Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Hamdi Bağcı
Hamdi Bağcı

Süleymancılar Meselesi: Alihan Kuriş Ayrı, Anadolu’daki Kur’an Hizmeti Ayrı

Biliyorsunuz yeni gündemimizin adı “Alihan Kuriş”…

Yanlış anlamayın, operasyonları doğru buluyorum ve yanındayız, orada sorun yok…

Biz diyoruz ki; Alihan Kuriş hakkında ortaya atılan iddialar ağırsa araştırılsın. Mal varlığı sorgulanacaksa sorgulansın. Hukuka aykırı bir kazanç, suç veya usulsüzlük varsa devlet sonuna kadar üzerine gitsin.

Zaten kimsenin buna itirazı olmamalı da aman Anadolu’daki hizmetler aksatılacak şekilde, doğrultuda olmasın yürünecek yol. 

Elbette kamuoyuna yansıyan altınlar, mallar, mülkler ister istemez insanları rahatsız ediyor. Burada Süleymancıların da kendi içlerinde samimi bir muhasebe yapmaları gerektiğini düşünüyorum.

Bir tarafta ömrünü Anadolu’yu dolaşarak, trenlerle şehir şehir giderek Kur’an öğretmeye adamış Süleyman Hilmi Tunahan Efendi; diğer tarafta bugün tartışılan bu servet görüntüleri…

İnsan ister istemez soruyor:

Süleyman Hilmi Tunahan Efendi nerede, bugün gelinen nokta nerede?

Yıllar önce İçeri Çumra’dan yaşlı bir amca bana bir hatırasını anlatmıştı. Anlatırken ağlıyordu.

Süleyman Hilmi Tunahan Efendi’nin Torosların köylerinde Kur’an öğretmeye çalıştığı yıllardan söz etmişti. Köy köy dolaştıktan sonra Çumra’ya geliyor. Treni bekleyecek, ardından tekrar yola çıkacak ve gittiği her yerde Kur’an öğretmeye devam edecek.

O gece kalacak yeri yok.

Fakir bir aile evini açıyor.

Yokluğun, imkânsızlığın içinde o evde misafir oluyor.

Ve o insanlara, günün birinde bu hizmetlerin büyüyeceğini, çok daha geniş imkânlara kavuşulacağını söylüyor.

Amca bunu yıllar sonra gözyaşları içinde anlatıyordu.

İşte bugün Süleyman Hilmi Tunahan Efendi’nin yolundan gittiğini söyleyen herkesin dönüp bu hikâyeye bakması gerekiyor.

Nereden geldiklerini, niçin var olduklarını, hangi fedakârlıkların üzerine bir gelenek kurulduğunu unutmamalılar.

Yanlış varsa yanlışın yanında durmamalılar.

Yanlış yapan insanları sırf aynı yapının mensubu diye savunmamalılar.

Çünkü bir dini yapıyı ayakta tutan şey kişilere körü körüne bağlılık değil, kuruluş gayesine sadakattir.

Ama aynı hassasiyet devlet açısından da gösterilmelidir.

Suçlu varsa yargılansın; fakat suçsuz insanlar, ömrünü Kur’an öğretmeye adamış hocalar ve Anadolu’da fedakârca çalışan hizmet erbabı bu sürecin altında ezilmesin.

Çünkü Türkiye’nin bugün kaybetmemesi gereken çok önemli bir ayrım var:

Alihan Kuriş başka bir meseledir; Anadolu’da yıllardır Kur’an öğreten insanlar başka bir meseledir.

Bir yöneticinin veya belirli kişilerin hukuki sorumluluğu araştırılırken Süleyman Hilmi Tunahan geleneğine bağlı insanların köylerde, kasabalarda ve mezralarda yürüttüğü hizmeti tasfiye etmeye kalkarsanız, suçla mücadele etmekle kalmaz, Anadolu’da doldurulması son derece güç bir boşluk da meydana getirirsiniz.

Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta budur.

Ankara’dan bakınca görünmeyen Anadolu

İstanbul’da, Ankara’da oturup cemaatler hakkında hüküm vermek kolay.

