Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Cemil Meriç: Bu ülkenin irfan haritasını yeniden çizen fikir işçisi

Cumhuriyet dönemi düşünce hayatının en özgün isimlerinden Cemil Meriç, yalnızca eserleriyle değil; Doğu ile Batı, kültür ile irfan, aydın ile halk arasındaki kopuşu sorgulayan fikir dünyasıyla da Türk entelektüel tarihinin kalıcı şahsiyetlerinden biri oldu.

Cumhuriyet dönemi düşünce hayatının en özgün isimlerinden Cemil Meriç, yalnızca

Hakikatin peşinde geçen bir ömür

Türk düşünce ve edebiyat hayatının önemli isimlerinden Cemil Meriç, 12 Aralık 1916’da Reyhaniye’de, bugünkü adıyla Reyhanlı’da dünyaya geldi. Tam adı Hüseyin Cemil olan Meriç’in ailesi, Balkan savaşları sırasında 1912’de Meriç nehri yakınlarındaki Dimetoka’dan Antakya’ya göç etmişti. Bu göç hikâyesi, onun hayatında yalnızca aile geçmişinin bir parçası olarak kalmadı; ilerleyen yıllarda medeniyet, kimlik, kültür ve aidiyet üzerine geliştirdiği düşüncelerin de arka planında yer aldı.

Babası Mahmud Niyazi Bey’in görevi nedeniyle çocukluğunun ilk yıllarını Antakya’da geçiren Meriç, eğitim hayatına 1923’te Reyhaniye Rüşdiyesi’nde başladı. 1928’de Antakya Sultânîsi’ne devam etti. Fransız mandası altındaki Antakya’da eğitim görmesi, onun erken yaşlarda farklı kültürler, diller ve düşünce çevreleriyle temas kurmasını sağladı. Bu temas, ileride hem Batı edebiyatına hem de Doğu irfanına yönelen geniş ufuklu bir düşünce dünyasının temelini oluşturdu.

Antakya’dan İstanbul’a uzanan arayış

Cemil Meriç’in lise yılları, yalnızca öğrencilik dönemi değil, aynı zamanda fikrî kişiliğinin şekillenmeye başladığı yıllardı. Milliyetçi eğilimlerinin ağır bastığı lise son sınıfta hocalarına yönelttiği eleştiriler nedeniyle bitirme sınavlarına kısa süre kala okuldan ayrılmak zorunda kaldı. 1936’da İstanbul’a giderek Pertevniyal Lisesi’nde öğrenimine devam etti. Bu dönemde Nâzım Hikmet ve Kerim Sadi gibi dönemin solcu aydınlarıyla tanışması, onun fikir dünyasında yeni kapılar açtı.

Geçim sıkıntısı nedeniyle aynı yıl Antakya’ya dönen Meriç, lise öğrenimini Antakya Sultânîsi’nde tamamladı. Kısa süre öğretmenlik yaptı, İskenderun Tercüme Bürosu’nda başkan yardımcılığı görevinde bulundu. Nahiye müdürlüğü, Türk Hava Kurumu’nda sekreterlik ve belediyede kâtiplik gibi görevler de üstlendi.

1939’da yaşadığı siyasi yargılama ise hayatının en çarpıcı dönemeçlerinden biri oldu. Bağımsız Hatay hükümetini devirmekle suçlanan Meriç, idam talebiyle yargılandı ancak beraat etti. Bu olay, onun fikir hayatında devlet, toplum, ideoloji ve aydın sorumluluğu üzerine derin sorgulamalar yapmasına zemin hazırladı.

Üniversite yılları ve akademik hayatı

1940’ta yeniden İstanbul’a giden Cemil Meriç, Yabancı Diller Yüksek Okulu’na devam etti ve 1942’de mezun oldu. Fransızca öğretmeni olarak Elazığ Lisesi’ne tayin edildi. Burada iki yılı aşkın süre görev yaptıktan sonra İstanbul’a döndü.

1946’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Fransızca okutmanı oldu ve 1974’te emekli oluncaya kadar bu görevini sürdürdü. Bu süreçte Felsefe Bölümü’nde doktora öğrencisi olarak kaydoldu, Işık Lisesi’nde Fransızca öğretmenliği yaptı ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde dersler verdi.

Akademik hayatı, onun yalnızca bir öğretmen ya da okutman değil; tercüme, sosyoloji, edebiyat, tarih ve düşünce alanlarında çok yönlü bir entelektüel olarak yetişmesini sağladı.

