Türkiye’nin 2027-2029 dönemine ilişkin yeni Orta Vadeli Programı açıklandı.
İlk bakışta rakamlar dikkat çekici: Enflasyon yüzde 9’a inecek, büyüme yüzde 5’e çıkacak, kişi başına gelir 25 bin doları aşacak, ihracat büyüyecek, işsizlik gerileyecek.
Peki bütün bunlar gerçekleşirse Türkiye nasıl bir ülke olacak?
Daha önemlisi, vatandaş bunu cebinde hissedecek mi?
Bence yeni OVP’yi asıl bu iki soruyla okumak gerekiyor.
Programın temel hedefleri şöyle:
| Gösterge | 2026 | 2027 | 2028 | 2029 |
|---|---|---|---|---|
| Büyüme | %3,3 | %4,2 | %4,6 | %5,0 |
| Enflasyon | %28,4 | %21,0 | %13,5 | %9,0 |
| İşsizlik | %8,1 | %8,0 | %7,8 | %7,6 |
| Cari açık/GSYH | %2,6 | %1,9 | %1,8 | %1,6 |
| İhracat | 282 milyar $ | 292 milyar $ | 302,5 milyar $ | 316 milyar $ |
| İthalat | 387 milyar $ | 397 milyar $ | 411 milyar $ | 426 milyar $ |
Bu tablo tek başına bile programın iddiasını anlatıyor.
En dikkat çekici hedef enflasyon.
2026 sonunda yüzde 28,4 olması beklenen enflasyonun 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a gerilemesi hedefleniyor.
Eğer bu hedef tutarsa Türkiye yeniden tek haneli enflasyon ortamına dönecek.
Ama burada çok önemli bir ayrım var.
Enflasyonun yüzde 9’a düşmesi, fiyatların ucuzlayacağı anlamına gelmiyor. Fiyatlar artmaya devam edecek; yalnızca daha yavaş artacak.
Dolayısıyla vatandaşın gerçek refahını belirleyecek şey enflasyon oranından çok maaşların, ücretlerin ve gelirlerin fiyatlardan daha hızlı artıp artmayacağı olacak.
OVP’nin ikinci önemli iddiası büyümede.
2026’da yüzde 3,3 olması beklenen büyümenin 2027’de yüzde 4,2’ye, 2028’de yüzde 4,6’ya ve 2029’da yüzde 5’e çıkması hedefleniyor.
Burada önemli olan yalnızca büyüme oranı değil, büyümenin kaynağı.
Program, tüketime dayalı büyüme yerine yatırım, üretim, teknoloji ve verimliliği öne çıkarıyor.
Orta-yüksek ve yüksek teknolojili yatırımlar için üç yıllık 750 milyar liralık Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) desteği öngörülüyor.
Sanayiye 250 milyar liralık ilave finansman desteği sağlanması, yüksek ve orta-yüksek teknolojili yatırımlar için üç yıllık 750 milyar liralık YTAK kredisi ayrılması bu yaklaşımın parçası.
Türkiye açısından doğru yön de burada.
Çünkü daha büyük ekonomi olmak başka, daha değerli üretim yapan ekonomi olmak başka.
Türkiye’nin gerçek sıçraması daha fazla otomobil, makine, yazılım, savunma teknolojisi, sağlık teknolojisi ve yüksek katma değerli ürün ihraç edebilmesiyle mümkün.
İstihdam tarafında da somut hedef var.
Program döneminde yaklaşık 2,1 milyon yeni istihdam oluşturulması ve işsizliğin yüzde 7,6’ya düşürülmesi planlanıyor.
Kadınların ve gençlerin iş gücüne daha fazla katılması, mesleki eğitim, çocuk bakım hizmetleri ve atıl iş gücünün azaltılması da programın önemli başlıkları arasında.
Fakat burada önemli bir boşluk var.
Türkiye’de ekonomik sıkıntıyı bugün en ağır yaşayan kesimlerin başında emekliler geliyor.
Çalışan için 2,1 milyonluk istihdam hedefi var.
Sanayici için finansman var.
İhracatçı için destek var.
Dar gelirli için sosyal konut ve kiralık konut politikaları var.
Ama emekli aylıklarının reel olarak ne kadar artırılacağına ilişkin programda somut ve ölçülebilir bir hedef yok.
Sosyal güvenlik bölümünde daha çok sistemin mali sürdürülebilirliği ve prim gelirlerinin artırılması üzerinde duruluyor.
Bu nedenle OVP’nin sosyal tarafında en dikkat çekici eksikliklerden biri emekliler.
Tarımda ise programın dili değişmiş.
Tarım artık yalnızca üretim veya fiyat meselesi olarak görülmüyor; doğrudan ekonomik güvenlik başlığı altında değerlendiriliyor.
Sulama yatırımlarının yüzde 42, organize tarım bölgesi yatırımlarının yüzde 103 artırılması planlanıyor.
Buğday gibi stratejik ürünlerin Türkiye’de üretilmesi ve acil dönemler için stoklanması özellikle vurgulanıyor.
Bence bu, OVP’nin en önemli zihniyet değişikliklerinden biri.
Çünkü yeni dünyada gıda, enerji ve su artık yalnız ekonomi meselesi değil; doğrudan milli güvenlik meselesi.
Enerji tarafı ise programın en büyük kırılganlığını gösteriyor.
Bir önceki OVP’de 2026 için 64,3 dolar varsayılan Brent petrol fiyatı 89,3 dolara yükseldi. Enerji ithalatı tahmini de 63 milyar dolardan 71 milyar dolara çıktı.
Bu fark küçümsenecek bir fark değil.
Petrol yükseldiğinde yalnızca rafineri faturası artmıyor.
Motorin yükseliyor.
Benzin yükseliyor.
Nakliye pahalanıyor.
Tarımın maliyeti artıyor.
Sanayicinin üretim gideri yükseliyor.
Sonunda bunların tamamı yeniden enflasyona dönüyor.
Bu yüzden Türkiye’nin enerji bağımlılığını azaltması, enflasyonu düşürmek kadar stratejik.
Döviz kuru, altın ve Borsa İstanbul için ise OVP’de yıllık fiyat hedefi yok.
Bu da önemli.
Program “dolar şu olacak, altın bu olacak, BIST şu seviyeye çıkacak” demiyor. Bunun yerine TL’ye güvenin artırılması, sermaye piyasalarının derinleştirilmesi ve tasarrufların uzun vadeli araçlara yönlendirilmesi hedefleniyor.
İhracatta ise 2026’daki 282 milyar dolarlık mal ihracatının 2029’da 316 milyar dolara çıkması öngörülüyor. Mal ve hizmet ihracatında toplam hedef 450 milyar dolar.
Ama asıl önemli olan ihracatın niteliği.
Türkiye daha fazla ürün satmak kadar daha yüksek teknoloji ve daha yüksek katma değer satmak istiyor.
Programın belki de en iddialı tarafı Türkiye’nin dünya ekonomisindeki konumuna ilişkin hedef.
2026 sonunda milli gelirin 1,8 trilyon doları, kişi başına gelirin 20 bin doları aşması bekleniyor. Türkiye’nin nominal büyüklükte dünyanın 16’ncı, satın alma gücü paritesine göre 11’inci büyük ekonomisi konumunu sürdürmesi öngörülüyor.
2029 sonunda ise milli gelirin 2,2 trilyon doların, kişi başına gelirin 25 bin doların üzerine çıkması hedefleniyor.
Benim tahminim şu:
Bu hedefler büyük ölçüde gerçekleşirse Türkiye, 2029’a doğru yalnızca büyük ekonomiler liginde kalan değil; Avrupa ile Asya arasında üretim, savunma, lojistik, enerji ve ticaret bakımından daha ağırlıklı bir bölgesel güç olarak görülmeye başlayacaktır.
Türkiye’yi yalnızca “köprü ülke” olarak tarif eden eski yaklaşımın yerine, üretim ve lojistik merkezi olma iddiası konuluyor.
Programın siyasi açıdan dikkat çekici bir diğer mesajı da seçim takvimi.
Cevdet Yılmaz, OVP’nin seçimlerin zamanında yapılacağı varsayımıyla hazırlandığını açıkça söylüyor. Erken seçim senaryosu üzerinden bir ekonomik program kurulmadığı belirtiliyor.
Bu da programın 2027-2029 dönemini kesintisiz bir ekonomik politika dönemi olarak gördüğünü gösteriyor.
Peki umutlu olmalı mıyız?
Bence temkinli biçimde evet.
Çünkü hedeflerin yönü doğru.
Daha fazla üretim, daha yüksek teknoloji, daha fazla ihracat, daha düşük enflasyon, daha güçlü tarım, daha az enerji bağımlılığı ve daha fazla istihdam…
Bunlara itiraz etmek zor.
Ama mesele hedef koymak değil.
Türkiye 2,2 trilyon dolarlık ekonomiye ulaştığında vatandaş daha rahat yaşayabiliyor mu?
25 bin dolarlık kişi başına gelir açıklanırken insanlar kirayı daha kolay ödeyebiliyor mu?
Gıda harcamasının bütçedeki payı düşmüş mü?
Çalışanın maaşı reel olarak artmış mı?
Emekli büyüyen ekonomiden pay almış mı?
Gençler daha kolay iş bulabiliyor mu?
İşte yeni OVP’nin gerçek sınavı burada.
Rakamlar umut veriyor.
Ama Türkiye’nin asıl başarısı, büyüyen ekonominin büyüyen refaha dönüşmesiyle ölçülecek.




