İslam dünyasında Muharrem ayının onuncu günü olarak bilinen Âşûrâ, asırlardır farklı dinî, tarihî ve kültürel anlamlarıyla yaşatılıyor. Arapça “on” anlamındaki kökle ilişkilendirilen Âşûrâ, özellikle İslam geleneğinde oruç, ibadet, tefekkür, matem ve paylaşma günü olarak öne çıkıyor.
Âşûrâ, tarih boyunca yalnızca bir takvim günü olarak değil; peygamberler tarihine dair rivayetler, Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da şehit edilmesi ve Müslüman toplumlarda gelişen aşure geleneğiyle birlikte çok katmanlı bir anlam kazandı. Bugün, İslam dünyasının farklı coğrafyalarında hem ibadetle hem de toplumsal hafızayı canlı tutan merasimlerle anılıyor.
Âşûrâ ne anlama geliyor?
Âşûrâ kelimesinin kökeni konusunda farklı görüşler bulunuyor. Kelimenin Arapçada “on” anlamına gelen “aşr” kökünden türediğini kabul edenler olduğu gibi, İbrânîce kökenli olduğunu ileri sürenler de vardır. Ancak İslam âlimlerinin çoğu, kelimenin Arapça asıllı olduğu görüşünü benimsemiştir.
Âşûrâ günü, hicrî takvimin ilk ayı olan Muharrem’in onuncu günüdür. İslam kültüründe Muharrem ayı, haram aylardan biri olması sebebiyle saygı gösterilen aylardan kabul edilir. Bu ayın onuncu günü ise tarihî ve dinî rivayetler sebebiyle özel bir konuma sahiptir.
Âşûrâ’nın tarihî ve dinî arka planı
Âşûrâ’nın menşei hakkında İslam kaynaklarında iki temel yaklaşım öne çıkar. Birinci görüşe göre Âşûrâ, Hz. Mûsâ ve kavminin Firavun’un zulmünden kurtulduğu gündür. Bu sebeple yahudilerin bu günde oruç tuttuğu, Hz. Peygamber’in de Medine’ye hicretten sonra bu günü önemseyerek oruç tuttuğu rivayet edilir.
İkinci görüşe göre ise Âşûrâ, yalnızca yahudi geleneğiyle sınırlı değildir. Hz. Nûh’tan itibaren semavî dinlerde bilinen, Câhiliye Arapları arasında da önem verilen bir gündür. Hz. Âişe ve Abdullah b. Ömer’den gelen rivayetlerde, Kureyş’in Câhiliye döneminde Âşûrâ günü oruç tuttuğu, Hz. Peygamber’in de bu orucu tuttuğu aktarılır.
Hz. Âişe’den nakledilen rivayette, Âşûrâ’nın Kureyş’in Câhiliye devrinde oruç tuttuğu bir gün olduğu, Resûlullah’ın da buna riayet ettiği, Medine’ye hicretten sonra bu orucu sürdürdüğü ve Müslümanlara da tavsiye ettiği belirtilir. Ramazan orucunun farz kılınmasının ardından ise Âşûrâ orucu isteğe bırakılmıştır.
10 Muharrem’de yaşandığı rivayet edilen tarihî olaylar
Âşûrâ günü, İslam kültüründe tarih boyunca birçok önemli olayla ilişkilendirilmiştir. Kaynaklarda bu güne dair farklı rivayetler yer almakla birlikte, âlimler bu rivayetlerin tamamının aynı derecede sahih olmadığını belirtir. Özellikle bazı anlatıların İsrailiyat kaynaklı olduğu, bir kısmının ise tarihî olarak kesin biçimde doğrulanamadığı ifade edilir.
