Televizyon ve sinema sektörü, son yıllarda hem ekonomik hem de teknolojik açıdan kapsamlı bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Geleneksel televizyon reklamlarından elde edilen gelirlerin önemli bölümünün dijital platformlara yönelmesi, artan oyuncu, teknik ekip, mekân ve görsel efekt maliyetleri yapım şirketlerini alternatif üretim yöntemleri aramaya yöneltiyor.
Bu sürecin en dikkat çekici unsurlarından birini ise yapay zekâ destekli içerik üretimi oluşturuyor. Yapay zekâ sistemleri; senaryo taslağı hazırlama, alternatif diyaloglar oluşturma, görüntü ve ses üretme, görsel efekt geliştirme, kurgu süreçlerini hızlandırma ve pazarlama içerikleri oluşturma gibi birçok alanda kullanılabiliyor.
Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, yapay zekânın televizyon ve sinema sektöründeki etkilerini değerlendirdi.
Yapay zekâ teknolojik yeniliğin yanında ekonomik çözüm olarak görülüyor
Televizyon ve sinema sektörünün ciddi ekonomik baskılar altında bulunduğunu belirten Kabaş, geleneksel reklam gelirlerinin dijital platformlara kaydığını, buna karşılık yapım maliyetlerinin sürekli yükseldiğini ifade etti.
Bu koşullar nedeniyle yapay zekânın yalnızca teknolojik bir yenilik değil, aynı zamanda yapım şirketleri açısından ekonomik bir çözüm olarak değerlendirildiğini vurgulayan Kabaş, “Geleneksel reklam gelirlerinin önemli bir bölümü dijital platformlara kayarken yapım maliyetleri sürekli artıyor. Bu nedenle yapay zekâya, sektör için teknolojik bir yenilik olarak kullanımının yanı sıra ekonomik bir çözüm olarak da başvuruluyor.” dedi.
Yapay zekâ destekli araçların özellikle ön hazırlık, görsel tasarım, kurgu, seslendirme, görsel efekt ve pazarlama süreçlerinde zaman ve maliyet tasarrufu sağlayabildiğini belirten Kabaş, medya şirketlerinin daha düşük bütçelerle daha fazla içerik üretme arayışına girdiğini söyledi.
The Eternaut dizisindeki kullanım dikkat çekti
Netflix’in 2025 yapımı “The Eternaut” dizisinde bazı görsel efekt süreçlerinin yapay zekâ desteğiyle daha kısa sürede tamamlanmasını güncel örneklerden biri olarak gösteren Kabaş, teknolojinin yapım süreçlerinde ciddi zaman tasarrufu sağlayabildiğine dikkat çekti.
Bununla birlikte yapay zekâ sayesinde elde edilen ekonomik tasarrufun nasıl kullanılacağının önemli bir tartışma konusu olduğunu belirten Kabaş, şu değerlendirmede bulundu:
“Medya ekonomisi açısından baktığımızda bu dönüşüm, şirketlerin daha az maliyetle daha fazla içerik üretme arayışının bir sonucu. Ancak bu noktada karşımıza şu soru kaçınılmaz olarak çıkıyor: Ortaya çıkan tasarruf içerik kalitesinin gelişmesi için mi var, yoksa yalnızca şirketlerin kârını artırmak için mi önem taşıyor?”
Senaryo, diyalog, görüntü ve ses üretiminde kullanılabiliyor
Yapay zekâ sistemlerinin artık içerik üretim sürecinin birçok aşamasında kullanılabildiğini ifade eden Kabaş, bu teknolojilerin senaryo taslakları hazırlayabildiğini, alternatif diyaloglar yazabildiğini, görüntü ve ses üretebildiğini söyledi.
Bu imkânların yaratıcı süreçleri önemli ölçüde hızlandırdığını belirten Kabaş, ancak yaratıcılığın yalnızca teknik üretimden ibaret olmadığını vurguladı.
