Çalışma neyi ortaya koydu?
Türkiye’de bir sektörden diğerine geçen çalışanların hareketini en güçlü biçimde açıklayan unsurun ücretler değil, sektörler arasındaki “yapısal yakınlık” olduğu belirlendi. Merkez Bankası’nın “Inter-Industry Labor Reallocation in Türkiye” başlıklı araştırma notunda, çalışanların daha çok benzer görev yapısına sahip ve birbirleriyle yoğun ticari ilişki kuran sektörler arasında geçiş yaptığı tespit edildi. Araştırmada, görev içeriği birbirine uzak olan sektörler arasında işçi hareketinin belirgin biçimde zayıfladığı vurgulandı.
Araştırma, işgücü geçişlerinin iki ana eksende şekillendiğini ortaya koyuyor: Birincisi sektörler arasındaki beceri ve görev farkını ölçen “görev mesafesi”, ikincisi ise sektörler arasındaki girdi-çıktı ilişkilerinin yoğunluğunu ifade eden “işlem endeksi” ya da ticari bağlantı gücü. Buna göre görevler ne kadar benzerse ve sektörler birbirleriyle ne kadar güçlü ekonomik ilişki içindeyse, çalışan geçişleri de o kadar kolaylaşıyor.
Veriler hangi dönemi kapsıyor?
Çalışmada 2014-2023 dönemine ait sektörler arası işgücü akışları incelendi. İşçi hareketlerini ölçmek için Sosyal Güvenlik Kurumu’nun işveren-çalışan eşleştirilmiş idari verileri kullanıldı. Sektörler arasındaki ekonomik ilişkileri görmek için ise Gelir İdaresi Başkanlığı’nın firma düzeyindeki yurt içi ticari işlem kayıtlarından yararlanıldı. Araştırmacılar, tam zamanlı çalışanları esas alarak aynı sektör içi geçişleri dışarıda bıraktı ve toplam 74 bin 476 gözlem üzerinden analiz yaptı.
Çalışmada işgücü akımı, bir çalışanın aynı yıl içinde bir sektörden ayrılıp başka bir sektörde istihdam edilmesi üzerinden tanımlandı. Bu yaklaşım, Türkiye’de kayıtlı istihdamın sektörler arasında nasıl yeniden dağıldığını ayrıntılı biçimde izleme imkânı sundu.
“Görev mesafesi” neden önemli?
Araştırmanın merkezindeki kavramlardan biri olan görev mesafesi, iki sektörün ihtiyaç duyduğu işlerin ve becerilerin birbirine ne kadar benzediğini ölçüyor. Çalışmada bu ölçüm için O*NET verileri, faaliyet, beceri, yetenek ve iş bağlamı başlıklarında toplanan 22 bileşene indirgenerek kullanıldı. Daha sonra sektörlerin bu görev profilleri karşılaştırıldı ve aralarındaki uzaklık hesaplandı.
Sonuçlar açık: Görev mesafesi arttıkça işçi geçişleri azalıyor. Yani bir sektörde edinilmiş bilgi ve deneyim, başka bir sektörde kolay kullanılamıyorsa, çalışanların o sektöre geçmesi de zorlaşıyor. Araştırma, Türkiye’de işgücü hareketliliğinin önündeki en önemli sürtünmenin beceri ve görev uyumsuzluğu olduğunu ortaya koyuyor.
Ticari bağ güçlü ise geçiş de güçlü
Araştırmada ikinci temel gösterge olarak “transaction index” yani işlem endeksi kullanıldı. Bu endeks, iki sektörün birbirine sattığı toplam çıktı üzerinden hesaplanıyor ve sektörler arasındaki ekonomik yakınlığı ölçüyor. Çalışmaya göre, ticari ilişki ağı kuvvetli olan sektörlerde çalışanların birbirine geçişi daha yüksek düzeyde gerçekleşiyor. Bunun arkasında, sektörler arası bilgi akışının, iş bağlantılarının ve benzer üretim zincirlerinin etkili olduğu değerlendiriliyor.
Araştırma metninde, özellikle toptan ticaret, çeşitli imalat kolları ve inşaat gibi sektörlerin ticari ağın merkezinde yer aldığı; veterinerlik hizmetleri, kamu yönetimi ve uluslararası kuruluşlar gibi alanların ise daha çevresel konumda bulunduğu belirtiliyor. Bu yapı, hangi sektörlerin daha güçlü iletişim ve geçiş potansiyeli taşıdığını da gösteriyor.
