Türkiye’de milyonlarca emeklinin gözü, 2027 yılı öncesinde hayata geçirilmesi beklenen maaş düzenlemesine çevrildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emeklilerin ekonomik koşullarının iyileştirilmesine yönelik açıklamalarının ardından, AK Parti’nin üzerinde çalıştığı yeni düzenlemenin ayrıntıları netleşmeye başladı.
Emekli maaşlarına yapılacak enflasyon artışının yanı sıra ilave refah payı verilmesi, en düşük emekli aylığının yükseltilmesi ve farklı ihtiyaç gruplarına yönelik tamamlayıcı ödemeler yapılması değerlendirilen seçenekler arasında bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ise TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı açıklamada, emeklilere yönelik alternatif düzenlemeler üzerinde teknik çalışmaların sürdüğünü belirterek, düzenlemenin bütçe görüşmelerinin tamamlanmasının ardından Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelebileceğini ifade etti.
Emekli maaşlarına refah payı gündemde
AK Parti kurmaylarının üzerinde çalıştığı düzenlemenin temel başlıklarından birini, emekli aylıklarına enflasyon farkının üzerinde ilave artış yapılması oluşturuyor.
Mevcut sistemde emekli maaşlarına enflasyon verileri doğrultusunda dönemsel artışlar uygulanırken, yeni çalışmada bu artışlara ek olarak refah payı verilmesi seçeneği değerlendiriliyor.
Refah payının uygulanması halinde, emeklilerin alım gücünü desteklemek amacıyla enflasyona bağlı artışın üzerinde bir iyileştirme yapılabilecek.
Bununla birlikte refah payının bütün emeklilere aynı oranda mı uygulanacağı, yoksa belirli gelir ve ihtiyaç kriterlerine göre mi farklılaştırılacağı henüz kesinleşmedi.
Üzerinde çalışılan seçeneklerden biri de ileri yaştaki emeklilere daha yüksek refah payı verilmesi. Böylece yaş, gelir durumu ve çalışma imkânı gibi kriterlerin maaş iyileştirmelerinde dikkate alınması gündeme gelebilecek.
En düşük emekli maaşı için tamamlayıcı ödeme formülü
Yeni çalışmada öne çıkan bir diğer başlık, en düşük emekli aylığının artırılmasına yönelik tamamlayıcı ödeme modeli oldu.
Değerlendirilen formüle göre öncelikle emeklilerin tamamını kapsayacak ortak bir alt sınır belirlenmesi, ardından düşük maaş alan emeklilere yönelik ilave ödemeler yapılması üzerinde duruluyor.
Bu modelin hayata geçirilmesi durumunda, en düşük aylık alan emeklilerin gelirlerinin desteklenmesi ve emekli maaşları arasındaki farklılıkların belirli ölçüde dengelenmesi hedefleniyor.
Ancak tamamlayıcı ödemenin miktarı, hangi gelir grubuna uygulanacağı ve maaşlara kalıcı olarak yansıtılıp yansıtılmayacağı konusunda henüz kesinleşmiş bir karar bulunmuyor.
Çalışan ve çalışamayan emekliler ayrı değerlendirilecek
Maaş düzenlemesi kapsamında emeklilerin ekonomik ve sosyal koşulları da mercek altına alındı.
Farklı şehirlerde yürütülen çalışmalarla emeklilerin bölgesel ihtiyaçları tespit edilirken, çalışan emekliler ile sağlık, yaş veya diğer nedenlerle çalışma imkânı bulunmayan emeklilerin ihtiyaçlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi planlanıyor.
Bu kapsamda gelir düzeyi, yaş ve çalışma durumu gibi unsurların refah payı veya tamamlayıcı ödemelerde belirleyici kriterler arasında yer alabileceği ifade ediliyor.
Özellikle ileri yaştaki ve ilave gelir elde etme imkânı bulunmayan emeklilerin daha fazla desteklenmesi, değerlendirilen alternatiflerden biri olarak öne çıkıyor.
27,5 milyon çalışan ve 18 milyon emekli dikkate alınacak
Düzenlemenin hazırlanmasında Sosyal Güvenlik Kurumunun mali yapısı ve bütçe imkânları da belirleyici olacak.
