Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu’nun açılış oturumunda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin bölgesel ve küresel krizlerde barışın anahtarı olmaya devam ettiğini belirterek, tarafların istekli olması halinde Rusya ile Ukrayna arasında liderler zirvesi dahil doğrudan müzakerelerin devamı için her türlü kolaylaştırıcı adımı desteklemeye hazır olduklarını söyledi.
Konuşmasına tüm konukları selamlayarak başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Antalya’yı “tarihin, kültürün ve diplomasinin şehri” olarak niteledi ve misafirleri burada ağırlamaktan memnuniyet duyduğunu ifade etti.

Hafta içinde Kahramanmaraş’ta yaşanan üzücü olaya da değinen Erdoğan, “Öncelikle çarşamba günü Kahramanmaraş ilimizde yaşanan müessif olaydan sonra telefonla aramak veya mesaj göndermek suretiyle üzüntümüzü paylaşan herkese milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Rabbim hiç kimseye, hiçbir aileye ve topluma böyle acılar yaşatmasın.” dedi.
Antalya Diplomasi Forumu’nun bu yıl beşincisinin düzenlendiğini hatırlatan Erdoğan, forumun kısa sürede çok önemli bir noktaya ulaştığını belirtti. Gerek katılım gerekse içerik bakımından forumun küresel bir markaya dönüştüğünü vurgulayan Erdoğan, organizasyonda emeği geçen Dışişleri Bakanlığı’na ve forumun temellerini atan Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu’na teşekkür etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Antalya Diplomasi Forumu’na yalnızca diplomatik temasların yürütüldüğü bir alan olarak bakmadığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye olarak Antalya Diplomasi Forumu’nu diplomatik temas kavramının sınırları içine hapsetmiyoruz. Bu organizasyonu; dünyanın nereye doğru gittiği, insanlığın hangi değerler etrafında buluşabileceği, yeni etkileşim alanlarının neler olabileceği üzerine derinlikli istişarelerin yapıldığı bir akıl platformu olarak görüyoruz. Hepimiz şu gerçeğin çok net farkındayız; günümüzde diplomasi yalnızca sorunların, ihtilafların ve çıkarların müzakere edildiği bir alan olmaktan çıkıyor. Diplomasi aynı zamanda insanlığın ortak geleceğinin hangi ilkeler bağlamında şekilleneceğinin tartışıldığı bir zemini de temsil ediyor.”
Beş yıl önce yola çıkarken belirledikleri hedeflere ulaştıklarını ifade eden Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu’nun küresel aklın, global vicdanın ve geleceğe dair umudun ortak kürsüsü haline geldiğini söyledi. Erdoğan, forumun “Yarını kurgulamak, belirsizlikleri yönetmek” teması altında gerçekleştirilen tartışmalarla bu özgün yönünü daha da belirgin hale getireceğine inandığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının devamında uluslararası sistemde yaşanan krizlere dikkat çekerek, bugünkü sarsıntıların yalnızca güç dengelerindeki değişimle açıklanamayacağını belirtti. Dünyanın aynı zamanda ciddi bir istikamet buhranı yaşadığını ifade eden Erdoğan, mevcut küresel krizlerin ahlaki ve varoluşsal bir krize dönüştüğünü söyledi.
Erdoğan, şu değerlendirmede bulundu:
“İnsanlık ailesi olarak içinden geçtiğimiz dönemi anlamak için süreci doğru tahlil etmemiz, dinamikleri doğru okumamız şarttır. Bugün uluslararası sistemde yaşanan sarsıntıları yalnızca güç dengelerindeki değişimle açıklamak bizi meselenin özünden uzaklaştıracaktır. Evet, güç dağılımı değişiyor. Evet, yeni aktörler yükseliyor. Evet, rekabet kızışıyor, derinleşiyor, daha yıkıcı hale geliyor. Ancak bütün bunlar bizim çok daha sert bir kırılmayla karşı karşıya olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Bugün dünya, güç bunalımıyla birlikte bir istikamet buhranı da yaşamaktadır. Gelinilen nokta itibarıyla ciddi ve tehlikeli bir eşikte olduğumuz görülüyor.”
Kural temelli olduğu iddia edilen sistemin, kuralların ihlal edildiği yerde sustuğunu dile getiren Erdoğan, insan haklarını ve küresel güvenliği korumakla görevli mekanizmaların en ağır saldırılar karşısında etkisiz ve kayıtsız kaldığını söyledi. Buradaki temel sorunun seçici davranan adalet, araçsallaştırılmış ilkeler ve güç ilişkilerine mahkum edilmiş müşterek değerler olduğunu belirten Erdoğan, “Dolayısıyla küresel sistemde yaşanan kriz; evvel emirde ahlaki ve varoluşsal bir krizdir.” dedi.
