Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Ata mesleğini sürdüren Konyalı Bülent Usta, 50 yılı aşkın süredir saatlere ayar veriyor

Konya’da saat tamirciliği geleneğini 1850’li yıllardan bu yana sürdüren Özselçuk ailesinin 4. kuşak temsilcisi Bülent Özselçuk, çocuk yaşta adım attığı tezgâhın başında yarım asrı geride bıraktı. Fatih Çarşısı’ndaki dükkânında 100-150 parçadan oluşan hassas saat mekanizmalarını sabırla onaran Özselçuk, “Severek yaptığım için çalışırken yorulmuyorum. Bazen rüyamda bile saat tamir ettiğimi görüyorum” sözleriyle mesleğine olan bağlılığını anlattı.

Konya’da ata mesleğini yaşatan 62 yaşındaki saat tamircisi Bülent Özselçuk, dedelerinden devraldığı 1,5 asırlık zanaatı ilk günkü heyecanla sürdürüyor.

Kent merkezindeki Fatih Çarşısı’nda bulunan dükkânında saat tamirciliği yapan Özselçuk, henüz 7 yaşındayken girip çıkmaya başladığı iş yerinde 50 yılı aşkın süredir saatlere yeniden hayat veriyor. Aile mesleğini 4. kuşak olarak sürdüren Özselçuk, bir yandan saat tamiri yaparken diğer yandan aileden gelen gözlükçülük geleneğini de devam ettiriyor.

1850’li yıllarda başlayan meslek yolculuğunun bugün hâlâ aynı özenle sürdüğünü belirten Özselçuk, saat tamirciliğinin yalnızca bir iş değil, sabır, dikkat ve sevgi isteyen köklü bir zanaat olduğunu söyledi.

Aile mesleği 1850’li yıllarda Süleyman Efendi ile başladı

Bülent Özselçuk’un anlattığına göre ailenin saatçilik serüveni, 1800’lü yılların ortalarında büyük dedesi Süleyman Efendi ile başladı. O yıllarda Konya’da saat tamiri yapan az sayıda isimden biri olan Süleyman Efendi, mesleğin temelini attı.

Daha sonra bayrağı oğlu Adil Efendi devraldı. 1900’lü yılların başında saatçilik mesleğini sürdüren Adil Efendi, 1930’lu yıllarda bu alana gözlükçülüğü de ekledi. Böylece Özselçuk ailesinin çarşıdaki zanaat mirası hem saatçilik hem de gözlükçülük üzerinden nesilden nesile aktarıldı.

Aile büyüklerinin yokluk yıllarında dahi büyük bir ustalık ortaya koyduğunu ifade eden Bülent Özselçuk, özellikle parça bulunmayan dönemlerde ustaların birçok saat parçasını kendi elleriyle imal ettiğini anlattı.

“Parça bulunmadığı için saat direklerini bile kendi elleriyle üretirlerdi”

Dedelerinin meslekteki ustalığına dikkat çeken Özselçuk, aile hikâyesini şu sözlerle anlattı:

“Hikayemiz, 1850’li yıllarda Süleyman dedeme dayanıyor. Sonrasında oğlu Adil Efendi, 1900’lerin başında mesleği devralmış. Dedem Adil, 1930’lu yıllarda saatçiliğin yanına gözlükçülüğü de eklemiş. Onlar, çok büyük ustalardı. O dönemde parça bulunmadığı için saat direkleri dahil olmak üzere birçok parçayı kendi elleriyle üretirlerdi. Ardından babam Hikmet Özselçuk bayrağı taşıdı. Ben de ilkokul çağlarında daha 7 yaşındayken bu dükkana girip çıkmaya başladım.”

Babasının erken yaşta vefat etmesinin ardından dükkândaki ustalarla birlikte mesleği sürdürdüğünü dile getiren Özselçuk, çocuk yaşlarda başladığı iş hayatında hem ustalarından hem de aile büyüklerinden öğrendikleriyle kendisini geliştirdi.

7 yaşında adım attığı dükkânda yarım asrı geride bıraktı

Bülent Özselçuk, ilkokul çağlarında tanıştığı saat tezgâhından bir daha kopmadı. Çocukluk yıllarında önce dükkâna gidip gelmeye başlayan Özselçuk, zamanla saatlerin mekanizmasını, parçaların işleyişini ve tamir sürecinin inceliklerini öğrenmeye başladı.

Bugün 62 yaşında olan Özselçuk, 50 yılı aşkın süredir mesleğini sürdürüyor. Onun için saatçilik, yalnızca geçim kaynağı değil; aileden kalan bir emanet, çocukluk hatırası ve hayatının merkezinde yer alan bir tutku.

Özselçuk, yıllar içinde teknolojinin değiştiğini, saatlerin biçim ve kullanım alışkanlıklarının farklılaştığını ancak iyi bir saat tamircisinin ihtiyaç duyduğu sabır ve dikkatin hiç değişmediğini vurguladı.

“Saat tamiri cerrahi müdahale kadar dikkat ister”

Saat tamirciliğinin büyük bir hassasiyet gerektirdiğini belirten Özselçuk, mekanik saatlerin iç yapısının oldukça karmaşık olduğunu söyledi.

