Toplumda değişen kadın modeli önümüze çıkar oldu. Her işini kendi halleden, oradan oraya koşan, hayata yetişmeye çalışan; Süpermen mi desek, Herkül mü desek, ahtapot misali kadınlar… Kadınlara bunca yükü yükleyen hangi sistem?
Sanayi kültürü ile beraber çalışma hayatına dâhil olan kadınlar, çalışma hayatında aktif rol almaya başladı. Ancak bu sürece dâhil olmak, kadına maddi özgürlük sunarken onun duygusal yükünü de artırdı. Çünkü sisteme dâhil olan kadınlardan iş hayatında başarı beklenirken diğer alanlardaki yükü hafifletilmedi, sorumlulukları azaltılmadı.
Kadın; evde eş ve anne rolünün yanında evin toplama, idare ve düzen işlerine de devam etti. Dışarıda erkek gibi çalışarak para kazanan kadın, eve geldiğinde bütün rollerini sürdürürken hem dışarıdaki işçiliğini hem de evdeki sorumluluklarını devam ettirmek zorunda kaldı.
Kültürel olarak ataerkil bir yapıya sahip olan bizim kültürümüzde, erkeklerden kadına destek ne yazık ki beklenildiği gibi olmadı. Çalışma hayatında cam tavan sendromu ile önüne engeller konulan kadınlar, evdeki işlerde de aynı desteği göremediği için adeta ahtapot misali her koluyla bir işe yetişmeye çalıştı.
İşte burada yumuşak, merhametli ve sevecen olan kadın, bu hasletlerini bırakarak mutlu kadın rolünden güçlü kadın rolüne büründü. Bu durum da başka sorunlara kapı açmaya başladı. Artık uzun sürmeyen evlilikler, trajik aile yapıları ya da evliliğe sıcak bakmayan kadınlar ordusu oluşmasına sebebiyet oldu. Ülkemizdeki nüfus oranının düşmesinden tutun da tek ebeveynli yetişen çocuk nüfusunun artmasına kadar pek çok sonuç ortaya çıktı.
Bu süreçlerin içinde sıkışan kadın artık çoğu zaman sosyallikten kaçar oldu. Sistem içinde mecburen güçlü olmak zorunda kalan kadın, erkeklerden de beklediği desteği göremeyince kendine has bir kültürel dünya yaratmak istedi. Erkekler bu dünyanın oluşumundan rahatsız olurken, çözüm sunmak ve kadının yükünü paylaşmak yerine onu bastırmak, ezmek, sindirmek ve hatta şiddet de dâhil olmak üzere farklı yollara başvurmayı seçtiler.
Oysa yol basit, çözüm kolay, sonuç güzel olabilir. Hem güçlü hem de mutlu kadın olma imkânını hep beraber yakalayabiliriz.
Bu nasıl olur, sorusuna gelirsek cevap çok basit aslında: Kadının hayat yolculuğunda paylaşımcı olmak ve destek sunmak.
İş hayatında kadını aşağılamayı bırakıp başarısını takdir etmek, kariyer basamaklarına takoz koymamak, normal hayatında ona yardımcı olmak, evde bütün işleri ve sorumlulukları ondan beklememek, sorun ve sorumluluklarını paylaşmak… Onların sevgi dolu kalplerinin olduğunu hatırlayarak hareket etmek… Şefkatli olmak, anlayışlı olmak, paylaşımcı olmak… Bunlar çok da zor olan şeyler değil.
Eski tarihlerden itibaren yapılan araştırmalara bakıldığında farkına varılan kesin ve net bir bilgi var: Bir toplumda kadın mutlu ise herkes mutludur.
Mutlu kadın demek, mutluluk dolu bir aile demek. Mutlu aile demek, mutlu ve huzur dolu bir toplumun temeli demek. Böyle bir toplum, sağlıklı bireyler demek. Sağlıklı bireylerin oluşturduğu toplum ise çalışkan, verimli ve refah düzeyi yüksek bir ülke demek.
Yani minimumdan maksimuma giden, kelebek etkisi yaratan bir sarmal…
Dünyanın güzelleşmesi için el ele verip hem güçlü hem de mutlu kadın olmaya var mıyız?




