Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Mübarek Ramazan | 22 Şubat 2026 Pazar | 4. Gün

Ramazan’ın dördüncü gününde, iman ile amel arasındaki bağ yeniden görünür oluyor. Âl-i İmrân 114. ayetin “iyiliği emretmek, kötülüğü engellemek ve hayırda yarışmak” çizgisi; Efendimiz’in (s.a.v.) yetimi gözetene dair müjdesiyle birleşerek, merhametin aynı zamanda bir adalet ve ahlâk nizamı olduğunu hatırlatıyor. Bugün; kalbin istikametini koruyan duayı diri tutarken, iftar sofrasında ölçüyü kaçırmadan paylaşmayı çoğaltmak, Ramazan’ın ruhunu hayata taşımak için güçlü bir fırsat sunuyor.

Ramazan’ın dördüncü gününde, iman ile amel arasındaki bağ yeniden görünür

Ramazan’ın dördüncü günü, kalpte saklı bir inancın hayatın içine nasıl taşınacağını yeniden hatırlatan bir eşik gibidir. İman; yalnızca “inanıyorum” demek değil, iyiliği çoğaltacak bir irade, kötülüğe karşı bir direnç ve hayırda yarışacak bir canlılık istemektir. Bugün, Âl-i İmrân’ın çağrısı bize üç temel çizgiyi gösteriyor: iyiliği emretmek, kötülüğü engellemek ve hayır işlerinde yarışmak. Bu çizgiler, insanı “salihler” safına yaklaştıran bir ahlâk haritasıdır.

Bu hatırlayışın kalbinde ise yetim vardır. Çünkü yetimi gözetmek, bir gönlü okşamak kadar; bir hakkı korumak, bir adaleti ayakta tutmak demektir. Bir çocuğun güven duygusuna dokunan her el, aslında toplumun vicdanına da dokunur. Ramazan’ın ruhu, merhameti sadece duyguda bırakmaz; sorumluluğa dönüştürür, ölçüye bağlar, istikamete taşır.

Günün ayeti, hadisi ve duası; bize kalbin yönünü de sorar: İstikametimiz sabit mi, yoksa küçük tavizlerle kaymaya mı başlıyor? Bu yüzden bugün, hem hayırda yarışmanın kapısını aralıyor hem de “kalbimizi kaydırma” endişesini diri tutuyoruz. Çünkü Ramazan, insanın kendini yavaşça toparladığı; niyetini, sözünü ve amelini aynı çizgide buluşturduğu bir diriliş mevsimidir.

AYET

“Onlar Allah’a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar; hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.”
(Âl-i İmrân Suresi, 3/114)

HADİS

Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Yetimin işlerini üstlenen kimse—ister akrabası olsun ister yabancı—Cennette benimle şu iki parmak gibi yan yana olacaktır.”
(Ebû Dâvûd, Edeb, 123)

DUA

Yâ Rabbî! Doğruyu bize doğru olarak göster, ona uymayı bize nasip et. Yanlış ve bozuk olanı da bize yanlış olarak göster; ondan sakınmayı nasip eyle. İnsanların en üstünü olan Peygamber Efendimizin hürmetine duamızı kabul buyur. Âmin.

GÜNÜN HATIRLATMASI

Bugün iki kapı özellikle açık:

  • Hayırda yarış: İyilik, niyetle başlar; ısrarla büyür, süreklilikle kök salar.
  • Yetimi gözetmek: Bir çocuğun hayatına “güven” eklemek, topluma “adalet” eklemektir.

Arslanhane Camii | Burçin Erkan

Hz. Ali (r.a.) (598–661)

Hz. Ali (r.a.), 598 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir. Babası, Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) küçük yaşlardan itibaren himayesinde büyüten amcası Ebû Tâlib; annesi ise Fâtıma bint Esed’dir. Rivayetlere göre Efendimiz (s.a.v.), Fâtıma bint Esed’e “anneciğim” diye hitap ederdi. Mekke’de yaşanan kıtlık yıllarında Ebû Tâlib’in aile yükünün artması üzerine Hz. Abbas (r.a.) Ca‘fer’i, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de Ali’yi (r.a.) yanına alarak yetişmesine katkı sağlamıştır.

