Mübarek Ramazan’ın 23. gününde; ayet, hadis ve dua ile gönüllere hitap eden bu özel içerikte, Anadolu irfanının büyük isimlerinden Sadreddin Konevî’nin hayatı, ilmi kişiliği, tasavvuf düşüncesi ve Konya’daki derin izi de yer alıyor.
Ayet
Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla
“(Yapacağınız hayırlar) kendilerini Allah yoluna adamış, bu sebeple yeryüzünde kazanç için dolaşamayan fakirler için olsun. Bilmeyen kimseler, iffetlerinden dolayı onları zengin zanneder. Sen onları simalarından tanırsın. Çünkü onlar yüzsüzlük ederek istemezler. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir.”
Allah (C.C.) ne güzel buyurdu.
(Bakara Suresi, 273. Ayet)
Hadis
Allah Resûlü Hz. Muhammed (S.A.V.) şöyle buyurdu:
“Nerede olursan ol, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde ol. Kötülüğün peşinden iyi bir şey yap ki onu yok etsin. İnsanlara da güzel ahlâka uygun biçimde davran.”
Allah Resûlü Hz. Muhammed (S.A.V.) ne güzel söyledi.
(Tirmizî, Birr, 55)
Dua
Allah’ım, Sen Melik’sin, Hayy u Kayyûm’sun. Kendinden başka ilâh olmayan apaçık Hak’sın.
Sen benim Rabbimsin, beni Sen yarattın. Ben Senin kulunum. Ezelde Sana verdiğim sözümde ve vaadimde, gücüm yettiğince durmaktayım. İşlediğim kusurların şerrinden Sana sığınırım.
Bana lütfettiğin nimetleri yüce huzurunda minnetle anar, günahımı itiraf ederim. Benim günahlarımı affet. Şüphe yok ki günahları Senden başka affedecek yoktur.
Allah’ım, Sana çokça ve daima hamd olsun. Bütün mahlûkatının yapmasını hak ettiğin hamdlerin kat kat fazlasıyla, yüzünün celâline ve kudretinin azametine yaraşır şekilde; her an, her nefeste, ilmindeki şeyler adedince Sana hamd olsun ey Yüce Mevlâmız.
Yarattıkları sayısınca, kendisinin razı olacağı kadar, arşının ağırlığınca, bitip tükenmeyen kelimeleri adedince ve ilminin çokluğu nispetinde ben Allah’ı, ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim.
Âmin.
Sadreddin Konevî
Sadreddin Konevî, Anadolu tasavvuf ve düşünce tarihinin en büyük isimlerinden biridir. Yaygın kabule göre 606 (1209) yılı civarında Malatya’da dünyaya geldi. Babası Mecdüddin İshak, hem önemli bir âlim ve mutasavvıf hem de Anadolu Selçuklu Devleti’nde üst düzey görevler üstlenmiş bir devlet adamıydı. Kaynaklarda onun Selçuklu sarayı ile Abbâsîler arasında elçilik yaptığı, şehzadelere hocalık ettiği ve bu sebeple “sultanın şeyhi” diye anıldığı belirtilir.
Sadreddin Konevî’nin annesinin de Selçuklu saray çevresine mensup olduğu rivayet edilir. Bazı menkıbelerde annesinin hükümdar ailesinden geldiği, bazılarında ise saray çevresinde bulunan bir hanım olduğu aktarılır. Bu sebeple Konevî hakkında zaman zaman “sultan oğlu” ifadesi kullanılmıştır. Her hâlükârda onun çocukluk yıllarının ilim, siyaset ve tasavvuf çevreleriyle iç içe bir ortamda geçtiği anlaşılmaktadır.
Konevî’nin hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri, babası Mecdüddin İshak ile Muhyiddin İbnü’l-Arabî arasındaki dostluktur. İbnü’l-Arabî, Mecdüddin İshak’ın daveti üzerine Anadolu’ya gelmiş, Malatya ve Konya çevrelerinde onunla birlikte bulunmuştur. Bu dostluk daha sonra Sadreddin Konevî’nin ilmî ve tasavvufî terbiyesini doğrudan şekillendiren bir ilişkiye dönüşmüştür.
