Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Putin, Trump’tan günler sonra Çin’de: Pekin’de jeopolitik denge trafiği

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna ve İran savaşlarının sürdüğü, küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemde Çin’e kritik bir ziyaret gerçekleştiriyor. Putin’in, ABD Başkanı Donald Trump’ın Pekin temaslarından yalnızca günler sonra Çin’e gitmesi, Moskova-Pekin-Washington hattındaki stratejik rekabeti yeniden gündeme taşıdı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna ve İran savaşlarının sürdüğü,

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, iki günlük ziyaret kapsamında dün gece Çin’in başkenti Pekin’e ulaştı. Putin’i havalimanında Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi karşıladı.

Rus lider için bu sabah Tiananmen Meydanı’nda devlet töreni düzenlenecek. Törenin ardından Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile önce baş başa, ardından heyetler arası görüşmeler gerçekleştirecek. Rus liderin temaslarını tamamladıktan sonra gün içinde ülkesine dönmesi bekleniyor.

Ziyaret, yalnızca diplomatik protokol açısından değil; zamanlaması bakımından da dünya kamuoyunun dikkatini çekiyor. Çünkü Putin’in Pekin temasları, ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin ziyaretinden kısa süre sonra gerçekleşiyor.

Trump’ın ziyaretinden sonra ikinci kritik temas

ABD Başkanı Donald Trump, 13-15 Mayıs tarihlerinde Çin’e resmi ziyarette bulunmuştu. Trump’ın 8,5 yıl aradan sonra Çin’e yaptığı bu ziyaret, Washington-Pekin hattında kırılgan da olsa yeni bir stratejik istikrar arayışı olarak yorumlanmıştı.

Trump’ı Çin ziyaretinde havalimanında Çin Devlet Başkanı Yardımcısı Han Cıng karşılamıştı. Trump, resmi tören ve görüşmelerin yanı sıra Pekin’de tarihi Gök Tapınağı’nı ziyaret etmiş, onuruna verilen akşam yemeğine katılmış ve ülkeden ayrılmadan önce Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile çay buluşmasında bir araya gelmişti.

Beyaz Saray, ziyaret sonrasında ekonomik başlıklarda bazı mutabakatlara varıldığını duyurmuştu. ABD ile Çin arasındaki bu temas, küresel piyasalardan güvenlik politikalarına kadar birçok alanda yakından izlenmişti.

Putin’in Trump’tan günler sonra Pekin’e gitmesi ise Çin’in aynı hafta içinde hem Washington hem de Moskova ile üst düzey diplomasi yürütmesi bakımından dikkat çekici bir tablo ortaya koydu.

Putin’in programı daha sade ama stratejik

Trump’ın Çin programı geniş protokol, sembolik ziyaretler ve kamu diplomasisi unsurlarıyla öne çıkarken, Putin’in programının daha sade ve doğrudan görüşmelere odaklı olduğu görülüyor.

Bu durum, Çin ile Rusya arasındaki ilişkilerin son yıllarda ulaştığı yakın seviye nedeniyle şaşırtıcı bulunmuyor. Moskova ve Pekin arasında liderler düzeyindeki temaslar sık yapılırken, stratejik eşgüdüm mekanizmaları da farklı diplomatik ve ekonomik kanallar üzerinden işliyor.

Putin’in Çin ziyareti bu yönüyle daha çok enerji, ticaret, güvenlik, jeopolitik koordinasyon ve Batı karşısında ortak pozisyon alma başlıkları üzerinden okunuyor.

Putin’in Çin’e 25. ziyareti

Bu ziyaret, Vladimir Putin’in iktidarı döneminde Çin’e yaptığı 25. ziyaret oldu. Rus lider en son Eylül 2025’te Pekin’e gitmiş, İkinci Dünya Savaşı’nın sona erişinin 80. yılı dolayısıyla düzenlenen askeri geçit törenine katılmıştı.