Buna rağmen Âşûrâ, Müslüman toplumların dinî ve kültürel hafızasında önemli bir yere sahiptir. 10 Muharrem’e atfedilen hadiseler, hem peygamberler tarihine dair anlatılar hem de Kerbelâ faciasıyla birlikte oluşan ortak hüzün üzerinden bugün de hatırlanmaktadır.
| Olay | Kısa açıklama | Değerlendirme |
|---|---|---|
| Hz. Mûsâ ve İsrailoğulları’nın Firavun’dan kurtulması | Rivayetlere göre Hz. Mûsâ ve kavmi, Firavun’un zulmünden Âşûrâ günü kurtulmuştur. Hz. Peygamber’in Medine’de yahudilerin bu gün oruç tuttuğunu görmesi üzerine “Biz Mûsâ’ya sizden daha lâyıkız” buyurduğu ve Müslümanlara da oruç tutmayı tavsiye ettiği aktarılır. | Âşûrâ orucuyla ilgili en güçlü rivayetler arasında yer alır. |
| Hz. Nûh’un gemisinin tufandan kurtulması | Bazı rivayetlerde Hz. Nûh’un gemisinin tufandan sonra Cûdî Dağı’na Âşûrâ günü oturduğu belirtilir. Aşure tatlısı geleneği de halk kültüründe bu rivayetle ilişkilendirilir. | Yaygın bir rivayettir; halk geleneğinde güçlü yer edinmiştir. |
| Hz. Âdem’in tövbesinin kabul edilmesi | Bazı kaynaklarda Hz. Âdem’in tövbesinin Âşûrâ günü kabul edildiği aktarılır. | Kaynaklarda geçmekle birlikte kesinliği tartışmalıdır. |
| Hz. Yûnus’un balığın karnından kurtulması | Rivayetlere göre Hz. Yûnus’un balığın karnından çıkarılması Âşûrâ günüyle ilişkilendirilmiştir. | Rivayetler arasında yer alır; kesin tarihî bilgi olarak değerlendirilmez. |
| Hz. İbrâhim’in ateşte yanmaması | Hz. İbrâhim’in ateşte yanmadığı olayın Âşûrâ günü yaşandığına dair rivayetler vardır. | Günü kesin olarak belirleyen sahih bilgi bulunmamaktadır. |
| Hz. Eyyûb’un hastalığından şifa bulması | Hz. Eyyûb’un uzun süren imtihanından sonra sağlığına kavuşmasının Âşûrâ günü gerçekleştiği rivayet edilir. | Halk anlatılarında yer alır; kesinlik taşımayan rivayetlerdendir. |
| Hz. Yâkub’un Hz. Yûsuf’a kavuşması | Bazı anlatılarda Hz. Yâkub’un uzun ayrılığın ardından oğlu Hz. Yûsuf’a kavuşmasının bu gün gerçekleştiği belirtilir. | Rivayet niteliğindedir. |
| Hz. Dâvûd’un tövbesinin kabul edilmesi | Bazı tarih ve dinî kültür kitaplarında Hz. Dâvûd’un tövbesinin Âşûrâ günü kabul edildiği aktarılır. | Kesinliği tartışmalı rivayetler arasındadır. |
| Hz. Süleyman’a mülk verilmesi | Hz. Süleyman’a büyük hükümranlığın bu gün verildiğine dair rivayetler bulunmaktadır. | Sahihliği kesin olmayan rivayetlerdendir. |
| Hz. Îsâ’nın doğumu veya göğe yükseltilmesi | Bazı kaynaklarda Hz. Îsâ’nın doğumu ya da ölümden kurtarılarak göğe yükseltilmesi Âşûrâ günüyle ilişkilendirilir. | Sağlam delillerle desteklenmeyen rivayetler arasında değerlendirilir. |
| Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da şehit edilmesi | Hz. Peygamber’in torunu Hz. Hüseyin, ailesi ve beraberindeki yakınlarıyla birlikte 10 Muharrem 61’de Kerbelâ’da şehit edildi. Bu olay, Âşûrâ gününe İslam tarihinde derin bir hüzün ve matem anlamı kazandırdı. | Tarihî olarak sabit en önemli olaydır. |
Bu rivayetler içinde Hz. Hüseyin’in 10 Muharrem 61’de Kerbelâ’da şehit edilmesi tarihî olarak sabittir. Diğer birçok olay ise dinî kültürde yaygın biçimde anlatılmakla birlikte, sahihlik dereceleri bakımından farklı değerlendirmelere konu olmuştur. Bu nedenle Âşûrâ’ya dair olayların “kesin tarihî bilgi” değil, “rivayet edilen hadiseler” olarak aktarılması daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
Âşûrâ orucu
Âşûrâ günü oruç tutmak İslam geleneğinde faziletli kabul edilmiştir. Hz. Peygamber’in bu günde oruç tuttuğu ve Müslümanlara da tavsiye ettiği sahih rivayetlerde yer almaktadır. Ancak Ramazan orucunun farz kılınmasından sonra Âşûrâ orucu farz olmaktan çıkmış, müstehap bir ibadet olarak değerlendirilmiştir.