Sadreddin Konevî, henüz dokuz-on yaşlarındayken babasını kaybetti. Rivayetlere göre Mecdüddin İshak’ın vefatından sonra İbnü’l-Arabî, Konevî’nin annesiyle evlenmiş ve böylece onun üvey babası olmuştur. Bu bilgi tüm kaynaklarda aynı kesinlikle yer almasa da, Konevî ile İbnü’l-Arabî arasındaki yakın bağ tartışmasızdır. Konevî, İbnü’l-Arabî’nin sadece talebesi değil, aynı zamanda en yakın takipçisi, yorumcusu ve fikrî mirasçılarından biri olarak kabul edilir.
Çocukluk ve gençlik yıllarında güçlü bir eğitim gören Konevî, dinî ilimlerin yanı sıra felsefî ilimlerde de derinleşti. Onun en dikkat çekici yönlerinden biri, tasavvufu yalnızca zühd ve ahlâk alanında değil, aynı zamanda sistemli bir metafizik düşünce olarak ele almasıdır. Bu yönüyle Konevî, klasik sûfî tipinden ayrılarak hem mutasavvıf hem mütefekkir kimliğiyle öne çıkmıştır.
İbnü’l-Arabî ile ilişkisi, onun vefatına kadar sürdü. Konevî, hocasının yanında bulunmuş, onun tasavvufî tecrübelerine ve fikir dünyasına yakından şahit olmuştur. Kaynaklarda Konevî’nin gençlik döneminde Şam, Malatya, Konya, Hicaz ve başka ilim merkezleriyle irtibat içinde bulunduğu, farklı âlim ve sûfîlerden yararlandığı aktarılır. Evhadüddîn-i Kirmânî, Sa‘deddîn-i Hammûye gibi isimlerle de yakın ilişki içinde olduğu belirtilir.
İbnü’l-Arabî’nin 638/1240 yılında vefat etmesinden sonra Sadreddin Konevî’nin hayatında Konya dönemi belirginleşti. Muhtemelen 1241’den itibaren Konya’ya yerleşti ve hayatının sonuna kadar burada yaşadı. Konya, onun hem ilmî hem tasavvufî faaliyetlerinin merkezi oldu. Burada ders halkaları kurdu, eserlerini kaleme aldı, çok sayıda talebe yetiştirdi ve döneminin önde gelen âlimleriyle ilişki içinde bulundu.
Sadreddin Konevî’nin Konya’daki hayatı, sadece bir sûfî şeyhin inziva hayatı değildi. O, aynı zamanda devlet adamlarıyla, ulemayla ve dönemin seçkin çevreleriyle ilişkisi bulunan bir ilim adamıydı. Bu durum bazı menkıbelere de yansımış, kimi anlatılarda onun daha “seçkinci” bir çevrede bulunduğu ifade edilmiştir. Buna karşılık Konevî’nin ilmî derinliği, tasavvuf tarihindeki yeri ve bıraktığı entelektüel miras, onu Anadolu düşünce tarihinin merkezî şahsiyetlerinden biri hâline getirmiştir.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ile olan dostluğu da dikkat çekicidir. Aralarında üslûp ve yaklaşım farkları bulunsa da, iki büyük ismin birbirine hürmet duyduğu anlaşılmaktadır. Kaynaklarda, Mevlânâ’nın cenaze namazını Konevî’nin kıldırmasını vasiyet ettiği aktarılır. Bu bilgi, iki isim arasındaki dostane ilişkinin en önemli işaretlerinden biri kabul edilir.
Sadreddin Konevî, yalnızca tasavvufî hayatıyla değil, fikirleriyle de büyük etki bırakmıştır. O, İbnü’l-Arabî sonrasında nazarî tasavvufun en güçlü kurucu isimlerinden biri sayılır. Tasavvufu “ilm-i ilâhî” yani metafizik olarak ele almış; Tanrı, varlık, insan, nefis, bilgi, yaratılış ve ilâhî isimler gibi meseleleri sistemli biçimde işlemiştir. Onun düşüncesinde merkezî mesele, Tanrı ile âlem arasındaki ilişkinin nasıl anlaşılacağıdır. Bu sebeple eserlerinde varlık meselesi, ilâhî isimler teorisi, insanın hakikati ve metafizik bilgi yoğun biçimde ele alınır.
