini söyledi.
Hastanın genel sağlık durumu, eşlik eden hastalıkları, genetik yapısı ve kullandığı ilaçların tedavi başarısını etkileyebildiğini dile getiren Karagöz, tümörün de kendine özgü özelliklere sahip olduğunu vurguladı.
Prof. Dr. Karagöz, “Bir organdan kaynaklanan kanserlerin farklı yapıda ve davranış karakterinde olabildiği biliniyor. Örneğin geçmişte akciğer kanseri morfolojik olarak sınıflandırılırken, artık bu kanserlerin farklı moleküler yapıda birçok tipinin olduğu biliniyor ve bu kanserlerin her birinin tedavisi farklı oluyor” ifadelerini kullandı.
Kanser Genom Projesi tedavi anlayışını değiştirdi
Moleküler tıp ve genetik alanındaki gelişmelerin, kanser tedavisine bakış açısını önemli ölçüde değiştirdiğini belirten Karagöz, Kanser Genom Projesi’nin kanserlerin genetik yapısının daha iyi anlaşılmasına önemli katkı sağladığını söyledi.
Karagöz, bu gelişmeler sayesinde kanserlerin moleküler düzeyde birbirinden farklı olduğunun daha net görüldüğünü ifade etti.
Günümüzde birçok kanser hastasında tedavi kararının, moleküler ve genetik testlerin sonuçlarına göre verildiğini belirten Karagöz, bu testlerin en uygun tedaviyi belirleme sürecinde önemli rol oynadığını kaydetti.
Prof. Dr. Karagöz, “En uygun tedaviyi belirlemek amacıyla kullanılan bu testler, genel olarak kişinin genetik yapısını inceleyen testler ile tümörün genetik özelliklerini değerlendiren testler olmak üzere iki gruba ayrılıyor” dedi.
Tümörün genetik imzası tedaviye yön veriyor
Kanser tedavisinin planlanmasında öncelikli olarak tümörün genetik özelliklerinin değerlendirildiğini dile getiren Karagöz, tümör dokusunda tek bir geni hedefleyen testler yapılabildiği gibi yeni kuşak sekanslama yöntemiyle çok sayıda genin aynı anda incelenebildiğini söyledi.
Yeni kuşak sekanslama, yani NGS yöntemi sayesinde tümörün genetik yapısına ilişkin daha kapsamlı bilgi elde edilebildiğini belirten Karagöz, bu analizlerin tümörün “genetik imzasını” ortaya koyarak tedaviye yön verdiğini ifade etti.
Karagöz, gerektiğinde hem DNA hem de RNA tabanlı testlerden yararlanıldığını belirterek, biyopsiden alınan tümör örneğinin genetik inceleme için yeterli olmadığı durumlarda likit biyopsi yönteminin kullanılabildiğini söyledi.
Kan örneğiyle tümör hakkında bilgi alınabiliyor
Likit biyopsi yöntemiyle hastadan alınan kan örneği üzerinden tümörün genetik özelliklerine ilişkin incelemeler yapılabildiğini belirten Prof. Dr. Karagöz, bu yöntemin özellikle doku örneğinin yetersiz olduğu durumlarda önemli bir seçenek sunduğunu kaydetti.
Bu testlerden elde edilen verilerin oldukça kapsamlı olduğunu ifade eden Karagöz, sonuçların biyoinformatik yöntemlerle analiz edildiğini ve uluslararası veri tabanları ışığında yorumlandığını söyledi.
Karagöz, ayrıca Moleküler Kanser Konseyleri’nde bu sonuçların kapsamlı şekilde değerlendirildiğini belirterek, hasta için en uygun tedavi planına bu değerlendirmeler doğrultusunda karar verildiğini ifade etti.
Tanı koymada da destek sağlayabiliyor
Moleküler testlerin yalnızca tedavi seçimi için değil, tanı sürecinde de önemli rol oynayabildiğini dile getiren Prof. Dr. Karagöz, onkoloji pratiğinde bazı durumlarda klasik yöntemlerle tanı konulamadığını belirtti.
Bu tür durumlarda genetik ve moleküler testlerin tanıya destek amacıyla kullanılabildiğini ifade eden Karagöz, bazı kanserlerde tek bir gen değişikliğinin tanı koydurucu olabildiğini söyledi.
Karagöz, bazı vakalarda ise çoklu gen analizlerinin tümörün hangi organdan kaynaklandığını göstermeye yardımcı olabileceğini kaydetti.
Kalıtsal kanser riskleri de belirlenebiliyor
Kişinin genetik yapısını inceleyen testlerin, kanserin kalıtsal olup olmadığını ve aile bireylerinde kanser riskini artırabilecek genetik değişikliklerin bulunup bulunmadığını ortaya koyabildiğini belirten Prof. Dr. Karagöz, bu testlerin özellikle aile öyküsü olan hastalarda önemli olduğunu söyledi.
Herediter kanser sendromları olarak bilinen bu durumların, tek bir genin incelenmesiyle ya da gerekli durumlarda birden fazla genin birlikte değerlendirildiği moleküler testlerle saptanabildiğini ifade etti.
Karagöz, bazı moleküler testlerin hastanın belirli ilaçlara vereceği yanıtı ve olası yan etki riskini öngörmeye de yardımcı olabileceğini belirtti.
Kişiye özel kanser tedavisi öne çıkıyor
Kanser tedavisinde artık yalnızca hastalığın hangi organda ortaya çıktığına değil, tümörün moleküler özelliklerine de bakılıyor. Bu yaklaşım, kişiye özel kanser tedavisinin temelini oluşturuyor.
Uzmanlara göre aynı tanıyı alan iki hastada bile tümörün genetik yapısı farklı olabileceği için tedavi planı da değişebiliyor. Bu nedenle moleküler ve genetik testler, tedavinin daha doğru seçilmesine, gereksiz tedavilerin önlenmesine ve hastanın tedaviden daha fazla fayda görmesine katkı sağlıyor.
“Gelecekte tek bir kan örneği yeterli olabilir”
Moleküler ve genetik testlerin kanser tanı ve tedavisinde çok kapsamlı bilgiler sunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bülent Karagöz, gelecekte bu alandaki gelişmelerin çok daha ileri bir noktaya taşınabileceğini söyledi.
Karagöz, “Gelecekte ise tek bir kan örneğiyle tanı konulması, tedavinin planlanması ve tedaviye verilen yanıtın değerlendirilmesi mümkün olabilir” dedi.
Kanser tedavisinde yeni dönem
Kanserin kişiye ve tümöre özgü özellikler taşıması, modern onkolojide tedavi anlayışını da değiştiriyor. Moleküler tıp, genetik testler, likit biyopsi ve yeni kuşak sekanslama yöntemleri sayesinde kanserin yapısı daha ayrıntılı biçimde analiz edilebiliyor.
Bu gelişmeler, kanser tedavisinde daha hedefe yönelik, daha kişisel ve daha etkili yaklaşımların önünü açıyor. Uzmanlar, gelecekte tanıdan tedaviye kadar birçok aşamada genetik ve moleküler verilerin daha belirleyici hale geleceğini vurguluyor.





