TÜSİAR Araştırma ve Danışmanlık’ın Nisan 2026 tarihli Türkiye Gündem Araştırması, yayınladı. Araştırma, Türkiye’de siyasal rekabetin yüksek düzeyde sürdüğünü ancak dengelerin henüz netleşmediğini ortaya koydu. Araştırmaya göre seçmen tercihi iki büyük parti etrafında yoğunlaşırken, seçim sonucunu belirleyecek kritik alan orta ölçekli partiler ve kararsız seçmen kitlesi olarak öne çıkıyor.
Çalışma, yalnızca seçim eğilimlerini değil, aynı zamanda Türkiye’nin dış politika çizgisine yönelik kamuoyu yaklaşımını da ortaya koyuyor. Genel tablo, iç politikada kırılgan denge, dış politikada ise temkinli destek olarak özetleniyor.
Seçmen Eğilimleri: Yarış başa baş, fark kritik seviyede
Araştırmaya göre bugün milletvekilliği seçimi yapılması halinde AK Parti yüzde 31,6 ile ilk sırada yer alırken, CHP yüzde 29,5 ile yakın takipte bulunuyor. İki parti arasındaki farkın 2,1 puanda kalması, seçim yarışının açık ara bir üstünlükten uzak, başa baş sürdüğünü gösteriyor.
İlk iki partinin toplam oy oranının yüzde 61,1’e ulaşması, seçmen davranışının büyük ölçüde iki ana eksende yoğunlaştığını ortaya koyuyor. Ancak bu tabloya rağmen seçim sonucu henüz kesinleşmiş görünmüyor.
Araştırma, seçim sonucunda belirleyici rolün orta ölçekli partilerde olacağını ortaya koyuyor. DEM Parti, MHP, Yeniden Refah Partisi ve İYİ Parti başta olmak üzere bu partilerin toplam oy oranı yüzde 20’nin üzerine çıkıyor.
Bu durum, seçim yarışının yalnızca iki parti arasında geçmediğini; üçüncü blokta yer alan partilerin performansının ve seçmen geçişlerinin sonucu doğrudan etkileyeceğini gösteriyor.

Milletvekilliği Seçim Anketi: Parti dağılımı şöyle:
| Parti | Oy Oranı (%) |
| AK Parti | 31,6 |
| CHP | 29,5 |
| DEM Parti | 8,7 |
| MHP | 7,5 |
| İYİ Parti | 5,4 |
| Zafer Partisi | 3,9 |
| Yeniden Refah Partisi | 3,7 |
| TİP | 3,1 |
| Diğer | 3,1 |
Not: Kararsız seçmenler mevcut dağılıma göre orantısal olarak dağıtılmıştır.
Dış Politika: Destek çoğunlukta, ancak güçlü değil
Araştırmada katılımcılara ABD, İsrail ve İran arasında devam eden gerilim sürecinde Türkiye’nin izlediği dış politika soruldu. Sonuçlara göre toplumun yüzde 61,4’ü dış politikayı olumlu değerlendiriyor.
Buna karşılık yüzde 21,4’lük kesim olumsuz görüş bildirirken, yüzde 17,2’lik kesim kararsız veya nötr kalıyor.

Dış Politika Anketi: Kamuoyu dağılımı
| Değerlendirme | Oran (%) |
| Olumlu | 61,4 |
| Olumsuz | 21,4 |
| Kararsız / Nötr | 17,2 |
Değerlendirme: Türkiye’de tablo net değil
Araştırma sonuçları, Türkiye’de hem siyasal dengelerin hem de kamuoyu eğilimlerinin henüz kesinleşmediğini ortaya koyuyor. İki büyük parti arasındaki sınırlı fark, seçmen tercihlerinin değişime açık olduğunu gösterirken; orta ölçekli partiler seçim sonucunun ana belirleyicisi olarak öne çıkıyor.
Dış politikada ise çoğunluk desteği bulunmasına rağmen bu desteğin güçlü ve koşulsuz olmadığı görülüyor. Kamuoyu, mevcut politikayı desteklerken aynı zamanda temkinli bir yaklaşım sergiliyor.
Genel tabloya göre Türkiye’de siyaset yüksek rekabet ve kırılgan denge içinde ilerlerken, seçmen eğilimleri ve kamuoyu algısı önümüzdeki süreçte değişime açık bir görünüm sergiliyor.
ANALİZ | Türkiye’de siyasal denge üç aktörlü yapıya evriliyor
TÜSİAR’ın Nisan 2026 tarihli Türkiye Gündem Araştırması, Türkiye’de siyasal rekabetin yalnızca iki büyük parti ekseninde okunamayacağını ortaya koyan önemli veriler sunuyor. Araştırma, yüzeyde AK Parti ile CHP arasında başa baş bir yarış görünümü verse de, derinlemesine incelendiğinde seçim sonuçlarını belirleyecek asıl alanın orta ölçekli partiler ve kararsız seçmen kitlesi olduğu görülüyor.
Büyük partilerde sıkışma: Yüksek oy, sınırlı genişleme
Araştırmaya göre AK Parti yüzde 31,6, CHP ise yüzde 29,5 seviyesinde bulunuyor. İki parti arasındaki farkın sınırlı olması, siyasal rekabetin yüksek olduğunu gösterirken, toplam oy oranlarının yüzde 61,1 düzeyinde kalması dikkat çekici bir başka veri sunuyor.