Hz. Ali (r.a.), İslâm’ı ilk kabul edenler arasında yer alır. Hicret gecesi, Efendimiz’in (s.a.v.) yatağına yatarak canını ortaya koyması, fedakârlık ve teslimiyetin en çarpıcı örneklerinden biri olarak anılır. Bu fedakârlığa işaretle Bakara Sûresi 207. ayet-i kerimesinin nazil olduğuna dair rivayetler vardır.

Gazvelerde ve önemli hadiselerde aktif rol alan Hz. Ali (r.a.), Tebük Seferi dışında Efendimiz’in (s.a.v.) katıldığı seferlerde bulunmuştur. Hendek Savaşı’nda Amr b. Abdüved ile olan mücadelesi ve Hayber’deki üstün gayreti, İslâm tarihinin dikkat çeken dönüm noktaları arasında sayılır. Aynı zamanda güçlü hitabetiyle de öne çıkmış; söz ve irfan yönüyle “belâgat” geleneğinde müstesna bir yerde anılmıştır.

Medine döneminde gerçekleştirilen muâhât (kardeşlik) uygulamasında Efendimiz (s.a.v.), Hz. Ali’yi (r.a.) kendisine kardeş kılmış; kızı Hz. Fâtıma (r.a.) ile evlendirmiştir. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) vefatından sonra da, O’nun (s.a.v.) teçhiz ve tekfininde (yıkanması ve kefenlenmesi) bizzat görev aldığı rivayet edilir.

Hz. Ali (r.a.), İslâm toplumunda fitnelerin yoğunlaştığı bir dönemde halife olmuş; yaklaşık 4 yıl 9 ay süren hilafeti boyunca adalet, kamu düzeni ve ıslah hedefiyle hareket etmiştir. Bu dönemde yaşanan Cemel Vakası ile Sıffîn süreci, İslâm siyaset tarihinin en tartışmalı ve zor başlıkları arasında yer alır. Nehrevan Savaşı’nda ise Hâricîlere karşı mücadele edilmiştir.

Nehrevan’dan sonra Hâricîler arasından bazı kişiler Hz. Ali (r.a.), Muâviye ve Amr b. Âs’a yönelik suikast planı kurmuş; Hz. Ali’ye saldırı görevi Abdurrahman b. Mülcem tarafından üstlenilmiştir. Rivayete göre Ramazan ayının 19. günü sabah namazı sırasında aldığı ağır yara üzerine Hz. Ali (r.a.), saldırgan hakkında “haddi aşmayın” vurgusuyla ölçülü davranılmasını istemiştir.

Hz. Ali (r.a.), 661 yılında Kûfe’de vefat etmiştir. Rivayetlere göre cenaze işlemleri oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin tarafından yerine getirilmiş; namazını Hz. Hasan kıldırmıştır. Kabri Irak’ın Necef şehrindedir.

Allah ondan razı olsun.

Türk dünyası 2020 Kültür Başkenti Hive'nin tarihi camileri - Haber 7 SEYAHAT

Yûsuf Hemedânî (k.s.)

Yûsuf Hemedânî (k.s.), 440/1048 yılında Rey ile Hemedan arasında Bûzencird adlı bir köyde dünyaya geldi. Çocukluk yıllarını memleketinde geçirdikten sonra, ilim ve irfanını artırmak amacıyla on sekiz yaşında dönemin hilâfet ve ilim merkezi Bağdat’a gitti. Burada Ebû İshak eş-Şîrâzî’den fıkıh, usûl ve kelâm tahsil etti. Eş-Şîrâzî’nin, yaşının küçüklüğüne rağmen Hemedânî’yi ilmi ve güzel ahlâkı sebebiyle talebeleri arasında öne çıkardığı rivayet edilir.

Hemedânî, Bağdat, Semerkant ve İsfahan’da dönemin muhaddislerinden hadis ilmi aldı; Kadı Ebû’l-Hüseyn Muhammed, Ebû’l-Ganâim Abdüssamed ve Ebû Ca‘fer Muhammed gibi isimlerden istifade etti. Şeyh Abdullah Cüveynî ve Hasan Simnânî’nin sohbetlerine katıldı; dinlediği rivayetlerin çoğunu yazıya geçirdi. Ardından zühd ve tasavvuf yoluna yönelerek bir süre riyazet ve mücahedeyle meşgul oldu. Bu süreçte, İmam Gazâlî’nin de mürşidi olarak bilinen Ebû Ali Farmedî’yi tanıdı ve ona intisap etti. Genç yaşına rağmen şeyhine hizmette bulunarak himmetine mazhar olduğu aktarılır.

