Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

MİT Başkanı İbrahim Kalın: İsrail’in başlattığı savaş bölgesel krizden küresel tehdide dönüşüyor

MİT Başkanı İbrahim Kalın, STRATCOM Zirvesi’nde yaptığı konuşmada İran’a yönelik savaşın hukuki dayanağı olmadığını, çatışmanın artık tüm Körfez’e yayıldığını ve Türkiye’nin hem savaşı durdurmak hem de bölgedeki oldubittileri engellemek için yoğun çaba yürüttüğünü söyledi

MİT Başkanı İbrahim Kalın, STRATCOM Zirvesi’nde yaptığı konuşmada İran’a yönelik

MİT Başkanı İbrahim Kalın, STRATCOM Zirvesi’nde yaptığı konuşmada İran’a yönelik savaşın uluslararası hukuk açısından hiçbir meşru zemine sahip olmadığını belirterek, çatışmanın sadece İran’la sınırlı olmadığını, Lübnan’dan Filistin topraklarına, Körfez’den daha geniş bölgesel dengelere kadar uzanan yeni bir fiili durum oluşturma girişiminin parçası olduğunu söyledi.

Kalın, konuşmasında savaşın seyrine, bölgesel etkilerine, diplomatik girişimlere ve Türkiye’nin güvenlik yaklaşımına ilişkin dikkat çeken mesajlar verdi.

“İran’a yönelik savaşın uluslararası hukuk açısından zemini yok”

İbrahim Kalın, konuşmasının ilk bölümünde İran’a yönelik saldırıların hukuki açıdan meşru olmadığını açık sözlerle dile getirdi. Kalın, “İran’a yönelik savaşın uluslararası hukuk açısından bir zemininin olmadığını söylememe gerek bile yok” diyerek, yaşananların yalnızca askeri bir çatışma değil, aynı zamanda hukuk dışı bir müdahale olduğunu vurguladı.

Kalın’a göre asıl dikkat edilmesi gereken nokta, bu savaşın sadece İran hedefiyle sınırlı olmaması. MİT Başkanı, “Bu savaşı başlatanların sadece İran’la sınırlı kalmayıp bölgede birtakım oldubittilerle Lübnan’da, Suriye’de, Filistin topraklarında ve başka yerlerde fiili durumlar yaratarak yeni imha, ilhak ve işgal politikaları peşinde olduğunu çok iyi biliyoruz” ifadelerini kullandı.

Lübnan ve Filistin vurgusu: “Oldubittiye izin vermeyeceğiz”

Kalın, özellikle Lübnan’da son günlerde yaşanan gelişmelerin sıradan bir güvenlik başlığı olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi. Burada oluşturulmak istenen tablonun geçmişte Golan Tepeleri’nde ortaya çıkan sürece benzediğini ifade eden Kalın, “Özellikle Lübnan’da son günlerde yaşanan gelişmelerin 74’te Golan Tepeleri’nde yaşanana benzer fiili bir durum yaratıp bunu bir imha, ilhak ve işgal politikasına dönüştürme girişimi olduğunu görüyoruz” dedi.

Türkiye’nin buna karşı diplomatik ve stratejik girişimlerini artırdığını söyleyen Kalın, “Bunu önlemek için de çabalarımızı yoğunlaştırıyoruz” diye konuştu.

Filistin topraklarına ilişkin değerlendirmesinde de benzer bir uyarıda bulunan Kalın, Türkiye’nin Gazze ve Batı Şeria’daki gelişmeleri yakından izlediğini belirtti. “Türkiye olarak sadece Lübnan’da değil, Filistin topraklarında da bir oldubittiyle Filistinlilerin temel haklarının ellerinden alınmasını, Gazze ve Batı Şeria’da yaşanan ihlallerin görmezden gelinmesine müsaade etmeyeceğimizi ifade etmek istiyorum” sözleriyle Ankara’nın bu konudaki tavrını net biçimde ortaya koydu.

“Savaş İran’ın ötesine geçti, tüm Körfez’e yayıldı”

Kalın, çatışmanın geldiği aşamada artık yalnızca İran merkezli bir krizden söz edilemeyeceğini belirtti. “Teselsülen başlayan ve birbirini tetikleyen savaştaki gelişmeler neticesinde bugün savaş İran’ın ötesinde tüm Körfez bölgesine yayılmış durumda” diyen Kalın, yaşananların bölge güvenliğini topyekun tehdit ettiğini söyledi.