İyi bir hikâyenin insan deneyiminden, duygulardan, gözlemlerden ve toplumsal gerçekliklerden beslendiğini kaydeden Kabaş, yapay zekânın yaratıcıların yerine geçen bağımsız bir üretici değil, yaratıcı ekiplerin kullandığı güçlü bir yardımcı araç olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“En başarılı yapımlar insan ve yapay zekâ iş birliğinden çıkacak”
Kabaş, önümüzdeki dönemde televizyon ve sinema sektöründe tamamen insan emeğine veya tamamen algoritmalara dayalı üretimler yerine, insan yaratıcılığı ile yapay zekâ teknolojilerini birlikte kullanan ekiplerin öne çıkacağını dile getirdi.
“Yapay zekâyı üreticilerin yerine geçen bir aktörden ziyade onların kullandığı güçlü bir araç olarak görmek daha doğru olacaktır.” diyen Kabaş, gelecekte başarılı yapımların insanın yaratıcı kararları ile teknolojinin hız ve üretim kapasitesini bir araya getiren ekiplerden çıkacağını ifade etti.
Duygusal bağ yalnızca teknik görüntü kalitesiyle kurulamıyor
Yapay zekâ ve dijital teknolojiler kullanılarak hazırlanan içeriklerde teknik kalitenin giderek yükseldiğini belirten Kabaş, buna rağmen izleyiciyle kurulan duygusal bağın yalnızca görüntü kalitesine bağlı olmadığını söyledi.
Martin Scorsese’nin yönettiği 2019 yapımı “The Irishman” ile 2023 yapımı “Indiana Jones and the Dial of Destiny” filmlerinde kullanılan dijital gençleştirme teknolojilerini örnek gösteren Kabaş, bu uygulamaların görsel açıdan etkileyici sonuçlar ortaya çıkardığını belirtti.
Ancak izleyiciyi etkileyen temel unsurun yalnızca oyuncunun yüzünün gençleştirilmesi olmadığını kaydeden Kabaş, karakterlerin taşıdığı yaşam tecrübesi, duygu ve insani derinliğin de büyük önem taşıdığını ifade etti.
Kabaş, “Yapay zekâ ünlü oyuncuların yüzlerini gençleştirebilir ama deneyimin kendisini gençleştiremez.” değerlendirmesinde bulundu.
Gerçek ile kurgu arasındaki sınır belirsizleşebilir
Yapay zekâ tarafından oluşturulan görüntü ve seslerin giderek daha gerçekçi hale gelmesi, izleyicilerin gerçek ile kurgu arasındaki sınırı ayırt etmesini zorlaştırabiliyor.
Kabaş, bu teknolojilerin yaygınlaşmasının yalnızca sinema ve televizyon üretimi açısından değil; etik, kültürel ve toplumsal açıdan da yeni tartışma alanları oluşturduğunu belirtti.
Özellikle gerçek kişilerin görüntülerinin izinsiz kullanılması, oyuncuların yüz ve seslerinin dijital ortamda yeniden üretilmesi, telif hakları ve yapay içeriklerin izleyiciye açık biçimde belirtilip belirtilmemesi gibi konuların gelecekte sektörün temel gündem maddeleri arasında yer alması bekleniyor.
Standartlaşma yerel kültürler açısından risk oluşturabilir
Yapay zekâ sistemlerinin geçmişte üretilmiş milyonlarca içerikten öğrenerek çalıştığını hatırlatan Kabaş, bu durumun mevcut anlatı kalıplarının sürekli tekrar edilmesi riskini taşıdığını söyledi.
Yapımcıların yalnızca algoritmaların başarılı olarak değerlendirdiği hikâye formüllerine yönelmesi halinde birbirine benzeyen karakterlerin, senaryoların ve görsel anlatım biçimlerinin çoğalabileceğini belirten Kabaş, bunun kültürel çeşitlilik açısından önemli bir tehlike oluşturabileceğini ifade etti.
Özellikle yerel hikâyelerin ve kültürel unsurların korunmasının önemine dikkat çeken Kabaş, Türk dizilerinin uluslararası başarısında yerel anlatıların, aile ilişkilerinin, toplumsal yapıların ve özgün karakterlerin önemli rol oynadığını söyledi.