Ücretler sanıldığı kadar belirleyici değil
Çalışmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, ücret seviyelerinin sektörler arası işgücü akışını açıklamada sınırlı kalması oldu. Araştırmacılar, kaynak ve hedef sektörlerdeki ortalama kazançları modele dâhil etti ancak bu değişkenlerin açıklayıcı gücünün zayıf olduğu sonucuna ulaştı. Özellikle hedef sektördeki yüksek ücretin işçi akışını artırmak yerine bazı modellerde azaltıcı göründüğü, bunun da yüksek ücretli sektörlerde giriş bariyerlerinin daha güçlü olabileceğine işaret ettiği ifade edildi.
Başka bir ifadeyle, çalışanlar yalnızca “daha yüksek maaş” gördükleri için sektör değiştirmiyor. Yeni sektörün talep ettiği becerilere ne kadar uyum sağlayabildikleri ve o sektörle mevcut sektörleri arasında nasıl bir yapısal bağ bulunduğu daha belirleyici görünüyor.
İş yaratımı çekiyor, iş kaybı itiyor
Araştırmaya göre, hedef sektörde iş yaratımının artması o sektöre yönelen işçi akışını yükseltiyor. Buna karşılık kaynak sektörde iş yıkımının artması, çalışanların o sektörden çıkışını hızlandırıyor. Böylece işgücü hareketliliğinde hem “çekici” hem de “itici” etkilerin bulunduğu görülüyor.
Buna karşılık kaynak sektördeki iş yaratımı ya da hedef sektördeki iş yıkımı gibi diğer bazı performans göstergeleri anlamlı sonuç üretmiyor. Bu tablo da, sektörler arası geçişte genel performans verilerinden çok, yapısal uyum ile belirli talep baskılarının etkili olduğunu düşündürüyor.
Büyük sektörler daha fazla işçi çekiyor
Regresyon sonuçlarına göre hem kaynak hem de hedef sektörde toplam istihdam hacmi arttıkça sektörler arası geçişlerin sıklığı da artıyor. Bu durum, büyük sektörlerde eşleşme olasılığının daha yüksek olması ve işgücü arz-talep koşullarının daha yoğun işlemesiyle açıklanıyor.
Araştırmacılar, bunun işgücü piyasasında ölçek etkisini gösterdiğini belirtiyor. Daha geniş sektörler, çalışanlar için hem çıkış hem giriş kanalları açısından daha canlı bir geçiş alanı oluşturuyor.
Türkiye için neden önemli?
Araştırmada Türkiye’nin, yüksek kayıt dışılık, bölgesel eşitsizlikler ve genç işsizliği gibi yapısal sorunlar nedeniyle işgücü hareketliliği açısından özel bir örnek sunduğu vurgulanıyor. Ekonomide üretim yapısı değişirken, daralan alanlardan büyüyen alanlara işgücünün sağlıklı biçimde kaydırılması verimlilik ve uzun vadeli büyüme açısından kritik görülüyor.
Bu nedenle çalışma, sadece akademik bir tespit sunmakla kalmıyor; aynı zamanda aktif işgücü piyasası politikaları için de çerçeve çiziyor. Özellikle beceri farklarının yüksek olduğu sektörlerde hedefli eğitim, yeniden beceri kazandırma ve uyum programlarının öne çıkarılması gerektiği belirtiliyor. Araştırmaya göre, politika tasarımında yalnızca işçi sayısına değil, bu hareketliliği zorlaştıran sürtünmelere de odaklanılması gerekiyor.
Bulgular ne kadar sağlam?
Araştırma, sonuçların farklı tanımlar ve alternatif modellemeler altında da korunduğunu belirtiyor. İşçi geçişinin son 12 ayı kapsayacak biçimde yeniden tanımlanması, görev mesafesi ve işlem endeksinin 2023 değerleriyle sabitlenmesi, daha geniş sabit etkilerin eklenmesi, görev endeksinin farklı veri kaynağıyla yeniden hesaplanması ve pandemi yıllarının dışarıda bırakılması gibi testlerde temel bulguların değişmediği ifade ediliyor.
Bu da, görev mesafesinin işçi geçişlerini aşağı çektiği, işlem endeksinin ise artırdığı yönündeki ana sonucun istisnai bir model sonucundan ibaret olmadığını gösteriyor.
Sonuç
Merkez Bankası araştırması, Türkiye’de sektörler arası işgücü hareketliliğinin maaş farklarından çok beceri uyumu ve sektörler arası ekonomik bağlarla belirlendiğini ortaya koyuyor. İşçi geçişlerinin artması için sadece yeni iş alanları açmak yetmiyor; çalışanların yeni sektörlere uyum sağlayabilecek becerilerle donatılması da gerekiyor. Çalışmanın verdiği en net mesaj şu: Türkiye’de işgücü piyasasının dayanıklılığını artırmak isteyen politikalar, ücret teşviklerinin ötesine geçip yapısal uyumu güçlendirmeye odaklanmalı.





