Mübarek Ramazan’ın 13. gününe ulaşmanın huzurunu yaşarken, bu mübarek vakitlerin bize hatırlattığı en temel hakikatlerden biri doğruluk ve kardeşliktir. Kur’ân’ın açık çağrısı ve Efendimiz’in (s.a.v.) beyanı, insanı ayakta tutan ahlâkın özünü ortaya koyar: Doğruluk insanı iyiliğe, iyilik ise ebedî kurtuluşa götürür. Yalan ise kalbi karartır, toplumu çürütür ve insanı felakete sürükler.
Bugün, hem ferdî hayatımızda hem de ümmet bilincinde en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; hakikate sadakat, zulme karşı dirayet ve mü’minler arasında sarsılmaz bir kardeşlik hukukudur. Zira vahdet rahmeti çağırır; ayrılık ise fitneye kapı aralar. Ramazan, yalnızca oruçla nefsimizi terbiye ettiğimiz bir ay değil; aynı zamanda kalplerimizi arındırdığımız, kin ve hasedi terk ettiğimiz, birbirimize omuz verdiğimiz bir diriliş mevsimidir.
Bu vesileyle 13. günün mesajı; doğrulukta sebat, kardeşlikte sadakat ve duada samimiyet çağrısıdır. Rabbimiz, bizleri sıddîkların yolundan ayırmasın; kalplerimizi birleştirsin ve bu mübarek günleri hayra, birliğe ve dirliğe vesile kılsın.

Mübarek Ramazan’ın 13. Günü
Hadis-i Şerif
“Şüphesiz doğruluk iyiliğe götürür; iyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (dosdoğru) diye yazılır. Yalancılık kötülüğe götürür; kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzâb (çok yalancı) diye yazılır.”
Âyet-i Kerîme
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söyledikleri söz yüzünden kendi elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Hayır; O’nun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun ki sana Rabbinden indirilen (Kur’ân), onlardan çoğunun azgınlığını ve inkârını artıracaktır. Biz de onların arasına kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah bozguncuları sevmez.
Allah (c.c.) ne güzel söyledi.
(Mâide Sûresi, 64. Âyet)
Hadis Kaynağı
Allah Resûlü Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Şüphesiz doğruluk iyiliğe götürür; iyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk diye yazılır. Yalancılık kötülüğe götürür; kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzâb diye yazılır.”
Allah Resûlü (s.a.v.) ne güzel söyledi.
(Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103-104)
Dua
Ey âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah’ım… Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Senin hak ve son peygamberindir. Bugün O’nun ümmeti olarak yalvarıyoruz: Bizleri zalimlerin insafına bırakma.
Allah’ım; Resûl-i Kibriyâ’nın yüzü suyu hürmetine zalimlerin zulmünü boşa çıkar, zulmü ortadan kaldır.
Müslümanlara akıl, fikir, feraset; birlik ve dirlik ver.
Kutsal kıldığın bu mübarek Ramazan ayı hürmetine Müslüman kardeşlerimizi muhafaza eyle. Kardeşlerimize, zalimin zulmünü bitirecek güç ve kuvvet ihsan eyle.
Âmin.
Zikir
Her an ve her nefes, mîzân dolusunca, ilâhî ilmin çokluğu nisbetinde, Allah’ın râzı olacağı şekilde, nîmetler sayısınca ve Arş ağırlığınca “Sübhânallahi ve’l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm: Allah’ı tesbih ederim, hamd O’na mahsustur, Allah’tan başka ilâh yoktur, Allah en büyüktür, güç ve kuvvet ancak yüce ve büyük olan Allah’ın yardımıyladır” derim.
Allah’ım, her an ve her nefes, Allah’ın ilmine dâhil olan şeyler adedince Efendimiz Muhammed’e ve âline salât u selâm eyle ve onları mübârek kıl.
Sen’i tesbih ederim ey yüceler yücesi Azîm. Sen’i tesbih ederim ey kerem sahibi Kayyûm. Sen’i tesbih ederim ey Kâdir. Sen’i tesbih ederim ey Muktedir. Sen’i tesbih ederim ey gizli ve açık her şeyi bilen. Bizi kendi elinle (büyük bir ihtimamla) yarattın ve bizi yarattıklarının pek çoğundan üstün kıldın. Sana hamd olsun ey Rabbimiz, Sen hayır ve bereketi çok olansın ve çok yücesin. Sen’den bizi mağfiret etmeni istiyoruz ve Sana yönelip tevbe ediyoruz.
