Türk tarihinin unutulmaz kadınları arasında anılan Domaniçli Habibe’nin hikâyesi, Milli Mücadele döneminin en sarsıcı anlatılarından biri olarak öne çıkıyor. Kütahya’nın Domaniç yöresine bağlanan bu anlatıda, savaş yıllarında işgal güçlerine karşı direnişin yalnızca cephede değil, köylerde ve ailelerin içinde de yaşandığı vurgulanıyor.
Anlatıya göre Domaniçli Habibe, eşini savaşta kaybettikten sonra tek oğlunu vatan sevgisiyle büyüten bir Anadolu kadınıydı. Yunan ordusunun Bursa-İnegöl-Domaniç hattında ilerlediği günlerde bölge halkı işgale karşı hazırlık yaparken, Habibe de oğlunu Türk birliklerine katılması için cepheye gönderdi. Ancak daha sonra oğlunun, bir jandarma onbaşının etkisiyle ya da yönlendirmesiyle işgalcilere bilgi taşıdığı haberi kendisine ulaştı.

Hikâyenin en çarpıcı bölümü de burada başlıyor. Rivayete göre Habibe, oğlunun düşmanla iş birliği yaptığı bilgisini aldıktan sonra atına binerek onun bulunduğu yere gitti. Oğlunu yanına çağırdı ve elini öpmek için yaklaşan evladını tek kurşunla vurdu. Bu yönüyle Domaniçli Habibe anlatısı, Milli Mücadele hafızasında “vatanı her şeyin üstünde tutan anne” simgesi olarak yer buldu.
Domaniçli Habibe’ye ilişkin anlatının yazılı kaynaklar üzerinden yayılmasında, Cumhuriyet döneminin ilk kadın yazarlarından Şükufe Nihal’in “Domaniç Dağlarının Yolcusu” adlı eseri önemli bir yer tutuyor. Yerel kaynaklarda da bu hikâye, Domaniç yöresinin hafızasında yaşayan bir Milli Mücadele anlatısı olarak aktarılıyor. Bununla birlikte, olayın ayrıntıları daha çok sözlü tarih ve edebi anlatılar üzerinden günümüze ulaştığı için, hikâye çoğu kaynakta “anlatıya göre” ya da “rivayete göre” çerçevesinde yer alıyor.

Domaniçli Habibe’nin hikâyesi, tarihsel doğruluğu kadar sembolik anlamıyla da dikkat çekiyor. Bu anlatı, Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu kadınlarının yalnızca cephe gerisinde değil, doğrudan direniş ruhunun taşıyıcısı olarak da görüldüğünü ortaya koyan örneklerden biri olarak değerlendiriliyor.




