Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Mert Aras Demirci
Mert Aras Demirci

Bir ev neden artık yuva değil?

Bir ülkede insanların en temel meselesi başını sokacak bir ev bulmak haline gelmişse, orada yalnızca emlak piyasası bozulmuş değildir. Orada hayatın dengesi bozulmuştur.

İstanbul’da kiralık sosyal konut uygulaması başlıyor. 1+1 daireler 10 bin, 2+1 daireler 12 bin liradan kiraya verilecek. İlk bakışta önemli, hatta geç kalınmış bir adım.

Ama insan ister istemez soruyor:

Neden sadece İstanbul?

Konya’da bugün ortalama kiralar 25 bin liraya dayanmış durumda. Yeni kiracı kira artışları bir yıl içinde yüzde 20’leri aşmış. Asgari ücret 28 bin lira civarında. Tek maaşlı bir aile düşünün. Evin kirasını ödediğinde elinde ne kalıyor?

Elektrik var.

Doğalgaz var.

Su var.

Çocuğun okul masrafı var.

Mutfak var.

Ulaşım var.

Hayat var.

Fakat hesapta hayat yok.

Bugün barınma meselesini yalnızca “kiralar çok yükseldi” cümlesine sıkıştırırsak meselenin büyüklüğünü göremeyiz. Türkiye’de artık geniş bir kesim için ev sahibi olmak hayal, kiracı olmak ise ağır bir mücadele haline geldi.

Eskiden orta gelirli bir aile çalışır, biraz tasarruf eder, biraz borçlanır, yıllar içinde bir ev sahibi olabilirdi. Kolay değildi ama mümkündü.

Bugün ise aynı aileye “ev al” demek neredeyse hayatın gerçeklerinden kopuk bir temenniye dönüştü.

Konya’da ortalama bir konutun fiyatı 4-5 milyon lirayı aşmış durumda. Selçuklu’da, Meram’da fiyatlar daha da yukarı çıkıyor. Bir çalışan bütün maaşını hiç harcamadan yıllarca biriktirse dahi o eve ulaşması mümkün değil.

Üstelik konut fiyatı yerinde durmuyor.

Siz para biriktirirken ev sizden daha hızlı kaçıyor.

Tam da burada meselenin adı değişiyor.

Konut artık yalnızca barınma aracı değil.

Sermayesi olan için yatırım aracı.

Bir evi olan ikinciyi, ikinciyi alan üçüncüyü düşünüyor. Çünkü ev kira getiriyor, değerleniyor, serveti koruyor.

Ama hiç evi olmayan?

O, her ay maaşından büyük bir parçayı başkasının mal varlığına gelir olarak aktarıyor.

Elbette ev sahibi kira alacaktır. Buna kimsenin itirazı olamaz.

Fakat bir sistem, çalışan insanların ilk konutuna ulaşmasını neredeyse imkânsız hale getirirken, çok sayıda konuta sahip olanların servetini sürekli büyütüyorsa burada sadece serbest piyasanın işleyişinden söz edemeyiz.

Burada sosyal bir problem vardır.

Hatta daha açık söyleyelim:

Konut, bazı insanlar için yatırım olmaktan çıkıp başkalarının mecburiyeti üzerinden gelir üreten bir sömürü aracına dönüşme tehlikesi taşıyor.

Çünkü kiracı pazarlık masasına özgür bir insan olarak oturmuyor.

“Bu fiyatı beğenmedim, almıyorum” diyebileceğiniz bir otomobil değil ev.

İnsan bir yerde yaşamak zorunda.

Çocuğunu bir okulda okutmak zorunda.

İşine yakın olmak zorunda.

Kışın başını sokacağı dört duvara mecbur.

İşte piyasa bu mecburiyetin üzerine kurulmaya başladığında devletin seyirci kalmaması gerekir.

İstanbul’daki kiralık sosyal konut modeli bu nedenle önemlidir.

Devlet ilk kez daha güçlü biçimde şunu söylüyor:

“Herkes ev satın alamayabilir ama herkes insanca şartlarda yaşayabileceği bir eve ulaşabilmeli.”

Doğru yaklaşım budur.

Ama bu anlayışın İstanbul sınırlarında kalması doğru değildir.

Konya’nın da buna ihtiyacı var.

Ankara’nın, İzmir’in, Bursa’nın, Kayseri’nin, Gaziantep’in de…

Konya hızla büyüyor. Üniversite öğrencileri geliyor, gençler evleniyor, memurlar tayin oluyor, sanayi yeni çalışanlar çekiyor. Şehir büyüdükçe konut ihtiyacı da artıyor.

Kiralık ev bulunuyor belki.

Ama mesele artık ev bulmak değil.

Ödeyebileceğin evi bulmak.

Aradaki fark çok büyük.

20-25 bin lira kira ödeyen bir aile geleceğini nasıl kuracak?

Nasıl para biriktirecek?

Nasıl çocuğuna eğitim imkânı sağlayacak?

Nasıl ev sahibi olmayı düşünecek?

Bir insan maaşının yarısını veya daha fazlasını yalnızca dört duvara veriyorsa onun ekonomik özgürlüğünden ne kadar söz edebiliriz?

Bu nedenle sosyal konut politikası yalnızca “ucuz ev satmak” üzerine kurulamaz.

Türkiye’nin ciddi bir sosyal kiralık konut stokuna ihtiyacı var.

Devlet, belediyeler ve ilgili kurumlar büyükşehirlerde binlerce konutu piyasa fiyatının altında, gelir durumuna göre kiraya sunabilmeli.

Üç yıl bir aile oturur, sonra başka bir aile faydalanır.

Gençlere ayrı kontenjan verilir.

Yeni evlenenlere ayrı.

Emekliye, dar gelirliye, tek maaşlı aileye ayrı.

Böylece sosyal konut bir ayrıcalık değil, dönüşümlü bir sosyal güvence haline gelir.

Ev dediğimiz şey insanın dünyaya karşı sığındığı yerdir.

Kapıyı kapattığında kendini güvende hissettiği yer.

Çocuğunun büyüdüğü, sofranın kurulduğu, hastanın iyileştiği, yaşlının dinlendiği yer.

Bir toplumda ev yalnızca metrekare fiyatına, kira çarpanına ve yatırım getirisine indirgenirse insanı unutmuş oluruz.

İstanbul’da başlayan sosyal kiralık konut uygulaması önemli bir başlangıç.

Ama gerçek soru şudur:

Bir insanın insanca bir evde yaşayabilmesi neden yalnızca İstanbul’da devlet politikası olsun?

Konya’da yaşayanın barınma hakkı daha mı az?

Bence artık tartışmamız gereken tam olarak budur.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın