Son günlerde en çok duyduğum sorulardan biri şu: “Kimin yanındasın?”
Doğrusu, bu soruya vereceğim cevap çok net. Ben Müslüman’ın yanında yer alırım. Bana göre mesele, haritaların, rejimlerin, mezheplerin ya da siyasal kamplaşmaların ötesinde önce buradan başlar.
Bazen, “İran’ı eleştiriyorsun” diyorlar. Evet, yanlış yaptığında İran’ı da eleştiririm, Suudi Arabistan’ı da eleştiririm, başka bir Müslüman ülkeyi de eleştiririm. Çünkü eleştiri, taraf değiştirmek değildir; hakkı ve hakikati gözetmektir. Bir ülkenin ya da yönetimin yanlışını söylemek, o halkın karşısında durmak anlamına gelmez. Tam tersine, kardeşlik bazen alkışlamakla değil, gerektiğinde yanlışı söyleyebilmekle de mümkündür.
Soruyorlar: “Merhum Hamaney hakkında ne düşünüyorsun?” Ben de diyorum ki; bu kahpe dünyayı, teknik olarak tartışmalı olsa da, duygusal olarak bakıldığında onurlu bir Müslüman gibi terk etti. Muhtemelen şehit oldu. Çünkü bazen hayatın ve ölümün hesabı kuru siyasi cetvellerle değil, insanın yüreğinde bıraktığı izlerle anlaşılır.
Şu da yanlış anlaşılmasın, ben İran’ın ABD ve İsrail’in desteği ile bölgede Müslümanların ismini IŞİD, El Kaide koyarak nasıl katlettiğini de unutmuyorum. “Şii Hilali” hayalleri ile bölgeyi ateşe atmıştı adeta. Yemen’de ABD ve İsrail destekliyordu İran’ı, Irak’ta kardeşlerini Sünni diye ABD’ye satmakta beis görmedi İranlılar, aynı şey Suriye’de de yaşandı, bir zalimin iktidarını korumak için masum insanları diri diri yaktılar İranlılar, diri diri topraklara gömdüler mazlum insanları…
Bunları nasıl unutabilirim? Nasıl unutabiliriz?
Bunları unutmuyorum ama bugün İran’ın mazlum olduğunu da görebiliyorum. Savaş ahlakına ve savaş hukukuna uymadan ABD ve İsrail’in İran’a saldırdığını da ifade ediyor ve İsrail-ABD’nin bu zalimliğini kabul edemiyorum. Trump, anlaşılıyor ki şantaja tabi tutuluyor, yoksa durup dururken, görüşmeler devam ederken, ansızın İran’a saldırır mı? Her işin bir adabı, edebi var, “görüşmelerden sonuç alınamadı” dersin, ondan sonra da savaş açtığını ilan edersin ama savaş hukukuna ve ahlakına uyarsın, masum kız çocuklarını katletmezsin, devlet yönetimini, dini lideri katletmezsin.
ABD’ye bu savaşı başlatmasını zorlayanın İsrail olduğunu zaten biliyoruz, Trump istediği kadar konuşsun, açıklama yapsın, dünyadaki aklı başında kimse inanmaz Trump’a.
Onun içinde bu ahlaksız savaşta ahlaksızlığın yanında olma ihtimalimiz kesinlikle yok. İsrailliler zaten kafayı yemiş, her biri delirmiş, sanki İsraillilerin her bir ferdinin içine bir delirmiş zalim zorba kaçmış, onları o yönetiyor. İnsanlıktan o kadar uzaklar ki. Ve ne yazık ki İspanya dışında Avrupa’da bir tek ülke bile İsrail’in bu aymazlığına karşı çıkamıyor, sanırım, İsrail hepsini bir şekilde esir almış. Bizim terörle mücadelemiz söz konusu olduğunda insan haklarından, orantılı güçten söz edenler, dut yemiş bülbüle döndüler İsrail’in insanlığı katletmesi karşısında.
Tarih, İsrail ile ABD’nin yanında bu savaşta duranların yüzüne öyle ya da böyle Allah’ın izni ile tükürecek, bundan hiç şüphe duymuyorum ben.
Asıl acı olan şu: Keşke bütün Müslümanlar kardeşliğine sahip çıkabilse. Keşke Sünni-Şii ayrımını, bizi fırkalara bölen bütün etiketleri, tarihin ve siyasetin üzerimize yapıştırdığı bütün dar kalıpları bir kenara bırakabilsek. Keşke yeniden sadece Allah’ın kulu, Hz. Muhammed’in ümmeti olabilsek.
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konuda Diyanet’i çok çalıştırdığını ama cehalet, tutuculuk ve bağnazlık karşısında ilerleme kaydedilemediğini de buraya eklemiş olayım.
Müslümanlar kardeşti, bizim unuttuğumuz en büyük hakikat bu. Birbirimizi mezhep, meşrep, coğrafya ve siyaset üzerinden tarif ettikçe, kardeşliğimizi küçültüyor; bizi biz yapan ortak vicdanı zedeliyoruz.
Bugün biri çıkıp “İran için yardım kampanyası başlatalım” dese, elimden geldiği kadar da destek olurum. Bunu söylerken ideolojik bir tercih yapmıyorum; insani ve İslami bir sorumluluğu dile getiriyorum. Mazlum, acı çeken, yıkıma uğrayan, insanlar varsa onların yanında durmak gerekir. Müslüman olmanın, ümmet bilincine sahip olmanın, kardeşliği lafla değil tavırla göstermenin yolu da budur.
Ben Türk’üm, Türkiyeliyim ve bununla onur duyarım. Atalarımdan bana kalan en kıymetli miraslardan biri de İslam’dır; daha doğrusu İslam’ın kardeşlik ahlakıdır. Bu, gerçekten onurlu bir mirastır. O yüzden İran’ın herhangi bir ferdini kendimden ayrı görmem. Onların acısını uzak bir coğrafyanın haberi gibi okuyamam. Bir insanın, bir kardeşimin gözyaşına razı olamam.
Hele hele kendine “kâfir” demekte sakınca görmeyen, insanlıktan nasibini almamış soytarıların Müslümanlara acı çektirmesini, onların devletlerini işgal etmeye kalkışmasını asla kabul edemem. Biz Müslümanız. Böyle bir durumda başka türlü nasıl düşünebiliriz?
Koskocaman dünyada hiçbir devlet, “ey Netanyahu, sen alçaksın, zalimsin, nasıl böyle insanları katledebilirsin?” diyemiyor. Acıyla izlerken dünyayı, düşüncemiz bu.
Fakat, bugün ümmetin en büyük ihtiyacı, yalnızca güç değil; akıl, fikir ve ferasettir. Kendini tanıyan, kendi değerlerini unutmayan, başkasının kavgasında figüran olmayan, kendi olmayı başarabilen bir bilinçtir ihtiyaç duyduğumuz şey. Müslümanların yeniden kendilerini anlamaya, kardeşlik hukukunu hatırlamaya ve birbirlerine sahip çıkmaya ihtiyaçları var.
Allah, Müslümanlara akıl, fikir, feraset; kendilerini anlama ve kendileri olma erdemi versin.
La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim.



