IISS raporu, Türkiye’nin insansız hava araçlarında ulaştığı seviyeyi ortaya koyarken Avrupa’nın çok uluslu projelerde yaşadığı gecikme ve bağımlılığı da gözler önüne serdi.
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün (IISS) yayımladığı son rapor, insansız hava araçları alanında Türkiye ile Avrupa arasındaki farkı net biçimde ortaya koydu. Raporda, Avrupa ülkelerinin yaklaşık 20 yıldır uzun havada kalışlı insansız hava aracı geliştirme hedefinde istediği sonuca ulaşamadığı belirtilirken, Türkiye’nin yerli ve milli projelerle bu alanda öne çıktığı vurgulandı.
IISS değerlendirmesinde, Avrupa için “hayal kırıklığı” ifadesi kullanılırken, Türkiye’nin bağımsız savunma anlayışı ve sahada test edilerek geliştirilen platformları dikkat çekici örnekler arasında gösterildi. Rapora göre Türkiye, yalnızca bir üretici ülke konumuna gelmedi; aynı zamanda stratejik hava gücü oluşturma yolunda da önemli bir eşik aştı.
Avrupa’nın 20 yıllık İHA arayışı sonuç vermedi
Raporda, Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere gibi Avrupa’nın önde gelen ülkelerinin 2000’li yılların başından bu yana MALE sınıfı, yani uzun havada kalışlı insansız hava aracı geliştirmeyi hedeflediği ancak bu hedefin başarıya ulaşmadığı ifade edildi.
Çok uluslu projelerde artan maliyetler, ortaklar arasındaki görüş ayrılıkları, yavaş işleyen bürokratik süreçler ve siyasi uzlaşı arayışının teknik kabiliyetlerin önüne geçmesi, Avrupa’nın İHA geliştirme sürecini zora soktu. Raporda bu durumun “operasyonel felce” neden olduğu değerlendirmesine yer verildi.
Bu nedenle Avrupa ülkelerinin, kendi projelerini zamanında sonuçlandıramadığı için ABD üretimi MQ-9 Reaper ve İsrail üretimi Heron sistemlerine yönelmek zorunda kaldığı kaydedildi. Ortak geliştirilen Eurodrone projesinin hizmete giriş tarihinin 2031’e ertelenmesi de raporda, “stratejik otonomi hedefiyle çelişen yapısal gecikme” olarak tanımlandı.
Raporun en dikkat çeken cümlesi: Sadece Türkiye başardı
IISS raporunda öne çıkan en çarpıcı ifadelerden biri, Avrupa’nın uzun yıllardır ulaşamadığı hedefe Türkiye’nin ulaşmış olması oldu. Raporda şu değerlendirmeye yer verildi:
“Avrupa’nın 20 yıldır başaramadığı uzun havada kalışlı İHA sistemi geliştirme hedefine sadece Türkiye ulaştı.”
Bu tespit, Türkiye’nin İHA alanındaki başarısının yalnızca bölgesel değil, uluslararası ölçekte de dikkatle izlendiğini ortaya koydu. Raporda ayrıca Avrupa’nın insansız hava araçları konusunda ABD’ye bağımlı hale geldiği vurgulanarak, kıtanın savunma alanındaki stratejik özerklik iddiasının bu alanda zayıf kaldığı belirtildi.
Türkiye için dönüm noktası 2004 kararı oldu
IISS analizine göre Türkiye’nin yükselişinin arkasındaki temel kırılma, 14 Mayıs 2004’te alınan Savunma Sanayii İcra Komitesi kararı oldu. Raporda, lisanslı üretim programlarının iptal edilerek tamamen yerli ve milli tasarımlara yönelinmesinin Türkiye açısından stratejik bir dönüm noktası olduğu ifade edildi.
Bu karar sayesinde Türkiye’nin dışa bağımlılığı azaltan, ihtiyaca göre şekillenen ve sahadaki operasyonel tecrübeyle sürekli geliştirilen bir savunma modeli kurduğu aktarıldı. Rapor, Türkiye’nin bu tercihle yalnızca teknolojik üretim kabiliyetini artırmadığını, aynı zamanda karar alma ve uygulama süreçlerinde daha hızlı hareket eden bir yapıya geçtiğini ortaya koydu.