Şehir merkezinde imkân çoktur. Camiler vardır, Kur’an kursları vardır, ulaşım vardır, öğretici vardır. Yeterli sayıda öğrenci bulunduğunda kurs açarsınız, çocukları oraya yönlendirirsiniz.

Peki Anadolu’nun ücra bir köyünde ne yapacaksınız?

Topu topu on çocuğun yaşadığı bir köy düşünün.

On çocuk için resmî bir Kur’an kursu açabilecek misiniz?

Her köye ayrı bir görevli gönderebilecek misiniz?

Dağın arkasındaki mezrada yaşayan beş çocuğa kim ulaşacak?

İşte şehir merkezlerinden bakıldığında görülmeyen gerçek burada başlıyor.

Süleymancılar olarak bilinen insanlar yıllardır tam da bu boşlukta çalışıyorlar. Köye gidiyorlar, kasabaya gidiyorlar, mezraya ulaşıyorlar. Çocuğa elifbayı öğretiyor, Kur’an-ı Kerim’le tanıştırıyor, imkânı olmayana barınacak yer sağlıyor, isteyen öğrenciyi hafızlığa yönlendiriyorlar.

Bence meselenin en kıymetli tarafı budur.

Hayatında bir defa Anadolu’nun ücra bir köyüne gitmemiş, on çocuğun yaşadığı bir mezrada din eğitiminin hangi şartlarda sürdürüldüğünü görmemiş bir insan, İstanbul’daki veya Ankara’daki imkânları bütün Türkiye’de var zannedebilir.

Oysa yok.

Türkiye yalnızca İstanbul ve Ankara’dan ibaret değildir.

Dolayısıyla Süleymancılar meselesi de yalnızca İstanbul’da veya Ankara’da yürüyen bir soruşturma dosyasından ibaret görülemez.

Cemaatler arasındaki acımasız rekabet

Devletin özellikle dikkat etmesi gereken bir başka nokta daha var.

Türkiye’deki cemaatlerin, tarikatların ve dini grupların kendi aralarındaki rekabeti ne yazık ki zaman zaman son derece acımasız olabiliyor.

Kendi grubundan olmayanı değersiz gören, başka bir dini yapının zayıflamasını hatta tamamen ortadan kalkmasını kendi başarısı sayan anlayışlarla karşılaşıyoruz.

Daha hayatında bir öğrenci yetiştirmemiş, bir çocuğun elinden tutup Kur’an öğretmemiş, bir köyün yolunu bilmeyen bazı çevrelerin bugün çıkıp “Süleymancıları tamamen ortadan kaldırın” diye ortaya dökülmesini bu nedenle doğru bulmuyorum.

Bir dakika…

Siz kimi ortadan kaldırıyorsunuz?

Alihan Kuriş hakkında hukuki bir süreç varsa hukuk işini yapsın.

Peki Konya’nın bir köyünde çocuklara Kur’an öğreten hocanın Alihan Kuriş’in dosyasıyla ne ilgisi var?

Bir Anadolu kasabasında on beş, yirmi çocuğu karşısına alıp onlara Kur’an öğreten insanın suçu ne?

Köy köy dolaşıp ailelerle görüşen, öğrencileri takip eden, gençlerin barınmasına yardımcı olan hizmet erbabının hangi soruşturma dosyasında adı geçiyor?

Devlet, dini gruplar arasındaki hesaplaşmaların aracı hâline gelmemelidir.

Bir cemaatin diğerine duyduğu öfke devlet politikası olamaz.

Devletin ölçüsü bellidir:

Suç varsa suçluya gidilir. Hukuksuzluk varsa hukuksuzluk ortadan kaldırılır. Masum insanın hizmeti ise korunur.

Bu boşluğa sevinenler de olacaktır

Meselenin yalnızca cemaatler arasındaki rekabetten ibaret olmadığını da görmek gerekiyor.

Türkiye’de Kur’an eğitiminden, dini hizmetlerden ve dinin toplumsal hayattaki görünürlüğünden rahatsız olan çevreler de var.

Bugün Süleymancılar üzerinden başlayan bir sürecin Anadolu’daki Kur’an eğitimini zayıflatmasından memnun olacak insanlar elbette çıkacaktır.

