Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Mübarek Ramazan’ın 5. Günü | 23 Şubat 2026 Pazartesi | 5. Gün | İnfakla İyiliğe, İyilikle Diriliğe

Ramazan’ın beşinci gününde infakın hakikati hatırlatılıyor: Sevdiğimiz şeylerden Allah yolunda vazgeçmeden iyiliğe erişmek mümkün değil. Paylaşmak, yalnız muhtacı değil kalbi de diriltiyor.

Ramazan’ın beşinci gününde infakın hakikati hatırlatılıyor: Sevdiğimiz şeylerden Allah yolunda

Ramazan’ın beşinci günü, infakın yalnızca bir yardım değil, insanın kendi kalbini arındıran bir imtihan olduğunu hatırlatıyor. Sevdiğimiz şeylerden vazgeçebilmek, paylaşmayı bir yük değil bir şükür olarak görebilmek… İşte iyiliğin kapısı tam da buradan aralanıyor.

Bugün, Kur’an’ın “iyiliğe erişme” ölçüsünü, Peygamber Efendimizin (s.a.s.) merhameti toplumsal bir sorumluluğa dönüştüren sözlerini ve kalpleri birleştirmeye çağıran duayı yeniden hatırlıyoruz. Çünkü Ramazan; açın doyurulduğu, susuzun gözetildiği, kimsesizin kimsesi olunduğu ölçüde gerçek anlamını bulur.

Mübarek Ramazan’ın 5. günü: İnfakla iyiliğe, iyilikle diriliğe

Ramazan’ın beşinci günü, “sevdiğimiz şeylerden” vazgeçmeden iyiliğe erişilemeyeceğini hatırlatıyor. İnfak; yalnızca maddi paylaşım değil, kalbi arındıran ve toplumu ayakta tutan bir sorumluluk. Bugün, açın doyurulması, susuzun giderilmesi ve ihtiyaç sahibinin gözetilmesi üzerinden merhametin bir “hayat düzeni”ne dönüşmesini konuşuyoruz.

Ayet

“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.”
(Âl-i İmrân Suresi, 3/92)

Hadis

“Bir mümin, aç bir mümini doyurursa Allah da onu cennet meyveleriyle doyurur. Bir mümin, susuz kalan bir mümine içirirse Allah kıyamet günü ona misk ile mühürlenmiş bir içecek sunar. Bir mümin, elbiseye ihtiyacı olan bir mümini giydirirse Allah da ona cennetin yemyeşil elbiselerinden giydirir.”
(Tirmizî, Kıyâmet, 18)

Dua

Allah’ım;
Ülkemize, milletimize ve ümmete dirlik verecek hayırlı idareciler nasip eyle. Kalpleri birleştir, gönüllere hidayet lütfet. Bize feraset ver; iyiliği çoğaltmayı, mazlumun yanında durmayı, doğru yolda sebatı kolaylaştır. Devletimize, milletimize ve ümmete ihsan ettiğin nimetlere şükürle yürümeyi nasip eyle.
Âmin.

Bugünün hatırlatması

İnfak, yalnızca “fazlasını vermek” değildir; insanın gönlünde değerli olanı Allah rızası için paylaşabilmesidir. Ramazan, bu bilinci büyüten bir mekteptir: Paylaşım arttıkça iyilik görünür olur; iyilik görünür oldukça umut güçlenir.

Dünyanın en ilginç mimariye sahip camileri - Haber 7 SEYAHAT

Zübeyir bin Avvâm (r.a.)

Hz. Zübeyir bin Avvâm (r.a.), 586 yılında Mekke’de dünyaya geldi. Annesi Safiyye binti Abdülmuttalib, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) halası; babası Avvâm ise Hz. Hatice’nin (r.a.) kardeşidir. Küçük yaşta yetim kalan Zübeyir (r.a.), 15 yaşındayken Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) davetiyle İslam’la şereflendi; ilk Müslüman olanların dördüncüsü veya beşincisi olarak anılır.

Boylu poslu, güçlü ve cesur olduğu kadar; temiz ahlâkı, takvası, cömertliği ve merhametiyle de temayüz etmiş bir sahabiydi. Emanete riayetiyle meşhurdu; sahabeler en kıymetli eşyalarını gönül rahatlığıyla ona emanet ederdi.

İslam tarihinde müşriklere karşı ilk kılıç çeken sahabi olarak kayda geçen Hz. Zübeyir (r.a.) için Hz. Ali (r.a.), kılıcını işaret ederek, “Öyle bir kılıç ki, sahibi onunla daima Resûlullah’ı (s.a.v.) tehlikelerden uzaklaştırmıştır” buyurmuştur.

