Mübarek Ramazan ayının ilk gününe, Kur’ân’ın rehberliği, sünnetin diriltici çağrısı ve gönülden yükselen dualarla adım atıyoruz. Oruçla nefsi terbiye ederken, ayetle yönümüzü buluyor; hadisle bilinç tazeliyor, duayla kalbimizi arındırıyoruz. Bu müstesna başlangıçta, Sıddîklar Alemdârı Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) sadakatini ve infak ufkunu; Bayezîd-i Bistâmî’nin (r.a.) tevhid ve teslimiyet çizgisini hatırlıyor, Ramazan’ı tarih boyunca bereketiyle olduğu kadar zaferleriyle de anlamlandırıyoruz. İşte “1. Gün” dosyamız; bir ayet, bir hadis, bir dua ve ibret dolu hatırlatmalarla, Ramazan’a yakışır bir şuur ve umut iklimine davet niteliğindedir.
Bir Ayet • Bir Hadis • Bir Dua
“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır.”
Ayet
Bakara Suresi 185. Ayet (mealen):
Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden Ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.
Hadis
Kim Allah Teâlâ yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.
(Tirmizî, Cihâd 3, 1624)
Dua
Ey âlemlerin Rabbi olan Allah’ım… Bizi Ramazan’a kavuşturduğun için Sana hamd ediyor, şükrediyoruz.
Bugün tuttuğum orucu gerçek oruç tutanların orucu gibi, ibadetimi de gerçek ibadet edenlerin ibadeti gibi kabul eyle. Beni gafillerin uykusundan uyandır.
Benim, annemin, babamın ve ailemin günahlarını bağışla. Ey âlemlerin İlâhı… Ramazan’ı İslâm âlemine hayırlı eyle. İşlerimizi bereketli kıl. Bizi affeyle, ey suçları affeden Rabbimiz…
Âmin.
Sıddîklar Alemdârı Hz. Ebû Bekir (r.a.)
Hz. Ebû Bekir (r.a.), meşhur Fil Vak’ası’ndan iki sene altı ay sonra doğmuştur. Asıl adı Abdullah b. Osman b. Âmir b. Amr b. Ka‘b b. Sa‘d b. Mürre et-Teymî’dir. Cahiliye döneminde kendisine Abdullât, Abdülkâbe veya Abdüluzzâ denildiğine dair rivayetler aktarılır; “Abdullah” ismini ise Hz. Muhammed (s.a.v.) vermiştir. Babası Osman olup Ebû Kuhâfe lakabıyla tanınır. Annesi Selmâ binti Sahr’dır; Mekke’de “bütün hayırların annesi” manasında Ümmü’l-Hayr lakabıyla anıldığı rivayet edilir.
Hz. Ebû Bekir’in ilk lakabının “Atîk” olduğu; Allah Resûlü’nün (s.a.v.) cehennemden azad edildiğine dair müjde sebebiyle bu lakabın verildiği nakledilir. İsra gecesinin sabahında başta olmak üzere, Allah Resûlü’nü (s.a.v.) tereddütsüz tasdik edişi sebebiyle kendisine “Sıddîk” denilmiştir.
Hz. Ebû Bekir’in İslâm’a girişindeki sürat ve kararlılık, kaynaklarda şu anlamda aktarılır:
“Kimi İslâm’a çağırdıysam mutlaka onda bir duraklama, bir tereddüt olmuştu. Ama Ebû Bekir, İslâm’ı teklif ettiğimde ne duraksadı ne de tereddüt gösterdi.”
Hz. Âişe’nin (r.a.) rivayetinde, bir gün Ebû Bekir’in (r.a.) Allah Resûlü ile karşılaştığı ve davetin hemen ardından İslâm’ı kabul ettiği anlatılır. Onun imanı “sıradağlar gibi muhkem” diye tasvir edilir: fıtratıyla bütünleşen bir teslimiyet ve sarsılmayan bir sadakat…
Hz. Ebû Bekir (r.a.), Mekke’nin varlıklı isimleri arasındaydı. Müslüman olduğunda tarihçilerin verdiği bilgilere göre hatırı sayılır bir mala sahipti; ancak sahip olduklarını Allah yolunda infak etmiş, özellikle Müslüman olduğu için eziyet gören köleleri satın alıp azad etmeye gayret göstermiştir.
Bayezîd-i Bistâmî (r.a.)
Bayezîd-i Bistâmî, sûreti itibarıyla Hz. Ebû Bekir’e (r.a.) benzetilir; uzun boylu, zayıf bedenli ve beyaz tenli olduğu, seyrek ve ak sakallı, çukurca gözlü bulunduğu rivayet edilir. “Sultânü’l-ârifîn” diye anıldığı aktarılır.
Hicrî 188 yılında Bistâm’da doğduğu; vefatının ise kaynaklarda farklı tarihlerle geçtiği (Hicrî 231/232 veya bazı rivayetlere göre 261/262) ifade edilir.
“Tevhid nedir?” diye soranlara şu minvalde cevap verdiği nakledilir:
Tevhid yakîndir; yakîn ise mahlûkatın her türlü hareketini Allah’ın fiili olarak bilmek ve O’nun fiillerinde hiçbir şeyi ortak koşmamaktır.
Mürşidi tanımak için ölçü koyduğu rivayet edilir:
“Kendisine gökyüzünde uçma veya bağdaş kurma kerameti verilen kimseye hemen aldanmayın. Önce onun emir ve nehiy çizgisindeki yerine, şer‘î hududa riayetindeki durumuna bakın.”
Keramet izharından kaçındığı ve bunu manevî düşüşe sebep görerek sakındığı da anlatılır. Bu yaklaşımı “Kerim isterim, keramet değil” sözüyle özetlenir.
Tasavvufu ise şu çerçevede tarif ettiği aktarılır:
“Rahat kapısını kapayıp, sıkıntı ve mücahede kapısını açmaktır.”
Zaferler Ayı: Ramazan
Şanlı İslâm tarihinde birçok önemli fetih ve zafer, Allah’ın izni ve yardımıyla Ramazan ayında gerçekleşmiştir. Bu yönüyle Ramazan; oruç ve Kur’ân tilavetiyle değerlendirildiği gibi, sabır, sebat, gayret ve tebliğ şuuruyla da idrak edilmesi gereken bir “feyiz mevsimi” olarak görülmüştür. Ramazan ayında gerçekleşen fetih ve zaferlerden öne çıkan bazıları şöyledir:
- Büyük Bedir Zaferi
Hicretin 2. yılı 17 Ramazan Cuma günü (13 Mart 624) elde edilmiştir. Sayıca az olan İslâm ordusu, kendisinin yaklaşık üç katı olan müşrik ordusuna karşı zafer kazanmıştır. Bu savaşta müşriklerin ileri gelenlerinden birçok kişi hayatını kaybetmiş; Müslümanlar ise şehitler vermiştir. - Mekke’nin Fethi
Hicretin 8. yılı 20 Ramazan günü Allah Resûlü (s.a.v.) on bin sahabî ile Medine’den Mekke’ye hareket etmiştir. Fetih ordusunun Mekke’ye girişi, aynı yılın Ramazan’ında 27 Ramazan Çarşamba gününe tarihlenir. Fetihle birlikte Mekke’de yeni bir dönem başlamıştır. - Tebük Gazvesi (Seferi)
Hicretin 9. yılında düzenlenen Tebük seferinin dönüşünün Ramazan ayına rastladığı aktarılır. Bizans sınırına yakın bir hatta yapılan bu sefer, İslâm Devleti’nin caydırıcılığı ve siyasî etkisi bakımından önemle değerlendirilir. - Kādisiyye Zaferi
Hz. Ömer (r.a.) döneminde, Hicrî 14. yılın Ramazan’ında (Milâdî 636) Sa‘d b. Ebî Vakkās komutasındaki İslâm ordusunun Sâsânî ordusuna karşı kazandığı zafer olarak anılır; İran coğrafyasında yeni bir dönemin kapılarını araladığı ifade edilir. - Rodos Adası’nın Fethi
Hicrî 53 yılı Ramazan ayında Rodos’un fethedildiği rivayet edilir; stratejik konumu sebebiyle önemine dikkat çekilir. - Endülüs’ün Güney Kıyıları Zaferi
Tarık b. Ziyâd komutasındaki İslâm ordusunun, Hicrî 91 yılı Ramazan ayında Endülüs’ün güney kıyılarına ulaşıp ilerleyişini başlattığı anlatılır. - Endülüs’ün Fethi
Hicrî 92 yılı Ramazan’ında Endülüs topraklarında yapılan mücadelelerin, dört asır sürecek Endülüs İslâm medeniyetinin ilk adımlarını oluşturduğu değerlendirilir. - Safed Kalesi Zaferi
Safed’in, Selahaddin Eyyûbî tarafından Hicrî 584 yılında fethedildiği; Ramazan günlerinde askerî hazırlığın sürdürüldüğü rivayetleri aktarılır. - Ayn Câlût Zaferi
Hicrî 658 yılı Ramazan’ında (Milâdî 1260) Memlûklerin Filistin’de Ayn Câlût’ta Moğol ordusunu yenmesi, hem İslâm tarihi hem dünya tarihi açısından dönüm noktası olarak görülür; Moğolların ilk kez büyük bir yenilgi tattığı belirtilir.
Bu vesileyle, Ramazan’ın yalnızca bir ibadet ayı değil; aynı zamanda sabır, irade, adanmışlık ve sorumluluk bilinciyle “ihya edilen” bir zaman dilimi olduğu hatırda tutulmalıdır.




