Konya Aydınlar Ocağı tarafından milli bisikletçi, siyasetçi ve iş insanı Süleyman Okur’un 80. yaşı dolayısıyla özel bir program gerçekleştirildi.
Konevi Derneği salonunda düzenlenen “Saygı Gecesi”nde, Süleyman Okur’un Bulgaristan’ın Deliorman bölgesinde başlayan, Karaman’ın Akçaşehir köyü ve Konya’nın Uluırmak Mahallesi’nde devam eden hayat hikâyesi anlatıldı.
Programda Süleyman Okur; ailesinin Türkiye’ye göç sürecini, çocukluk döneminde yaşadığı zorlukları, eğitim hayatını, bisiklet sporuna başlama hikâyesini, milli takım yıllarını, askerlik dönemini, Almanya’daki çalışma hayatını ve Türkiye’ye döndükten sonra gerçekleştirdiği çalışmalarını aktardı.

“Salı sohbetlerimizi 31 yıldır aksatmadan sürdürüyoruz”
Programın açılış konuşmasını yapan Konya Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü, kurumun geleneksel Salı sohbetlerini yaz-kış demeden, Koronavirüs salgını ve ramazan ayları da dâhil olmak üzere 31 yıldır kesintisiz sürdürdüğünü belirtti.
İnsanoğlunun tarih boyunca güç ve hız arayışı içerisinde olduğunu ifade eden Güçlü, şunları söyledi:
“İnsanoğlu Hz. Adem’den bu yana bir mücadelenin içindedir. Bu mücadelenin başında de güçlü ve hızlı olmayı çok önemsemiş. Güvenlik ve hızlı olmak Hz. Adem’den beri her insanoğlunu etkilemiş, herkes gücün ve hızın peşinde koşmuş. Bunu daha da ileri götürmek için örgütsel hareketler ortaya çıkmış”

“Bisiklete hızlı giden anlamında Velos dediler”
İnsanların hızlı hareket edebilmek amacıyla tarih boyunca hayvanlardan yararlandığını ve teknolojik araçlar geliştirdiğini dile getiren Güçlü, bisikletin ortaya çıkışı ve Süleyman Okur’un Türk bisiklet sporuna yaptığı hizmetlere ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“İnsanoğlu enerjisini daha çok bir birini katletmeye yönelik harcamasaydı bugün çok daha başka bir durumda olacaktık. Bisiklet de çok keşfedildi. İcat ettikten sonra da o zamanki latince adıyla, hızlı giden manasıyla (Velos) dediler. Bugün 80.yaşını kutlamakta olan Süleyman Okur da Bulgaristan’ın Deliorman bölgesinden, önce Karaman, sonra Konya’ya göç etmiş ve bir ailenin, milli bisikletçi olarak Türk sporuna uzun yıllar hizmet etmiş bir evladı, bizim bir ağabeyimizdir”

Süleyman Okur Balkan Türklerinin tarihini anlattı
Açılış konuşmasının ardından kürsüye gelen milli bisikletçi Süleyman Okur, konuşmasının ilk bölümünde Balkanlardan Anadolu’ya uzanan Türk göçleri hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Balkanlardan Türkiye’ye göç edenlerin kimliği konusunda geçmiş dönemlerde çeşitli sorular yöneltildiğini belirten Okur, Karamanoğlu Beyliği’nin tarihî kökenlerine ilişkin şunları söyledi:
“Karamanoğlu Beyliği Yörük Türkleridir. Moğollar 1222 yılında Orta Asya’da Özbekistan ve Türkmenistan’ı işgal ettiğinde, Oğuzların Avşar boyuna mensup Karamanoğlu Beyliği 1228 yılında Selçuklu devletinin olduğu Anadolu’ya göç etmiş, Sultan Alaaddin Keykubat tarafından da Ermenek’e yerleştirilmiştir. Karamanoğlu Beyi Hacı Bektaş Veli’nin müritlerindendir”
“Balkan Türklerinin kökeni Karamanoğlu Beyliğinin Yörük Türkleridir”
Osmanlı Devleti’nin kurulmasının ardından Karamanoğulları ile Osmanlı arasında yaşanan mücadelelere değinen Okur, Karamanoğullarının Balkanlara gönderilmesiyle bölgedeki Türk nüfusunun oluştuğunu anlattı.