Geçimini ticaretle sağlayan Hz. Zübeyir (r.a.), zengin sahabeler arasında yer alsa da son derece sade yaşar, mütevazı giyinir ve hayatında Resûlullah’ı (s.a.v.) örnek alırdı. Cömertliği dilden dile dolaşır; fakir Müslümanların geçimini üstlenir, borç isteyenlere yardım eder, mücahitleri cihada hazırlamak için büyük gayret gösterirdi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onun hakkında, “Her peygamberin bir havârisi (yardımcısı) vardır; benim havârim de Zübeyir’dir” buyurmuştur. Resûlullah’ın (s.a.v.) katıldığı savaşların tamamında yer aldığı rivayet edilir. Mekke’nin fethinde İslam ordusunun sancaktarlığını yaptı; daha sonra Mısır’ın fethi için görevlendirilen büyük bir ordunun sevkinde de önemli rol üstlendi. Suriye ve Mısır’ın İslam beldesi hâline gelmesinde, onun gibi mümtaz sahabelerin büyük payı olduğu belirtilir.

Hz. Osman (r.a.) döneminde daha çok sükûnet içinde yaşayan Hz. Zübeyir (r.a.), halifeyi korumak amacıyla oğlu Abdullah’ı görevlendirdi. Hz. Osman’ın (r.a.) şehadetinin ardından Hz. Ali’ye (r.a.) biat etti. Ancak daha sonra Hz. Talha (r.a.) ile birlikte, Hz. Osman’ın katillerinin cezalandırılması talebini gündeme taşıdı ve Cemel Vakası sürecinde Hz. Âişe’nin yanında yer aldı.

Bu süreçte Hz. Ali (r.a.), Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) bir hatırlatmasını ona iletti: “Sen bir gün Ali’yle haksız yere savaşacaksın.” Bu ikaz üzerine Hz. Zübeyir (r.a.) hakperestlik göstererek, “Evet, hatırladım… Vallahi ben seninle savaşmam” dedi ve savaş meydanından ayrıldı.

Hz. Zübeyir (r.a.) ayrıldıktan sonra Amr bin Cürmüz adlı bir kişinin takibine uğradı. Rivayete göre namaza durduğu sırada, secdede iken saldırıya maruz kaldı ve 658 yılında şehit edildi. Hz. Ali’nin (r.a.) bu haber üzerine, “Safiyye’nin oğlunu öldürene cehennemi müjdeleyin” dediği aktarılır. Cenaze namazının Hz. Ali (r.a.) tarafından kıldırıldığı da rivayetler arasındadır.

Allah ondan razı olsun.

Anadolu'nun ahşap destekli camileri UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde -  Diyanet Haber

Abdülhâlık Gucdüvânî (k.s.)

Abdülhâlık Gucdüvânî (k.s.), 1103 yılında Özbekistan’da Buhara yakınlarındaki Gucdüvân kasabasında doğdu. Babasının Anadolu’nun Malatya’sından Orta Asya’ya göç etmiş, ilimle meşgul bir fakih olduğu kaydedilir. Buhara’da tefsir tahsili sırasında, Nakşibendî silsilesinin önemli isimlerinden Yusuf Hemedânî ile tanıştı; ondan feyz alarak tasavvuf yolunda ilerledi.

Kaynaklarda, Gucdüvânî’nin zâhir ve bâtın ilimlerinde derinleştiği, basiret sahibi olduğu ve manevî hâllerinin kuvvetiyle tanındığı aktarılır. “Hâcegân yolu”nun önde gelen isimleri arasında gösterilir. Bazı rivayetlerde, Nakşbendiyye çizgisinin Gucdüvânî’den Şâh-ı Nakşbend’e kadar “Tarîk-i Hâcegân” adıyla anıldığı belirtilir.

Abdülhâlık Gucdüvânî’nin, Ahmed Yesevî yolundan farklı olarak hafî zikir (sessiz zikir) esasını öne çıkardığı ve tarikatın temel prensiplerini sistemleştirdiği ifade edilir. Hayatına dair ayrıntılı bilgiler ise daha çok, kendisinden sonraki asırlarda kaleme alınan tabakat ve adab kitaplarında yer alan sınırlı rivayetlere dayanır. 595/1199 yılında vefat ettiği kaydedilir.

