Ramazan’ın üçüncü gününe girerken, insanın iç dünyasında sessiz bir tartı kurulur: Söyleyeceğimiz söz, tutacağımız niyet, uzatacağımız el… Bu mübarek gün, bize ibadetin sadece bir “takvim” değil; kalbi incelten, dili terbiye eden, vicdanı diri tutan bir yolculuk olduğunu hatırlatır. Tevbe Suresi’nin uyarısı, hakikati küçük menfaatlere satmamanın ağır sorumluluğunu önümüze koyarken; hadis-i şerif Ramazan’ın hürmetini ve orucun ciddiyetini güçlü bir dille vurgular. Bugünün duası ise en güvenli kapıya yöneltir: Resûlullah’ın (S.A.V.) istediğine talip olmak, O’nun sığındığına sığınmak…
AYET
“Allah’ın âyetlerini az bir karşılığa değiştiler de insanları O’nun yolundan alıkoydular. Bunların yapmakta oldukları şeyler gerçekten ne kötüdür!”
(Tevbe Suresi, 9. Ayet)
HADİS
“Ramazan ayında, hasta veya ruhsat sahibi olmaksızın kim bir günlük orucunu yerse, bütün zaman boyu oruç tutsa bu orucu kaza edemez.”
(Buhârî, Savm 29)
DUA
Ey Rabbim! Her şeye mutlak gâlib ve mutlak büyük ancak sensin, ben de senin zayıf ve düşkün bir kulunum. Her türlü kudret kuvvet ancak seninledir. Ey Rabbim! Fir’avn’i Musa’ya musahhar kıldığın gibi zorlukları da bana musahhar kıl ve Davud’un elinde demiri yumuşattığın gibi insanların kalbini de bana karşı yumuşat. Hiçbir insan iznin olmadan bir şey konuşamaz, insanların nâsiyesi de kalbi de senin kabza-i kudretindedir. Senin zâtının senâsı yücedir ey merhamet edicilerin merhamet edicisi, bana ve aileme yardım et, bu ağır çağda bizim ayağımızı kaydırma, bizlere helalinden bol ve bereketli kazançlar ver.
Âmin.

Hz. Osman (r.a.)
Hz. Osman (r.a.), Kureyş’in Ümeyyeoğulları koluna mensup, Mekke’nin itibarlı ve varlıklı ailelerinden birinin evladıdır. Babası Affân’dır. Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) yaşça yakın olan Hz. Osman, gençlik yıllarında ticaretteki başarısı, nezaketi ve vakarıyla tanınmıştır.
Rivayetlere göre feraset sahibi bir yakını, kendisine ileride bir peygamberin kızıyla evleneceğini ve vahyin başladığını ifade edince, Hz. Osman bu sözü yakın dostu Hz. Ebû Bekir (r.a.) ile paylaşır. Hz. Ebû Bekir’in davetiyle Resûlullah’ın (s.a.v.) huzuruna gider ve burada kelime-i şehâdet getirerek İslâm’la şereflenir.
İlk Müslümanların çoğunlukla toplumun zayıf kesimlerinden olduğu bir dönemde, Hz. Osman gibi itibarlı bir kişinin iman etmesi Mekke’de dikkat çekmiş; bu durum hem yankı uyandırmış hem de çeşitli tepkilere yol açmıştır.
“Zinnûreyn” (İki Nur Sahibi)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Allah’tan gelen emir üzere kızı Hz. Rukiyye’yi Hz. Osman (r.a.) ile nikâhlamıştır. Hz. Rukiyye’nin vefatından sonra ise bu kez diğer kızı Hz. Ümmü Gülsüm, Hz. Osman (r.a.) ile evlendirilmiştir. Resûlullah’ın (s.a.v.) iki kızıyla evlenme nimetine mazhar olduğu için Hz. Osman’a “Zinnûreyn” (iki nur sahibi) denilmiştir.
Hicretler ve Medine Hayatı
Hz. Osman (r.a.), İslâm’ın ilk yıllarında Habeşistan’a hicret etmiş; ardından Mekke’ye dönmüş ve daha sonra Medine’ye hicret etmiştir. Medine’de çalışkanlığı ve ticaretteki maharetiyle kısa sürede düzenini kurmuş; ticaretin gelişmesine katkı sağlamış, Medine toplumunun ekonomik yapısında önemli bir hareketlilik oluşmasına vesile olmuştur.
