Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Havva Konuk
Havva Konuk

Ölüm ve Yas Bohçası

Bazen yazı konusunu siz seçmezsiniz, konu sizi seçer. Kelimeler kendiliğinden dökülür dilden. Bir bir, inci misali dizilir gönle ve dökülür satırlara. Anlamazsın nereden gelir bu akış; hele bir de tanıdık bir duygu ise, yakından tecrübe etmiş isen…

Eskiler çok derdi: “Gelin girmedik ev olur da ölüm girmedik ev olmaz.” Ne güzel de söylemişler. Anlamı çoğunun yıllar içinde yer etmiş olsa da…

Yakınlarda çok sevdiğim, can parçam olan kardeşimi kaybettim. O kadar acı geldi ki bu kayıp… Yangın içinde yanıldığını gördüm. Onun için ölüm ve yas konusunu ele almak istedim.

Eskiden, ben çocukken, birisi ölse hemen anneme koşar, “Kaç yaşındaymış?” diye sorardım. Sonra annem “40 yaşında” dese, oturur kendi yaşımla hesap eder, sonra da “Amma çok yaşamış, ta 40 yaşına gelmiş.” derdim. Neden üzüldüklerinin manasını veremezdim. “Adam yaşamış yaşayacağı kadar, ne abartıp ağlıyorlar?” diye düşünür, oyuna verirdim kendimi.

Keşke şimdi de o yaşta olsam da ölümün bu denli bir yıkımla geldiğini algılamasaydım.

Ölen, öldüğü ile kalıyor ve vazifesini tamamlayıp Yaradan’a, özüne dönüyor. Asıl zor süreç arkada kalanlara oluyor. Masada boş kalan tabak, holdeki terlik, banyodaki diş fırçası… Hepsi sahibini arıyor. Bir daha göremeyecek olman, konuşamaman, ona naz yapamaman, aradığında telefonuna cevap veremeyecek olması… Daha neler neler… Bunlar kahrediyor seni.

O yok artık. Bu sefer her anının içinde arıyorsun onu. Gezdiği yerlerde gezerek, dinlediği şarkıyı dinleyerek, sevdikleri şeyleri yiyerek yaşatmak istiyorsun. Ama ne yaparsan yap, ne kadar inkâr edersen et, o gitmiş ve giderken de çoğundan çok şey götürmüş; tıpkı senin yarınını alıp gittiği gibi.

Her kabrini ziyarete gittiğinde, “Kalp ben yatayım, sen orada ben rahatım.” diyesim geliyor. Ağlıyorum, kızıyorum, dua ediyorum ama o susma hakkını kullanıyor.

Sonra onunla biriktirdiğimiz anılardan bahsediyorum. Ne çok anı biriktirmişiz… Gülmüş, eğlenmiş, ağlamışız beraber. Bunların çok olmasına öyle seviniyorum ki anlatamam.

Arada keşkelerim de oluyor. “Keşke daha çok arasaydım, keşke daha çok görseydim, keşke daha çok anılar biriktirseydim.”

İşte keşkelerin çoğaldıkça artık onun öldüğünü kabul ediyorsun demek.

İnkâr bitti, kabul başladı. Tam burada yangının köz oluyor artık. Yas sürecine giriyorsun. Yani önce inkâr, sonra kabul, arkası yas…

Gözleri, saçları, yüzü… Her yeri yeniden şekil alıyor karşında. Beyninde bir zonklama…

Biliyorsun, Yaradan’a gitti. Ölüm bir yok oluş değil. Kabuldesin. Ama neden bu kadar özlüyorsun? Neden sen ondan daha çok ölmüşsün, anlamıyorsun.

Adeta her hücren ince ince sızlıyor acıyla. İçinde alev yanan bir ateş… Gözyaşın sadece bu ateşe düşen bir damla su; söndürmez, söndüremez.

Üstelik sadece sende değil bu ateş. Meşale misali dağılmış herkese. Ölümün karanlığını aydınlatmak istercesine…

Baban almış en büyük meşaleyi; yaslandığın dağ olmaktan çıkmış. Anan almış meşaleyi; içinde gezdiğin bağ kurmuş. Kardeşlerin almış o meşaleyi; sırlarına küsmüş. Ahbabın, dostun, yardım ettiğin, belki de zulmettiğin herkes almış meşaleyi.

Aydınlatır mı ölümün karanlığını?

Ölenin arkasından ölmüş yok. Biz de ölmedik. Bak, bunca acına rağmen keşkeler, iyilikler arasında sıkışıp kaldık.

Yasını tutuyoruz artık seni dualarla sararak, arada erken gittiğine kızarak.

Onca şiirler okudum, ağıtlar yaktım arkandan. Hepsini de yas bohçana koydum. Her gün okuyorum onları, solmasınlar diye. İçine birkaç da gözyaşı incisi koyuyorum. Bazen anneden, bazen babandan, bacından, arkadaşından da geliyor bunlar.

Kimisi okuduğu duaları gönderiyor, kimisi senin için verdiği hayırları… Onları da koydum içine.

Biliyorum, kızıyorsun bana. Kimselerden bir şey beklemezdin. Hep derdin ki insan kendi bohçasını hayatta iken kendi dolduracak.

Olsun kardeşim…

Bu yas bohçası da bizden dolsun. Kızma bize.

Sen benim can parçamsın. Ölümü, yası bana en iyi anlatansın. Acıtsa da her yerimi, sen sevdiysen ölümü ben de severim. Emanetini yasımda gizlerim.

Ölüm: Önce inkâr, sonra kabul, arkası yas.

H.N.K