Bu noktada yalnızca tek taraflı bir değerlendirme yapılmaması gerektiğini de ifade eden Kalın, “Elbette İran’a yapılan saldırılar ne kadar yanlışsa, Körfez bölgelerine yapılan saldırıların da amaca hizmet etmediğini ifade etmemiz gerekiyor” dedi.

İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını da kabul edilemez bulduğunu açıkça dile getiren Kalın, buna rağmen savaşın başlangıç noktasının unutulmaması gerektiğini vurguladı. “Elbette İran’ın Körfez ülkelerine yaptığı saldırılar kabul edilemezdir ama savaşı başlatan ana aktörün kim olduğunu hiçbir zaman unutmamamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“İsrail üzerindeki baskı artırılmalı”

MİT Başkanı Kalın, savaşın kontrol altına alınabilmesi için uluslararası baskının doğru adrese yöneltilmesi gerektiğini söyledi. Kalın, “Bunun için de İsrail üzerindeki baskının arttırılması, savaşı başlatan aktör üzerinde yoğunlaşılarak bu savaşın bir bölgesel savaşa ve küresel krize dönüşmesini önlemek için çaba sarf etmemiz gerekiyor” dedi.

Bir başka bölümde ise çok daha sert bir çerçeve çizerek, “Maalesef İsrail’in başlattığı bu bölgesel savaşın giderek bir küresel krize dönüşmesi ve Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle 8 milyarın bedelini ödediği bir savaşa dönüşmesi, şu anda fiili bir gerçeklik olmaya doğru hızla ilerliyor” sözleriyle mevcut gidişatın tehlikesine işaret etti.

“Bir aydır savaşın ortasındayız”

Kalın, konuşmasında 28 Şubat’ta başlayan ve bir aydır devam eden İsrail-ABD-İran savaşına dikkat çekerek, Türkiye’nin daha çatışma başlamadan önce bunu önlemek için yoğun çaba gösterdiğini anlattı.

“28 Şubat’ta başlayan, bir aydır devam eden İsrail-ABD-İran savaşının ortasında bulunuyoruz” diyen Kalın, Cumhurbaşkanı’nın liderliğinde Dışişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, MİT, İletişim Başkanlığı ve ilgili tüm kurumlarla birlikte yoğun diplomatik çaba yürütüldüğünü söyledi.

Kalın, “Bu savaşı önlemek, ilk planda ortaya çıkmasını engellemek için Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, Dışişleri Bakanımız, Millî Savunma Bakanımız, bizler, İletişim Başkanlığımız ve diğer ilgili tüm arkadaşlarımızla çok yoğun bir çaba sarf ettik” dedi.

Bugün ise önceliğin hem savaşın sona erdirilmesi hem de Türkiye’nin çatışmanın dışında tutulması olduğunu belirten Kalın, “Yaklaşık bir aylık süre içerisinde; bir, bu savaşın sona erdirilmesi, iki, Türkiye’nin bu savaşın dışında tutulması için yoğun bir çaba sarf ettik. Bu çabalarımız da ara vermeden devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Müzakere masası mesajı: “Pakistan’ın girişimini destekliyoruz”

Kalın, savaşın durdurulması için diplomatik temasların sürdüğünü, bir müzakere masasının kurulması adına yoğun çaba gösterildiğini belirtti. “Bir müzakere masası kurulması için Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Dışişleri Bakanımızın ve bizlerin girişimleriyle günlerdir çok yoğun bir çaba içerisindeyiz” diyen Kalın, her gün kamuoyunda da aynı soruların sorulduğunu hatırlattı.

“Bize de her gün soruluyor: Görüşme olacak mı, müzakere olacak mı, masa kurulacak mı diye” diyen Kalın, Pakistan’ın bu süreçte ortaya koyduğu girişimi desteklediklerini söyledi. “Pakistanlı kardeşlerimizin bu konuda uzattıkları yardım elini, girişimini sonuna kadar destekliyoruz” ifadelerini kullanan Kalın, görüşmelerin başlayabilmesi için uygun bir zemin gerektiğini de vurguladı.

“Bu görüşmelerin olması için bir zeminin oluşması gerekiyor. Bu konuda Pakistanlı kardeşlerimizin de yetkin bir iş çıkaracaklarından en ufak bir şüphemiz yok” dedi.

