Konya Ticaret Odası (KTO) Ağustos Ayı Olağan Meclis Toplantısı gerçekleştirildi.
Toplantıda küresel ve bölgesel gelişmeler, Türkiye ekonomisinin mevcut görünümü, Kalkınma Odaklı Stratejik Araştırmalar Merkezi (KOSAM) tarafından hazırlanan beş ayrı stratejik rapor çerçevesinde Konya ekonomisi ve açıklanması beklenen 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Programı öncesinde iş dünyasının beklentileri ele alındı.
KTO’nun Ağustos toplantısında da KOSAM tarafından hazırlanan beş stratejik rapor üzerinden Konya ekonomisinin güncel görünümünün değerlendirildiği ve yeni OVP öncesinde iş dünyasının çözüm önerilerinin gündeme taşındığı belirtildi.
Öztürk’ten Suriye mesajı: “Egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunması vazgeçilmezdir”
Toplantıda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Konya Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Öztürk, İsrail’in Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan saldırılarının kabul edilemez olduğunu belirtti.
Öztürk şunları söyledi:
“Suriye’de barışın, istikrarın ve devlet düzeninin yeniden tesis edilmesini son derece önemsiyoruz. Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması vazgeçilmezdir. Hükümetimizin bu doğrultuda izleyeceği politikayı ve atacağı adımları destekliyoruz”

Yeni OVP reel sektörün temel beklentilerine cevap vermeli
Türkiye ekonomisinin gelecek üç yıllık yol haritasını ortaya koyacak 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Programı’nın eylül ayının ilk haftasında açıklanmasının beklendiğini belirten Öztürk, programın yalnızca temel makroekonomik hedefleri değil, iş ve yatırım ortamına doğrudan etki edecek politika ve tedbirleri de kapsayacağını ifade etti.
Öztürk, Konya iş dünyasının beklenti ve taleplerini ekonomi yönetimine ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne ilettiklerini kaydetti.
Mevcut Orta Vadeli Program hedeflerinin gerçekleşme düzeyini de değerlendiren Öztürk; istihdam, ihracat ve kişi başına gelir hedeflerinde olumlu bir görünüm oluştuğunu, büyüme ve cari dengede kısmi ilerleme sağlandığını, enflasyon ve dış ticaret dengesinde ise belirgin sapmalar yaşandığını söyledi.

Öztürk reel sektörün beklentilerini tek tek sıraladı
Yeni Orta Vadeli Program’dan iş dünyasının beklentilerini anlatan Öztürk şu açıklamayı yaptı:
“Reel sektörün temel beklentisinin fiyat istikrarının sağlanması, enflasyonun hedeflenen rakamlara ve nihayetinde tek haneye düşürülmesi, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir büyüme ortamının oluşturulması, istihdamın artırılması, iş ve yatırım ortamının iyileştirilmesi ve yapısal reformlara öncelik verilmesi olduğunu bir kez daha vurgulamak isteriz.
KOBİ’ler öncelikli olmak üzere reel sektörün finansmana erişiminin kolaylaştırılması, emek yoğun sektörlere ek destekler verilmesi, ülkemizin üretim, yatırım, istihdam ve ihracat kapasitesinin korunması, işgücü piyasasında ve mesleki eğitimde reform yapılması, artan korumacılık ve küresel ticaret savaşları döneminde yerli sanayimizin korunması ve rekabet gücünün artırılması bizim açımızdan öncelikli konulardır.”
Öztürk’ün çizdiği çerçeve, yeni OVP açısından yalnızca büyüme ve enflasyon rakamlarına değil, büyümenin niteliğine ve reel sektörün üretim kabiliyetinin korunmasına da odaklanılması gerektiğine işaret ediyor.

Enflasyonla mücadele ile üretimin korunması birlikte yürütülmeli
Enflasyonla mücadele sürdürülürken reel sektörün ve Türkiye’nin üretim gücünün korunmasını sağlayacak dengeli bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini vurgulayan Öztürk, yatırım ve ihracatı destekleyen finansman modellerinin devreye alınmasının önemine dikkat çekti.
Öztürk ayrıca döviz kuru ile enflasyon arasındaki dengesizliğin giderilmesi ve kamu ile özel sektör arasında güçlü bir iş birliği kurulmasının yeni programın başarısını artıracağını ifade etti.
Bu başlık özellikle ihracatçı ve sanayici açısından önem taşıyor. Yüksek finansman maliyetleri ile dış pazarlarda artan rekabetin aynı döneme denk gelmesi, OVP’nin dezenflasyon programıyla üretim ve ihracatı destekleyici tedbirleri aynı çerçevede yürütmesini kritik hale getiriyor.

