Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin mezuniyet töreninde öğrenciler fotoğraf çekimi için sahneye çıkıyor. Herkes ayakta beklerken birkaç genç bir pankart açıyor. Üzerinde Kur’an-ı Kerim’den şu ayet yazıyor:
“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Hûd Suresi, 112. Ayet)
Bir hukuk fakültesinin mezuniyetinde bundan daha anlamlı ne söylenebilirdi?
O gençler yalnızca bir ayeti göstermiyordu. Belki de bütün hayatlarına yön verecek bir söz veriyordu:
“Biz de emrolunduğumuz gibi dosdoğru olacağız.”
Yarın insanların hakkı, hukuku, malı, canı, namusu ve özgürlüğü hakkında söz söyleyecek hukukçular için bundan daha değerli bir ilke olabilir mi?
Rabbimiz bizden ne istiyor?
Doğru olmamızı, dürüst olmamızı, iyi ve adaletli yaşamamızı istiyor. Başkasının malına, mülküne, ırzına, namusuna ve rızkına göz dikmememizi istiyor. Yetimin hakkını yemememizi, mazluma zulmetmememizi, güç elimize geçtiğinde zalimleşmememizi istiyor.
Yani Rabbimiz bizden insan olmamızı istiyor.
Fakat bir grup öğrenci bu ayetten rahatsız oluyor.
Önce pankartı açan gençlerin yanına gidiyor, kaldırmalarını istiyorlar. Ardından ayet görünmesin diye önünde duruyorlar. Sonra çoğalıyor, daha büyük bir grup hâline geliyor ve bedenleriyle pankartın önünde bir engel oluşturuyorlar.
Ve bütün bunlar salonda alkışlanıyor.
İşte insanın yüreğini yakan yer burasıdır.
Gençler, Allah’ın ayetinin önüne geçerek kimin safında durduğunuzun farkında mısınız? Gençler, Allah’ın ayetinin önüne geçerek yalnızca bir pankartın görünmesini engellemeye çalışmadınız; hak ile batıl arasındaki çizgide nerede durduğunuzu da gösterdiniz. Çünkü Kur’an hakkı, doğruluğu, adaleti ve merhameti temsil eder; onun karşısında duran ise farkında olsun ya da olmasın şeytanın safına yaklaşır. İnsan neden kendisini hakikatin karşısında konumlandırır, neden “dosdoğru ol” emrinden rahatsız olur, neden Allah’ın kelamını görünmez kılmaya çalışır? İşte asıl üzerinde düşünülmesi gereken ağır soru budur.
Bir insan Kur’an-ı Kerim’in ayetinden neden rahatsız olur?
Üstelik o ayet ne diyor?
“Dosdoğru ol.”
Yalan söyleme, hile yapma, haksızlık etme, zulmetme, başkasının hakkına girme diyor.
Doğruluk kime ağır gelir?
Adalet kimi korkutur?
İyilikten, dürüstlükten ve dosdoğru olmaktan kim rahatsız olur?
Allah’ın ayetini engellemek kimin haddine düşmüş?
Bugüne kadar kim Allah’ın kelamını susturabilmiş de siz susturacaksınız?
Bir fotoğraf karesinde pankartın önüne geçebilirsiniz. Bedenlerinizle ayeti birkaç dakika görünmez kılabilirsiniz. Alkışlarla gürültü çıkarabilirsiniz. Fakat Allah’ın kelamını engelleyemezsiniz.
Çünkü Kur’an haktır.
Kur’an, Allah’ın kelamıdır.
Kur’an’ın karşısında duran ise batıldır.
Hak ile batılın mücadelesi insanlık tarihi kadar eskidir. Hakkın sahibi Allah’tır; batılın öncüsü şeytandır. Şeytanın insanla mücadelesi, insanı Allah’ın sözünden uzaklaştırma mücadelesidir. Şeytan, insanın Kur’an’dan rahatsız olmasını ister. Allah’ın ayetini görmekten öfkelenmesini ister. Hakikatin önüne geçmesini, sonra da bunu bir cesaret sanmasını ister.
İşte bu nedenle açıkça söylüyorum:
Kur’an-ı Kerim’le mücadele eden, Allah’ın ayetinin önüne geçen, onun görünmesini engellemeye çalışan kişi farkında olsun ya da olmasın şeytanın safında yer alır.
Şeytanın istediği de tam olarak budur.
İnsanı Allah’ın kelamına düşman etmek…
Hakikatten rahatsız hâle getirmek…
Doğruluğa karşı öfkelendirmek…
Batılı özgürlük, günahı cesaret, kutsala karşı çıkmayı ilericilik gibi göstermek…
Bir insan bu dünyada neden şeytanın askeri olmaya çalışır?
Neden Allah’ın ayetinin karşısında durmayı kendisine görev edinir?
Neden şeytanın vesvesesine teslim olup hakkın önüne bedenini koyar?
Neden şeytanın açtığı yolda yürürken kendisini cesur, çağdaş ve özgür zanneder?
Bunu anlamakta zorlanıyorum.
Ey o ayetin önüne geçen genç…
Sen Allah’ın ayetini kapattığını sandın. Oysa hakikatin karşısına geçerek şeytanın senden istediğini yaptın.
Şeytanın en büyük başarısı, insana kendi askeri olduğunu fark ettirmemektir. Kişi şeytanın işini görür ama kendisini iyilik yapıyor sanır. Hakikatin önüne geçer ama özgürlüğü savunduğunu düşünür. Allah’ın kelamını susturmaya çalışır ama bunu ilericilik zanneder.
İşte asıl korkunç olan budur.
Şeytan, insanı boynuna zincir takarak götürmez. Ona nefsini güzel gösterir. Günahı süsler. Kibri cesaret, isyanı özgürlük, Allah’ın ayetine düşmanlığı da bir hak mücadelesi gibi sunar.
Sonra insan, kendi iradesiyle şeytanın askeri olur.
Buna rağmen sana beddua etmiyorum.
Sana acıyorum.
Allah sana hidayet versin. Allah kalbine iman versin. Allah seni şeytanın vesvesesinden, nefsin esaretinden ve hakikate düşmanlıktan kurtarsın.
Çünkü biz Müslümanız.
Müslüman yalnızca kendi kurtuluşunu istemez. Şeytanın peşine takılmış insana da dua eder. Onun da yönünü değiştirmesini, hakkı görmesini ve Allah’a dönmesini ister.
Ancak yalnızca o gençlere kızıp meseleyi kapatamayız.
Belki beş ya da on genç ayeti göstermek istiyor; çok daha büyük bir grup ise önüne geçiyor. Üstelik salon bu tavrı alkışlıyor.
O hâlde bu karanlığın nasıl büyüdüğünü sormamız gerekir.
Gençlerimizin arasında Kur’an’a karşı bu kadar büyük bir öfke neden var?
Şeytanın dili, onların kalbine nasıl bu kadar kolay ulaştı?
Bu gençler kimdir, nasıl yetişmiştir?
Bu topraklarda ne zaman filizlendiler, hangi eğitim anlayışı içinde büyüdüler?
Neden Allah’ın kelamını rahmet değil, tehdit olarak görmeye başladılar?
Toplumda bu kadar inançsızlık, zina, kötülük, zulüm, adaletsizlik ve merhametsizlik neden yaygınlaştı?
Bunu biz Müslümanların da ülkeyi yönetenlerin de ciddi biçimde düşünmesi gerekiyor.
Sivil toplum kuruluşları insanların imanını koruyacak, gençlerin kalbine dokunacak adımları neden atamadı?
Diyanet İşleri Başkanlığı neden bu gençlerin dünyasına giremedi?
Eğitim sistemi neden çocuklara yalnızca meslek ve diploma verip ahlak, iman, vicdan ve istikamet kazandıramadı?
Ülkemiz insanların millî ve manevi değerlerinin aşınmasına neden izin verdi?
Şeytan gençlere ulaşırken biz neden ulaşamadık?
Şeytan günahı, hazzı ve nefsi cazip gösterirken biz Kur’an’ın merhametini, huzurunu ve adaletini neden anlatamadık?
Kur’an-ı Kerim insanlığa kötülük söylemiyor.
Kur’an huzur, barış, refah ve adalet getirir. Kur’an’ın hâkim olduğu bir vicdanda kadına kötülük yapılamaz. Çocuğa zulmedilemez. Bir insanın hakkı yenilemez. Bir kediye, bir köpeğe eziyet edilemez. Başkasının malına, namusuna ve rızkına el uzatılamaz.
Kur’an insanı şeytanın elinden kurtarmak için vardır.
İnsanı nefsinin kölesi olmaktan çıkarmak için vardır.
Onu zulümden, zinadan, hırsızlıktan, haksızlıktan ve ahlaksızlıktan korumak için vardır.
Buna rağmen insanlar neden kurtuluşlarının önüne geçiyor?
Neden kendilerini ateşe çağıran şeytanın peşinden giderken, kendilerini kurtuluşa çağıran Kur’an’a sırt çeviriyorlar?
İşte benim asıl üzüldüğüm budur.
Bir Müslüman olarak üzülüyorum.
Bir insan olarak üzülüyorum.
Gençlerin, şeytanın askeri hâline geldiklerini fark etmeden Allah’ın ayetinin karşısına dikilmesine üzülüyorum.
Yeditepe Üniversitesi’nde yaşanan bu rezalet hepimiz için bir uyarıdır.
İnsanlar nereye gidiyor?
Gençler hangi yöne doğru sürükleniyor?
Haz, nefis ve günah bir sel gibi insanlığı cehenneme doğru taşırken biz ne yapıyoruz?
Şeytan insanları ateşe çağırırken neden bu kadar çok kişi onun çağrısına coşkuyla koşuyor?
Asıl çözmemiz gereken soru budur.
Sadece o gençlere kızmayın.
Elbette yaptıklarının büyük bir yanlış olduğunu söyleyin. Allah’ın ayetinin önüne geçmenin, şeytanın safında yer almak anlamına geldiğini açıkça ifade edin.
Ama onlar için dua da edin.
Allah hepsine hidayet versin.
Allah onları şeytanın askerleri olmaktan kurtarıp hakkın ve hakikatin yanında duran kullarından eylesin.
Artık çocukların, gençlerin ve bütün insanların kendi kendilerine şu soruyu sormasını sağlayacak bir sisteme ihtiyacımız var:
“Gidiş nereye?”
Ben nereye gidiyorum?
Allah’ın çağrısına mı, şeytanın çağrısına mı kulak veriyorum?
Hakkın yanında mı duruyorum, batılın önünde mi yürüyorum?
Allah’ın ayetini mi savunuyorum, şeytanın istediği gibi onun önüne mi geçiyorum?
Yeditepe Üniversitesi’nde bir grup genç bir ayetin önüne geçti.
Fakat Allah’ın kelamı kaybolmadı.
Hakikat susturulmadı.
Sadece şeytanın insanları hangi noktaya getirebildiği bir kez daha görünür oldu.
Allah insanlığa yardım etsin.
Allah gençlerimizi şeytanın vesvesesinden, nefsin esaretinden ve cehenneme sürükleyen yollardan korusun.
Allah kalplerimize iman, vicdanlarımıza merhamet, hayatımıza doğruluk versin.
Ve Allah hepimize şu emri yaşamayı nasip etsin:
“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Hûd Suresi, 112. Ayet)




