Bazı günler vardır, insan yalnızca bir toplantıya katılmaz; kendi geçmişine de yolculuk eder. Bir salona girersiniz, yıllardır tanıdığınız yüzleri görürsünüz. Bir zamanlar heyecanla izlediğiniz insanların saçlarına aklar düşmüş, yüzlerinde yılların çizgileri belirginleşmiştir. Fakat gözlerindeki o tanıdık ışık, seslerindeki kararlılık ve insanlara gösterdikleri samimiyet hâlâ yerindedir.
Bugün, 7 Kasım 2026 Cumartesi günü, Konya’nın İsmil Mahallesi’nde böyle bir gün yaşadım.

AK Parti Konya İl Başkanlığının düzenlediği “Vefa Varsa Veda Yoktur – Kuruluştan Günümüze Belde Belediye Başkanları İstişare Programı”, benim için sıradan bir siyasi organizasyon değildi.
Çünkü salonda gördüğüm insanların birçoğunu yıllardır tanıyorum. Bu insanlarla, onların mücadeleleriyle, Konya’ya hizmet etmek için ortaya koydukları gayretlerle büyüdüm. Yıllar içinde kimilerinin belediye başkanlığına, kimilerinin milletvekilliğine, kimilerinin teşkilat sorumluluğuna, ardından da görevlerini başka isimlere devretmelerine şahit oldum.
Bugün onları yeniden aynı çatı altında görmek, insana zamanın ne kadar hızlı aktığını hatırlatıyordu.
Ama önce bu güzel buluşmaya ev sahipliği yapan mekândan söz etmek istiyorum.
Konya Ovası’nda yükselen bir turizm fırsatı
İsmil Karatay Termal Tatil Köyü…
Doğrusu Karatay Belediyesini bu yatırım için kutlamak gerekiyor.
Konya Ovası’nın ortasında, şehir merkezine de çok uzak olmayan bir bölgede böyle nitelikli bir tesisin ortaya çıkarılması, yalnızca belediyecilik başarısı olarak değil, turizm ve bölgesel kalkınma açısından da değerlendirilmeli.
Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca’nın ve bu yatırıma emek verenlerin ortaya koyduğu çalışmanın önemini tesiste bulunduğunuzda daha iyi anlıyorsunuz.
Sabah kahvaltısı gerçekten harikaydı. Sunumuyla, çeşitliliğiyle, lezzetiyle özenli bir organizasyon vardı. Yemekler, salonların düzeni, tesisin genel konforu ve özellikle personelin misafirlere gösterdiği ilgi takdiri hak ediyordu.
Böyle yerlerde yalnızca binanın kalitesine bakmam. Hizmetin kalitesine, çalışanların yaklaşımına, organizasyonun akışına da dikkat ederim. Çünkü bir tesisin gerçek değeri, insanı nasıl ağırladığında ortaya çıkar.
Burada çalışan insanların emeğini de özellikle teslim etmek istiyorum. Güler yüzlü, ilgili ve işini önemseyen personel, güzel bir yatırımın değerini daha da artırıyor.
Toplantı salonları da son derece kullanışlı ve etkileyiciydi. Böylesine geniş katılımlı bir organizasyonu ağırlayabilmesi, tesisin toplantı ve kongre turizmi bakımından taşıdığı potansiyeli gösteriyor.
Ancak ben bu yatırımın bugünkü haliyle sınırlı kalmaması gerektiğini düşünüyorum.
İsmil Karatay Termal Tatil Köyü, doğru yatırımlarla Konya’nın önemli turizm, eğlence, dinlenme ve kongre merkezlerinden birine dönüşebilir.
Örneğin açık yüzme havuzları, farklı yaş gruplarına hitap eden su sporları tesisleri, ailelerin gün boyunca vakit geçirebileceği sosyal alanlar, çocuklara yönelik eğlence bölümleri ve açık hava etkinlikleri bu tesise bambaşka bir kimlik kazandırabilir.
Bunlara daha kapsamlı kongre ve konferans imkânları, kültürel etkinlik alanları ve termal turizmi destekleyecek yeni hizmetler de eklenebilir.
Elbette bütün bunların teknik, ekonomik ve çevresel fizibiliteleri değerlendirilmelidir. Ancak ortada geliştirilmeye değer ciddi bir potansiyel bulunduğu açık.
Konya’nın turizm anlayışını yalnızca şehir merkezindeki tarihî ve kültürel mekânlarla sınırlamamak gerekiyor. Ovanın farklı bölgelerinde de insanları cezbeden, ekonomik hareketlilik oluşturan, istihdam sağlayan yatırımlara ihtiyacımız var.
Karatay Belediyesi önemli bir başlangıç yapmış. Umarım bu yatırımın ufku daha da genişler.