Gözlerini kaybetti ama düşünce dünyasını büyüttü

Cemil Meriç’in hayatındaki en ağır kırılmalardan biri görme duyusunu kaybetmesi oldu. Çocukluğundan itibaren sorunlu olan gözleri, 1950’li yıllarda giderek zayıfladı. 1954’te geçirdiği ameliyatlar sonuç vermedi. 1955’te Paris’te Quinze-Vingts Hastanesi’nde yapılan ameliyatlardan da sonuç alınamayınca ömrünün geri kalanını görme yetisini kaybetmiş olarak sürdürdü.

Ancak bu büyük kayıp, onun düşünce üretimini durdurmadı. Ailesinin, dostlarının ve öğrencilerinin desteğiyle okunan kitapları dinledi, düşüncelerini dikte ettirdi, yazmaya ve üretmeye devam etti. Gözlerini kaybettiği dönem, aynı zamanda onun fikir dünyasının daha da yoğunlaştığı, eserlerinin olgunlaştığı dönem oldu.

1984’te geçirdiği beyin kanaması ve felç, sağlığını ağır biçimde etkiledi. Cemil Meriç, 13 Haziran 1987’de İstanbul’da hayatını kaybetti ve Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

Yazı hayatına genç yaşta başladı

Cemil Meriç’in kitapların dünyasına yönelişi çocukluk yıllarında başladı. Yayın hayatına 1933’te Antakya’da çıkan Yeni Gün gazetesinde yayımlanan “Geç Kalmış Bir Muhasebe” başlıklı yazısıyla adım attı. Daha sonra Karagöz’de yazıları ve “Fırsat Yoksulu” mahlasıyla şiirleri yayımlandı.

İstanbul’a gelişinden sonra “Honoré de Balzac” başlıklı ilk yazısı İnsan dergisinde yayımlandı. Ayın Bibliyografyası dergisinde tercüme tenkitleri yaptı. 1943’te Balzac’tan çevirdiği Altın Gözlü Kız, başındaki uzun incelemeyle birlikte onun yayımlanan ilk kitabı oldu.

1940’lı yıllarda Yurt ve Dünya, Yücel, Gün ve Amaç gibi dergilerde Fransız edebiyatı, düşünce hayatı ve tercüme tenkitleri üzerine yazılar kaleme aldı. Balzac çevirileriyle edebiyat dünyasında dikkat çekti.

Hint edebiyatından Osmanlı irfanına

Cemil Meriç’in fikir hayatı sürekli arayışlarla şekillendi. Kendi yaptığı tasnife göre çocukluk yıllarını “koyu müslümanlık devri”, gençlik yıllarının bir bölümünü “şoven milliyetçilik devri”, ardından kısa bir dönemi “sosyalistlik devri” olarak nitelendirdi. 1938-1960 arasını “Âraf” dediği kuluçka dönemi, 1960-1964 arasını ise “Hint devri” olarak gördü. 1964’ten sonra kendisini “sadece Osmanlı” olarak tanımladı.

Bu tasnif, onun düşünce dünyasının tek bir ideolojik kalıba sığmadığını gösterir. Cemil Meriç, hayatı boyunca farklı düşünce kanallarından beslendi; ancak hiçbir ideolojinin dar sınırları içinde kalmak istemedi. Kendisini “hakikat arayıcısı” ve “hakikat âşığı” olarak gördü.

Türk aydınına sert eleştiriler

Cemil Meriç’in eserlerinde en çok üzerinde durduğu konulardan biri Türk aydınının kimlik krizidir. Ona göre Türk aydını, kendi kültür kökleriyle bağını zayıflatmış, Batı’yı da yeterince derinlikli tanıyamamıştır. Bu nedenle hem kendi dünyasına yabancılaşmış hem de Batı karşısında aşağılık kompleksine kapılmıştır.

Meriç, Türkçenin hızla kan kaybettiğini, geçmişle kurulan bağın zayıfladığını ve bunun toplumun geleceği üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini savundu. Ona göre bir milletin düşünce hayatı, kendi dili ve irfan geleneğiyle beslenmeden güçlenemezdi.

Sağ-sol çatışmasını da Avrupa’dan ithal edilmiş yapay bir kamplaşma olarak değerlendirdi. Bu kamplaşmanın Türk insanının ve aydınının zaten zayıflatılmış düşünce dinamizmini daha da körelttiğini savundu.

Doğu ve Batı’yı birlikte düşünen bir zihin

Cemil Meriç’in düşünce dünyasında Doğu ve Batı karşıtlığı basit bir medeniyet çatışması değildir. Ona göre insan beyninin iki yarım küresi gibi Doğu ve Batı da birbirini tamamlayan iki büyük birikimdir. Birini reddetmek, diğerini de eksik bırakmak anlamına gelir.