Yapay zekânın bu çeşitliliği destekleyen bir araç olarak kullanılması halinde sektöre katkı sağlayabileceğini belirten Kabaş, standartlaşmayı hızlandırması halinde ise kültürel zenginliğin zarar görebileceği uyarısında bulundu.
Hızlı içeriklerle özgün yapımlar birlikte var olacak
Yapay zekâ destekli üretim araçlarının içerik üretimini ucuzlatması ve hızlandırmasının iki farklı sonucu beraberinde getireceğini belirten Kabaş, teknik imkânlara ulaşmakta zorlanan bağımsız üreticilerin bu teknolojiler sayesinde daha kaliteli içerikler hazırlayabileceğini söyledi.
Yapay zekâ sayesinde daha fazla kişinin film, dizi, kısa video ve dijital içerik üretebilmesinin olumlu bir gelişme olduğunu ifade eden Kabaş, buna karşılık benzer anlatı kalıplarının ve güvenli formüllerin çoğalabileceğine dikkat çekti.
Kabaş, önümüzdeki dönemde bir tarafta hızlı, yoğun ve algoritmik olarak hazırlanan içeriklerin, diğer tarafta ise insan yaratıcılığının ve özgün anlatımın belirleyici olduğu yapımların birlikte var olacağını kaydetti.
Sektör açısından temel tartışmanın üretilen içerik sayısından çok, içerik kalitesinin ve özgünlüğünün nasıl korunacağı üzerinde yoğunlaşacağı değerlendiriliyor.
Meslekler tamamen ortadan kalkmayacak
Yapay zekânın sinema ve televizyon sektöründeki meslekleri tamamen ortadan kaldırmayacağını ancak görev tanımlarını ve çalışma biçimlerini önemli ölçüde değiştireceğini belirten Kabaş, 2023 yılında Hollywood’da gerçekleşen senarist ve oyuncu grevlerinin bu konudaki endişeleri açık biçimde ortaya koyduğunu hatırlattı.
Söz konusu grevlerde yapay zekânın senaryo yazımında kullanılması, oyuncuların görüntü ve seslerinin dijital olarak yeniden üretilmesi, yaratıcı emeğin korunması ve ücretlendirme modelleri temel tartışma başlıkları arasında yer almıştı.
Gelecekte yapay zekâ sistemlerine doğru talimatlar verebilen, ortaya çıkan içerikleri değerlendirebilen ve yaratıcı kararlar alabilen profesyonellerin daha fazla önem kazanacağını ifade eden Kabaş, bazı teknik görevlerin azalabileceğini söyledi.
Buna karşılık editörlük, içerik denetimi, etik kontrol, yaratıcı yönetmenlik, hikâye geliştirme ve yapay zekâ tarafından üretilen içeriklerin doğrulanması gibi alanların öneminin artması bekleniyor.
İletişim fakültelerinde eğitim modeli değişmeli
Türkiye’nin dizi ihracatında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında bulunduğunu hatırlatan Kabaş, Türk televizyon ve sinema sektörünün yapay zekâ dönüşümü konusunda henüz deneme aşamasında olduğunu söyledi.
Yapım şirketleri ve medya kuruluşlarının çeşitli yapay zekâ uygulamalarını test ettiğini ancak sektörde ortak standartların, etik kuralların ve uzun vadeli stratejilerin henüz tam olarak oluşmadığını ifade eden Kabaş, üniversitelerin de bu dönüşüme uyum sağlaması gerektiğini belirtti.
İletişim fakültelerinde yalnızca kamera kullanımı, kurgu, yönetmenlik ve senaryo yazımı öğretilmesinin artık yeterli olmadığını vurgulayan Kabaş; yapay zekâ okuryazarlığı, veri etiği, telif hakları, dijital doğrulama ve eleştirel medya okuryazarlığı gibi alanların da eğitim programlarının temel parçaları haline gelmesi gerektiğini söyledi.
Kabaş, geleceğin iletişim profesyonellerinin yapay zekâ teknolojilerinin yalnızca kullanıcısı değil, aynı zamanda denetleyicisi ve yönlendiricisi olacağını belirterek değerlendirmelerini tamamladı.