Sahada kendini kanıtlayan sistemler öne çıktı
IISS raporunda Türkiye’nin bugünkü İHA gücünü oluşturan platformlara da geniş yer verildi. Buna göre Bayraktar TB2, maliyet-etkinliği yüksek ve sahada etkisini kanıtlamış “oyun değiştirici” bir sistem olarak değerlendirildi.
Anka platformu ise Türk Silahlı Kuvvetleri’nin operasyonel omurgası olarak tanımlandı. Raporda, Anka’nın uzun süreli görev kabiliyeti ve farklı operasyon sahalarındaki kullanımıyla Türkiye’nin insansız sistem kapasitesine önemli katkı sunduğu belirtildi.
Akıncı ve Aksungur ise daha yüksek taşıma kapasitesi, gelişmiş görev çeşitliliği ve stratejik derinlik sağlayan sistemler olarak öne çıktı. Bu platformların, Türkiye’nin yalnızca taktik seviyede değil, daha geniş ölçekli hava gücü planlamasında da etkili bir aktör haline geldiğini gösterdiği ifade edildi.
Yeni nesil projeler Türkiye’nin hedef büyüttüğünü gösteriyor
Raporda Türkiye’nin yalnızca mevcut platformlarla sınırlı kalmadığı, yeni nesil projelerle farklı bir aşamaya geçtiği vurgulandı. Bu kapsamda Kızılelma, insansız savaş uçağı konseptiyle öne çıkan en dikkat çekici projeler arasında yer aldı.
Anka III ise düşük görünürlüklü “uçan kanat” tasarımıyla geleceğin hava gücü anlayışına işaret eden bir platform olarak değerlendirildi. Rapora göre bu projeler, Türkiye’nin insansız hava sistemlerinde yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap veren bir ülke olmadığını, geleceğin savaş ve savunma mimarisine yönelik hazırlık yaptığını da ortaya koyuyor.
Bu değerlendirme, Türkiye’nin İHA ekosisteminde sadece üretici değil, aynı zamanda teknoloji geliştiren ve yeni konseptler oluşturan bir merkez haline geldiğini gösteriyor.
Avrupa artık Türkiye’yi stratejik ortak olarak görüyor
IISS raporunda dikkat çeken bir başka unsur ise Avrupa’nın Türkiye’ye bakışındaki değişim oldu. Buna göre Avrupa savunma şirketleri ve karar vericiler, Türkiye’yi artık yalnızca ürün temin edilecek bir ülke olarak değil, teknoloji paylaşımı yapılabilecek stratejik ortak olarak değerlendiriyor.
Bu dönüşümün en somut örneklerinden biri olarak Baykar ile İtalyan Leonardo arasında kurulan ortaklık gösterildi. Raporda, bu tür iş birliklerinin Avrupa’nın dışa bağımlılığını azaltma arayışının pragmatik bir sonucu olduğu ifade edildi.
Uzman değerlendirmesine göre bu tablo, Türkiye’nin savunma sanayiinde yalnızca kendi ihtiyaçlarını karşılayan bir ülke olmaktan çıkıp, uluslararası denklemde yön verici bir aktör haline geldiğini de ortaya koyuyor.
Türkiye’nin başarısı savunma sanayiinde yeni dönemi işaret ediyor
IISS’nin raporu, Türkiye’nin insansız hava araçları alanında ulaştığı seviyenin tesadüfi olmadığını gösteriyor. Uzun yıllara yayılan yerli üretim politikası, operasyonel ihtiyaçlara göre şekillenen yaklaşım, hızlı karar alma mekanizması ve sahada kendini kanıtlayan sistemler, Türkiye’yi bu alanda öne taşıyan temel unsurlar olarak öne çıkıyor.
Avrupa ise ortak projelerde yaşanan gecikmeler, yüksek maliyetler ve dışa bağımlılık nedeniyle hedeflerinin gerisinde kaldı. Raporun ortaya koyduğu genel tablo, Türkiye’nin İHA teknolojilerinde yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte de güçlü bir konuma yükseldiğine işaret ediyor.