Halifeliği ve Hizmetleri
Hz. Osman (r.a.), 644 yılında halife olmuş ve yaklaşık 12 yıl bu görevi sürdürmüştür. Dört Halife arasında en uzun süre hilafet makamında kalan isimlerden biridir. Onun döneminde İslâm coğrafyası genişlemiş; Horasan, Kafkasya, Kuzey Afrika ve Akdeniz hattında önemli fetihler gerçekleşmiştir. Deniz gücünün tesis edilmesi, idari ve mali düzenlemeler, kamu hizmetleri ve şehirleşme alanındaki çalışmalar bu dönemin öne çıkan başlıkları arasındadır.
Hz. Ebû Bekir (r.a.) döneminde bir araya getirilen Kur’ân-ı Kerîm mushaflarının çoğaltılarak önemli merkezlere gönderilmesi de Hz. Osman (r.a.) döneminin en kritik hizmetlerinden biri olarak kabul edilir.
Şehadeti ve Son Duası
Hz. Osman’ın (r.a.) hilafet yıllarının sonu, İslâm tarihinde “fitne dönemi” diye anılan ağır bir toplumsal gerilim sürecine denk gelmiştir. Medine’de evinin kuşatıldığı bu süreçte, rivayetlere göre Kur’ân okuduğu sırada saldırıya uğrayarak şehit edilmiştir. Son nefesinde şu duayı yaptığı aktarılır:
“Yâ Rabbî! Ümmet-i Muhammed’i tefrikadan, fitneden koru!”
Hz. Osman (r.a.), şehit edildiğinde ileri bir yaştaydı.

Ebû Ali el-Fârmedî (k.s.)
Ebû Ali el-Fârmedî (k.s.), Ebû’l-Kasım Kuşeyrî’nin talebesi; İmam Gazâlî’nin ise şeyhi ve üstadı olarak anılan, Horasan irfan geleneğinin seçkin isimlerindendir. Tuş (Tûs) civarındaki Farmez bölgesine nisbetle “Fârmedî” diye tanınır. Asıl adı Fazl b. Muhammed, künyesi Ebû Ali’dir.
İlim yolculuğu ve yetişmesi
407/1016 yılında dünyaya gelen Ebû Ali el-Fârmedî, Ebû Abdullah Şîrâzî, Ebû Mansur Bağdâdî ve Ebû’l-Hasan el-Müzekkî gibi âlimlerden ilim tahsil etti. Gençlik yıllarında Nişâbur’da Ebû Saîd Ebû’l-Hayr’ın ders halkasına katıldığı aktarılır.
Kuşeyrî’nin terbiyesinde tefsir ve hadis başta olmak üzere dinî ilimlerde derinleşti; vaaz ve irşad üslubunu da bu mektepte olgunlaştırdı. Kuşeyrî’nin onu sürekli ilme teşvik ettiği; fakat ilmin yalnız bilgiyle değil, hâl ve ahlâkla tamamlandığını da öğrettiği rivayet edilir.
Dönüm noktası: “mürekkep” tecellisi
Kaynaklarda, Ebû Ali’nin ilimle meşgul olduğu bir sırada yaşadığı sarsıcı bir hâl anlatılır: Kalemini mürekkep dolu hokkaya batırmasına rağmen kalemin ucunun bembeyaz kaldığını görür; bunu defalarca tekrar eder fakat sonuç değişmez. Bu hâl, onda büyük bir ürperti uyandırır ve doğruca üstadı Kuşeyrî’ye gider.
Kuşeyrî, dinlediği bu hâdise üzerine şu mânâya gelen bir yönlendirmede bulunur:
“Artık senin işin benim sınırlarımı aştı. İlim senden el çektiğine göre sen de ondan el çek; ruhunu olgunlaştırmaya ve içindeki ateşi söndürmeye bak.”
Bu sözlerin ardından Ebû Ali el-Fârmedî’nin medreseden ayrılıp Kuşeyrî’nin dergâhına yöneldiği aktarılır.
Seyr u sülûk ve irşad vazifesi
Bir müddet sonra yaşadığı bazı manevî hâller sebebiyle yurdundan ayrılarak Nişâbur ve Tûs taraflarına gider. Tûs’ta Ebû’l-Kasım Gürgânî’yi bulur ve ona intisap eder. Gürgânî’nin yanında riyâzat ve mücâhede ile meşgul olarak seyr u sülûkünü tamamlar. Şeyhi tarafından vaaz ve irşad halkası kurmak, zikir meclisleri teşkil etmekle görevlendirildiği; ayrıca şeyhinin kızıyla evlendirildiği rivayet edilir.