Konevî’ye göre tasavvuf, sadece manevî tecrübe değil, aynı zamanda sahih bilgiye ulaştıran bir yoldur. Akıl, belirli bir yere kadar rehberlik eder; ancak özellikle metafizik alanda hakikate tam anlamıyla ulaşmak için tasavvufî arınma, manevî eğitim ve keşif gereklidir. Bu bakımdan Konevî, aklı tümüyle reddetmeyen; fakat onun sınırlarını göstererek tasavvufî bilgiyi daha üst bir düzlemde konumlandıran bir çizgi geliştirmiştir.
Onun düşüncesinde insan da son derece önemli bir yere sahiptir. İnsan, sadece biyolojik bir varlık değil; ilâhî hakikati yansıtan, kendisini tanıdıkça Rabbini tanıma imkânına yaklaşan bir varlıktır. Bu nedenle nefis terbiyesi, bilgiye ulaşmanın da anahtarlarından biri sayılır. Hz. Peygamber ise Konevî’nin düşünce dünyasında sadece tarihsel bir peygamber değil, aynı zamanda ontolojik ve metafizik anlam taşıyan merkezî bir hakikattir.
Sadreddin Konevî’nin etkisi, kendisinden sonraki tasavvuf ve düşünce geleneğinde çok güçlü biçimde hissedilmiştir. Özellikle Dâvûd-i Kayserî, Abdürrezzâk el-Kâşânî, Molla Fenârî, Abdullah Bosnevî ve daha pek çok isim onun eserlerinden etkilenmiştir. İbnü’l-Arabî’nin düşüncesinin anlaşılmasında da Konevî’nin yorumları belirleyici olmuştur. Bu yüzden birçok araştırmacı, İbnü’l-Arabî sonrası tasavvufun Konevî üzerinden sistemleştiğini kabul eder.
Sadreddin Konevî’nin en önemli eserleri arasında Miftâḥu’l-ġayb, İʿcâzü’l-beyân, Şerḥu esmâʾillâhi’l-ḥüsnâ, el-Fükûk, Şerḥu erbaʿîne ḥadîs̱, en-Nefeḥâtü’l-ilâhiyye, en-Nuṣûṣ ve el-Mürâselât yer alır. Bu eserler, sonraki asırlarda defalarca okunmuş, şerh edilmiş ve tasavvuf düşüncesinin ana metinleri arasında kabul edilmiştir.
Sadreddin Konevî, ömrünün son yıllarını Konya’da geçirdi. 673 (1274) yılında Konya’da vefat etti ve bugün kendi adıyla anılan türbesinin bulunduğu yerde toprağa verildi. Kabri, Konya’nın önemli irfan merkezlerinden biri olarak kabul edilir. Ardında yalnızca eserler değil, Anadolu’nun ilmî ve tasavvufî hafızasında derin izler bırakan büyük bir düşünce mirası bıraktı.
Düşünceleri
Sadreddin Konevî, tasavvufu yeni bir döneme taşıyan en önemli sûfî düşünürlerden biridir. Onunla birlikte tasavvuf, yalnızca kalp terbiyesi ve zühd hayatı olarak değil, sistemli bir metafizik düşünce olarak da ele alınmıştır. Bu yüzden Konevî, nazarî tasavvufun en güçlü temsilcilerinden biri kabul edilir.
Konevî’ye göre tasavvuf, “ilm-i ilâhî”dir. Yani bu ilim, varlığın hakikatini, Tanrı-âlem ilişkisini, insanın hakikatini ve ilâhî isimlerin tecellilerini anlamaya yönelir. Bu bakımdan onun düşüncesinde en merkezî mesele Tanrı’dır. Tanrı mutlak varlıktır; âlem ise O’nun isim ve sıfatlarının tecelli alanıdır.