Onlar açısından bir köyde Kur’an öğretilememesi bir kayıp değildir.

Ama bizim açımızdan öyledir.

Bugün bir yapının tamamen ortadan kaldırılmasını alkışlayanların önemli bir bölümü, yarın Anadolu’nun bir köyünde çocuklara Kur’an öğretecek kimse kalmadığında bunun derdini çekmeyecek.

Fakat o aile çekecek.

O köy çekecek.

En önemlisi de o çocuk çekecek.

Bu yüzden meseleye ideolojik sevinçlerle veya cemaatler arası rövanş duygularıyla değil, Anadolu’da ortaya çıkacak sonuç üzerinden bakmak gerekiyor.

Asıl soru çok basit:

Süleymancıları o köyden çektiğiniz gün, ertesi sabah o çocuklara Kur’an’ı kim öğretecek?

Bu soruya sağlam bir cevabımız yoksa çok dikkatli hareket etmek zorundayız.

Diyanet İşleri Başkanlığımız ve hocalarımız son derece kıymetlidir. Fakat devlet memurluğu ile gönüllülük esasına dayanan sivil hizmet aynı çalışma biçimi değildir.

Memurun görev alanı, mesaisi ve kurumsal sınırları vardır.

Gönüllü hizmet insanı ise gerektiğinde üç çocuk için de yola çıkar; dağın arkasındaki köye gider, aileyle görüşür, öğrencinin peşine düşer.

Anadolu’da ihtiyaç duyulan şeylerden biri tam olarak bu fedakârlıktır.

Sayın Cumhurbaşkanımıza ve bakanlarımıza çağrım

Buradan Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi’ye ve Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek’e özellikle seslenmek istiyorum:

Devlet suçla sonuna kadar mücadele etsin.

Alihan Kuriş hakkındaki iddialar araştırılsın. Hukukun gerektirdiği ne varsa yapılsın. Kim suç işlemişse hesabını versin.

Fakat ne olur, Alihan Kuriş’in dosyasını Anadolu’da Kur’an öğreten insanların dosyasına dönüştürmeyin.

Sahadaki hocaları, Kur’an öğreticilerini, öğrencilere hizmet eden insanları, kasabalara ve köylere ulaşan gönüllüleri ayrı değerlendirin.

Onların yaptığı işin kıymetini görün.

Hukuka uygun çalışan kurumların, yurtların ve eğitim faaliyetlerinin devam etmesine imkân sağlayın.

Çünkü yapılması gereken şey bir geleneği yok etmek değil, varsa hukuksuzluğu o geleneğin içinden ayıklamaktır.

Devletin kudreti de burada ortaya çıkar.

Herkesi aynı torbaya doldurmak kolaydır.

Zor olan; suçlu ile suçsuzu, yanlış yapanla fedakârca hizmet edeni, kişisel sorumlulukla toplumsal faydayı birbirinden ayırabilmektir.

O on çocuğu unutmayın

Ben bu meseleye Ankara’daki binalardan değil, Anadolu’daki o on çocuğun yaşadığı köyden bakıyorum.

Çünkü yarın bütün bu tartışmalar bitecek.

Dosyalar kapanacak.

Televizyonlar başka meseleleri konuşacak.

Cemaatler arasındaki rekabet başka bir başlığa taşınacak.

Ama o köydeki on çocuk yine orada olacak.

Ve birinin onlara Kur’an öğretmesi gerekecek.

Bugün Süleymancılar hakkında verilecek kararların Anadolu’daki karşılığı düşünülürken unutulmaması gereken gerçek budur.

Süleymancılar da kendi iç muhasebelerini yapmalı, kuruluş gayelerini ve Süleyman Hilmi Tunahan Efendi’nin hangi şartlarda bu hizmeti başlattığını unutmamalıdır.

Devlet de suçla hizmeti birbirinden ayırmalıdır.

Alihan Kuriş’in hesabı varsa hukuk sorsun. Ama o hesabı, Anadolu’nun bir köyünde çocuklara Kur’an öğretmek için mücadele eden insanlara ödetmeyin.

Bütün mesele budur.