Putin, son ziyaretinden önce yayımladığı video mesajında Rusya-Çin ilişkilerinin küresel sahnede istikrarlı ve önemli bir rol oynadığını vurguladı. Rus lider, iki ülkenin kimseye karşı ittifak kurmadığını, barış ve evrensel refah için çalıştığını ifade etti.

Putin ayrıca Pekin’i yeniden ziyaret etmekten memnuniyet duyduğunu belirterek, düzenli karşılıklı ziyaretlerin ve üst düzey temasların Rusya-Çin ilişkilerini geliştirmek açısından önemli olduğunu söyledi.

“Rus-Çin ilişkileri eşi benzeri görülmemiş seviyede”

Putin, Rusya ile Çin’in 25 yıl önce İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Anlaşması imzaladığını hatırlatarak, bugün iki ülke ilişkilerinin “eşi benzeri görülmemiş” bir seviyeye ulaştığını dile getirdi.

Moskova ve Pekin, ikili ilişkilerini “yeni dönemde kapsamlı stratejik koordinasyon ortaklığı” olarak tanımlıyor. Bu ifade, iki ülkenin yalnızca ekonomik değil; diplomatik, askeri, enerji, teknoloji ve küresel güvenlik başlıklarında da birbirine yakın pozisyon aldığını gösteriyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olan iki ülke, ABD ve Batılı müttefiklerinin küresel sistemdeki ağırlığına karşı çoğu zaman birbirini destekleyen politika tercihleriyle öne çıkıyor.

Görüşmelerde enerji ve ticaret başlıkları öne çıkacak

Putin’in Çin ziyaretinde ekonomik işbirliği, enerji ticareti ve stratejik ortaklık dosyalarının öncelikli gündem olması bekleniyor. Ziyaret kapsamında iki ülke arasında yaklaşık 40 işbirliği belgesinin imzalanması öngörülüyor.

Son yıllarda Çin ile ABD arasında artan rekabet ve Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rusya’ya uygulanan Batı yaptırımları, Moskova ile Pekin’i daha da yakınlaştırdı.

Batı pazarlarında baskı gören Rusya, enerji ihracatında Çin’i daha kritik bir ortak haline getirdi. Pekin ise enerji arz güvenliği açısından Rusya ile ilişkilerini derinleştirdi.

Ticaret hacmi 240 milyar doları aştı

Çin ile Rusya arasındaki ekonomik ilişkiler son yıllarda güçlü bir ivme kazandı. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2023 ve 2024 yıllarında 240 milyar doları aştı.

Rusya’nın ihraç ettiği ham petrol ve doğal gazın yaklaşık yarısının Çin tarafından satın alınması, enerji alanındaki karşılıklı bağımlılığı daha görünür hale getirdi.

Ukrayna savaşı nedeniyle Batı yaptırımlarının hedefindeki Moskova, Çin ile ticari ilişkilerini artırarak ekonomik baskıyı dengelemeye çalışıyor. Çin ise hem enerji kaynaklarını çeşitlendirmek hem de Batı karşısında stratejik manevra alanını genişletmek istiyor.

İran savaşı Rus enerjisini Çin için daha önemli hale getirdi

Putin’in ziyareti, İran’daki savaşın sürdüğü ve Hürmüz Boğazı’ndan enerji akışında kesintilerin yaşandığı bir döneme denk geliyor.

Hürmüz Boğazı, küresel petrol ve doğal gaz taşımacılığı açısından kritik geçiş noktalarından biri. Bu hatta yaşanan her kriz, başta Çin olmak üzere enerji ithalatına bağımlı büyük ekonomiler için ciddi risk oluşturuyor.

Bu nedenle Rusya, Çin’in enerji güvenliği açısından daha stratejik bir tedarikçi haline geliyor. Moskova açısından ise Çin pazarı, Batı yaptırımları karşısında ekonomik nefes alanı sağlamaya devam ediyor.