Allah’ım Sen Evvel’sin, Sen’den önce hiçbir şey yoktur, Sen Âhir’sin, Sen’den sonra da hiçbir şey yoktur. Sen vezîri ve yardımcısı olmayan Kâdir’sin. Sen müşâviri olmayan Müdebbir’sin, her şeyi düzenler yönetirsin. Allah kudretiyle istediği her şeyi yapar. İzzetiyle istediği her şeye hükmeder.

Abbas b. Mirdâs b. Ebî Âmir (k.s.)
Abbas b. Mirdâs, şairliği ve cesaretiyle tanınan sahabelerdendir. Künyesi Ebü’l-Heysem Abbas b. Mirdâs b. Ebî Âmir es-Sülemî olarak zikredilir.
Hayatı hakkında kaynaklarda sınırlı bilgi vardır. Bunun sebeplerinden biri, savaş ve seferler dışında Medine’de uzun süre kalmayıp çoğunlukla kabilesinin yanında bulunmasıdır. Doğum yeri ve tarihi kesin olarak bilinmediği gibi, vefatı hakkında da net kayıtlar yoktur.
Câhiliye döneminde cesur ve güçlü oluşuyla tanınan Abbas’ın içkiyi kendisine haram kıldığı ve içmediği rivayet edilir. Babası Mirdâs’ın “Dımâr” adlı puta bağlı olduğu ve oğlundan da bunu istediği, hatta vefatından önce bu yönde vasiyette bulunduğu nakledilir.
Abbas, kabilesinden topladığı dokuz yüz kişilik bir kuvvetle Mekke’nin fethine katılmış; ardından Huneyn Savaşı’nda da kabilesinin birliklerinin başında yer almıştır. Huneyn sonrası ganimetlerin dağıtımı sırasında, kalpleri İslâm’a ısındırılacak kimselere (müellefe-i kulûb) fazla pay verilmesi üzerine rahatsızlığını bir şiirle dile getirmiş; bunun üzerine kendisine daha fazla ganimet verilmesi emredilmiş ve o da müellefe-i kulûb arasında değerlendirilmiştir.
Kaynaklarda geçen bir rivayette, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) şiiri duyduktan sonra Bilâl-i Habeşî’ye (r.a.) “dilini kes” buyurduğu, bunun ise bir ikaz ve tedip maksadı taşıdığı; Abbas’ın bunu literal anlayıp endişelendiği, sonrasında kendisine elbise ve develer verilerek razı edildiği aktarılır.
Bir dönem, annesinin yanında kalması istenerek bir sefere katılmasına izin verilmediği; anne-baba rızasının önemine dair çeşitli tavsiyelerle birlikte anıldığı rivayet edilir.
Şairliğiyle öne çıkan Abbas, özellikle savaşlarda müminlerin cesaretini artıran şiirler okumuştur. Şiirlerinin derlendiği Divanının tertip edildiği, bazı şiirlerinin günümüze ulaştığı ve farklı isimlerce neşredildiği kaynaklarda yer alır.
Abbas’ın Resûlullah’ın (s.a.v.) yanında uzun süre bulunmaması sebebiyle rivayet ettiği hadis sayısı da sınırlı kalmış; dört hadis rivayet ettiği belirtilmiştir. Hz. Ömer (r.a.) döneminde Basra’ya gidip yerleştiği, Hz. Osman (r.a.) döneminde vefat ettiği nakledilir; ancak vefat tarihi kesin değildir.

HARAKĀNÎ
الخرقاني
Ebü’l-Hasen Alî b. Ahmed (Ca‘fer) el-Harakānî (ö. 425/1033)
Şathiyeleriyle tanınan mutasavvıf.
Müellif: SÜLEYMAN ULUDAĞ
Bistâm’ın kuzeyindeki Harakān köyünde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Hicrî yıl hesabıyla yetmiş üç yaşında vefat ettiğine göre 352’de (963) doğmuş olmalıdır. Kaynaklarda ümmî olduğu, Bâyezîd-i Bistâmî’nin (ö. 234/848 [?]) mânevî bir işareti üzerine Kur’an okumaya başladığı kaydedilmektedir (Attâr, s. 673). Harakān’dan Bistâm’a gidip Bâyezîd’in türbesini ziyaret eden Harakānî’nin Bâyezîd-i Bistâmî’nin ruhaniyetiyle terbiye edildiği (bk. ÜVEYSÎLİK) ve şeyhinin Bâyezîd olduğu kabul edilir. Harakānî’nin Bâyezîd ile ilişkileri hakkında bazı menkıbeler de anlatılmaktadır. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin naklettiği bir menkıbeye göre Bâyezîd Harakān’dan büyük bir velî çıkacağını önceden haber vermişti (Gölpınarlı, IV, 261-272).
Bâyezîd’in tasavvuf tarzını benimseyen Harakānî’nin Hakk’a ermek için zor riyâzetlere, çetin mücâhede ve çilelere katlandığı bilinmektedir. Bazı kaynaklar Ebü’l-Abbas el-Kassâb’ın müridi olduğunu, Kassâb’ın onun hakkında, “Benden sonra ziyaretçilerim ona yönelecekler” dediğini kaydeder (Hücvîrî, s. 102; Câmî, s. 298). Harakānî’yi şeyhi Kassâb ile mukayese eden Herevî onun mertebesini şeyhinin mertebesinden daha yüksek bulur (Ṭabaḳāt, s. 373).
Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr’ın Harakānî’yi ziyarete gittiğinde meclisinde susmayı tercih ettiği, “Neden konuşmuyorsun?” sorusuna, “Bir hususta iki tercümana gerek yok” (Hücvîrî, s. 103) diye cevap verdiği nakledilir. Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr’ı bast, kendini kabz ehli olarak nitelendiren Harakānî’nin Ebû Saîd’in büyük önem verdiği semâ ve rakstan hoşlanmaması aralarında meşrep farkı bulunduğunu gösterir. Harakānî, hırka ve seccade gibi tasavvufun şeklî unsurlarına önem vermezken Ebû Saîd’in tekkesinde bunlara değer verilmesi bu meşrep farkından ileri gelmektedir.
Eserinde Harakānî’ye geniş yer ayıran Attâr, Abdülkerîm el-Kuşeyrî’nin, “Harakān’a gittiğimde Ebü’l-Hasan’ın heybeti ve haşmeti bana o kadar tesir etti ki dilim tutuldu” (Tezkiretü’l-evliya, s. 676) dediğini nakleder. Ancak şer‘î hükümlere bağlılığı ile tanınan Kuşeyrî’nin er-Risâle’sinde bir sözü dışında Harakānî’ye yer vermediği dikkate alınırsa ondan fazla hoşlanmadığı anlaşılır. Harakānî’nin vaaz ve nasihatlerini, bazı sözlerini, münâcât ve menkıbelerini ihtiva eden ve tek nüshası British Museum’da bulunan (Or., nr. 249) Nûrü’l-ʿulûm’u ile Attâr’ın Teẕkiretü’l-evliyâʾ adlı eserinde onun birçok şathiyesi nakledilir. Baklî, şathiyeleri itibariyle daha çok Bâyezîd-i Bistâmî’ye benzeyen Harakānî’nin bir şathiyesini yorumlamıştır (Şerḥ-i Şaṭḥiyyât, s. 317). Herevî de şeyhi Harakānî’nin, “Sûfî mahlûk değildir” şeklindeki bir şathiyesini aktarır ve bunun yorumunu yapar (Ṭabaḳāt, s. 628). Aynı söz Necmeddîn-i Dâye tarafından da şerhedilmiştir. Attâr, İbn Sînâ ve Gazneli Mahmud’un onu ziyaret etmek için Harakān’a geldiklerini kaydeder.
Nakşibendiyye silsilesinde önemli bir yer verilen ve Üveysîliği üzerinde özellikle durulan Harakānî, Aynülkudât el-Hemedânî, Necmeddîn-i Dâye, Attâr, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî gibi büyük mutasavvıfları derinden etkilemiş, 10 Muharrem 425 (5 Aralık 1033) tarihinde vuku bulan ölümünden sonra da etkisi uzun süre devam etmiştir.
Kazvînî (ö. 682/1283), Harakānî’nin kabrinin Bistâm yakınlarındaki Harakān’da bulunduğunu, onu ziyaret edeni şiddetli bir kabz halinin istilâ ettiğini söyler (Âs̱ârü’l-bilâd, s. 363). VIII. (XIV.) yüzyılda Bistâm’ı ziyaret eden İbn Battûta şehre gelince Bâyezîd-i Bistâmî’nin zâviyesinde kaldığını, Harakānî’nin kabrinin de bu şehirde olduğunu bildirir (er-Riḥle, I, 433). Evliya Çelebi, Kars Kalesi’nin III. Murad devrinde Lala Mustafa Paşa tarafından tamir edildiğini anlatırken bir askerin paşaya aktardığı rüyasını nakleder. Buna göre asker paşaya, rüyasında gördüğü yaşlı bir zatın kendisinin Harakānî olduğunu ve makamının burada bulunduğunu söylediğini, kendisinden ayağını bastığı yeri kazmasını istediğini anlatmış, bunun üzerine 100 işçi yeri kazmaya başlamış ve üzerinde, “Menem şehîd ü saîd Harakānî” ibaresi yazılı dört köşe bir somaki mermer bulunmuştur. Gaziler mermeri tekbir ve tevhidle kaldırınca kabir ortaya çıkmıştır. Yaralı pazusuna sarılı makrame ile sırtındaki hırkasının bile henüz çürümediği görülmüş; vücudunun sağ tarafındaki yarası hâlâ kanamakta imiş. Gaziler yine tekbirle kabri kapamışlar. Kalenin içine ilk olarak Lala Mustafa Paşa tarafından Harakānî adına bir tekke ile bir cami inşa ettirilmiştir (Seyahatnâme, II, 330). Evliya Çelebi’nin anlattığı bu olay, daha sonra yaygınlık kazanarak Kars ve çevresinde Harakānî’nin Kars’ın fethine katıldığı ve burada şehid olduğu şeklinde bir inancın doğmasına yol açmıştır. Kars’ta onun adını taşıyan bir dernek kurulmuş, Nûrü’l-ʿulûm adlı eser bu dernek tarafından tercüme ettirilerek yayımlanmıştır (haz. Şenol Kantarcı, Ankara 1997).

Kardeşler Oldunuz!
Yüce Rabbimiz buyuruyor ki:
“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kitabına, dinine) sımsıkı sarılın; parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşmandınız da O, kalplerinizi birleştirdi; işte O’nun nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Yine siz, ateş çukurunun tam kenarındayken sizi oradan da O kurtardı. İşte Allah, doğru yola eresiniz diye âyetlerini size böyle apaçık bildiriyor.”
(Âl-i İmrân, 103)
İslâm’dan önce câhiliye devrinde Arap Yarımadası, bitmek bilmeyen kabile savaşlarıyla adeta kan gölüne dönmüştü. Haklı-haksız demeden herkes kendi kabilesinin üstünlüğünü savunuyor; basit sebeplerle başlayan ihtilaflar yıllarca süren kanlı çatışmalara dönüşüyordu.
Medine’deki Evs ve Hazrec kabileleri, yaklaşık 110 yıl boyunca birbirleriyle savaşmış; savaşlar sona erse bile yaralar kapanmamış, şehirde birlik ve dirlik sağlanamamıştı. Bu kırılgan tablodan, Medine’deki Yahudi kabileleri de istifade ediyordu.
Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz’in Medîne-i Münevvere’yi teşrifleriyle bu ayrılık bitti. Allah Resûlü (s.a.v.), Evs ve Hazrec’i “Ensâr” adıyla kaynaştırdı; onları, dinin, Resûl’ün ve muhacirlerin yardımcıları olarak birleştirdi.
Aradan geçen yıllarda Yahudiler ve münafıklar, eski yaraları kaşıyıp yeniden fitne çıkarmaya çalıştılar: Geçmişte öldürülen büyükleri hatırlattılar, eski şiirleri dolaşıma soktular, kin ve nefreti diri tutmak istediler. Fakat Efendimiz (s.a.v.), ümmete şunu yerleştirmişti: İman kardeşliği, bütün aidiyetlerin üstündedir. Böylece kan asabiyetinin yerini din kardeşliği aldı; fesada fırsat verilmedi, kardeşlik daima pekiştirildi.
Muâhât: Kardeşlik Anlaşması
Âlemlere rahmet olan Peygamberimiz (s.a.v.), iman kardeşliğini güçlendirmek için muâhât (kardeşlik anlaşmaları) yaptı. İki kişi kardeş oluyor; maddî-mânevî ihtiyaçlarında birbirini zimmetli sayıyordu. Miras âyetleri ininceye kadar birbirlerine vâris dahi oluyorlardı.
Bu kardeşlik tesisinde özellikle Mekke’den Medine’ye, dinini yaşayabilmek için evini barkını terk eden muhacirler, Medineli ensar ile kardeş ilan edildi. Ensar, münafıkların menfî propagandalarına rağmen yüksek bir imtihan verdi; tarlalarını, malını, mülkünü muhacirlerle bölüşmeyi teklif etti.
Muhteşem Bir Misal
Rasûlullah (s.a.v.), Abdurrahman b. Avf (r.a.) ile ensardan Sa‘d b. Rebî (r.a.) arasında kardeşlik kurmuştu. Sa‘d b. Rebî, kardeşine:
“—Ben, ensarın en zenginlerindeyim. Malımın yarısı senindir.” dedi.
Abdurrahman b. Avf (r.a.) ise vakarlı bir kanaatle:
“—Allah malını sana hayırlı ve bereketli kılsın kardeşim. Benim bunlara ihtiyacım yok. Sen bana çarşının yolunu göster yeter…” diye karşılık verdi.
Abdurrahman b. Avf (r.a.) ticarete başladı; kısa zamanda kazanç sağladı ve şükreden zenginler zümresine dahil oldu.
(Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 3)
Muhacirler, ensarın ikramlarını “karşılıksız” bir yük gibi görmediler; tarlalarda, bahçelerde çalıştılar. Toplumda güçlü bir dayanışma (tesânüd) oluştu.
Câhiliyye Çağrısı ve Nebevî Müdahale
Peygamberimiz’in (s.a.v.) emek emek inşa ettiği kardeşliği bozmaya çalışanlar hep vardı. Benî Mustalik Gazvesi’nde ensardan ve muhacirlerden iki gencin kavgası üzerine taraflar:
“—Yetişin ey muhacirler!”
“—Yetişin ey ensâr!”
diye bağırınca Efendimiz (s.a.v.) hemen gelip:
“—Bu câhiliyye çağrısı da nereden çıktı?!” buyurdu ve kavgayı yatıştırdı.
Ardından şu ölçüyü koydu:
“—Zâlim de olsa mazlum da olsa kardeşinize yardım ediniz.”
(Müslim, Birr, 62)
Sahâbîler, “Mazluma yardım ederiz; zâlime nasıl yardım edeceğiz?” diye sorunca Efendimiz (s.a.v.) şöyle açıkladı:
“—Onu zulümden uzaklaştırır, zulmüne engel olursun. Ona yardım işte budur.”
(Buhârî, İkrâh, 7; Tirmizî, Fiten, 68)
Yani kardeşlik, kör bir tarafgirlik değil; hakkı ayakta tutan bir sorumluluktu.
“Mü’minler Ancak Kardeştir”
Kur’ân’ın hükmü açıktır:
“Mü’minler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki rahmete erişesiniz.”
(el-Hucurât, 10)
Hadis-i şerifte ise kardeşliği bozan zehirli hâller sayılır:
“Birbirinizle üstünlük yarışına girmeyin! Haset etmeyin! Kin beslemeyin! Sırt çevirmeyin! Ey Allah’ın kulları, kardeş olun!”
(Müslim, Birr, 28)
Üstünlük Takvâ İledir
Câhili anlayış, üstünlüğü soy, servet, makam ve şöhrete bağlar. İslâm ise kibri ve tefâhürü yasaklar; Allah katındaki üstünlüğün ölçüsünü bildirir:
“Allah katında en değerliniz, en takvâlı olanınızdır.”
(el-Hucurât, 13)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de ırkçılığı kesin dille reddetmiş; üstünlüğün takvâda olduğunu vurgulamıştır.
Bugüne Düşen Pay
Kardeşlik, sadece güzel bir söz değil; fitneye karşı bir siper, zulme karşı adaletli bir duruş, mazluma karşı mesuliyet, zâlime karşı engelleyici bir vicdandır. Parçalanma, düşmanın işini kolaylaştırır; vahdet ise rahmeti çağırır.
Cenâb-ı Hak, iman kardeşliğini gönüllerimizde diri tutsun; asabiyet fitnesinden muhafaza buyursun. Mazlumların imdadına koşacak şuur, güç ve feraset ihsan eylesin. Âmin.

Adana Usulü İftar Menüsü
1) Hurma – su – zeytin
İftarı klasik usulle hafif aç.
2) Çorba: Yüksük Çorbası (Adana/Mersin usulü)
İstersen daha pratik alternatif: ezogelin.
