Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Tuna Karahan
Tuna Karahan

Fenerbahçe’yi rakipleri değil, sabırsızlığı mı tüketiyor?

Bir teknik direktörün kafasına atılan su şişesi bazen yalnızca bir su şişesi değildir.

Bazen aylarca, hatta yıllarca biriken öfkenin; hayal kırıklığının, sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün küçük ama utanç verici bir dışavurumudur.

Fenerbahçe’nin bugün geldiği noktaya da yalnızca İsmail Kartal’ın Roma maçından sonra yaptığı istifa açıklamasından bakmamak gerekiyor.

Çünkü mesele o gece başlamadı.

Fenerbahçe uzun zamandır başarıya aç bir camia. Şampiyonluk bekliyor, Avrupa’da güçlü bir hikâye görmek istiyor. Taraftar artık güzel sözlerden değil, kupalardan konuşmak istiyor.

Aziz Yıldırım da yeniden başkanlığa gelirken çıtayı aşağıya değil yukarıya koydu. Beklenti büyüdü. Kadro büyüdü. İddia büyüdü.

Böyle olunca teknik direktörün omuzlarına yüklenen ağırlık da büyüdü.

İsmail Kartal zaten göreve gelirken tartışılan bir isimdi. Onu yeterli bulanlar kadar, “Bu büyüklükteki kadroyu ve bu baskıyı taşıyabilir mi?” diye soranlar vardı.

Sonra lig başladı.

Sonuçlardan çok oyun sorgulanmaya başladı.

Beşiktaş karşısında Fenerbahçe kendi sahasında 2-1 kaybetti. Yenilgiden daha fazla tartışılan ise ortaya konulan futboldu. İsmail Kartal sorumluluğu üzerine aldı; takım kaptanı Milan Skriniar, Fenerbahçe’nin çok fazla alan verdiğini, daha kompakt kalması ve baskı zamanlamasını daha iyi yapması gerektiğini söyledi. Kerem Aktürkoğlu da açık biçimde “Güzel oynamadık” dedi.

Bunları hocaya karşı isyan gibi okumak doğru olmaz.

Ama görmezden gelmek de doğru değildir.

Çünkü futbolcuların sahadaki organizasyona dair söyledikleri teknik heyetin üzerinde düşünmesi gereken sözlerdir.

Tam da burada Fenerbahçe’nin en büyük sorunu ortaya çıkıyor:

Eleştiri ile infaz arasındaki çizgi kayboluyor.

Bir futbol takımının teknik direktörü elbette eleştirilir. İsmail Kartal’ın oyuncu tercihleri de tartışılır, taktiği de, değişiklikleri de…

Fakat eleştiri başka şeydir; sosyal medyada bir insanı günlerce değersizleştirmek, hakaret etmek, her kötü pasın ardından hocayı kovmaya kalkmak başka şeydir.

Ve nihayet Roma gecesi…

Fenerbahçe 18 yıl sonra Şampiyonlar Ligi sahnesine dönmüş, Roma ile 1-1 berabere kalmıştı. Ama maçın ardından konuşulan futbol olmadı.

İsmail Kartal, “Bir daha asla dönmemek kaydıyla” görevinden ayrıldığını açıkladı.

Bu cümle önemlidir.

Çünkü insan yalnızca bir maç kaybettiğinde böyle konuşmaz.

Bu, birikmişliğin cümlesidir.

Üstelik o gece tribünden bir kişi İsmail Kartal’a şişe attı. Şahsın kimliği tespit edildi, ifadesi alındı ve hakkında 6222 sayılı Kanun kapsamında seyirden men tedbiri uygulandı.

Elbette bütün Fenerbahçe taraftarını bir kişinin yaptığı hareketle suçlayamayız.

Ama şu soruyu sormalıyız:

Bir futbol kulübünde insanlar nasıl oluyor da teknik direktöre şişe atmayı normal görebilecek bir öfkeye ulaşabiliyor?

Aziz Yıldırım’ın istifa sonrasındaki çıkışı bu açıdan önemliydi.

Kartal’a sahip çıktı. Sosyal medya baskısına dikkat çekti. “Bu kadar sıkıntıya insan dayanabilir mi?” diye sordu ve İsmail Kartal’ın görevine devam edeceğini söyledi.

Buraya kadar doğru.

Ancak Aziz Yıldırım’ın da dikkat etmesi gereken bir nokta var.

Bir teknik direktöre sahip çıkmak, “Ben onun büyüğüyüm, devam edeceksin dedim, bitti” demek değildir.

Fenerbahçe büyük bir spor kulübüdür.

Teknik direktörlük makamı da duygusal aile ilişkileriyle değil, kurumsal güvenle korunmalıdır.

Yönetim İsmail Kartal’a inanıyorsa arkasında durmalıdır.

Beş maçlık değil, gerçek bir güven vermelidir.

İlk beraberlikte teknik direktör tartışması açılmamalı, ilk mağlubiyette yeni hoca isimleri dolaşıma sokulmamalıdır.

Taraftar da beklentisinden vazgeçmemelidir.

Fenerbahçe taraftarından “Başarı istemeyin” demek saçma olur.

İsteyin.

İsmail Kartal’ı da eleştirin.

Ama futbol üzerinden eleştirin.

Çünkü hakaret taktik değildir.

Şişe atmak protesto değildir.

Sosyal medya linci de kulüp sevgisi değildir.

İsmail Kartal’a gelince…

Bence bu sürecin altından kalkabilir.

Ancak bunun için önce kendisini sosyal medyanın mahkemesinden çıkarması gerekiyor.

Kendini taraftara, yorumculara ya da eski futbolculara ispatlamaya çalışmamalı.

Skriniar’ın söylediklerini dinlemeli. Takımı daha kompakt hale getirmeli. Hücumdaki çözümleri artırmalı. Oyuncularıyla arasındaki bağı kuvvetlendirmeli.

Ve en önemlisi:

Kalacaksa gerçekten kalmalı.

Her kötü gecede istifayı düşünerek teknik direktörlük yapılamaz.

Fenerbahçe’nin de artık karar vermesi gerekiyor.

Her sezon birilerini suçlayarak mı yaşayacak?

Yoksa bir teknik direktöre, bir futbol aklına ve bir projeye gerçekten zaman mı verecek?

Çünkü Fenerbahçe’nin bugün karşısındaki en büyük tehlike Galatasaray, Beşiktaş ya da Avrupa’daki rakipleri olmayabilir.

En büyük tehlike, kendi başarısızlık korkusunun esiri olmasıdır.

İsmail Kartal başarabilir.

Aziz Yıldırım da başarabilir.

Bu takım da şampiyon olabilir.

Ama önce Fenerbahçe’nin kendi kendisini tüketmekten vazgeçmesi gerekiyor.

Çünkü bazen şampiyonluk yolunda yenilmesi gereken ilk rakip, karşınızdaki takım değil; içinizde büyüttüğünüz sabırsızlıktır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın