Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, son dönemde okullarda artış gösteren şiddet vakalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gülaldı, okul şiddetinin artık yalnızca bazı ülkelerde değil, Türkiye’de de daha görünür hale geldiğini belirterek, özellikle ergenlik dönemindeki gençlerin bu açıdan daha kırılgan bir evrede bulunduğunu söyledi.
Ergenlik döneminin, gençlerin yoğun duygusal değişimler yaşadığı ve kimlik gelişiminin öne çıktığı bir süreç olduğunu belirten Gülaldı, bu yaş grubunda öfke kontrolü sorunları, akran baskısı ve kendini kanıtlama isteği gibi etkenlerin şiddet davranışlarını tetikleyebildiğini ifade etti. Şiddet olaylarının belirli bir okul türüyle sınırlı olmadığını vurgulayan Gülaldı, riskli sosyal çevrelerin, düşük okul aidiyetinin ve zayıf destek mekanizmalarının bulunduğu ortamlarda bu vakaların daha sık görüldüğünü dile getirdi.
Ergen beyninin henüz tam anlamıyla olgunlaşmadığına dikkat çeken Gülaldı, bu süreci “frenleri takılmamış güçlü bir motora sahip araba” benzetmesiyle anlattı. Planlama, dürtü kontrolü ve mantıktan sorumlu beyin alanlarının 20’li yaşların ortasında tamamlandığını belirten Gülaldı, ergenlikte duygusal tepkilerin çok hızlı gelişebildiğini ve kriz anlarında gençlerin sonuçlarını düşünmeden öfkeyle hareket edebildiğini söyledi.
Gülaldı, ergenlik döneminde beynin özellikle duygularla ilgili bölgelerinin çok aktif çalıştığını, buna karşılık karar verme ve sonuçları değerlendirme ile ilgili alanların henüz tam gelişmediğini ifade ederek, bunun ani kararlar, riskli davranışlar ve öfke anında kontrol kaybı gibi sonuçlar doğurabildiğini kaydetti. Uygun destek ve yönlendirme sağlanmadığında dürtüsellik ve risk alma eğiliminin şiddet davranışlarına zemin hazırlayabileceğini vurguladı.
Olumlu okul ikliminin şiddeti azaltan en önemli etkenlerden biri olduğunu belirten Gülaldı, öğrencilerin kendilerini güvende hissettikleri, kabul gördükleri ve aidiyet duygusu geliştirdikleri ortamlarda şiddet davranışlarının belirgin biçimde azaldığını söyledi. Okul ikliminin yalnızca akademik başarıyı değil, sosyal ilişkileri ve psikolojik iyi oluşu da doğrudan etkilediğini kaydeden Gülaldı, öğretmen ve akran ilişkilerinin bu noktada kritik olduğunu ifade etti.
Öğrencilerin sorunlarını paylaşabilecekleri yetişkinlere ulaşabilmesinin önemine dikkat çeken Gülaldı, rehberlik servislerinin bu süreçte çok kritik bir rol üstlendiğini ancak birçok okulda psikolojik danışman sayısının yetersiz kaldığını söyledi. Önleyici çalışmaların güçlendirilmesinin, okul şiddetini azaltmada temel adımlardan biri olduğunu belirtti.
Aile içi iletişimin de çocukların şiddete yönelmesinde belirleyici bir unsur olduğunu vurgulayan Gülaldı, evde şiddete maruz kalan ya da şiddete tanık olan çocukların, bu davranışları okul ortamına taşıma riskinin daha yüksek olduğunu söyledi. Aile içindeki sert iletişim, çatışma, baskıcı tutumlar ve şiddet içeren davranışların, çocuğun bunları bir problem çözme yöntemi olarak içselleştirmesine yol açabileceğini ifade etti.
Buna karşılık açık iletişimin kurulduğu, çocuğun duygularının dinlendiği ve sınırların sağlıklı şekilde belirlendiği ailelerde sosyal becerilerin daha güçlü geliştiğini belirten Gülaldı, bu çocukların şiddete yönelme olasılığının daha düşük olduğunu kaydetti.