Bilgi anlayışında Konevî, aklı reddetmez; ancak onun sınırlarını da açıkça ortaya koyar. Özellikle metafizik hakikate ulaşmak için yalnızca aklî çıkarım yeterli değildir. Ona göre asıl hakiki bilgi, nefsin arındırılması, kalbin saflaştırılması ve tasavvufî tecrübe ile mümkün olur. Bu yönüyle Konevî, akıl ile keşfi karşı karşıya getirmekten çok, onları farklı düzlemlerde değerlendiren bir yaklaşım sergiler.
İnsan anlayışında ise insan, âlemdeki en merkezi varlıktır. İnsanın kendisini tanıması, aynı zamanda Rabbini tanıma yolunun da başlangıcıdır. Bu sebeple nefis terbiyesi, ahlâkî olgunlaşma ve manevî yükseliş Konevî düşüncesinde bilgiyle doğrudan ilişkilidir.
Etkileri
Konevî’nin İslam düşüncesine etkisi son derece büyüktür. O, özellikle İbnü’l-Arabî sonrasında tasavvufun sistemleşmesinde anahtar rol oynamıştır. Daha sonraki şerh geleneği büyük ölçüde onun açtığı çizgide ilerlemiştir. Tasavvufun daha felsefî, nazarî ve öğretilebilir bir yapıya kavuşmasında Konevî’nin payı çok büyüktür.
Özellikle Osmanlı düşünce hayatında da onun etkisi belirgindir. Molla Fenârî, Dâvûd-i Kayserî, Abdullah Bosnevî ve İsmail Hakkı Bursevî gibi isimler, doğrudan veya dolaylı biçimde Konevî çizgisinden beslenmiştir. Bu nedenle Konevî, hem Anadolu tasavvuf tarihi hem de genel İslam düşünce tarihi bakımından kilit isimlerden biridir.
Eserleri
Sadreddin Konevî’nin başlıca eserleri şunlardır:
-
Miftâḥu’l-ġayb ve’l-cemʿ ve tafṣîlühû
-
İʿcâzü’l-beyân fî teʾvîli ümmi’l-Ḳurʾân
-
Şerḥu esmâʾillâhi’l-ḥüsnâ
-
el-Fükûk fî esrâri müstenidâti ḥikemi’l-Fuṣûṣ
-
Şerḥu erbaʿîne ḥadîs̱
-
en-Nefeḥâtü’l-ilâhiyye
-
en-Nuṣûṣ fî taḥḳīḳi’ṭ-ṭavri’l-maḫṣûṣ
-
el-Mürâselât beyne Ṣadriddîn Ḳonevî ve Naṣîriddîn eṭ-Ṭûsî
-
Tebṣıratü’l-mübtedî ve teẕkiretü’l-müntehî
Kastamonu’ya özgü iftar menüsü
İftariyelik
Hurma, su, zeytin, ceviz, Kastamonu simidi ya da köy ekmeği
Çorba
Ecevit çorbası
Yeşil mercimek, erişte ve yoğurtla yapılan, Kastamonu mutfağında öne çıkan çorbalardan biridir.
Ara sıcak
Banduma
Hindi suyu, yufka ve cevizle hazırlanan çok bilinen yöresel lezzet
Ana yemek
Etli ekmek / etli pide yerine daha yerel güçlü seçenek:
Kuyu kebabı ya da ev tipi için
Pastırmalı ekşili pilav
Ama evde uygulanabilir ve temsil gücü yüksek ana yemek olarak en uygunu:
Banduma da ana yemek gibi sunulabilir.
Yan lezzet
Cacık veya sarımsaklı yoğurt
Tatlı
Çekme helva ya da kabak tatlısı
İçecek
Ev yapımı komposto ya da ayran
Ben sana evde en rahat yapılabilecek, aynı zamanda Kastamonu’yu en iyi temsil eden ana yemek olarak Banduma tarifi vereyim:
Kastamonu usulü banduma tarifi
Malzemeler
-
1 adet bütün tavuk veya 5-6 parça tavuk but-göğüs
-
6 adet kuru yufka
-
2 su bardağı dövülmüş ceviz içi
-
3 yemek kaşığı tereyağı
-
Tuz
-
Karabiber
-
Tavuk suyu
Üzeri için
-
Eritilmiş tereyağı
-
İsteğe göre biraz karabiber veya ceviz
Yapılışı
Önce tavuğu geniş bir tencereye alıp üzerini geçecek kadar su ekleyin. Tuzunu atıp iyice haşlayın. Tavuk yumuşayınca sudan çıkarın. Suyunu süzerek kenarda tutun. Tavuk etlerini kemiklerinden ayırıp didikleyin.