Türkiye’de yaklaşık 27,5 milyon prim ödeyen çalışan bulunurken, emekli sayısı 18 milyona ulaşıyor.
Emeklilere yönelik yapılacak ilave ödemelerin sosyal güvenlik sistemi üzerindeki mali etkileri hesaplanırken, kamu bütçesinin sürdürülebilirliği de dikkate alınacak.
Bu nedenle refah payı, en düşük aylık artışı ve tamamlayıcı ödemelere ilişkin seçeneklerin maliyet analizleri tamamlandıktan sonra nihai düzenlemenin şekillenmesi bekleniyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Emeklilerimizin durumunu iyileştirecek mali imkânları oluşturuyoruz
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada, 2027 yılı bütçesinde emeklilerin ekonomik koşullarının iyileştirilmesine öncelik verildiğini vurguladı.
Erdoğan, emeklilere yönelik çalışmalara ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“2027 bütçesinde başımızın tacı emeklilerimizin durumunu iyileştirecek mali imkanları oluşturuyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu açıklaması, yıl sonunda emekli maaşlarına yönelik enflasyon artışının dışında ilave bir düzenleme yapılabileceği beklentisini güçlendirdi.
Cevdet Yılmaz, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda konuştu
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2025 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi üzerindeki görüşmelerde milletvekillerinin sorularını yanıtladı.
Plan ve Bütçe Komisyonunda, 2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2025 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Teklifi’ni sunduklarını hatırlatan Yılmaz, bugün gün boyunca komisyon üyelerinin 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2025 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi’nin geneline dair değerlendirmelerini dikkatle dinlediğini söyledi.
Yakın zamanda Cumhuriyet’in 103. yıl dönümünün kutlanacağını anımsatan Yılmaz, bu vesileyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere Kurtuluş Savaşı’nın kahramanlarını minnetle yad etti.
Artık ikinci yüzyılına girmiş, olgunlaşmış Cumhuriyet’in Türkiye Yüzyılı vizyonuyla çok daha ileri hedeflere yürümesi yönünde temennilerde bulunan Yılmaz, tüm şehitleri rahmetle, gazileri minnetle andı.
Dünyanın halinin pek iyi olmadığı konusunda herkesin hemfikir olduğunu söyleyen Yılmaz, jeopolitik gerilimlerin yükseldiği, risklerin, belirsizliklerin arttığı, dünyadaki kurumların, kuralların, hukuki zeminin zayıfladığı bir dönemden geçildiğine işaret etti.
“Türkiye Cumhuriyeti olarak hem güçlü hem haklı kalmanın mücadelesi içindeyiz”
Mevcut dönemi “Gücü, gücü yetene gibi zararlı bir zihniyetin güçlendiği bir dönem” olarak ifade eden Yılmaz, “Biz bu dönemde Türkiye Cumhuriyeti olarak hem güçlü hem haklı kalmanın mücadelesi içindeyiz. Hem güçlü olacağız, bu rekabet ortamında hiç kimsenin merhametine güvenmeyeceğiz hem de tabii ki haklı konumumuzu devam ettirmek gayreti içinde olacağız.” diye konuştu.
Yılmaz, dünyada büyük bir teknolojik dönüşüm yaşandığını ve yapay zekanın bu dönüşümün sembolü haline geldiğini belirterek, şunları kaydetti:
“Bu bir yatay teknoloji. Bütün alanları kesen, dönüştüren bir teknoloji. Bu gidişatı iyi okuyamazsak bu da ülke olarak uluslararası yarışta bizi dezavantajlı konuma düşürecektir. Bu çerçevede uzun yıllardır kalkınmayla uğraşan bir arkadaşınız olarak şunu söylemek isterim ve hep birlikte bence ülke olarak tartışmamız gerekiyor. Bu yeni ortamda devletin rolünü, kamunun rolünü yeniden tarif etmemiz lazım. Neoliberal politikalarla veya sadece risksiz bir dünyada serbest piyasa modeliyle artık gelişmelere bakamayız. Devletin, kamunun çok daha aktif bir rol oynaması gereken bir döneme giriyoruz ama bunu iyi tarif etmek zorundayız.”
Serbest piyasa ve rekabetin esas olduğunun altını çizen Yılmaz, “Ama görüyoruz ki artık dünyada korumacı politikalarla, çok mikro müdahalelerle devletlerin, kamu otoritelerinin ekonomik süreçlere müdahil olduğu bir dönemdeyiz. Bizim de devlet olarak, kamu olarak bu yeni dönemde rolümüzü yeniden ve güçlü bir şekilde tarif etmemiz lazım. Risklerin yükseldiği bir dönemde özel sektör ister istemez daha mütereddit olacaktır ama stratejik alanlarda, dayanıklılığımızı güçlendirmemiz gereken alanlarda kamunun çok daha etkin bir şekilde süreçlerin içinde olması, özel sektör-kamu işbirliği modelinin çok daha geniş bir çerçevede tanımlanması gerekiyor.” şeklinde konuştu.
Yılmaz, Türkiye ekonomisinin yoluna sağlam ve sağlıklı bir şekilde devam ettiğini aktararak “Bütün ekonomilerde olduğu gibi bizde de elbette sorunlar var. Tartışılması gereken konular var ama başarıyı veya başarısızlığı nasıl ölçeceksiniz? Dünyayla mukayese ederek. Ekonomimizin temellerine baktığımızda temellerimiz sağlam. Büyümemiz, istihdamımız devam ediyor. Son çeyrek asırda dünyadaki yıllık ortalama büyüme 3,5 iken bizimki 5,3 olmuş. Yani dünya ortalama büyümesinin oldukça üstünde ve istikrarlı bir büyüme seyri göstermişiz.” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, pandemi ve sonrasını kapsayan 2020-2025 döneminde dünya ekonomisinin yıllık ortalama büyüme oranının yüzde 3’e gerilediğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye’nin ortalama büyümesi ise yüzde 5,2. Yani son 6 yılda da yine büyüme ortalamamız, dünya büyümesinin oldukça üzerinde. Dolayısıyla Türkiye büyümeye, dünyanın üzerinde bir büyüme performansı göstermeye devam ediyor. Bu da elbette konumumuzu daha yukarılara doğru taşıyor. 2002 yılında mal ihracatımız 36 milyar dolardı. Hizmet ihracatımız 14 milyar dolar civarındaydı. Toplam mal ve hizmet ihracatımız sadece 50 milyar dolardı. Ekonomik büyüklüğümüz de 238 milyar dolar civarındaydı. Bugün geldiğimiz noktada yıllıklandırılmış olarak son veriyi söylüyorum. Sadece mal ihracatımız 284 milyar dolara yaklaşmış durumda. Hizmet ihracatımız 125 milyar dolar seviyelerinde. Dolayısıyla 410 milyar dolara yakın bir mal ve hizmet ihracatı olan bir ülkeyiz artık.”
Savaşın etkileri ile petrol, enerji ve emtia fiyatlarındaki artışlara rağmen cari açığın milli gelire oranının bu yıl yüzde 2,6 olmasını beklediklerini dile getiren Yılmaz, savaşın geçici etkilerinin ortadan kalkmasıyla gelecek yıldan itibaren bu oranın yeniden yüzde 2’nin altına gerileyeceğini söyledi.
Yılmaz, yüzde 3-3,5 bandında olan bütçe açığının milli gelire oranının makul seviyede olduğunu ifade ederek, gelişmiş ülkelerde yüzde 90’ın, gelişmekte olan ülkelerde yüzde 70’in üzerinde olan kamu borcunun milli gelire oranının ise Türkiye’de yüzde 22 civarında olduğunu aktardı.
Teknolojik dönüşüm ve artan rekabet ortamında Türkiye’nin en büyük avantajlarından birinin düşük kamu borçluluk oranı olduğunun altını çizen Yılmaz, “Rezervlerimiz dış şoklara karşı bize destek oluşturuyor. 170 milyar dolara yakın bir rezervimiz var. Bankacılık sistemimiz sermaye yeterlilik oranlarıyla yüksek ve sağlıklı bir yapıda. Dolayısıyla temellerimizin sağlam olduğunu ve gelişimimizi devam ettirdiğimizi özellikle vurgulamak isterim.” dedi.
“Milli ve yerli üretimimizi artırmamız, pazarlarımızı çeşitlendirmemiz ekonomik dayanıklılık anlamında çok kıymetli”
Bütçeye neden “dayanıklılık, refah ve dönüşüm bütçesi” dediklerine açıklık getiren Yılmaz, “Dayanıklılığı çok farklı şekillerde yorumlayan arkadaşlarımız oldu. Siyasi bir polemik olarak görüyorum ve bir yorum yapmak istemiyorum ama az önce bahsettiğim dünya bu kavramı bizim için önemli kılıyor. Artık bir tane kritik ham maddeyi kontrol etme üzerinden ekonomileri etkileme ihtimalinin olduğu bir ortamdan bahsediyoruz. Kritik teknolojilerin çok daha siyasi olarak yönlendirildiği bir ortamdan bahsediyoruz. Böyle bir ortamda hem milli ve yerli üretimimizi artırmamız, hem de tedarik kaynaklarımızı çeşitlendirmemiz, pazarlarımızı çeşitlendirmemiz ekonomik dayanıklılık anlamında çok kıymetli.” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, dünyada bugün tek kriterin “en düşük fiyat” olmadığını belirterek sağlam ve uzun vadeli bir şekilde temin etme güvencesinin de en az fiyat kadar önemli olduğunu vurguladı.
“2027 bütçemizde özellikle emeklilerimizi önceliklendirdik”
Bütçeyle ilgili nihai amaçlarının, toplumun ve insanın refahı olduğunu belirten Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:
“2027 bütçemizde özellikle emeklilerimizi önceliklendirdik, emeklilerimize enflasyonla gelecek artışın daha üstünde bir imkan sağlamayı esas alarak bütçemizi hazırladık. Bu çerçevede bir miktar dikkat ederseniz açığımız arttı. Yani bu sene sonu itibarıyla gelecek seneyi yüzde 3,1 bekliyorduk, yüzde 3,5 olarak planladık. Bütçemiz içindeki bütün imkanları bu çerçevede değerlendireceğimizi ve yapabileceğimizin maksimumunu bu alanda yapmaya gayret edeceğimizi ifade etmek isterim. Bu asgari emeklilerle ilgili bir çalışma değil daha genel anlamda emeklilerimize dönük bir çalışma. Burada alternatifler üzerinde ilgili tüm kurumlarımızla teknik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Henüz tamamlamış değiliz. Enflasyonla bağlantılı otomatik artışlar dışında mutlaka kanunla bu alanın düzenlenmesi gerekiyor. Bu çerçevede alternatiflerimizi dikkatle çalışıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın da dünkü beyanında vurguladığı üzere hakkaniyeti, adaleti gözeten bir yaklaşım içinde emeklilerimizin daha iyi koşullara kavuşması yönünde tüm gayretimizi sarfedeceğiz, imkanlarımızı bu yönde kullanacağız ama bunun alternatifleri var, teknik birtakım çalışmalar devam ediyor. Onlar tamamlandığında muhtemelen bütçe sürecinden sonra zaten Plan ve Bütçe’de bu işin öncelikle ele alınması gerekecek. Buradaki bütçe çalışmaları bittikten sonra teknik çalışmalarımızı olgunlaştırıp Grubumuz, İttifakımız çerçevesinde Meclisimizin takdirine bu çalışmaları getireceğiz.”
Sosyal güvenlik sisteminin sıradan bir sistem olmadığına dikkati çeken Yılmaz, “Tüm toplumu ilgilendiren, bütün milletimizi ilgilendiren bir sistem. Çok titiz bir çalışma sonrasında detaylı bir şekilde zaten Meclisimizin gündemine bu çalışmalar getirilecektir.” dedi.
“Sosyal devlet anlayışı güçlendiği için sosyal harcamalarımız arttı”
Bazı milletvekillerinin sosyal harcamaların artmasını yoksulluğun artmasına bağladıklarına dair ifadeler kullandığını anımsatan Yılmaz, “Tam tersine bir taraftan yoksulluk göstergeleri azalırken, gelir dağılımı iyileşirken Türkiye sosyal harcamalarını artırdı, sosyal devlet olma vasfını güçlendirdi. Valiliklerin periyodik yardımlarıyla 65 yaş üstü maaşlar tutun, engellilere sunduğumuz hizmetlere varıncaya kadar birçok alanda desteklerimizi arttırdık. İşte bu çerçevede de sosyal konutlara varıncaya kadar birçok sosyal harcamamız artmış durumda. Dolayısıyla yoksulluk arttığı için değil sosyal devlet anlayışı güçlendiği için sosyal harcamalarımız arttı.” değerlendirmesinde bulundu.
Yılmaz, 25 yıllık AK Parti iktidarında dünyada sosyal devlet zayıflarken Türkiye’de güçlendiğini ifade ederek, “Yeterli midir? Daha fazlası yapılsın mı? Elbette yapılsın ama 25 yılın özetine bakarsanız dünyada sosyal devletin zayıfladığı, neoliberal anlayışın güçlendiği bir dönemde Türkiye’de sosyal devlet nisbi olarak güçlenmiştir. Sosyal kesimlere verilen destekler arttırılmıştır.” diye konuştu.
“Bunlar bölgesel kalkınmamıza da güç verecek politikalar”
Dönüşüm kavramının odağında ise yeşil ve dijital dönüşümün olduğunu dile getiren Yılmaz, sanayi, tarım, hizmetler, ekonomi ve üretken alanların mutlaka yeşil ve dijital dönüşüme uyum sağlaması gerektiğini söyledi.
Yılmaz, bağlantısallığın da çok önemli bir kavram olduğunu aktararak, şunları kaydetti:
“Bunu sadece yol olarak düşünmemek gerekiyor. Enerjiden dijital bağlantılara, enformasyon bağlantılarından ticaret bağlantılarına yeni koridorlar oluşuyor ve burada da Türkiye çok avantajlı bir konumda. Kalkınma Yolu ile Irak’ı boydan boya geçen bir bağlantıdan bahsediyoruz. Zengezur ve Orta Koridor’dan bahsediyoruz. Yine Hicaz demiryolu güzergahı diyebileceğimiz Güneydoğu’dan işte Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan’a inen hattan bahsediyoruz. Bütün bunlar aslında aynı zamanda bölgesel kalkınmamıza da güç verecek politikalar çünkü Zengezur Koridoru’nun gelişmesi demek, Doğu Karadeniz’in, Doğu Anadolu’nun gelişmesi, Türkiye’nin genel zenginleşmesi demek.
Kalkınma Yolu aynı şekilde, Hicaz demiryolu aynı şekilde, Karadeniz’de oluşturacağımız yeni hatlar aynı şekilde. Dolayısıyla biz bunları hem ulusal hem bölgesel kalkınma perspektifimizin birer unsuru olarak görüyoruz. GAP’a, DAP’a, KOP’a, DOKAP’a yatırım yaptık. Yatırım yapmaya devam edeceğiz. Bölgesel kalkınma konusunda teşvikten tutun altyapı yatırımlarına, istihdam desteklerine kadar eğitime, sağlığa, beşeri kaynaklara yaptığımız yatırıma kadar çok boyutlu politikalar izledik. Bundan sonra da izleyeceğiz. Özellikle huzur ve güven ortamının pekiştiği bir ortamda özel sektör kaynaklı yatırımların çok daha fazla artacağına inanıyoruz. Kamu yatırımlarında biz elimizden geleni yaptık ve gerçekten önemli bir mesafe aldık.”
Bir bölgenin asıl istihdamını, ihracatını artıracak olanın özel sektör yatırımları olduğunu belirten Yılmaz, “Özel sektör yatırımları da huzur ve güven ortamına çok duyarlıdır. Yatırım ortamı dediğimiz bir kavram var. Dolayısıyla bu huzur güven ortamı inanıyorum ki tarihte de zaten hiçbir zaman sıkıntı yaşamamış olan çok bereketli bir bölge olan Doğu ve Güneydoğu Bölgemiz için yeni bir kalkınma perspektifi oluşturacaktır. Yeni yollarla ve yeni huzur ortamıyla birlikte Doğu’nun, Güneydoğu’nun ülkemizin genel kalkınmasına da büyük destek olacağına inanıyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Yılmaz, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ve 2025 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi’ne ilişkin milletvekillerinin soru ve eleştirilerini yanıtladı.