Toplumsal kutuplaşma ve öfke dilinin de gençler üzerinde etkili olduğunu söyleyen Gülaldı, gençlerin yalnızca ailelerinden ve okullarından değil, yaşadıkları toplumdan da öğrendiklerini ifade etti. Toplumda artan kutuplaşmanın okul ortamına da yansıdığını belirten Gülaldı, bu durumun “ötekileştirme” davranışlarını beslediğini ve öğrencilerin psikolojik iyi oluşunu olumsuz etkilediğini söyledi.
PISA 2022 verilerine göre Türkiye’deki öğrencilerin OECD ortalamasına kıyasla okulda kendilerini daha fazla yabancılaşmış, dışlanmış ve yalnız hissettiklerine dikkat çeken Gülaldı, özellikle “diğer öğrenciler tarafından kasıtlı olarak yalnız bırakılma” oranının Türkiye’de yüzde 12,3 ile OECD ortalaması olan yüzde 7’nin oldukça üzerinde olduğunu belirtti.
Sosyal medyada kullanılan sert dilin gençlerin iletişim tarzını da etkilediğini kaydeden Gülaldı, siber zorbalığın yalnızca çevrim içi ortamla sınırlı kalmadığını, okul içindeki fiziksel şiddete de dönüşebildiğini söyledi. Sosyal medya üzerinden yapılan aşağılama, dışlama ve tehditlerin öğrenciler arasında gerginliği artırdığını belirten Gülaldı, bunun zamanla okulda fiziksel çatışmalara dönüşebildiğine dikkat çekti.
Bu nedenle dijital ortamlarda yaşanan zorbalığın da okul güvenliği ve öğrenci ruh sağlığı açısından ciddiye alınması gerektiğini vurgulayan Gülaldı, gençlerin dijital dünyada daha bilinçli yönlendirilmesinin önemine işaret etti.
İngiltere’de özellikle Londra’da gündeme gelen “Red-Blue School Wars” örneğini de hatırlatan Gülaldı, bazı okullardaki öğrencilerin sosyal medya üzerinden organize olarak karşı karşıya geldiklerini, kırmızı ve mavi renklerle sembolleşen bu gruplaşmaların zaman zaman ciddi şiddet olaylarına dönüştüğünü anlattı. Bu örneğin, gençlerin aidiyet ihtiyacının yanlış yönlendirilmesi halinde rekabet ve çatışmaya dönüşebileceğini gösterdiğini söyledi.
Ergenlik döneminde gençlerin güçlü bir aidiyet ihtiyacı hissettiğini belirten Gülaldı, bu ihtiyacın sağlıklı sosyal ortamlar yerine çatışma ve gruplaşma üzerinden karşılanmasının okul içi şiddeti artırabileceğini ifade etti. Okullarda yaşanan şiddet olaylarının yalnızca bireysel bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Gülaldı, bu olayların çoğu zaman bireysel, ailevi, okul temelli ve toplumsal faktörlerin birleşimiyle ortaya çıktığını söyledi.
Çözümün de çok boyutlu olması gerektiğini belirten Gülaldı, okullarda sosyal-duygusal becerileri geliştiren programların artırılması, psikolojik destek hizmetlerinin güçlendirilmesi, ailelerle iş birliğinin geliştirilmesi ve dijital ortamların daha bilinçli kullanılmasının önemli adımlar olacağını kaydetti.
Gülaldı, gençlerin kendilerini görülmüş, anlaşılmış ve değerli hissettikleri güvenli ortamların oluşturulmasının en kritik başlık olduğunu belirterek, bir öğrencinin kendini gerçekten ait hissettiği bir okulda sorunlarını konuşabileceği yetişkinler bulduğunda şiddete başvurma ihtimalinin önemli ölçüde azaldığını söyledi.