Bir saatin söküldüğünde içinden 100 ile 150 arasında küçük parça çıktığını anlatan Özselçuk, bu parçaların her birinin doğru yerde ve doğru şekilde çalışması gerektiğini belirtti. Özellikle çok ince yaylar, küçük vidalar ve hassas mekanizmaların dikkatle ele alınması gerektiğini ifade eden Özselçuk, saat tamirini adeta cerrahi bir müdahaleye benzetti.

Özselçuk, mesleğin sabır isteyen yönünü şu sözlerle anlattı:

“Severek yaptığım için çalışırken yorulmuyorum. Bazen rüyamda bile saat tamir ettiğimi görüyorum. Bir saati söktüğünüzde içinden 100 ile 150 arasında minik parça, çok ince yaylar ve küçük vidalar çıkar. Bu yüzden sakin bir ortamda çalışılması gerekir. Dikkat dağıldığında ya da işlem uzadığında o saati toplamak, büyük bir sıkıntıya dönüşür.”

“Rüyamda bile saat tamir ediyorum”

Mesleğine duyduğu sevgi sayesinde yıllardır aynı heyecanla çalıştığını söyleyen Özselçuk, saat tamirinin hayatının doğal bir parçası haline geldiğini dile getirdi.

Günün büyük bölümünü dükkânında saatlerle geçiren Özselçuk, kimi zaman çözülemeyen bir arızanın zihninde uzun süre kaldığını, hatta rüyasında bile saat tamir ettiğini söyledi. Bu durumun mesleğe olan bağlılığının bir göstergesi olduğunu belirten Özselçuk, severek yapılan işte yorgunluğun da daha az hissedildiğini ifade etti.

Özselçuk’a göre iyi bir saat tamircisi olmak için yalnızca el becerisi yeterli değil. Aynı zamanda sakin olmak, acele etmemek, dikkatini uzun süre aynı noktada tutabilmek ve her parçaya değer vermek gerekiyor.

Akıllı saatler ve seri üretim eski saatlerin yerini aldı

Gelişen teknolojiyle birlikte saat kullanım alışkanlıklarının değiştiğini belirten Özselçuk, özellikle akıllı saatlerin ve seri üretim ürünlerin yaygınlaştığını söyledi.

Geçmişte saatlerin yalnızca zamanı gösteren bir eşya olmadığını, aynı zamanda değerli bir aksesuar ve ziynet eşyası olarak görüldüğünü anlatan Özselçuk, eski saatlerin insanlar için özel bir anlam taşıdığını belirtti.

Özselçuk, geçmiş yıllardaki saat kültürünü şöyle anlattı:

“Eski saatler, gerçekten birer ziynet eşyası, birer mücevherdi. Sabahleyin dükkanı açtığımızda saatlerimizi tek tek vitrinimize dizerdik. Akşam da hepsini toplar, siler ve kasamıza koyardık. Şimdi ise saatin değeri maalesef düştü. Her köşe başında, işportada bile saat satılıyor ancak yine de zamanın değerini bilen, antikaya ve eski saatlere meraklı olan hatırı sayılır bir kitle var.”

Eski saatlere ilgi hâlâ devam ediyor

Her ne kadar modern saatler piyasada geniş yer tutsa da antika saatlere ve mekanik ürünlere ilginin tamamen kaybolmadığını belirten Özselçuk, özellikle zamanın değerini bilen ve eski eşyalara merak duyan kişilerin hâlâ bu tür saatleri tamir ettirmek istediğini söyledi.

Eski saatlerin bir hatıra değeri taşıdığını ifade eden Özselçuk, bazı müşterilerin aile büyüklerinden kalan saatleri tamir ettirmek için getirdiğini anlattı. Bu tür saatlerin yalnızca maddi değil, manevi bir değer taşıdığını vurgulayan Özselçuk, her saatin sahibine ait bir hikâyesi olduğunu söyledi.

Bu nedenle tamir için gelen her saate özenle yaklaştığını belirten Özselçuk, özellikle eski mekanik saatlerin yeniden çalışır hale gelmesinin hem kendisi hem de müşterileri için ayrı bir mutluluk olduğunu dile getirdi.

Asırlık aile mirası gelecek kuşaklara taşınmak isteniyor

Bülent Özselçuk, 4 kuşaktır devam eden aile mesleğinin sona ermemesi için çocuklarının da istekli olduğunu söyledi.

Saatçilik gibi geleneksel mesleklerin teknoloji ve değişen tüketim alışkanlıkları nedeniyle giderek azaldığını belirten Özselçuk, buna rağmen aile mirasının yaşatılmasını arzu ettiğini ifade etti.

Dedelerinden babasına, babasından da kendisine ulaşan bu mesleği büyük bir emanet olarak gördüğünü belirten Özselçuk, saat tamirciliğinin yalnızca mekanizma onarmak değil, geçmişle bugün arasında bağ kurmak anlamına geldiğini vurguladı.

Konya’da 1850’li yıllardan bu yana süren Özselçuk ailesinin saatçilik geleneği, Bülent Usta’nın Fatih Çarşısı’ndaki küçük dükkânında zamana direnmeye devam ediyor.