Marmara Denizi’nde Adalar çevresinde peş peşe meydana gelen küçük depremler İstanbul’da endişeye neden olurken, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) Deprem Bilim Kurulu üyelerinden hareketliliğe ilişkin değerlendirmeler geldi.
Dokuz Eylül Üniversitesi Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, salı gününden itibaren büyüklüğü 3,2’ye kadar ulaşan 170’in üzerinde mikrodeprem meydana geldiğini, sarsıntıların önemli bölümünün Adalar fayına yakın noktalarda gerçekleştiğini açıkladı.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü ise 18 Ağustos saat 06.00 ile 20 Ağustos saat 13.00 arasındaki daha dar zaman ve alan aralığında, Adalar’ın güneyinde büyüklükleri 0,7 ile 3,1 arasında değişen 117 deprem çözümlendiğini bildirdi. Kurum, hareketliliği “zamansal ve mekânsal olarak kümelenmiş bir mikrodeprem dizisi” olarak nitelendirdi.
“Öncü şok olduğunu önceden bilmek mümkün değil”
Prof. Dr. Hasan Sözbilir, mevcut bilimsel yöntemlerle bir mikrodeprem kümesinin daha büyük bir depremin habercisi olup olmadığının önceden güvenilir biçimde belirlenemediğine dikkati çekti.
Bir sarsıntının “öncü şok” olarak tanımlanabilmesi için sonrasında daha büyük bir depremin meydana gelmesi gerektiğini belirten Sözbilir, bu tanımlamanın ancak geriye dönük yapılabileceğini ifade etti.
Sözbilir ayrıca bölgedeki mikrodeprem hareketliliğinin 1999 Kocaeli ve Düzce depremlerinden bu yana belirli dönemlerde görüldüğünü kaydetti.
Adalar’ın güneyindeki hareketlilik yakından izleniyor
Kandilli Rasathanesi tarafından yapılan açıklamada, 19 ve 20 Ağustos’ta moment tensör çözümü yapılabilen depremlerin benzer faylanma geometrisi içinde geliştiğinin görüldüğü belirtildi.
Kurum, aktif tektonik bölgelerde bu tür küçük deprem kümelerinin zaman zaman ortaya çıkabildiğini, bölgedeki hareketliliğin konum, derinlik, büyüklük ve kaynak mekanizması açısından 7 gün 24 saat takip edildiğini bildirdi.
“Küçük depremlerden sonra büyük deprem olacak diye bir kural yok”
Deprem Bilim Kurulu üyelerinin değerlendirmelerinde, mikrodeprem sayısındaki artışın tek başına büyük bir depremin yaklaştığı anlamına gelmediği vurgulandı.
Uzmanlar, geçmişte Türkiye’nin farklı bölgelerinde benzer deprem kümelerinin yaşandığını ancak bunların ardından her zaman orta veya büyük ölçekli bir deprem meydana gelmediğine dikkat çekti.
Mevcut sismik verilerin, hareketliliğin fay boyunca ilerleyerek daha büyük bir kırılmayı tetiklediğini gösteren kesin bir örüntü ortaya koymadığı belirtildi.
Uzmanlardan hazırlık çağrısı
Bilim insanları, depremin kesin zamanının önceden belirlenmesinin günümüz bilimsel imkanlarıyla mümkün olmadığını vurgulayarak sosyal medyadaki doğrulanmamış iddialara karşı dikkatli olunması çağrısında bulundu.
Uzmanlar, tartışmaların depremin ne zaman meydana geleceğinden çok yapı güvenliği, risk azaltma çalışmaları, afet planları ve bireysel hazırlık üzerine yoğunlaştırılması gerektiğinin altını çizdi.