Meriç, Batı medeniyetine bütünüyle dönüşmenin ham bir hayal olduğunu düşünür. Ona göre bir medeniyet başka bir medeniyete dönüşemez; ancak ondan malzeme alabilir. Türkiye’nin kendi köklerine bağlı yeni bir nesil yetiştirebilmesi için Osmanlıca, Arapça ve Farsça öğrenerek irfan hazinelerine ulaşması, aynı zamanda bir Avrupa dili öğrenerek Batı’yı özgür biçimde tanıması gerekir.

Bu yaklaşım, Cemil Meriç’i yalnızca muhafazakâr ya da yalnızca Batıcı düşünce çizgilerinden ayırır. O, kültürler arasında tercümanlık yapan, fakat kendi merkezini kaybetmemeye çalışan bağımsız bir fikir adamıdır.

“Bu Ülke” ile geniş kitlelere ulaştı

Cemil Meriç’in olgunluk dönemi eserleri, özellikle 1974’te yayımlanan Bu Ülke ile geniş okuyucu kitlelerine ulaştı. Bu eser, yalnızca bir deneme kitabı değil; Türkiye’nin kültürel, düşünsel ve entelektüel serüvenine dair güçlü bir hesaplaşma metni olarak kabul edildi.

Ardından Umrandan Uygarlığa, Mağaradakiler, Kırk Ambar, Işık Doğudan Gelir, Kültürden İrfana gibi eserleri geldi. Bu kitaplarda medeniyet, kültür, aydın, ideoloji, dil, tarih, Doğu-Batı ilişkisi ve Türk düşüncesinin sorunları üzerine yoğunlaştı.

Jurnalleri ise onun iç dünyasını, düşünce sancılarını, yalnızlığını, mücadelelerini ve entelektüel arayışını en çıplak haliyle ortaya koyan metinler arasında yer aldı.

Cemil Meriç’in başlıca eserleri

Eser adı İlk yayın yılı Tür / Alan Not
Hind Edebiyatı 1964 İnceleme Daha sonra genişletilmiş baskısı Bir Dünyanın Eşiğinde adıyla yayımlandı
Saint-Simon: İlk Sosyolog-İlk Sosyalist 1967 İnceleme / Sosyoloji Saint-Simon düşüncesi üzerine çalışması
Bu Ülke 1974 Deneme / Düşünce Meriç’in en çok bilinen eserlerinden biri
Umrandan Uygarlığa 1974 Deneme / Medeniyet düşüncesi Kültür, uygarlık ve medeniyet kavramları üzerine
Mağaradakiler 1978 Deneme / Aydın eleştirisi Türk aydını ve düşünce hayatı üzerine
Kırk Ambar 1980 Deneme / İnceleme Daha sonra külliyat içinde iki cilde ayrıldı
Bir Facianın Hikâyesi 1981 İnceleme Yakın tarih ve toplumsal meseleler üzerine
Işık Doğudan Gelir 1984 Deneme / Medeniyet Doğu düşüncesi ve irfan geleneği üzerine
Kültürden İrfana 1985 Deneme / Kültür Kültür ve irfan ayrımı üzerine önemli metinlerinden
Jurnal I-II 1992-1993 Günlük Ölümünden sonra yayımlanan günlükleri
Sosyoloji Notları ve Konferanslar 1993 Ders notları / Konferans Ümit Meriç tarafından hazırlandı

Cemil Meriç’in çevirileri

Çevirdiği eser Yazar Yayın yılı Açıklama
Altın Gözlü Kız Honoré de Balzac 1943 Meriç’in yayımlanan ilk kitabı; başında uzun Balzac incelemesi yer aldı
Otuzunda Kadın Honoré de Balzac 1945 Balzac çevirileri arasında
Onüçlerin Romanı Honoré de Balzac 1945 Balzac’tan yaptığı önemli çevirilerden
Kibar Fahişelerin İhtişam ve Sefaleti Honoré de Balzac 1946 Fransız edebiyatından çeviri
Hernani Victor Hugo 1956 Maarif Vekâleti klasikler dizisi kapsamında yayımlandı
Marion de Lorme Victor Hugo 1966 Mahmut Sait Kılıççı ile birlikte çevirdi
Dillerin Yapısı ve Gelişmesi Antoine Meillet / Michel Lejeune 1967 Berke Vardar ile birlikte çevirdi; kitaba ilavelerde bulundu
Ziya Gökalp: Türk Milliyetçiliğinin Temelleri Uriel Heyd 1980 Türk milliyetçiliği üzerine önemli bir kaynak çeviri
Köprüden Düşenler Thornton Wilder 1981 Lamia Çataloğlu ile birlikte çevirdi
Batıyı Büyüleyen İslam Maxime Rodinson 1983 İslam ve Batı algısı üzerine çeviri