Okur, Balkan Savaşları ve Plevne Savaşı sonrasında yaşanan büyük göçlere ilişkin konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Fatih Sultan Mehmet 1466’da savaşarak yendiği Karamanoğlu’nun başına oğlu Cem Sultan’ı göndermiş, bundan sonraki yirmi yılda da Balkanlara göç ettirilerek asimile bir nevi asimile edilmişlerdir. Bugünkü Makedonya, Bulgaristan ve Yunanistan başlıca yerleşim yerleridir. Balkanlar böylelikle Türk yurdu olmuştur. Plevne savaşının kaybedilmesinden sonra bir milyon, iki yüz bin Türk İstanbul’a ulaşabilmek için Rus Ordusunun önünde göç etmiştir. 1912-14 savaşlarında Balkanlar tamamen kaybedilince göç devam etti. Halen milyonlarca Türk Balkanlarda yaşamaktadır ve Balkan Türklerinin kökeni Karamanoğlu Beyliğinin Yörük Türkleridir”

Babasının Türkiye’ye ulaşma mücadelesini anlattı
Süleyman Okur, babasının 1914 yılında Bulgaristan’ın Razgırat vilayetine bağlı Kubrat kazasının Güvece köyünde dünyaya geldiğini söyledi.
Köy medresesini tamamlayarak hafız olan babasının henüz 14 yaşındayken Türkiye’ye gelmek istediğini ancak iki ülke arasında göç anlaşması bulunmaması nedeniyle bunu gerçekleştiremediğini belirten Okur, babasının Romanya üzerinden Türkiye’ye ulaşmaya çalışırken yakalandığını anlattı.
Okur, ailesinin yaşadığı zorlu süreci şu sözlerle aktardı:
“Köyün medresesini bitirip Hafız olan babam henüz 14 yaşındayken Türkiye’ye gidebilmenin hayalini kurmuş. Fakat Türkiye ile bir göç anlaşması olmadığı için buna imkân bulamaz ve Romanya’dan Türkiye’ye gelmeye karar verip oraya kaçak yola gidiyor. Fakat yakalanıp 37 gün hapiste kaldıktan Bulgaristan’a iade edilmiş ve büyük eziyete uğramış. Sonra dönemin Reis-i Cumhuru İsmet İnönü’ye mektup yazarak Türkiye’ye gelmek için yardım istemiş. Yaklaşık bir yıl sonra Burgaz elçiliği vasıtasıyla gönderilen mektupta (Bulgaristan ile aramızda göç anlaşması olmadığından talebiniz değerlendirilememiştir) diye cevap verilmiş. Babam orada evlenmiş ve benden önce üç ablam dünyaya gelmiş. Ben 1946 yılının çavdar mevsiminde yani Temmuz’da dünyaya gelmişim. DP hükümetinin Bulgaristan ile yaptığı göç anlaşmasından sonra, 1951 yılının Ocak ayında göç kafileleri yollara döküldü. Bu arada küçük kardeşim Lütfü de dünyaya gelmişti. Mayıs ayında Rusçuk garından trene binerek birkaç gün sonra Edirne’ye geldik. Orada bizi misafir edip kanun gereği soyadlarımız verildi. Babamı ve bacanaklarını Sakarya’da indirmek isteseler de babam; kendisinden önce gelen yakınlarının Konya’da olduklarını anlatınca yetkililer anlayış gösterdi. Fakat Konya’ya geldiğimizde bizi merkeze değil de Karaman’ın Akçaşehir köyüne göndermeleri üzüntüye sebep oldu. Kamyon kasalarında götürüldük. Yolda hastalanan kardeşim Lütfü’de on gün sona vefat etti”
Akçaşehir’den Konya’ya ikinci hicret
Ailesiyle birlikte Karaman’ın Akçaşehir köyüne yerleştirilen Süleyman Okur, 1952 yılında köy okulunda eğitime başladığını, bu süreçte kardeşi Necmettin’in dünyaya geldiğini söyledi.