2021-2026 döneminde, enerjiye bütçeden verilen sübvansiyonun 3,9 trilyon lira olduğunu, bunun 74,9 milyar dolara denk geldiğini bildiren Yılmaz, “Bütçeden biz bu katkıyı vermeseydik vatandaşımız bu kadar parayı kendisi ödemek zorunda kalacaktı. İşte bunu Türkiye Cumhuriyeti son 5-6 yılda gerçekleştirdi. 2007 yılı bütçesinde 605 milyar lirayı da bu enerji sübvansiyonları için ayırmış durumdayız.” diye konuştu.
Yılmaz, dolaylı vergilerin toplam vergiler içindeki payının 2024’te yüzde 65,8, 2025’te yüzde 62,4 olduğunu, 2026’da yüzde 59,4’e inmesinin beklendiğini dile getirerek, “Bir düşüş trendi var. Bunu da inşallah gelecekte daha da iyi noktalara taşırız. Ama şunu da söyleyeyim, dolaylı vergiler ve dolaysız vergiler oranında biz bütün vergilerde vergi adaletini de gözetiyoruz. Tüketim üzerinden aldığımız vergilerde de özellikle geniş kesimlerin tüketimlerini dikkate alarak oranları belirlediğimizi, lüks ürünlere daha fazla vergi uyguladığımızı da ifade etmek isterim.” ifadelerini kullandı.
“Cuma günü önemli miktarda ödeme yapılacağını söyleyebilirim”
Fon soruşturmalarına ilişkin konuşan Yılmaz, ilgili şirketler temerrüde düştükten sonra hızlı bir şekilde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında kararlar alındığını, Devlet Denetleme Kurulunun görevlendirildiğini hatırlattı.
Yılmaz, adli mekanizmaların çok etkili ve güçlü bir şekilde devreye girdiğini, Fon Koordinasyon Kurulunun ise bu süreçte kurumlar arasında genel koordinasyonu sağladığını söyledi.
Her kurumun kendi alanında yetkili olduğunu, yargı ve bağımsız otoritelerin bulunduğu bir sürecin devam ettiğini vurgulayan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Olağanüstü tasfiye ile ilgili kanun çıktı. Olağan tasfiyelerle ilgili biliyorsunuz, 3 şirketin tasfiyesi tamamlandı. Bir tanesi de tamamlanmak üzere. A1 Kapital, Bulls, Pardus ve Hedef adlı şirketler ve bunların altındaki 93 fonun ödemeleri yapılmış durumda. 23 Ekim itibarıyla toplam 93 fona, 71 bin 899 hesaba 68 milyar Türk lirası ödendi. Dolayısıyla bu süreçler devam ediyor. Meclisimizde kanun da çıktı. Bununla birlikte TERA’nın biliyorsunuz tasfiyeden sorumlu bankası İş Bankası. Diğer Pusula ve Atlas var geriye kalan. Atlas’ın da olağan tasfiyeye girip girmeyeceği üzerinde tartışma devam ediyor. Girerse olağan tasfiye olacak, girmezse o da olağanüstü tasfiyeye tabi olacak. Bu ikisiyle ilgili sorumlu kuruluş da Ziraat Bankası. Dolayısıyla bunlarla ilgili hazırlıklarını yapmış durumdalar.