Mevcut OVP ne hedefliyordu?
Halen yürürlükte bulunan 2026-2028 Orta Vadeli Programı, Türkiye ekonomisi için dezenflasyonla birlikte büyümenin devam ettiği, istihdamın yükseldiği, ihracatın arttığı ve cari açığın kontrollü seviyelerde tutulduğu bir ekonomik çerçeve öngörüyordu.
Mevcut OVP’de 2026 yılı için öne çıkan hedefler şöyle:
| Gösterge | 2026 OVP hedefi |
|---|---|
| Ekonomik büyüme | %3,8 |
| Kişi başına gelir | 18.621 dolar |
| İşsizlik oranı | %8,4 |
| İstihdam | 33 milyon 336 bin kişi |
| İhracat | 282 milyar dolar |
| İthalat | 378 milyar dolar |
| Cari açık/GSYH | %1,3 |
| Yıl sonu enflasyon hedefi | %16 |
Program, 2028 sonunda milli gelirin yaklaşık 1,9 trilyon dolara, kişi başına gelirin yaklaşık 21 bin dolara ve ihracatın 300 milyar doların üzerine çıkmasını; işsizliğin yüzde 8’in altına, enflasyonun ise tek haneye gerilemesini hedefliyordu.

İstihdamda hedefin altında işsizlik oranı
2026 yılının mevcut verileri, Öztürk’ün istihdam tarafındaki olumlu değerlendirmesini destekleyen bir görünüm ortaya koyuyor.
OVP’de 2026 yılı işsizlik oranı yüzde 8,4 olarak öngörülürken, TÜİK’in Haziran 2026 verisinde mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 7,6 seviyesinde gerçekleşti.
Bu görünümün kalıcı hale gelmesi, yalnızca işsizlik oranının düşük tutulmasına değil, sanayi ve hizmetlerde nitelikli istihdamın artırılması ve işgücüne katılımın güçlendirilmesine bağlı olacak.
Öztürk’ün mesleki eğitim ve işgücü piyasasında reform talebinin de bu noktada yeni OVP açısından önemli bir başlık oluşturması bekleniyor.
İhracatta artış devam ediyor
Dış ticaret tarafında ise ihracat artışını sürdürdü.
TÜİK verilerine göre 2026 yılının ocak-temmuz döneminde ihracat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,4 artarak 161 milyar 539 milyon dolara ulaştı.
Aynı dönemde ithalat yüzde 4,7 artarak 222 milyar 85 milyon dolar, dış ticaret açığı ise yüzde 8,3 artışla 60 milyar 545 milyon dolar oldu.
İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 73,6’dan yüzde 72,7’ye geriledi.
Bu tablo, Öztürk’ün değerlendirmesinde işaret ettiği iki farklı eğilimi aynı anda ortaya koyuyor: İhracat artmaya devam ederken dış ticaret dengesi yeni OVP açısından iyileştirilmesi gereken önemli alanlardan biri olmayı sürdürüyor.
Türkiye ekonomisi 24 çeyrektir büyüyor
Yeni OVP hazırlıkları sürerken Türkiye ekonomisinin ikinci çeyrek büyüme rakamları da açıklandı.
Türkiye ekonomisi 2026 yılının ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,3 büyüdü. Böylece Türkiye ekonomisindeki kesintisiz büyüme serisi 24 çeyreğe ulaştı.
İkinci çeyrekte tarım, ormancılık ve balıkçılık yüzde 13,3, bilgi ve iletişim yüzde 8,6, sanayi ise yüzde 2,4 büyüdü. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH de önceki çeyreğe göre yüzde 1,1 arttı.
Mevcut OVP’nin 2026 yılı büyüme hedefi yüzde 3,8 seviyesinde bulunuyor. Yılın kalan bölümündeki ekonomik faaliyet, sanayi üretimi, iç talep ve ihracat performansı bu hedefe ne ölçüde yaklaşılacağını belirleyecek.
Enflasyon yeni OVP’nin en kritik başlığı olacak
Mevcut OVP ile gerçekleşmeler arasındaki en önemli farklılaşma enflasyon tarafında görülüyor.
Temmuz 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,75, yılın ilk yedi ayındaki fiyat artışı ise yüzde 19,86 olarak gerçekleşti.
TCMB de Ağustos ayında yayımladığı yılın üçüncü Enflasyon Raporu’nda 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 28’e yükseltti. Banka, enflasyonun 2027 sonunda yüzde 15’e, 2028 sonunda yüzde 9’a ve orta vadede yüzde 5 hedefine gerilemesini öngörüyor.
Bu nedenle 2027-2029 OVP’sinin en önemli konularından birinin, dezenflasyon sürecini devam ettirirken reel sektör üzerindeki finansman ve maliyet baskısını nasıl yöneteceği olması bekleniyor.
Normalleşme adımı ticari kredi maliyetlerine yansıtılmalı
KTO Başkanı Selçuk Öztürk de reel sektörün finansman ihtiyacının yeni OVP kapsamında ayrı bir öncelikle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının bir hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başlama kararını değerlendiren Öztürk şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının bir hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başlama kararını, piyasa fonlama maliyetini 3 puan aşağı çekmesi ve finansal piyasalardaki normalleşme sürecini desteklemesi bakımından olumlu değerlendiriyoruz. Bankalar ve katılım bankaları, bu normalleşme adımını vakit kaybetmeden ticari kredi ve finansman maliyetlerine yansıtmalıdır. Politika faizi ile kredi faizleri arasındaki yüksek fark, reel sektörümüzün taşıma sınırlarını zorlamaktadır. Yüksek kredi maliyetleri, daralan limitler ve ağır teminat şartları üretimi, yatırımı ve ticareti ciddi biçimde baskılamaktadır. Merkez Bankamızdan özellikle KOBİ kredilerinin büyüme sınırlamalarının dışında tutulmasını, ihracatçılarımıza sağlanan reeskont kredilerindeki döviz dönüşüm desteğinin artırılmasını ve reel sektörü destekleyecek finansman imkânlarının genişletilmesini bekliyoruz.”
TCMB, 23 Ağustos 2026 tarihinde yaptığı resmi açıklamayla 1 Mart’ta ara verilen bir hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başlanmasına karar verdi. Merkez Bankasının politika faizi yüzde 37, gecelik borç verme faizi ise yüzde 40 seviyesinde bulunuyor.
Dolayısıyla KTO’nun beklentisi, likidite yönetimindeki normalleşmenin yalnızca para piyasası faizlerinde kalmayarak bankaların reel sektöre kullandırdığı ticari kredi koşullarına da yansıması yönünde.
Yeni OVP’de reel sektör açısından hangi başlıklar öne çıkıyor?
Mevcut ekonomik göstergeler ve KTO Başkanı Selçuk Öztürk’ün ortaya koyduğu beklentiler birlikte değerlendirildiğinde 2027-2029 dönemini kapsayacak yeni OVP açısından birkaç alan öne çıkıyor.
İlk sırada fiyat istikrarının kalıcı hale getirilmesi ve enflasyonun yeniden tek haneli seviyelere taşınması bulunuyor. Ancak reel sektör açısından bunun üretim, yatırım ve istihdam kapasitesinde kayıp oluşturmayacak bir politika bileşimiyle gerçekleştirilmesi önem taşıyor.
İkinci önemli alan finansmana erişim. Özellikle KOBİ’lerin krediye erişimi, kredi faizleri ile politika faizi arasındaki farkın daralması, ihracatçı finansmanının güçlendirilmesi ve uzun vadeli yatırım kredilerinin artırılması iş dünyasının öncelikli talepleri arasında.
Üçüncü başlık rekabet gücü. Döviz kuru, maliyetler ve enflasyon arasındaki ilişkinin ihracatçının rekabet gücünü koruyacak şekilde dengelenmesi; artan küresel korumacılık karşısında yerli üretimin desteklenmesi yeni dönemin önemli politika alanlarından biri olacak.
Dördüncü alan ise işgücü ve mesleki eğitim. Türkiye’de düşük işsizlik oranının korunurken sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağının oluşturulması, üretim kapasitesinin sürdürülebilirliği açısından belirleyici olacak.
Ekonomik güven yeniden 100 seviyesinin üzerine çıktı
Yeni OVP öncesinde olumlu göstergelerden biri de ekonomik güven tarafında ortaya çıktı.
Ekonomik güven endeksi temmuz ayında 99,8 seviyesindeyken ağustosta yüzde 0,8 yükselerek 100,6’ya çıktı. Reel kesim güven endeksi de aynı dönemde yüzde 1,2 artarak 102,4 seviyesine ulaştı.
Bu görünüm, enflasyon ve finansman maliyetleri konusunda çözülmesi gereken başlıklar sürmekle birlikte reel sektör beklentilerinde ve ekonomik güven ortamında toparlanma işaretlerinin bulunduğunu gösteriyor.
Konya iş dünyasından “üretimi koruyan OVP” beklentisi
KTO Meclisi’ndeki değerlendirmelerin ana eksenini, fiyat istikrarının sağlandığı ancak üretim, yatırım, istihdam ve ihracat kapasitesinin de güçlü biçimde korunduğu bir ekonomik program beklentisi oluşturdu.
Konya gibi sanayi, tarım, ihracat ve KOBİ yoğun bir üretim merkezinde finansman koşullarındaki değişim doğrudan yatırım kararlarına, işletme sermayesine, istihdama ve dış pazarlardaki rekabet gücüne yansıyor.
Bu nedenle yeni OVP’de dezenflasyon politikalarının yanı sıra reel sektörün finansmana erişimi, KOBİ destekleri, ihracat finansmanı, emek yoğun sektörler, mesleki eğitim, verimlilik, yatırım ortamı ve yapısal reformların güçlü biçimde yer alması Konya iş dünyasının temel beklentileri arasında bulunuyor.
Öztürk, toplantıya katkı sağlayan Meclis Üyelerine teşekkür ederek alınan kararların Konya’ya, Oda üyelerine ve iş dünyasına hayırlı olmasını diledi.