Gazze’de yaşananlara da geniş yer ayıran Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Ekim sonrasında ortaya çıkan tablonun mevcut düzenin neye izin verdiğini ve neyi görmezden geldiğini açık biçimde gösterdiğini söyledi. Gazze’de yaşananların yalnızca bir insani trajedi olarak okunamayacağını ifade eden Erdoğan, “Gazze’deki soykırım mevcut düzenin neye izin verdiğini, neyi görmezden geldiğini ve kimi koruduğunu bize çok net bir biçimde göstermiştir.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze, Suriye, Batı Şeria ve Lübnan’da yaşanan gelişmelere işaret ederek, insanlığın en temel sınavını veremeyen bir sisteme nasıl güvenilebileceğinin sorgulanması gerektiğini söyledi. Erdoğan, bu konuda şu ifadeleri kullandı:
“Eğer bir sistem küvezdeki masum bebekleri kurşunlardan koruyamıyorsa, sivillerin toplu şekilde hedef alınmasının önüne geçemiyorsa, kurumlar ve kurallar zalimlerin zulmüne engel olamıyorsa; bu yapısal bir çürüme, ontolojik bir tefessüh değil midir? Bu tablo ahlak ve meşruiyet krizinin en bariz hali değil midir? Sorarım. Dün Suriye ve Gazze’de, bugün Batı Şeria ve Lübnan’da en temel insanlık sınavını veremeyen bir sisteme güvenmemiz bizden nasıl beklenir? Dahası kardeşlerimizin, dostlarımızın ve evlatlarımızın geleceğini etkileyen bu sistem; özellikle kriz karşısında eli kolu bağlı kalmamız nasıl düşünülebilir?”
“Dünya beşten büyüktür” şiarını 13 yıldır insanlığın gündemine taşıdıklarını hatırlatan Erdoğan, temsil açığı kapatılmadan ne sistem krizinin çözülebileceğini ne de daha adil bir dünyanın kurulabileceğini söyledi. Sadece güçlünün hukukunu gözeten bir küresel sistemin insanlığı daha büyük çatışmalar ve adaletsizlikler çıkmazına sürükleyeceğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgede son dönemde yaşanan savaşlara ve gerilimlere de değinerek, Pakistan Başbakanı Şerif’in girişimleriyle ilan edilen 15 günlük ateşkesten memnuniyet duyduklarını kaydetti. Ateşkesin oluşturduğu fırsatın kalıcı barış için etkili şekilde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Erdoğan, anlaşmazlıkların çözümünde silahların değil sözün ve diplomasinin öne çıkması gerektiğini söyledi.
Erdoğan, bu bölümde şu ifadeleri kullandı:
“Unutulmasın ki barışa giden en kestirme yol yapıcı diyalog ve diplomasidir. Ve barış, Cumhur İttifakı ortağımız Sayın Devlet Bahçeli’nin o veciz ifadesiyle ‘tek kanatlı bir kuş’ değildir. Tarafların uzlaşmacı, sabırlı ve sağduyulu bir anlayışla hareket etmeleri sonuç alınmasında büyük önem arz ediyor. Yine bu kritik aşamada İsrail’in müzakere sürecini dinamitlemesine karşı hazır ve müteyakkız olunmalı.”
Hürmüz Geçidi’yle ilgili Türkiye’nin tavrının net olduğunu vurgulayan Erdoğan, Hürmüz’ün bir yakasının İran, diğer yakasının ise Umman olduğunu belirterek, Körfez ülkelerinin açık denizlere erişim hakkının kısıtlanmaması gerektiğini söyledi. Erdoğan, yerleşik kurallar temelinde seyrüsefer serbestisinin sağlanmasının ve Hürmüz’ün ticari gemilere açık tutulmasının esas olduğunu dile getirdi.
Enerji ve bağlantısallık alanında alternatif rota arayışlarının hızlandığını belirten Erdoğan, Türkiye’nin “Kalkınma Yolu” gibi vizyon projeleriyle komşularıyla iş birliğine açık olduğunu ifade etti.
Rusya-Ukrayna savaşına ilişkin değerlendirmesinde de savaşın yol açtığı yıkım ve can kayıplarından duydukları üzüntüyü dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, adil ve eşit temsile dayalı bir müzakere süreciyle savaşın sona erebileceğine yönelik inançlarını koruduklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda şu açıklamayı yaptı:
“Şunu tüm samimiyetimle burada dile getirmek isterim: Türkiye, tarafların da istekli olması halinde liderler zirvesi dahil doğrudan müzakerelerin devamı için her türlü kolaylaştırıcı adımı desteklemeye hazırdır.”
Konuşmasının son bölümünde Suriye’ye de değinen Erdoğan, komşu ülkede huzurun, istikrarın ve normalleşmenin güçlendirilmesinin bölgenin geleceği açısından hayati önem taşıdığını söyledi. Erdoğan, “Suriye Devlet Başkanı Sayın Şara’nın basiretli liderliğinde bu ülkenin son 1,5 yıllık süreçte katettiği mesafeden memnuniyet duyuyor, inşallah bundan sonra da Suriye halkının yanında olacağımızı ifade etmek istiyorum.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında, Türkiye’nin diplomasi, diyalog, barış ve bölgesel istikrar merkezli dış politika yaklaşımı öne çıkarken; Gazze’den Ukrayna’ya, Hürmüz’den Suriye’ye kadar geniş bir coğrafyada çözümün müzakere ve adil temsil temelinde aranması gerektiği vurgulandı.