Şöhreti, nüfuzu ve vefatı
Ebû Ali el-Fârmedî, irşad ve nasihatteki incelikli üslubu; hâl ve tavırlarında görülen olgunluk sebebiyle devrinde büyük bir muhabbet ve hürmete mazhar oldu. Horasan’da “Şeyhler şeyhi”, “Horasan’ın dili” gibi nitelemelerle anıldığı belirtilir.
Dönemin Selçuklu veziri Nizâmü’l-Mülk’ün ona duyduğu saygı da kaynaklarda yer alır. Nizâmü’l-Mülk, bu saygının sebebi sorulduğunda şu mânâya gelen bir cevap vermiştir:
“Diğer âlim ve şeyhler beni yüzüme karşı över; nefsim hoşlanır. Fârmedî ise beni övmediği gibi kusurlarımı da söyler, ikaz eder. Ben de onun bu sözlerinde hayır görürüm.”
Ebû Ali el-Fârmedî’nin vefatı 477 Rebîü’l-evvel / 1084 Temmuz olarak kaydedilir. Allah rahmet eylesin.
Ramazân-ı Şerîfin Fazîlet Dersleri
Ramazân-ı şerîf, âdeta yoğunlaştırılmış bir mânevî tekâmül mektebidir. Oruç, iftar, sahur, terâvih, mukabele, duâ ve zikir, fitre-zekât, îtikâf, Kadir Gecesi ve bayram; bu mektebin temel dersleridir. Bu dersleri hakkıyla idrâk edebilmek, insanı ilâhî mağfiretin iklimine taşır; kalbe seviye, hayata istikamet kazandırır.
Her ibadet, rûhun ayrı bir gıdâsıdır. Lâyıkıyla tutulan bir orucun verdiği feyiz ve rûhâniyet ise pek müstesnâdır. Orucun aslî hakîkati; yalnız açlıkta değil, mânevî, ahlâkî ve ictimâî kıymetlerinde gizlidir.
1) Şükür ve idrak terbiyesi
Oruç, nîmetlerin kadrini bildirir; gönülde şükran duygusunu derinleştirir. Her gün kolayca ulaşılan nîmetlerden günün belli bir kısmında mahrum kalmak bile, insana aczini hatırlatır. Her hâlükârda Rabbimize muhtaç olduğumuzu, O’nun lûtfuna sığınmadan bir an bile müstağnî kalamayacağımızı telkin eder. Böylece hamd ve şükür hissini güçlendirir.
2) Sabır ve nefse hâkimiyet
Oruç, bir sabır tâlimidir; nefsin isteklerini frenleyebilme iradesini kazandırır. Öfkeyi yenebilmek, affedebilmek, fedâkârlık ve ferâgat gibi yüksek fazîletler; nefsin itirazlarını susturabilmekle gerçekleşir.
Bu sebeple oruçluyken bilhassa öfkeden sakınmak gerekir. Açlığın verdiği asabiyetle nefsânî davranışlara sürüklenmek, orucun rûhâniyetini zedeler. Hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur:
“Hiçbiriniz (bilhassa) oruçlu olduğu gün, çirkin söz söylemesin ve kimse ile çekişmesin. Eğer biri kendisine söver veya çatarsa; «Ben oruçluyum» desin.” (Buhârî, Savm, 9)
3) İhram hassasiyeti: söz ve tavır temizliği
Sabır ayı olan Ramazân’da tutulan oruç, âdeta rûhun giydiği bir ihram gibidir. Nasıl ki ihramda refes, fısk ve cidâl yasaksa; aynı şekilde şehevî arzulara kapılmak, münâkaşaya sürüklenmek, bir gönle diken batırmak da orucun ecrini zâyî eder.
4) Rûhâniyeti güçlendiren büyük cihad
Oruç, nefsâniyeti dizginleyerek rûhâniyete seviye kazandırmaktır. İnsanda rûhâniyet ve nefsâniyet, bir terazinin iki kefesi gibidir: biri hafiflediğinde diğeri ağır basar. Oruç; bâkîyi fânîye, takvâyı fücûra gâlip getirmek için nefse karşı verilen büyük bir cihaddır.
Bedenin alıştığı fânî nîmetlerden bir süreliğine el çekmek, rûhu nefsânî arzuların kasvetinden kurtarır; duyguları ulvîleştirir, kalpte ilâhî nurların tecellîsine zemin hazırlar. Oruç tutan kimsede, nefsin tasallutundan kurtulan rûhun mânevî fetihleri başlar. Bu bakımdan oruçlu, bir fazîlet mücâhididir.