Cumhuriyet Bayramı’ndan dolayı, çarşamba, perşembe tatillerden dolayı biraz sıkıntı var. Cuma günü itibarıyla ödemelerin başlayacağını söyleyebilirim. Olağanüstü tasfiye kapsamında, 1 milyon liraya kadar olan ödemeler cuma günü itibarıyla İş Bankası ve Ziraat Bankası aracılığıyla başlayacak. Ödemeler, en düşük tutardan başlanarak yüksek tutarlara doğru gerçekleştirilecek. Bu ödemeler, fonlarda kalan bakiyeler, gönüllü iadeler ve hızlı bir şekilde nakde çevrilebilecek kaynaklar olmak üzere üç kaynaktan karşılanacak. Söz konusu kaynaklarla yapılacak ödemelerin 1-2 hafta içerisinde, kasım ayı ortalarına doğru tamamlanmasını bekliyoruz. İlgili kurumların ödemeleri daha hızlı gerçekleştirmesi için her türlü gayreti gösteriyoruz. Cuma günü önemli miktarda ödeme yapılacağını söyleyebilirim. Olağan tasfiye sürecindeki ödemeler büyük oranda tamamlandı. Olağanüstü tasfiye kapsamında kalan net yatırım tutarı ise 125 milyar lira olarak görünüyor. Bu kapsamda, 1 milyon liraya kadar olan ödemelerin söz konusu kaynaklarla rahatlıkla karşılanabileceği öngörülüyor. ”
Yılmaz, bu harcamaların üç kaynaktan finanse edileceğini belirterek, “Birincisi, bu fonlarda kalan tutarlar, kendi varlıkları var, nakdi varlıklar var veya nitelikli hisseler var, başka değerleri var. İkincisi, bu geri ödemelerden fahiş kar elde etmiş olanlardan veya haksız kazanç elde etmiş olanlardan geri kazanılan, alınan kaynaklar var.” şeklinde konuştu.
Üçüncü kaynak olarak, yargı sürecinde olan kişilerin, tedbir kararı konmuş varlıkları, gayrimenkulleri bulunduğunu aktaran Yılmaz, “Bunlar da TMSF’ye devrediliyor. TMSF’ye bunları, sizin de onayladığınız, Meclisimizin onayladığı kanunla çok daha hızlı bir şekilde likit bir varlığa dönüştürme yetkisi verdik. O çerçevede TMSF de üzerine düşeni yapıp, oradan da yine bu fonlara, yatırımcılara ödemeleri yapacağız.” bilgilerini paylaştı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, meşru yatırımcıyla manipülatörün birbirinden ayırt edilmesi gerektiğinin altını çizerek, “Ayırmazsak meşru yatırımcıya da bu ülkenin kalkınma sürecine de zarar vermiş oluruz.” dedi.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, görüşmelerin ardından 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ve 2025 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi’nin maddelerine geçilmesi oylanarak kabul edildi. Daha sonra bütçe ve kesin hesap kanun tekliflerinin birinci ve ikinci maddeleri okundu.
Emeklilere ne kadar zam yapılacak?
Milyonlarca emeklinin en çok merak ettiği konu ise 2027 yılı başında maaşlara yapılacak artışın oranı ve refah payının ne kadar olacağı.
Henüz emekli maaşlarına uygulanacak ilave zam oranı, refah payının miktarı ve en düşük emekli aylığının ulaşacağı tutar açıklanmadı.
Mevcut çalışmalar kapsamında öne çıkan seçenekler şöyle:
-
Enflasyon artışı: Emekli aylıklarına ilgili dönemin enflasyon verileri doğrultusunda artış yapılması.
-
Refah payı: Enflasyon artışına ek olarak emeklilere ilave zam verilmesi.
-
En düşük aylığın yükseltilmesi: Düşük maaş alan emeklilere tamamlayıcı ödeme sağlanması.
-
İleri yaş desteği: İleri yaştaki emeklilere daha yüksek refah payı verilmesi seçeneğinin değerlendirilmesi.
-
İhtiyaca göre farklılaştırma: Çalışan ve çalışamayan emeklilerin ekonomik koşullarına göre destek modellerinin oluşturulması.
Refah payının bütün emeklileri kapsayıp kapsamayacağı, en düşük emekli aylığının ne kadar olacağı ve ilave ödemelerin hangi kriterlere göre yapılacağı, teknik çalışmaların tamamlanmasının ardından netlik kazanacak.
18 milyonu aşkın emekliyi ilgilendiren düzenlemede nihai karar henüz verilmedi. Maaşlara yapılacak artışın kesin oranları ve tamamlayıcı ödemelerin ayrıntıları, hükümetin hazırlayacağı teklifin TBMM’ye sunulmasıyla belli olacak.