477/1084 yılında şeyhinin vefatından sonra Herat, Merv ve Rey şehirleri arasında irşad faaliyetlerini sürdürdü. Gittiği yerlerde zikir ve sohbet halkaları kurdu; özellikle Rey’deki dergâhının geniş bir cemaatle dolup taştığı anlatılır.

515/1121 yılında bir süreliğine yeniden Bağdat’a geldi. Bir yandan halka hadis naklederken, diğer yandan Nizâmiye Medresesi’nde fıkıh dersleri okuttu. Hadis ve fıkıh dersleriyle vaazlarının halk nezdinde büyük ilgi gördüğü belirtilir. 535/1141 yılında Herat’tan Merv’e giderken Bâmeyân denilen yerde vefat etti; daha sonra naaşı Merv’e nakledilerek adına bir türbe yaptırıldı.

Yûsuf Hemedânî (k.s.), Türkistan coğrafyasında İslâm’ın ve tasavvufî irfanın yayılışında etkili isimlerden biri olarak kabul edilir. Başlıca halifeleri arasında Abdullah Berkî, Hasan Endâkî, Ahmed Yesevî ve Abdülhâlık Gücdüvânî zikredilir. Ahmed Yesevî’nin Yesevîlik, Abdülhâlık Gücdüvânî’nin ise Hacegân yolu üzerinden Nakşbendî geleneği üzerinde etkili olduğu ifade edilir.

Hemedânî’den yaklaşık bir asır sonra yaşayan Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbnü’l-Arabî, eserlerinde ondan bahseder; şöhretini Evhadüddin Kirmânî’den işittiğini nakleder. Rivayete göre Evhadüddin Kirmânî, H. 602/M. 1205 yılında Konya’ya geldiğinde Yûsuf Hemedânî (k.s.) hakkında duyduklarını şöyle aktarmıştır: Hemedânî, uzun yıllar irşad makamında bulunmuş; ileri yaşlarında cuma namazı dışında dergâhtan pek çıkmaz olmuştur. Bir gün gönlüne doğan bir “vârid” üzerine dışarı çıkmış, merkebine binerek yularını salıvermiş; hayvanın götürdüğü yere gitmeye niyet etmiştir. Merkep şehrin dışında harap bir mescidin yanında durunca Hemedânî içeri girmiş; içeride başı öne eğik, heybetli bir hâlde oturan bir gençle karşılaşmıştır. Genç, bir müşkil meseleyle karşı karşıya olduğunu söyleyip himmet isteyince Hemedânî meseleye açıklık getirmiş; ardından da “Bir daha böyle bir müşkille karşılaştığında tekkemize gel; bizim gibi pir-i fânîyi buraya kadar yorma” diyerek onu irşad etmiştir.

Rahmetullahi aleyh.

Fotoğraf açıklaması yok.

Kalbimizi Kaydırma

Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) sıkça yaptığı dualardan biri, iman hayatının en hassas noktasına işaret eder: Kalbin istikameti. Şehr b. Havşeb’in (r.a.) rivayetinde, “Yâ Resûlallah, bu duayı ne çok yapıyorsunuz?” denildiğinde Efendimiz (s.a.v.) şu manaya gelen bir cevap verir: Kalbi Allah Teâlâ’nın kudret ve tasarrufu dışında kalan hiç kimse yoktur; O dilerse doğru üzerinde sabit kılar, dilerse kaydırır.

Bu hakikat, imanın sadece bir bilgi değil; insanın bütün davranışlarına yön veren temel bir kuvvet olduğunu gösterir. Kalp, hak din üzere sabit kaldıkça mümin de iman çizgisinde yürür. Aksi hâlde sapmalar çoğu zaman kalpteki yanlış kabullerden, zayıflayan teslimiyetten ya da inkâr ve itirazın izlerinden doğar. Kur’ân-ı Kerîm’de kalbin haktan yana eğrilmesi “zeyğ” kavramıyla ifade edilir. Bu eğrilik, insanı hakikatin yerine şüpheye, sahih ölçünün yerine keyfî yoruma sürükleyebilir. Nitekim ayet, kalbinde yamukluk bulunanların müteşabih ayetlerin peşine düşme eğilimine dikkat çeker.

Kur’an, “Ümmü’l-kitâb” olan muhkem, anlamı açık ayetleri bırakıp yorumu güç alanlarda ısrarı bile bir “yan çizme” belirtisi sayar. Bu inceliği kavrayan müminlerin duasını da haber verir:
“Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma; bize katından rahmet bağışla. Şüphesiz Sen çok bağışlayansın.”
Hadis ile ayet arasındaki derin uyum burada açıkça görülür.

Peygamberler için imansızlık ihtimali söz konusu olmadığı hâlde, Efendimiz’in (s.a.v.) en çok yaptığı dualardan birinin “Kalbimi dinin üzere sabit kıl” olması, konunun ciddiyetini ümmete öğretmek içindir. Rivayetlere göre, “ridde” günlerinde Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) özellikle akşam namazlarında “kalplerimizi kaydırma” mealindeki ayeti okuması da, o dönemde yaşanan sarsıntıyı iman istikametinden okuyuşunun işaretidir.

Dikkat çekici bir nokta şudur: Riddet hadiseleri, çoğu zaman zekât vermemek gibi “ibadet-amel” eksenli bir kırılma üzerinden görünür hâle gelmiştir. Bu durum, kalp yamukluğunda iki etkenin belirginliğini ortaya koyar:

  1. Yorum ve tevilin keyfîleşmesi,
  2. Ekonomik menfaat ve dünyevî kaygıların baskınlaşması.

Kalp kayması çoğu zaman “bir anda” değil; küçük küçük tavizlerle, yanlış yorumlarla ve nefse meşruiyet arayan tevillerle başlar. Bu nedenle, bilmeden yorumlara kalkışmamak; meseleleri mümkün mertebe bütün naslar çerçevesinde, sahih ölçülerle anlamaya çalışmak gerekir. Özellikle ekonomik tarafı bulunan konularda (zekât, faiz gibi) keyfî yorumların tehlikesi daha büyüktür.

Din ve iman hayatı, özünde teslimiyet ve ameldir. Fedakârlık yapmadan, bazı bedelleri göze almadan ciddî bir iman yürüyüşü kolay kurulmaz. Şehitlik yüce bir mertebedir; bedeli halis niyetle canı ortaya koymaktır. Dini değerleri korumanın da bir bedeli vardır. Bu bedelden kaçmak için “kolay yollar” aramak çoğu kez kalp kaymasının başlangıcıdır. Kur’an, Musa (a.s.)’ın kavmi üzerinden bu hakikati hatırlatır: İnsan hak yoldan sapınca, sapmanın sonucu olarak kalpler de hidayetten uzaklaşır.

Kalp kayması; sevgi-nefret dengesinin bozulması, özenti, çıkar ve şöhret duygusu, daha fazla kazanma kaygısı gibi insanı kuşatan etkenlerle büyür ve çoğu zaman itaatsizlik şeklinde görünür. Kur’an bu noktada temel bir ilke koyar: Allah, bir toplumu doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri açıklamadan onları sapıklığa düşürmez; yani ölçü nettir, sorumluluk da.

Bu başlıkta Ammâr b. Yâsir’in (r.a.) yaşadığı ağır imtihan da ibretlidir. Müşriklerin dayanılmaz işkenceleri karşısında zorla bazı sözler söyletildiğinde Efendimiz’e (s.a.v.) gelip hâlini arz eder. Efendimiz (s.a.v.) ona kalbinin hâlini sorar; Ammâr (r.a.) “imanla dopdoluydu” deyince, Efendimiz (s.a.v.) zor altında kalan için hükmün farklı olduğuna işaret eder. Bu çerçevede, kalbi imanla mutmain olduğu hâlde zorlananların mazur görüleceğini bildiren ayetler hatırlatılır.

Bütün bu örnekler şunu öğretir: Kalbî istikamet, Müslümanlığın özü ve emniyet hattıdır. Karmaşık bir dünyada imanla yaşamak ve ahirette selamet bulmak, kalbin doğru üzerinde sabit kalmasına bağlıdır. Bu yüzden duamız da aynı çizgide olmalıdır:

“Ey kalpleri hâlden hâle çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzere sabit kıl.”