Ayrıca oruç, bir müddet helâllerden bile uzak kalmayı öğreterek; haram ve şüphelilere karşı daha güçlü mukavemet sağlayacak sağlam bir iradenin inşasına yardımcı olur.
5) Güzel ahlâk ve takvâ eğitimi
Oruç; Kur’ân ahlâkından nasiplenmek ve meleklerin letâfetinden hisse almaktır. Bunun için orucun hem zâhiren hem bâtınen korunması gerekir. Makbul oruç; bütün uzuvların, bilhassa kalbin iştirak ettiği oruçtur. Allah ile beraberlik şuuruyla tutulan; insanı günahlardan alıkoyan oruçtur.
Nitekim bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur:
“Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terk etmezse, Allah o kimsenin yemesini-içmesini bırakmasına kıymet vermez.” (Buhârî, Savm 8; Edeb 51)
Demek ki orucu nefsânî zaaflarla zedelememek; özellikle dili dedikodu, gıybet, yalan, iftirâ ve mâlâyânîden korumak gerekir. Başka bir ifadeyle, çirkin sözlere karşı dile de “sükût orucu” tutturmak icap eder.
6) İhlâs ve niyetin safiyeti
Oruç; bir ihlâs tâlimidir. Her ibadette olduğu gibi oruçta da yegâne niyet, Cenâb-ı Hakk’ın rızâsı olmalıdır. Riyâdan ve gösterişten sakınmak; ibadete fânî menfaatleri ortak etmemek gerekir. İbadet, maddî faydası için değil, Allah’ın emri olduğu için yapılır.
Bu sebeple, oruca dünyevî bir maksat karıştıranlar şu nebevî ikazın muhatabı olmaktan kurtulamaz:
“Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz!..” (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21/1690)
7) Zühd, iktisat ve helâl hassasiyeti
Oruç; zühd ve riyâzat terbiyesidir. Lüksün, israfın, oburluğun ve nefsânî ihtirasların arttığı çağımızda oruç; fânî nîmetlerin bir gün tamamen elimizden alınacağını hatırlatır. Helâlleri bile asgarî seviyede kullanmayı; kifâyet miktarıyla yetinmeyi ve imkânları âhiret sermâyesine dönüştürmeyi telkin eder.
Ashâb-ı kirâm’ın dünyaya karşı müstağnî duruşunu bilhassa Ramazan’da daha derin tefekkür etmek gerekir. Mü’minin iktisadî noktadaki asıl derdi, çok kazanmak değil; az veya çok, fakat mutlaka helâl kazanmaktır. Helâl lokmadan feyiz doğar; haram ve şüpheli lokma ise rûha gaflet ve hantallık taşır.
8) Diğergâmlık ve merhamet
Oruç; diğergâmlık tâlimidir. Yoksulların ve muhtaçların yaşadığı sıkıntılardan biri olan açlığı bizzat tattırarak onların hâlinden anlamayı sağlar. Böylece gönüllerde merhamet, şefkat ve cömertlik tohumları filizlenir.

RAMAZAN’A ÖZEL İFTAR MENÜSÜ ÖNERİSİ
Kahramanmaraş mutfağının ekşi dokunuşunu, baharat zenginliğini ve doyuruculuğunu aynı sofrada buluşturan; hem “özel gün” hissi veren hem de evde rahatça uygulanabilir bir iftar menüsü:
1) İftariyelik & Başlangıç
- Hurma + su
- Zeytin, peynir, domates–salatalık
- Tam buğdaylı pide (sıcak servis)
2) Çorba
- Maraş Ekşili Çorba (sumak–nane–semizotu uyumu; mideyi yormadan yumuşak bir başlangıç)
3) Ara Sıcak / Tamamlayıcı
- Kabaklı börek (ince dilim, hafif porsiyon)
- Yanına az limonlu yeşillik
4) Ana Yemek (Menünün yıldızı)
- Analı Kızlı (doyurucu, klasik ve “özel gün” lezzeti)
5) Yan Lezzet / Meze
- Çiğköfte (az porsiyon; ana yemeği gölgelemeden)
6) İçecek
- Ballı demirhindi şerbeti veya hibiskus şerbeti (ferah, geleneksel)
7) Tatlı (İsteğe bağlı – hafif tutun)
- Sütlü tatlı veya meyve
(Şerbetliyi sahura bırakmak daha rahat hissettirir.)