Ukrayna savaşı ve Batı yaptırımları yakınlaşmayı hızlandırdı

Rusya’nın Ukrayna’da sürdürdüğü savaş, Moskova’nın Batı ile ilişkilerini kopma noktasına getirirken, Çin ile stratejik yakınlaşmasını hızlandırdı.

Pekin, Ukrayna savaşı nedeniyle Batı’nın Rusya’ya yönelik yaptırımlarına katılmadı. Çin, Moskova ile ekonomik ilişkilerini sürdürürken, diplomatik söylemde de çoğu zaman Batı’nın tek taraflı yaptırım politikalarını eleştiren bir çizgi izledi.

Bu durum, Rusya açısından Çin’i yalnızca ekonomik ortak değil, aynı zamanda Batı karşısında diplomatik denge unsuru haline getiriyor.

ŞİÖ ve BRICS hattında ortak hareket

Çin ve Rusya, yalnızca ikili ilişkilerde değil; çok taraflı platformlarda da işbirliğini sürdürüyor.

İki ülke, kuruluşuna öncülük ettikleri Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS gibi yapılarda küresel sistemde Batı merkezli düzene alternatif arayışlarını destekleyen politikalar izliyor.

Bu platformlar, enerji, ticaret, güvenlik, finans ve diplomasi başlıklarında Çin-Rusya koordinasyonunun görünür olduğu alanlar arasında yer alıyor.

Pekin’in denge siyaseti dikkat çekiyor

Çin’in kısa süre içinde önce ABD Başkanı Trump’ı, ardından Rusya Devlet Başkanı Putin’i ağırlaması, Pekin’in küresel güçler arasında denge kurma çabasını da ortaya koyuyor.

Trump’ın ziyaretinde ABD ile Çin arasında “yapıcı stratejik istikrar” arayışı öne çıkarken, Putin’in ziyareti Çin-Rusya hattındaki “kapsamlı stratejik koordinasyon ortaklığı”nın geleceğine ilişkin mesajlar taşıyor.

Bu nedenle Pekin’in hem Washington hem de Moskova ile aynı dönemde yürüttüğü diplomasi, küresel düzenin yeni yönünü anlamak açısından yakından izleniyor.

Ziyaret ne anlama geliyor?

Putin’in Çin ziyareti, üç temel başlıkta önem taşıyor:

Birincisi, Rusya ile Çin’in Batı karşısındaki stratejik yakınlaşmasının sürdüğünü gösteriyor. İkincisi, enerji güvenliği ve ticaretin iki ülke ilişkilerinin ana omurgası haline geldiğini ortaya koyuyor. Üçüncüsü ise ABD-Çin ilişkilerinde Trump ziyaretiyle oluşan yeni atmosferin, Çin-Rusya ortaklığı üzerinde nasıl bir etki oluşturacağının test edileceği bir diplomatik zemin sunuyor.

Bu ziyaret, yalnızca Moskova-Pekin hattındaki ikili ilişkiler açısından değil; Washington, Brüksel, Tahran, Kiev ve küresel enerji piyasaları açısından da yakından takip edilecek.

Haber yorumu

Putin’in Pekin ziyareti, yeni küresel düzen tartışmalarının merkezinde yer alıyor. Bir tarafta ABD ile Çin arasında kırılgan stratejik istikrar arayışı, diğer tarafta Rusya ile Çin arasında derinleşen koordinasyon bulunuyor.

Ukrayna ve İran savaşlarının sürdüğü, enerji yollarının tehdit altında olduğu ve Batı ile Doğu arasındaki rekabetin sertleştiği bir dönemde yapılan bu ziyaret, Pekin’in küresel denklemde ne kadar merkezi bir aktöre dönüştüğünü bir kez daha gösteriyor.

Çin, aynı hafta içinde hem Trump’ı hem Putin’i ağırlayarak yalnızca ekonomik güç değil, aynı zamanda diplomasinin ana kavşaklarından biri olduğunu dünyaya göstermiş oldu. Rusya ise Batı baskısı karşısında Çin’le yakınlığını koruyarak uluslararası yalnızlığını kırmaya çalışıyor.