“Vasiyet”ten öne çıkanlar

Gucdüvânî Hazretleri’nin oğluna hitaben kaleme aldığı vasiyet, Nakşî geleneğinde hikmet ve irfan yönüyle önemsenir. Bu vasiyetin özünde şu ilkeler öne çıkar:

  • İlim, edep ve takva üzere yaşamak; selefin eserlerinden istifade etmek
  • Ehl-i sünnet çizgisini korumak, fıkıh ve hadis öğrenmek
  • Şöhretten ve gösterişten uzak durmak; makam ve mevki hırsına kapılmamak
  • Helal lokma hassasiyeti; şüpheli olandan sakınmak
  • Az konuşmak, az yemek, az uyumak; kalabalığın gürültüsünden uzaklaşıp tefekküre yönelmek
  • Kimseyi hor görmemek, insanlara şefkat nazarıyla bakmak
  • Dünya ile meşgul olurken kalbi dünyaya bağlamamak, “dostun Allah” şuurunu diri tutmak

Abdülhâlık Gucdüvânî (k.s.), tasavvuf geleneğinde, özellikle kalp terbiyesi, ihlâs, edep ve istikamet vurgusuyla anılan müstesna isimler arasında kabul edilir.

***World Mosques (Dünya Camileri) için 900+ fikir | camiler ...

Kimsesizlerin kimsesi olmak

Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Allah azze ve celle kıyamet gününde (bir kimseye) şöyle seslenecek: ‘Ey Âdemoğlu! Hastalandım, beni ziyaret etmedin.’
(O kişi), ‘Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbisin, ben seni nasıl ziyaret edebilirim?’ deyince Allah, ‘Falan kulum hastalandı, onu ziyaret etmedin. Eğer ziyaret etseydin beni onun yanında bulacağını bilmiyor muydun?’ buyuracak.

Allah, ‘Ey Âdemoğlu! Yiyecek istedim, bana yedirmedin’ diyecek.
(O kişi), ‘Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbisin, ben sana nasıl yedirebilirim?’ deyince Cenâb-ı Hak, ‘Falanca kulum yiyecek istediğinde ona yedirmedin. Şayet yedirseydin, bunun karşılığını benim yanımda bulacağını bilmiyor muydun?’ buyuracak.

Allah, ‘Ey Âdemoğlu! Senden su istedim, bana su vermedin’ diyecek.
(O kişi), ‘Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbisin, ben sana nasıl su verebilirim?’ deyince Allah, ‘Falan kulum senden su istediği hâlde ona su vermedin. Eğer verseydin bunun karşılığını benim katımda bulurdun’ buyuracak.”
(Müslim, Birr, 13)

Bu hadis, Yüce Allah’ın kullarına yapılan iyiliği, adeta kendisine yapılmış gibi kabul edip değer verdiğini güçlü bir üslupla anlatır. Benzer bir mecaz dili, Kur’an’da da “karz-ı hasen” (güzel borç) kavramında karşımıza çıkar. Nitekim, “Eğer siz Allah’a güzel bir borç verirseniz, Allah onu size kat kat öder ve sizi bağışlar…” ayetinde “Allah’a borç verme” ifadesi bu anlamı pekiştirir. (Teğâbun, 64/17)

İyilik ve kötülük, insanın bu dünyadaki varoluşuna doğrudan temas eden iki temel kavramdır. Kur’an’ın ifadesiyle, “iyilik yapan kendi lehine, kötülük yapan kendi aleyhine” davranmış olur. (Fussılet, 41/46) Zira insanın yaptığı iyilik Allah’a bir fayda sağlamaz; fakat insanlığa, topluma ve nihayet iyilik sahibinin kendi kalbine tesir eder. “İyi söz ve güzel iş” Allah katına yükselir; karşılığını ise insanlar ve bütün yaratılmışlar görür. (Fâtır, 35/10)

Kurbanın eti ve kanı Allah’a ulaşmaz; fakat muhtaçların doyurulmasıyla kazanılan takvâ Allah katında kıymet bulur. (Hac, 22/37) Hastayı ziyaret etmek, açın karnını doyurmak, susuzun susuzluğunu gidermek; bu dünyada ihtiyaç sahibine nefes olurken, ahirette de iyilik sahibine umut olur.

Bu yüzden İslam, yalnız bireysel bir dindarlık değil; aynı zamanda yardımlaşma ve dayanışma ahlâkıdır. Toplum içinde farklı imkânlara sahip insanları asgari bir hayat standardında buluşturmak, ancak ortak sorumluluk bilinciyle mümkündür. İslam’ın ilk dönemlerinde bu görev daha çok toplumsal bir vecibe olarak görülmüş; Medine döneminde zekâtın kurumsal bir yükümlülüğe dönüşmesi de bu bilincin bir tezahürü olmuştur.

Resûlullah (s.a.s.), zekâtı dinin temel esasları arasında saymış; Müslümanlar da bu ibadeti sadece bir yardım değil, imanın toplumsal karşılığı olarak görmüştür. Hz. Ebû Bekir’in (r.a.), zekât vermek istemeyenlere karşı sergilediği kararlı tutum ise dayanışmanın keyfî bir tercih değil, toplum düzenini koruyan bir sorumluluk olduğuna işaret eder.

Bugün de hâli vakti yerinde olan Müslüman, resmî bir talimat beklemeden; sevdiği şeylerden infak etmeyi, muhtacı geri çevirmemeyi ve komşusunun derdiyle dertlenmeyi dinî, ahlâkî ve vicdanî bir vazife bilir. Çünkü ebedî âlemde kimsesiz kalmamak için, bu dünyada kimsesizlerin kimsesi olmak en kestirme yollardandır.

“Herkesin var bir kesi, ben bîkesin yok kimsesi
Ben bîkesin sen ol kesi, ey kimsesizler kimsesi”

Fırında Sebzeli Tavuk Yemeği

İftar Sofrası Önerisi: Dengeli, Sade ve Lezzetli

Ramazan akşamında uzun süren açlığın ardından mideyi yormayan, besleyici ve dengeli bir menü tercih etmek hem sağlıklı hem de huzurlu bir iftar için önemli. İşte ölçülü ve pratik bir iftar önerisi:

Menü

  • Hurmalı su ve zeytinle açılış
  • Mercimek çorbası (hafif ve mideyi hazırlayan)
  • Fırında Tavuklu Sebzeli Pilav (ana yemek)
  • Mevsim salatası (limonlu-zeytinyağlı)
  • Yoğurt veya cacık
  • Güllaç (hafif tatlı alternatifi)

Ana Yemek Tarifi

Fırında Tavuklu Sebzeli Pilav

Malzemeler (4-6 kişilik)

Tavuk için:

  • 4 adet kemiksiz tavuk but veya göğüs
  • 3 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 çay kaşığı karabiber
  • 1 çay kaşığı kekik
  • 2 diş ezilmiş sarımsak

Pilav için:

  • 2 su bardağı baldo pirinç
  • 3 su bardağı sıcak tavuk suyu
  • 1 adet küçük soğan
  • 1 adet havuç (küçük küp doğranmış)
  • 1 çay bardağı bezelye
  • 2 yemek kaşığı tereyağı
  • 1 yemek kaşığı zeytinyağı
  • Tuz

Yapılışı

  1. Tavukları hazırlayın:
    Zeytinyağı, sarımsak ve baharatlarla tavukları harmanlayın. 20 dakika dinlendirin.
  2. Pilavı hazırlayın:
    Pirinçleri 15 dakika ılık tuzlu suda bekletip yıkayın.
    Tencerede tereyağı ve zeytinyağını ısıtın. Küp doğranmış soğanı kavurun.
    Havuç ve bezelyeyi ekleyin, 2-3 dakika çevirin.
    Pirinçleri ilave edip birkaç dakika kavurun.
    Sıcak tavuk suyunu ve tuzu ekleyin.
    Kısık ateşte suyunu çekene kadar pişirin.
  3. Fırın aşaması:
    Pilavı fırın kabına yayın. Üzerine marine edilmiş tavukları yerleştirin.
    Önceden ısıtılmış 190°C fırında yaklaşık 25-30 dakika pişirin.
    Tavuklar kızarıp içi tamamen piştiğinde çıkarın.
  4. Dinlendirme:
    Fırından çıktıktan sonra üzerini kapatıp 10 dakika dinlendirin.

Servis Önerisi

Yanına bol limonlu salata ve cacık eklemek yemeği dengeleyerek ağırlaşmasını önler. İftar sonrası çayı en az 30-40 dakika geciktirmek sindirimi rahatlatır.

Arap Camii - İstanbul - 2026 - Tripadvisor

İmsak – İftar 

Aşağıdaki liste Ramazan 5. gün (5 Ramazan 1447) = 23 Şubat 2026 Pazartesi içindir. Türkiye saatleri Diyanet imsakiye tablolarından alınmıştır.

Konya ve çevre iller (5. gün)

İl İmsak İftar (Akşam)
Konya 06:03 18:44
Karaman 06:00 18:41
Aksaray 05:57 18:37
Isparta 06:11 18:51
Afyonkarahisar 06:10 18:50

Türkiye’de büyük iller (5. gün)

İl İmsak İftar (Akşam)
Ankara 06:01 18:40
İstanbul (Avrupa – Avcılar) 06:17 18:55
İstanbul (Anadolu – Tuzla) 06:15 18:53
İzmir 06:24 19:04
Bursa 06:16 18:55
Adana 05:36 18:35
Gaziantep 05:43 18:25
Trabzon 05:33 18:11
Diyarbakır 05:32 18:13

Dünyada önemli merkezler (5. gün)

Şehir İmsak İftar
Mekke (Makkah) 05:19 18:29
Dubai 05:17 18:25
Kudüs (Al-Quds/Jerusalem) 04:39 17:39
Londra 04:48 17:39
Berlin 04:52 17:44
New York (Cross River, NY) 04:51 17:45
Paris 05:41 18:33
Moskova 05:10 18:02