Diğer çalışmaları ve risaleleri

Çalışma adı Yıl Tür Not
Fransızca Yardımcı Metinler 1951 Yardımcı ders kitabı Ferit Hakkı Saymen ve Louat ile birlikte hazırlandı
Sosyalizm ve Sosyoloji Tarihinde Pierre Joseph Proudhon 1969 Risale / İnceleme Yazılarının basımıyla ortaya çıktı
İdeoloji 1970 Risale / Düşünce İdeoloji kavramı üzerine
Fransızca grameri 1959 Basılmamış çalışma Fransızca hocaları için hazırlandı
Quinze-Vingts Geceleri 1955 Roman tasarısı Başladı ancak devam ettirmedi
Jurnaller 1963’ten itibaren Günlük Aralıklarla yaklaşık 20 yıl sürdü

Cemil Meriç hakkında yayımlanan bazı çalışmalar

Eser Yazar / Hazırlayan Yayın yeri / yılı Not
Cemil Meriç: Şair, Filozof, Yazar Mehmet Tekin Antakya, 1991 Cemil Meriç üzerine erken dönem çalışmalardan
Cemil Meriç Ümit Meriç Yazan Ankara, 1993 Daha sonra Babam Cemil Meriç adıyla yayımlandı
Doğu ve Batı Arasında Cemil Meriç Ahmet Turan Alkan Ankara, 1993 Meriç’in Doğu-Batı düşüncesine odaklanır
Cemil Meriç’le Sohbetler Halil Açıkgöz İstanbul, 1993 Sohbetler üzerinden Meriç portresi
Cemil Meriç’le Nur Sohbetleri Necmettin Şahiner İstanbul, 1994 Düşünce ve sohbet merkezli çalışma
Cemil Meriç ve Bu Ülkenin Çocukları Ergün Meriç – Ayşe Çavdar İstanbul, 1998 Derleme çalışma
Düşüncenin Gökkuşağı: Cemil Meriç Mustafa Armağan İstanbul, 2001 Kapsamlı biyografik ve fikrî inceleme
Cemil Meriç Cafer Vayni Ankara, 2002 Biyografik çalışma
Cemil Meriç’in Konuşmaları Mehmet Tekin Konya, 2003 Konuşmalarını bir araya getiren çalışma

Ödüller ve hatırası

Cemil Meriç, yalnızca kitaplarıyla değil, düşünce hayatına yaptığı katkılarla da çeşitli kuruluşlar tarafından ödüllendirildi. Türkiye Millî Kültür Vakfı, Türkiye Yazarlar Birliği ve Kayseri Sanatçılar Derneği gibi kuruluşlar tarafından fikir ve inceleme dallarında ödüller aldı.

2004 yılında Üsküdar Belediyesi tarafından açılan bir kültür merkezine adının verilmesi, onun hatırasının yalnızca akademik ve edebî çevrelerde değil, şehir kültüründe de yaşatıldığını gösterdi.

Bir fikir adamından fazlası

Cemil Meriç’i yalnızca yazar, çevirmen ya da akademisyen olarak tanımlamak eksik kalır. O, Türk düşünce hayatında kavramların izini süren, kelimelerin kaderini milletin kaderiyle birlikte okuyan, ideolojilerin dar kalıplarına sığmayan bağımsız bir zihin olarak öne çıktı.

Hayatı boyunca hakikati aradı. Bazen milliyetçilikte, bazen sosyalizmde, bazen Hint düşüncesinde, bazen Osmanlı irfanında soluklandı. Fakat hiçbir durakta bütünüyle kalmadı. Onun asıl yurdu, düşüncenin kendisiydi.

Cemil Meriç’in bugün hâlâ okunmasının nedeni, yalnızca güçlü üslubu değildir. Onu güncel kılan asıl unsur, Türkiye’nin hâlâ tartışmaya devam ettiği dil, kültür, aydın, medeniyet, Batılılaşma ve kimlik meselelerini sarsıcı bir açıklıkla ele almış olmasıdır.

Bu yüzden Cemil Meriç, Türk düşünce tarihinde yalnızca geçmişin büyük isimlerinden biri değildir. Bugünün tartışmalarında da sesi duyulan, kelimeleriyle hâlâ rahatsız eden, düşündüren ve okurunu kendi zihinsel konfor alanından çıkaran bir fikir işçisidir.

Reklamı Geç