ANNEMİNELİ: FIRINDA KUZU ETLİ PATATES

İftar Sofrası Önerisi

1) Başlangıç

  • Hurma + su
  • Mercimek çorbası (yanına limon, pul biber)

2) Ara sıcak / sofra tamamlayıcıları

  • Pastırmalı kuru fasulye piyazı ya da mevsim salata
  • Su böreği (küçük porsiyon)
  • Cacık (sarımsaklı, bol naneli)

3) Ana yemek

  • Fırında etli patates (Konya usulü sade, ağır ateş)

4) Ekmek

  • Ramazan pidesi (iftarın “olmazsa olmazı”)

5) İçecek

  • Ev yapımı hoşaf (kuru kayısı/üzüm) veya ayran

6) Tatlı

  • İrmik helvası

7) Konya dokunuşu

  • Çifte kavrulmuş tahin + pekmez karıştır, pideyle ban (sofranın finali gibi düşün)

Ana Yemek Tarifi: Fırında Etli Patates

Malzemeler (4 kişilik)

  • 600–700 g kuşbaşı dana eti (ya da kuzu)
  • 4–5 orta boy patates
  • 1 büyük soğan
  • 2 diş sarımsak (isteğe bağlı)
  • 2 yemek kaşığı zeytinyağı veya tereyağı
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • 1 çay kaşığı biber salçası (isteğe bağlı)
  • 1,5 su bardağı sıcak su (gerekirse biraz daha)
  • Tuz, karabiber
  • 1 çay kaşığı kimyon (ete çok yakışır)
  • 1 tatlı kaşığı kırmızı toz biber
  • İsteğe bağlı: 1 adet yeşil biber, 1 domates

Hazırlık

  1. Eti mühürle: Tencereyi kızdır, yağı ekle. Kuşbaşı eti yüksek ateşte 4–5 dk çevirerek mühürle.
  2. Soğanı kavur: Doğranmış soğanı ekle, 3–4 dk kavur. Sarımsak ekleyeceksen burada ekle.
  3. Salçayı aç: Salçaları ekle, 1 dk kokusu çıkana kadar kavur.
  4. Baharat + su: Tuz, karabiber, kimyon, toz biberi ekle. Sıcak suyu dök. Kısık ateşte 25–35 dk (etine göre) hafif yumuşayana kadar pişir.

Fırınlama

  1. Patatesleri hazırla: Patatesleri iri dilimle. İstersen çok az tuzla harmanla.
  2. Tepsiye al: Eti ve suyunu fırın tepsisine dök, patatesleri üzerine yerleştir. Suyu azsa yarım bardak daha sıcak su ekleyebilirsin.
  3. Fırında pişir: Önceden ısıtılmış 190°C fırında 35–45 dk pişir. Üstü kızarsın, patatesler yumuşasın. Son 5 dakikada istersen fan aç.

Servis

  • Yanına cacık + salata + pide ile tam iftarlık olur.
  • Etin daha lokum gibi olsun dersen: Tencerede biraz daha uzun pişir, sonra fırına ver.

AKŞAM EZAN SAATİ... Akşam namazı ezan vakti saat kaçta? 28 Temmuz İstanbul,  Ankara, İzmir, Bursa, Antalya il il diyanet namaz vakitleri, ezan saatleri  | Son Dakika Haberleri

Konya ve bazı iller imsak ve imsakiye:

Şehir İmsak İftar (Akşam)
Konya 06:04 18:43
Ankara 06:02 18:39
Aksaray 05:59 18:35
Karaman 06:01 18:40
Niğde 05:55 18:33
Mersin 05:56 18:35
Antalya 06:11 18:51
Isparta 06:12 18:50
Afyonkarahisar 06:12 18:49
Eskişehir 06:12 18:48
İstanbul 06:18 18:53
İzmir 06:25 19:03
Bursa 06:17 18:54
Adana 05:53 18:32
Gaziantep 05:45 18:24

Dünyadaki önemli merkezler (yerel saat)

Not: Uluslararası listede “İmsak” karşılığı olarak yaygın biçimde Fajr (tan) vakti, “İftar” karşılığı olarak Maghrib (güneş batımı) alınmıştır.

Merkez İmsak (Fajr) İftar (Maghrib) Saat dilimi
Mekke (Makkah) 05:30 18:22 +03
Medine (Madinah) 05:32 18:20 +03
Şam (Damascus) 05:49 18:30 +03
Kudüs (Jerusalem) 04:53 17:36 IST
Londra (London) 05:09 17:28 GMT
Berlin 05:15 17:32 CET
Toronto 05:46 17:57 EST
New York 05:25 17:39 EST