Kuru yufkaları çok büyük olmayacak şekilde parçalara bölün. Tavuk suyunu ayrı bir kapta ılıtın. Yufka parçalarını tek tek tavuk suyuna batırıp çıkarın. Çok fazla bekletmeyin; yumuşaması yeterlidir.
Islatılan yufkaları servis tabağına ya da tepsiye kat kat dizin. Her katın arasına didiklenmiş tavuk eti ve dövülmüş ceviz serpiştirin. Bu işlemi malzemeler bitene kadar sürdürün.
En üste kalan tavuk parçalarını ve cevizi yerleştirin. Tereyağını eritip kızdırın, yemeğin üzerinde gezdirin.
Sıcak servis edin.
Püf noktaları
-
Yufkayı tavuk suyunda fazla tutarsan hamurlaşır.
-
Gerçek lezzet için ceviz bol kullanılmalı.
-
Tereyağı son aşamada kızdırılarak dökülürse aroması daha güçlü olur.
-
Hindi etiyle de yapılabilir; bazı yöresel uygulamalarda hindi tercih edilir.
İmsam ve İftar saatleri
Konya merkez ve başlıca ilçeler
| Yer | İmsak | İftar |
|---|---|---|
| Konya Merkez | 05:37 | 19:02 |
| Selçuklu | 05:37 | 19:02 |
| Meram | 05:37 | 19:02 |
| Karatay | 05:37 | 19:02 |
| Ahırlı | 05:40 | 19:03 |
| Akören | 05:38 | 19:02 |
| Akşehir | 05:41 | 19:06 |
| Altınekin | 05:36 | 19:00 |
| Bozkır | 05:39 | 19:03 |
| Cihanbeyli | 05:35 | 19:00 |
| Ereğli | 05:32 | 18:55 |
| Halkapınar | 05:31 | 18:55 |
| Ilgın | 05:39 | 19:04 |
| Kadınhanı | 05:38 | 19:03 |
| Sarayönü | 05:37 | 19:02 |
| Seydişehir | 05:40 | 19:04 |
Bu tablodaki saatler Diyanet’in ilgili ilçe sayfalarından alınmıştır.
Konya’ya çevre iller
| İl | İmsak | İftar |
|---|---|---|
| Karaman | 05:35 | 18:59 |
| Aksaray | 05:31 | 18:55 |
| Ankara | 05:34 | 18:59 |
| Isparta | 05:45 | 19:09 |
| Eskişehir | 05:43 | 19:09 |
| Antalya | 05:46 | 19:09 |
Bu çevre il saatleri de Diyanet verileridir.
Büyükşehirler
| Büyükşehir | İmsak | İftar |
|---|---|---|
| İstanbul | 05:48 | 19:15 |
| Ankara | 05:34 | 18:59 |
| İzmir | 05:58 | 19:23 |
| Bursa | 05:49 | 19:15 |
| Adana | 05:27 | 18:50 |
| Antalya | 05:46 | 19:09 |
| Gaziantep | 05:19 | 18:41 |
Dünyadaki önemli merkezler
| Şehir | İmsak | İftar |
|---|---|---|
| Mekke | 05:18 | 18:36 |
| Medine | 05:17 | 18:36 |
| Kudüs | 04:38 | 18:00 |
| Londra | 04:28 | 18:07 |
| Paris | 05:23 | 18:59 |
| Berlin | 04:32 | 18:13 |
| Moskova | 04:46 | 18:34 |
| New York çevresi (Jersey City) | 05:41 | 19:07 |
| Washington | 05:54 | 19:19 |