“İsrail müzakere girişimlerini sabote ediyor”

Kalın, konuşmasının dikkat çeken bölümlerinden birinde İsrail’in sadece savaşta değil, diplomatik süreçlerde de engelleyici bir rol oynadığını savundu. “Savaştan önce olduğu gibi savaş başladığından beri her seferinde bir müzakere girişimini, bir diyalog ve iletişim kanalı açma çabasını sabote eden İsrail’in gene burada da son iki günde yaptığı saldırılarla bu girişimleri sabote etmek için, boşa çıkartmak için yoğun bir çaba içerisinde olduğunu görüyoruz” dedi.

Bu sözlerle Kalın, sahadaki askeri gelişmeler ile diplomatik masanın kurulması arasındaki doğrudan ilişkiye dikkat çekti.

“Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar arasında kardeş kavgası hedefleniyor”

Kalın’ın konuşmasındaki en dikkat çekici değerlendirmelerden biri de savaşın uzun vadeli toplumsal ve jeopolitik sonuçlarına ilişkin oldu. Savaşın yalnızca İran’ın nükleer kapasitesini hedef almadığını savunan Kalın, çok daha tehlikeli bir hedefin peşinde olunduğunu söyledi.

“Bu savaşın hesaplanan sonuçlarından bir tanesi; sadece İran’ın nükleer kapasitesinin ortadan kaldırılması değil, fakat bundan çok daha tehlikeli olarak bölgenin kurucu asli unsurları olan Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar arasında on yıllarca devam edecek bir kardeş savaşına, bir kan davasına zemin hazırlayacak adımların atılmasıdır” diyen Kalın, Türkiye’nin bu senaryoya karşı teyakkuz halinde olduğunu vurguladı.

“Fitne ateşine odun taşıyan taraf olmadık, olmayacağız”

Türkiye’nin bu süreçte nasıl bir çizgi izlediğini de tarif eden Kalın, Ankara’nın çatışmayı büyüten değil, söndürmeye çalışan tarafta olduğunu söyledi. “Biz Türkiye olarak hiçbir zaman fitne ateşine odun taşıyan taraf olmadık, olmayacağız” diyen Kalın, çok çarpıcı bir benzetme de yaptı:

“Gerekirse ateş topunu elimize alacağız, göğsümüzde soğutacağız ama onu hiçbir zaman fitne ateşine atmayacağız.”

Kalın, Türkiye’nin dostunu da düşmanını da bilerek hareket ettiğini belirterek, “Fitne ateşini yaymaya çalışanlara karşı da kendi dinamiklerimizle, değerlerimizle, liderliğimizle, kendi önceliklerimizle karşı durmaya devam edeceğiz. Biz dostun ve düşmanın kim olduğunu bilerek hareket ediyoruz” dedi.

Savaş sonrası için güvenlik mimarisi vurgusu

Kalın, Türkiye’nin yalnızca savaşı sona erdirmeye değil, savaş sonrasına da hazırlandığını söyledi. Bölgedeki kalıcı hasarın toparlanması ve yeni bir güvenlik anlayışının inşa edilmesi gerektiğini belirten Kalın, “Savaş bittikten sonra da bölgedeki kalıcı hasarın bir an önce toparlanması, kalıcı hasarın oluşmaması için bölgemizde kendi dinamiklerimizi esas alan bir güvenlik mimarisinin kurulması için bir çalışma yapmak durumunda kalacağız” dedi.

“Ülkemizin güvenlik duvarını güçlendiriyoruz”

Konuşmasının son bölümünde Türkiye’nin kendi güvenlik perspektifine de değinen Kalın, savaş sürecinden önemli dersler çıkarıldığını söyledi. “Bu süreci yönetirken yine Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ve ilgili tüm kurumlarımızla birlikte ülkemizin güvenliği için, stratejik konumlanması için, bölgesel perspektifi için birtakım önemli dersler çıkartıyoruz” diyen Kalın, bu derslerin pratik sonuçlar doğurduğunu ifade etti.

“Bu dersler neticesinde de ülkemizin güvenlik duvarını güçlendiriyor, dayanıklılık vasfımızı kuvvetlendirmeye çalışıyoruz” sözleriyle Kalın, Türkiye’nin bölgesel krizleri yalnızca takip eden değil, kendi güvenliğini buna göre yeniden tahkim eden bir anlayışla hareket ettiğini söyledi.