İslam âlimleri, Âşûrâ orucunun hükmü konusunda bazı farklı yorumlarda bulunmuştur. Ebû Hanîfe ve bazı Şâfiî âlimleri, Ramazan orucu farz kılınmadan önce Âşûrâ orucunun vacip olduğunu, daha sonra bu hükmün kaldırıldığını kabul etmiştir. Hanbelîler ve bazı Şâfiîler ise bu orucun baştan itibaren müstehap olduğu görüşündedir.
Müslümanların yahudilere benzememesi için Âşûrâ orucunun yalnızca Muharrem’in onuncu günüyle sınırlı tutulmaması, dokuzuncu veya on birinci günle birlikte tutulmasının tavsiye edildiği de kaynaklarda yer alır. Bu sebeple İslam geleneğinde Muharrem’in 9-10 veya 10-11. günlerinde oruç tutulması yaygın bir uygulama haline gelmiştir.
Âşûrâ’ya atfedilen rivayetlere dikkat
Âşûrâ günüyle ilgili tarih ve dinî kültürde çok sayıda rivayet bulunmaktadır. Bazı kaynaklarda Hz. Âdem’in tövbesinin kabul edilmesi, Hz. Nûh’un gemisinin tufandan kurtulması, Hz. Mûsâ’nın Firavun’dan kurtulması, Hz. Yûnus’un balığın karnından çıkarılması, Hz. İbrâhim’in ateşte yanmaması ve Hz. Eyyûb’un hastalığından şifa bulması gibi hadiselerin bu günle ilişkilendirildiği görülür.
Ancak bu rivayetlerin tamamı aynı derecede sahih kabul edilmemektedir. İslam âlimleri, Âşûrâ günüyle ilgili bazı anlatıların sağlam delillere dayanmadığını, bir kısmının İsrailiyat kaynaklı olduğunu belirtmiştir. Özellikle tarihî olarak yanlış olduğu açık olan bazı rivayetlere karşı dikkatli olunması gerektiği vurgulanmıştır. Örneğin Hz. Peygamber’in hicretinin 10 Muharrem’de gerçekleştiği yönündeki rivayetlerin doğru olmadığı, hicretin 12 Rebîülevvel’de gerçekleştiği ifade edilmektedir.
Kerbelâ ile Âşûrâ’nın birleşen hüznü
Âşûrâ günü, İslam tarihinde en derin anlamlarından birini Kerbelâ Hadisesi ile kazanmıştır. Hz. Peygamber’in torunu Hz. Hüseyin, ailesi ve beraberindeki yakınlarıyla birlikte 10 Muharrem 61’de, miladi takvime göre 10 Ekim 680’de Kerbelâ’da şehit edilmiştir.
Bu hadise, Müslüman toplumların ortak hafızasında derin bir acı ve ibret olarak yer etmiştir. Hz. Hüseyin’in zulme ve haksızlığa boyun eğmeyen duruşu, Âşûrâ gününe yalnızca ibadet ve oruç boyutu değil, aynı zamanda adalet, sadakat, direniş ve Ehl-i beyt sevgisi anlamı da kazandırmıştır.
Şiî Müslümanlar için Âşûrâ, Hz. Hüseyin’in şehadetinin anıldığı büyük bir matem günüdür. Muharrem ve Safer ayları matem ayları olarak kabul edilir; taziye meclisleri düzenlenir, mersiyeler okunur ve Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’daki mücadelesi hatırlanır. Bu gelenek, zamanla İran başta olmak üzere birçok coğrafyada güçlü bir dinî ve kültürel hafıza haline gelmiştir.