Bu tablo, büyük partilerin genişleme kapasitesinin sınırlı olduğunu düşündürüyor. Her iki parti de kendi çekirdek seçmen tabanını büyük ölçüde korumakta; ancak bu tabanı anlamlı ölçüde büyütebilecek bir ivme üretmiş görünmüyor. Bu durum, Türkiye siyasetinde seçmen davranışının belirli ölçüde konsolide olduğunu, ancak henüz kesinleşmiş bir yönelime dönüşmediğini ortaya koyuyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimi perspektifinden bakıldığında ise bu veri daha kritik bir anlam kazanıyor. Yüzde 30 bandında seyreden oy oranları, hiçbir büyük partinin tek başına yüzde 50+1 seviyesine ulaşamayacağını açık biçimde gösteriyor. Bu nedenle seçim kazanma kapasitesi, büyük partilerin performansından çok, kuracakları ittifakların niteliğine bağlı hale gelmiş durumda.
Orta ölçekli partiler: Denge belirleyici konumda
Araştırmanın en belirleyici bulgularından biri, orta ölçekli partilerin toplam ağırlığıdır. DEM Parti (%8,7), MHP (%7,5), İYİ Parti (%5,4) ve Yeniden Refah Partisi (3,7) başta olmak üzere bu partilerin toplam oy oranı yüzde 20’nin üzerine çıkmaktadır.
Buna yüzde 3–4 bandındaki diğer partiler de eklendiğinde, siyasal sistem içinde yaklaşık üçte birlik bir alanın büyük partiler dışında konumlandığı görülmektedir. Bu durum, Türkiye’de seçim sonuçlarının yalnızca iki büyük parti arasındaki rekabetle belirlenmediğini; aksine üçüncü bir denge alanının belirleyici hale geldiğini göstermektedir.
Bu yapı, özellikle cumhurbaşkanlığı seçimleri açısından doğrudan sonuç üretmektedir. Yüzde 50+1 barajı dikkate alındığında, orta ölçekli partilerin desteği olmadan herhangi bir adayın seçimi kazanması matematiksel olarak mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla bu partiler artık sistemin çevresinde konumlanan aktörler değil, seçim sonucunu doğrudan belirleyen merkezi unsurlar haline gelmiştir.
Seçmen davranışı: Esnek ve değişime açık yapı
Araştırmada kararsız seçmenlerin dağıtılarak hesaplama yapılmasına rağmen, ortaya çıkan dengelerin hâlâ kırılgan olması seçmen davranışının esnekliğine işaret etmektedir.
Bu durum, seçmen bağlılığının geçmiş dönemlere kıyasla daha zayıf ve geçişken olduğunu göstermektedir. Özellikle ikinci tur cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, farklı parti seçmenleri arasında yön değişimlerinin belirleyici olma ihtimali güçlenmektedir.
Dolayısıyla mevcut tablo, yalnızca partilerin oy oranlarını değil, seçmen geçişlerinin yönünü de analiz etmeyi zorunlu kılmaktadır.
Dış politika: Kutuplaşmayı aşan sınırlı mutabakat alanı
Araştırmanın dikkat çeken bir diğer bulgusu, dış politika başlığında ortaya çıkan kamuoyu eğilimidir. Katılımcıların yüzde 61,4’ü Türkiye’nin izlediği dış politikayı olumlu değerlendirmektedir.
Bununla birlikte yüzde 21,4’lük bir kesim olumsuz görüş bildirirken, yüzde 17,2’lik kesim kararsız veya nötr bir tutum sergilemektedir.
Bu dağılım, dış politikada belirli bir toplumsal kabul olduğunu gösterse de, bu kabulün güçlü ve koşulsuz bir destek anlamına gelmediğini ortaya koymaktadır. Araştırmada “çok doğru buluyorum” diyenlerin oranının sınırlı kalması, desteğin daha çok temkinli ve performansa bağlı olduğunu düşündürmektedir.
Bu çerçevede dış politika, Türkiye’de iç siyasetteki sert kutuplaşmanın kısmen aşılabildiği nadir alanlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu durum kalıcı bir uzlaşıdan ziyade, gelişmelere bağlı olarak değişebilecek kırılgan bir dengeyi ifade etmektedir.
İki kutuplu yapıdan üçlü denge sistemine geçiş
Araştırmanın ortaya koyduğu genel tablo, Türkiye’de siyasal yapının iki kutuplu bir rekabetten daha karmaşık bir denge sistemine evrildiğini göstermektedir.
Bir yanda birbirine yakın oy oranlarına sahip iki büyük parti, diğer yanda toplamda belirleyici ağırlığa ulaşan orta ölçekli partiler ve değişken bir seçmen kitlesi bulunmaktadır. Bu üçlü yapı, seçim sonuçlarının yalnızca büyük partilerin performansına bağlı olmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri açısından bakıldığında, bu tablo ittifak siyasetinin zorunluluğunu pekiştirmektedir. Hiçbir aktörün tek başına çoğunluk üretemediği bir sistemde, seçim kazanma kapasitesi büyük ölçüde farklı seçmen bloklarını bir araya getirme becerisine bağlıdır.
Dış politikada ise toplumun önemli bir bölümü mevcut yaklaşımı desteklemekle birlikte, bu desteğin temkinli olduğu ve gelişmelere bağlı olarak yeniden şekillenebileceği anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak Türkiye’de siyasal rekabet yüksek, dengeler kırılgan ve seçmen davranışı değişime açıktır. Bu yapı, önümüzdeki dönemde hem iç politikada hem de dış politikada atılacak adımların kamuoyu eğilimleri üzerinde belirleyici olacağını göstermektedir.