TARİF: ANALİ KIZLI
Zorluk: İleri seviye (adım adım gidince olur)
Porsiyon: 3 (kalabalıksa rahatça 2 katına çıkar)
Malzemeler
İç harç için
- 100 g orta yağlı dana kıyma
- 160 g soğan (çok ince doğranacak)
- 30 g tereyağı
- 45 g biber salçası
- 50 g domates salçası
- Tuz (menünün geneline yayarak ayarlayın)
- 1 çay kaşığı karabiber
- ½ çay kaşığı kimyon
Köfte hamuru için
- 200 g çiğ köftelik ince esmer bulgur
- 50 g un (+ gerekirse az miktar daha)
- 50 g irmik
- 1 yumurta
- Su (toplam 1075 g; hamur ve tencere için paylaştırılacak)
Sos / tencere için
- 60 g zeytinyağı (+ gerekirse çok az ilave)
- 1 çay kaşığı toz tatlı kırmızı biber
- 3 çay kaşığı kuru nane
- 25 g limon suyu
- 200 g et suyu + 200 g su
- 160 g haşlanmış nohut (süzülmüş)
Yapılış
1) İç harcı hazırlayın
- Soğanı çok ince doğrayın (isterseniz rondodan geçirin).
- Tereyağını eritin, soğanı pembeleştirin.
- Kıymayı ekleyip rengi dönene kadar kavurun.
- Biber ve domates salçasını ilave edin; kokusu çıkana kadar kavurun.
- Tuz, karabiber ve kimyonla tatlandırın.
- Harcı soğumaya bırakın. (Sıcak harç, hamuru yırtar.)
2) Dış hamuru yoğurun
- Bulguru geniş kapta ılık suyla kontrollü ıslatın. (Suyu bir anda dökmeyin.)
- İrmik, un ve yumurtayı ekleyin; yoğurun.
- Hedef kıvam: Ele yapışmayan, çatlamayan ve oyulabilir hamur.
- Çatlıyorsa az su,
- Çok yumuşuyorsa az un ekleyin.
3) “Analı” köfteleri şekillendirin
- Hamurdan ceviz büyüklüğünde parça alın.
- Avuç içinde inceltip “kase” gibi açın.
- İç harcı koyup kapatın, yuvarlayın.
- Hepsi bitene kadar tepsiye dizin.
4) “Kızlı” köfteleri hazırlayın
- Hamurdan küçük misketler yapın. (İçsiz mini köfteler.)
5) Sosu kurun ve pişirin
- Tencerede zeytinyağını ısıtın; toz biber ve naneyi kısa süre çevirin.
- Et suyu + suyu ekleyin.
- Nohudu ilave edip kaynamaya bırakın.
- Kaynayınca önce kızlı köfteleri atın. (Dağılmaması için.)
- 8–10 dakika sonra analı köfteleri ekleyin.
- Orta ateşte köfteler pişene kadar devam edin.
- En sonda limon suyunu ekleyin; 1–2 taşım daha kaynatıp ocaktan alın.
Servis önerisi
- Üzerine az nane gezdirin.
- Yanına sade yoğurt veya ayran çok yakışır.
- İftarda porsiyonu küçük tutun: Analı Kızlı doyurucudur; çorbayla birlikte hızlı tok eder.

Konya, çevre iller ve büyük şehirler
| Şehir | İmsak | İftar |
| Konya | 06:05 | 18:41 |
| Karaman | 06:02 | 18:39 |
| Aksaray | 05:59 | 18:35 |
| Afyonkarahisar | 06:13 | 18:48 |
| Antalya | 06:13 | 18:50 |
| Ankara | 06:04 | 18:38 |
| İstanbul (Pe | 06:18 | 18:51 |
| İzmir (Selçuk) | 06:26 | 19:02 |
| Bursa | 06:19 | 18:52 |
| Kayseri | 05:53 | 18:28 |
Dünya – önemli kentler (yerel saat)
| Şehir | İmsak (Fajr) | İftar (Maghrib) |
| Mekke | 05:33 | 18:21 |
| Medine | 05:33 | 18:18 |
| Kudüs | 04:54 | 17:30 |
| Kahire | 05:02 | 17:48 |
| Şam | 05:50 | 18:30 |
| Londra | 05:11 | 17:26 |
| Berlin | 05:56 | 17:30 |
| New York | 05:26 | 17:38 |
| Toronto | 05:48 | 17:56 |