Alevî-Bektaşî geleneğinde Muharrem matemi
Alevî-Bektaşî geleneğinde Muharrem ayı, Kerbelâ’da yaşanan acının hatırlandığı ve On İki İmamların hüzünlerinin anıldığı özel bir dönemdir. Muharrem Matemi, Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’daki şehadeti başta olmak üzere, tarih boyunca yaşanan acıların tekrar etmemesi için insanlık değerlerini hatırlama amacı taşır.
Bu dönemde can incitmemek, kimsenin kalbini kırmamak, dedikodudan uzak durmak, canlılara zarar vermemek ve nefsi terbiye etmek temel ilkeler arasında görülür. Matem boyunca bazı topluluklarda et yenmez, kurban kesilmez ve kesici aletlerden uzak durulur. Buradaki amaç, kendine eziyet etmek değil; zulmü, haksızlığı ve acıyı unutmamak, insanlık adına ders çıkarmaktır.
Alevî geleneğinde Muharrem matemi, aşure geleneğiyle tamamlanır. 12 günlük matem orucunun ardından aşure pişirilir, paylaşılır ve Hz. Hüseyin’in soyunun İmam Zeynelâbidîn üzerinden devam etmesine şükredilir.
Aşure tatlısı ve paylaşma kültürü
Âşûrâ, Türk-İslam kültüründe aynı zamanda aşure tatlısıyla özdeşleşmiştir. Muharrem’in onuncu gününden itibaren pişirilen ve dağıtılan aşure, bereket, paylaşma, komşuluk ve kardeşlik duygularını temsil eder.
Aşurenin kökeniyle ilgili yaygın rivayetlerden biri Hz. Nûh’un gemisine dayanır. Rivayete göre tufandan sonra gemide kalan az miktardaki yiyecekler bir araya getirilerek bir yemek yapılmış, bu gelenek zamanla farklı malzemelerin aynı kazanda buluştuğu aşure tatlısına dönüşmüştür.
Osmanlı döneminde aşure geleneği sarayda da yaşatılmıştır. Saray mutfağında özel olarak hazırlanan aşure, “aşure testisi” adı verilen kaplarla saray dairelerine ve halka dağıtılmıştır. Anadolu’da ise zengin aileler, esnaf teşkilatları ve mahalle halkı tarafından pişirilen aşure, dualar eşliğinde komşulara ve ihtiyaç sahiplerine ikram edilmiştir.
Günümüzde de aşure pişirme ve dağıtma geleneği canlılığını korumaktadır. Evlerde, camilerde, cemevlerinde, derneklerde ve belediyeler tarafından düzenlenen programlarda aşure ikram edilmekte; bu gelenek toplumda birlik ve paylaşma duygusunu güçlendirmektedir.
Âşûrâ’nın bugüne verdiği mesaj
Âşûrâ, farklı inanç ve geleneklerde çeşitli anlamlar taşısa da Müslüman toplumlarda ortak bir tefekkür günü olarak öne çıkar. Bu gün, bir yandan geçmiş peygamberlerin mücadelelerini ve kurtuluş rivayetlerini hatırlatırken, diğer yandan Kerbelâ’nın büyük acısını ve Hz. Hüseyin’in adalet uğruna sergilediği duruşu gündeme getirir.
Âşûrâ’nın bugüne bıraktığı en güçlü mesajlardan biri, zulme rıza göstermemek ve haksızlık karşısında vicdanı diri tutmaktır. Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’daki şehadeti, tarih boyunca mazlumun yanında durmanın, adalet için bedel ödemeyi göze almanın ve hakikat yolundan dönmemenin sembolü olmuştur.
Aşure geleneği ise bu hüznün yanında paylaşmayı, bereketi ve toplumsal dayanışmayı temsil eder. Farklı malzemelerin aynı kazanda birleşerek bir lezzete dönüşmesi, toplumun farklı kesimlerinin barış, kardeşlik ve ortak değerlerde buluşmasını hatırlatır.
Bu yönüyle Âşûrâ, yalnızca geçmişte yaşananların anıldığı bir gün değil; bugünün insanına da adalet, merhamet, sabır, paylaşma ve kardeşlik çağrısı yapan güçlü bir manevî mirastır.