Yıllar insanı değiştiriyor, hatıralar yerinde duruyor
Gelelim toplantıya…
Salonda Tahir Akyürek, Ahmet Sorgun, Mustafa Kabakcı Ağabey, Orhan Erdem, Latif Selvi, Hasan Kılca, Ahmet Pekyatırmacı, Mustafa Kavuş, ilçe başkanları ve geçmiş dönemlerde görev yapmış çok sayıda belde belediye başkanı vardı.
Ev sahibi AK Parti Konya İl Başkanı Fatih Özgökçen ise bu insanları yeniden buluşturmanın memnuniyetini yaşıyordu.
Bu isimleri izlerken kendimi geçmişe gitmiş gibi hissettim.
Özellikle Tahir Başkan ve Ahmet Sorgun Başkan…
İtiraf etmeliyim, ikisini de biraz hüzünle izledim.
Çünkü ben bu isimlerin siyasi hayatımızdaki önemli dönemlerine, Konya için yaptıkları çalışmalara, heyecanlarına ve mücadelelerine tanıklık ederek büyüdüm.
Bugün onları dinlerken yalnızca anlattıklarına değil, geçen yıllara da kulak veriyordum.
Tahir Başkan, belediyeciliğin geçmişini anlattı. Konya Modeli Belediyeciliğin nasıl geliştiğini, 2004 yılında üstlendikleri sorumlulukları, o günün imkânlarını ve vatandaşların beklentilerini hatırlattı.
Sonra merhum Necmettin Erbakan’la yaşadığı hatırayı anlattı.
Bir kazanın ardından henüz tam iyileşememişken Erbakan’ın kendisine teşkilat çalışmalarını sormasını ve sonunda söylediği “Mücahit at sırtında ölür” sözünü aktardı.
O an salonda yalnızca bir hatıra anlatılmıyordu. Bir kuşağın siyaseti nasıl anladığının, sorumluluğu nasıl taşıdığının izleri de vardı.
Bu vesileyle Tahir Başkanımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Kendisine sağlık, huzur ve uzun ömür diliyorum.
Zamanın akışı gerçekten tuhaf.
Bir dönem büyük projelerin, açılışların, siyasi çalışmaların merkezinde gördüğünüz insanları yıllar sonra aynı salonda, bu defa geçmişi anlatırken dinlemek insana hayatın faniliğini hatırlatıyor.
Ahmet Sorgun Başkan’ı da aynı duygularla dinledim.
Konuşmasındaki samimiyet, ince espriler ve Konya’nın büyükşehir sistemine geçiş sürecine ilişkin anlattıkları dikkat çekiciydi.
Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, büyükşehir yasasının Konya’da uygulanıp uygulanamayacağını kendilerine sormasını anlatırken aslında önemli bir siyasi sorumluluk döneminin hatırasını paylaşıyordu.
Bir de şu sözü üzerinde düşünmeye değerdi:
“Kimse Recep Tayyip Erdoğan’ın ve bu teşkilatların arkasına sığınarak herhangi bir yanlışlığı perdeleyemez.”
Bu cümlede yalnızca siyasi sadakat değil, sorumluluk ve özeleştiri anlayışı da vardı.
Ben siyasette böyle açık ifadeleri kıymetli buluyorum.
Çünkü insanın bir düşünceye bağlı olması, yanlış gördüğü şeyleri söylemesine engel olmamalı.
Mustafa Kabakcı Ağabey’i ve diğer deneyimli isimleri de aynı salonda görmek güzeldi. Eski günlerin, birlikte verilen mücadelelerin ve yıllar içinde kurulmuş dostlukların sıcaklığı hissediliyordu.
Fatih Özgökçen’in yaptığı işin anlamı
Bugünkü toplantının düzenlenmesine öncülük eden Fatih Özgökçen’e ayrıca değinmek istiyorum.
Siyasi görevlerin insanı değiştirmemesi, makamın insanla arasına mesafe koymaması gerektiğine inanırım.
Gurursuz, kibirsiz, insanlara değer veren, sorumluluktan kaçmayan, gerektiğinde taşın altına elini koyan bir yönetim anlayışı önemlidir.
Özgökçen’in geçmiş dönem belediye başkanlarını bir araya getirmesini bu açıdan değerli buldum.
Çünkü eski belediye başkanlarına yalnızca bir teşekkür plaketi vermekle yetinmeyip onları dinlemek, tecrübelerinden yararlanmak ve ilişkileri canlı tutmak başka bir anlayış gerektiriyor.
Özgökçen’in, Konya’nın 1.139 mahallesinin yaklaşık 865’inin geçmişte köy ve belde statüsünde bulunduğunu, bu yerleşimlerden yaklaşık 300’ünü ziyaret ettiklerini açıklaması da dikkat çekiciydi.
Bu ziyaretlerde eski belde belediye başkanlarıyla görüşülmesi önemli. Çünkü bir mahallenin geçmişini ve sorunlarını, orada yıllarca sorumluluk taşımış insanlardan dinlemek kadar kıymetli çok az şey vardır.
Benim AK Parti teşkilatlarında gözlemlediğim samimiyetin önemli bir yönü de bu.
Bir dönem görev yapmış insanlar bütünüyle kenara bırakılmıyor. Yeniden buluşuluyor, aranıyor, konuşuluyor.
Bugünkü toplantı bunun güzel bir örneğiydi.
Salondaki canlılığı izlerken kendi kendime şunu düşündüm:
AK Parti ile toplumun önemli bir kesimi arasında yıllar içerisinde kurulmuş güçlü bir bağ var.
Bu bağın neden hâlâ canlı olduğunu anlamak isteyenlerin, yalnızca seçim sonuçlarına değil, böyle buluşmalara da bakması gerekiyor.
Bir siyasi hareketin gücü, sadece seçim günü sandığa yansıyan oylarla ölçülemez. O hareketin geçmişinde görev yapan insanlarla kurduğu ilişkiler, hafızası, dayanışma kültürü ve kendisini yenileyebilme kabiliyeti de önemlidir.
Bu salonda gördüğüm manzara bana, AK Parti’nin toplumdaki karşılığının ve teşkilat mensuplarıyla kurduğu ilişkinin hâlâ güçlü olduğunu düşündürdü.
Elbette siyasetin sorunları, eleştirilecek yönleri ve karşılanması gereken beklentileri var. Bunları görmezden gelmek doğru olmaz. Ancak bugün gözlemlediğim samimiyeti de yok sayamam.
İbrahim Issı’nın bir bardak çaylık isteği
Toplantıda beni en fazla düşündüren meselelerden biri Belediye Başkanları Birliği Konya Temsilcisi İbrahim Issı’nın önerisiydi.
Eski belediye başkanlarının Konya merkezinde oturabilecekleri, çay içebilecekleri, sohbet edebilecekleri ortak bir mekân istediklerini dile getirdi.
Tahir Akyürek de bu öneriye destek verdi.
İnsanın içini burkan ama aynı zamanda umut veren bir talep bu.
Düşünün, yıllarca beldenize hizmet etmişsiniz. İnsanların kapısını çalmış, onların dertleriyle ilgilenmiş, kimi zaman ailenizden, çocuklarınızdan, özel hayatınızdan fedakârlık etmişsiniz.
Sonra bir gün göreviniz sona ermiş.
Şimdi istediğiniz şey, eski dostlarınızla oturup bir bardak çay içebileceğiniz bir yer…
Bence bu talebin büyüklüğü tam da sadeliğinde saklı.
Bir zamanlar makam odalarında ağırlanan insanların, bugün dostlarıyla buluşabilecekleri mütevazı bir mekân istemesi bize çok şey anlatıyor.
Umarım bu öneri hayata geçirilir.
Çünkü vefa bazen büyük sözler söylemek değil, bir insanın oturacağı sandalyeyi hazır tutmaktır.
Gelimli geçimli dünya…
Bugün İsmil’den ayrılırken içimde birbirine karışmış duygular vardı.
Bir tarafta Karatay Belediyesinin Konya Ovası’na kazandırdığı güzel bir tesisin memnuniyeti, diğer tarafta geçmişini bildiğim insanların yıllar sonraki hâllerini görmenin hüznü…
Bir tarafta Fatih Özgökçen’in organize ettiği dinamik bir buluşma, diğer tarafta Tahir Akyürek’in ve Ahmet Sorgun’un sözlerinde yeniden canlanan hatıralar…
Sonra şu Anadolu sözü geldi aklıma:
Gelimli geçimli dünya…
Makamlar geçiyor, unvanlar değişiyor, yıllar insanın yüzüne iz bırakıyor.
Ama insanın kıymeti yalnızca bugün taşıdığı sıfatla ölçülmemeli.
Ben bugün o salonda, geçmişte Konya’ya hizmet etmiş insanların hatırlanmasının ne kadar değerli olduğunu gördüm.
Bir de şunu düşündüm: İnsanlar siyasette farklı görüşlere sahip olabilir, hizmetleri farklı değerlendirebilir. Fakat emek vermiş bir insanın kıymetini bilmek, yalnızca siyasi bir tercih değil, insani bir sorumluluktur.
Şunu bilmek gerekiyor, gelecek geçmişe sahip çıkarak güçlü bir şekilde kurulabilir, geçmişi olmayanın geleceği de olmaz. Geçmişe saygı ve vefa geleceği inşadır.
Vefa varsa da veda yoktur.
Bu sözün gerçek anlamı, salondaki alkışlar sona erdikten sonra da o insanları hatırlayabilmektir.
Bugün İsmil’de gördüğüm manzaranın bende bıraktığı en güzel duygu buydu.
Çünkü nihayetinde bu dünyada kalıcı olan makamlarımız değil, insanların gönlünde bıraktığımız izlerdir.




YORUMLAR