Babasının çocuklarının daha iyi eğitim alabilmesi için Konya’ya taşınmaya karar verdiğini anlatan Okur, 1954 yılının sonbaharında Uluırmak Mahallesi’ne geldiklerini belirtti.
Okur, ailesinin Konya’daki ilk yıllarını ve yaşadığı ekonomik zorlukları şöyle anlattı:
“Babam bizleri daha iyi yetiştirebilmek için şehre taşınmamız gerektiğine karar verip 1954 yılı sonbaharında Konya’nın Uluırmak mahallesine geldik. Bu bizim ikinci hicretimizdir. Babam atını da getirmişti ve mesleği olmadığı için bir at arabası satın alıp yük ve yolcu taşımacılığı yaptı. Burada kaydedildiğimiz okulun adı önce 14 Mayıs idi, sonra 27 Mayıs, sonra da Yunus Emre oldu. Ev kiramız 31 lira idi. Her günkü kazançtan bir lira kenara ayırsak da, 31 çeken aylarda yetmiyordu. Durumu anlattığımız ev sahibi (Tamam 30 lira verin) deyince sevinmiştik”
Spor hayatı basketbol ve voleybolla başladı
Karma Ortaokulunu tamamladıktan sonra Erkek Sanat Enstitüsünde eğitimine devam eden Süleyman Okur, bu dönemde basketbol, voleybol ve atletizmle ilgilendi.
Şekerspor’da lisanslı sporcu olarak mücadele eden Okur, stajını Konya Şeker Fabrikasında yaptı. Ailesinin ekonomik şartları nedeniyle yükseköğrenime devam edemeyen Okur, 1965 yılında fabrikada mevsimlik işçi olarak çalışmaya başladı.
Mahallesindeki arkadaşlarının bisiklet sporuyla ilgilenmesinden etkilenerek yarışlara katılmaya başladığını anlatan Okur, kısa sürede önemli dereceler elde ettiğini belirtti.
Okur, bisiklet sporuna başlama hikâyesini şu ifadelerle anlattı:
“Voleybol takımında da oynadım ve atletizm yarışmalarında dereceler aldım. Şekerspor takımında lisanslı sporcuydum. Stajımı da Şeker Fabrikasında yaptım ve okulu bitirdikten sonra, babamın yüksek tahsil yaptırmaya imkânı olmadığından, 1965’de fabrikada mevsimlik işçi oldum. O sırada mahallemizde Mustafa Cengiz, Hasan Selçuk, Zeki Çivlik, Yılmaz Küçükçöğen gibi arkadaşlarımız vardı ve bunlar bisiklet sporu yapıyordu. Onlara imrenip, 1964 sonbaharında yapılan düz bisiklet yarışlarına katıldım ve beş haftada dört birincilik, bir ikincilik aldım. Bisiklet sporuna başladım ama Ali Usta (Öğütverici) basketbol ve voleybol oynadığım için bisiklet antrenmanına izin vermiyordu. Bende mesaiden sonra evimiz ile Kaşınhanı arasında 40 km. antrenman yapıyordum. Ekim ayında Alaaddin etrafında yapılan yarışta birinci oldum ve kupayı götürdüğüm kulüp başkanı ertesi sezon için bana bisiklet antrenmanı izni verdi”
Altı ay sonra milli takıma seçildi
Bisiklet sporuna başladığını öğrenen babasının kendisine önemli bir hedef koyduğunu ifade eden Okur, kısa süre sonra milli takıma seçildiğini söyledi.
Okur, babasının kendisine “Milli takıma gitmeyecek, başarılı olmayacaksan hiç gitme” dediğini belirterek, yalnızca altı ay sonra Bağdat Turu’nda Türkiye’yi temsil ettiğini anlattı.
Milli takımın belirlenmesi için o yıllarda beş veya altı etaplı yarışların düzenlendiğini kaydeden Okur, şu ifadeleri kullandı:
“Milli takımı belirlemek için o yıllarda beş altı etaplı yarışlar yapılırdı. O yarışlarda Federasyon Başkanı Talat Tunçalp beni çok yakından takip etti ve Bağdat turuna öyle gittim”
Askerlik döneminde Muhafızgücü formasını giydi
Süleyman Okur, 1967 yılında askerlik görevi için Balıkesir’e gittiğini, daha sonra dönemin önemli spor kulüplerinden Muhafızgücü takımına alındığını söyledi.
O dönemde kullanılan bisikletlerin günümüzdeki kadar gelişmiş ve pratik olmadığını belirten Okur, bir yarış sırasında lastiğinin üç kez patlaması nedeniyle yaşadığı hayal kırıklığını da katılımcılarla paylaştı.
Okur, unutamadığı yarış anısını şöyle anlattı:
“Bizim dönemimizdeki bisikletler şimdiki gibi pratik değildi. Bir yarışta lastiğim patladı. Durup, lastiği söküp yenisini taktık ve şişirerek devam ettim. Ciddi zaman kaybetmiştim. Sonra bir daha patladı ve aynı şekilde (sök, tak, şişir) yaptık. Yine zaman kaybetmiştim ve gidenleri yakalamak için epey güç sarf ettim. Fakat sonra bir daha patladı ve artık hırsımdan, sinirimden ağladığımı unutmam”
Almanya’da akort sistemiyle çalıştı
Konya Şeker Fabrikasında mevsimlik statüde çalışması nedeniyle geleceğine ilişkin yeni bir karar aldığını söyleyen Okur, ailesinin de rızasını alarak Almanya’ya işçi olarak gitmek üzere başvuruda bulundu.
Almanya’daki fabrikalarda yevmiye yerine üretim miktarına dayanan akort sisteminin uygulandığını anlatan Okur, performansına bağlı olarak normal saat ücretinin üzerinde gelir elde ettiğini ifade etti.
Bir defasında işe yalnızca bir dakika geç kaldığı için 12 dakikalık ücretinin kesildiğini de anlatan Okur, Almanya’da yedi yıl kaldıktan sonra Türkiye’ye dönme kararı aldıklarını söyledi.
Okur, Almanya’daki çalışma hayatı ve Türkiye’ye dönüş sürecine ilişkin şunları kaydetti:
“Orada yevmiye değil, akort sistemiyle çalışma vardır. Yani bir saatte fabrikanın belirlediği miktarda iş yaparsanız normal saat ücreti alırsınız; bunun üzerine çıkarsanız saat ücreti yükselir. Yani bir saat çalışmakla bir buçuk, hatta iki saatlik ücret de alabilirsiniz. Ben bu şekilde çalıştım ve gelirim hep normal saat ücretinin üzerinde oldu. Bir defa bir dakika işe geç vardığımda da 12 dakika ücretim kesilmişti. Bu arada kayınpederim Efrahim Durmaz, kurduğu işyerine evlatlarıyla beni de ortak etmişti. Yedi sene Almanya’da kaldıktan sonra dönüş kararı aldık. İşimizle, evlatlarımızla, memleket meseleleriyle ilgilendik. Bisiklet sporuna hizmete çeşitli kademelerde devam ettik”
Süleyman Okur’a kitap takdim edildi
Programın sonunda Konya eski Belediye Başkanı Ahmet Öksüz ile Konya Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü, 80. yaşına giren milli bisikletçi Süleyman Okur’a kitap takdiminde bulundu.
Süleyman Okur da merhum gazeteci ve yazar İhsan Kayseri tarafından kaleme alınan “Milli Bisikletçi Süleyman Okur Zamana Karşı Yarışı” adlı kitabı Ahmet Öksüz ve Dr. Mustafa Güçlü’ye hediye etti.
Konya Aydınlar Ocağı’nın “Saygı Gecesi”, hatıra fotoğraflarının çekilmesinin ardından sona erdi.