3) Ara sıcak: İçli Köfte (kızartma)
Yanına birkaç dilim limonla.
4) Ana yemek: Adana Kebap (ev usulü) + Şalgam
Yanına: sumaklı soğan, köz biber-domates, lavaş.
5) Pilav/yan: Bulgur pilavı (domatesli)
Adana kebabın yanında çok iyi gider.
6) Salata: Gavurdağı / Çoban salata
Bol limon, nar ekşisi yakışır.
7) Tatlı: Karakuş tatlısı veya Bici Bici
İftar sonrası hafif olsun dersen bici bici daha ferah.
Ana Yemek Tarifi: Evde Adana Kebap (Şişsiz de Olur)
Malzemeler (4 porsiyon)
- 600 g kuzu kıyma (tercihen döş + kaburga karışık, yağlı)
- 150–200 g kuyruk yağı (bulursan şart gibi; yoksa kıyman çok yağlı olsun)
- 2 adet kapya biber (çok ince doğranacak/ezilecek)
- 1–2 adet yeşil sivri biber
- 1 tatlı kaşığı pul biber (acı seviyorsan artır)
- 1 tatlı kaşığı tuz
- 1 çay kaşığı karabiber (opsiyonel)
- Soğan ve sarımsak: Adana’da kebabın içine genelde konmaz; istersen çok az suyu eklenebilir ama şart değil.
Hazırlık
- Biberi püre gibi yap: Kapya + sivri biberi robotta çek ya da bıçakla çok ince kıy. Suyunu çok salıyorsa hafif sık.
- Kıymayı yoğur: Kıyma + kuyruk yağı + biber + tuz + pul biberi geniş kapta en az 10 dakika yoğur.
- Dinlendir: Harcı streçleyip en az 1 saat buzdolabında beklet (şekil tutar, dağılmaz).
Şekillendirme (Şiş yoksa 2 yöntem)
- Fırın şişi / metal çubuk varsa: Harcı ıslatılmış elle bastıra bastıra geçir.
- Şişsiz ev yöntemi: Harcı uzun ince “köfte” gibi yap, yağlı kâğıt serili tepsiye diz. Üstüne parmakla klasik kebap izini ver.
Pişirme
Tavada (pratik ve çok iyi sonuç):
- Döküm/kalın tava iyice ısınsın.
- Kebapları orta-yüksek ateşte çevirerek pişir.
- Tavaya yağ ekleme; harç zaten yağlı olacak.
Fırında (kalabalık için):
- Fırını 220°C ısıt.
- Tepsiyi en üst rafa yakın yerleştir.
- Yaklaşık 12–18 dk arası, kızarana kadar pişir. Son 2 dakika ızgara açabilirsin.
Servis (Adana usulü dokunuş)
- Sumaklı soğan: İnce piyaz soğan + sumak + tuz + maydanoz.
- Köz: Biber-domatesi közle.
- Şalgam mutlaka.
- Lavaşı kebabın yağıyla hafif ıslatıp ısıt.

Aşağıdaki saatler 03 Mart 2026 Salı (13 Ramazan 1447) içindir. Türkiye şehirlerinde İmsak ve Akşam (iftar); Diyanet vakitlerinden alınmıştır.
Dünya merkezlerinde saatler yerel saat ile verilmiştir.
- Konya ve Çevre İller
| Şehir | İmsak | İftar (Akşam) |
| Konya | 05:52 | 18:52 |
| Karaman | 05:50 | 18:49 |
| Aksaray | 05:46 | 18:45 |
- Büyükşehirler
| Şehir | İmsak | İftar (Akşam) |
| İstanbul | 06:05 | 19:03 |
| Ankara | 05:50 | 18:49 |
| İzmir | 06:13 | 19:13 |
| Bursa | 06:05 | 19:04 |
| Adana | 05:41 | 18:41 |
| Gaziantep | 05:33 | 18:33 |
- Dünyada Önemli Merkezler
| Merkez | İmsak (Fajr) | İftar (Maghrib) |
| Mekke | 05:27 | 18:26 |
| Kudüs | 04:44 | 17:38 |
| Kahire | 05:01 | 17:55 |
| Londra | 04:53 | 17:42 |
| Paris | 05:46 | 18:35 |
| Moskova | 05:15 | 18:06 |
| New York | 05:01 | 17:50 |




