Mübarek Ramazan’ın 21. günü, İslam âleminde ibadet, tefekkür ve dualarla idrak ediliyor. Oruçla birlikte nefis terbiyesine yönelen müminler, gün boyunca sabrın, şükrün ve paylaşmanın hikmetini yeniden hissederken; akşam saatlerinde aynı sofralarda buluşmanın, aynı dualarda birleşmenin huzurunu yaşıyor. Teravih namazlarıyla camilerde saf tutan gönüller, ramazanın yalnızca bir oruç ayı değil; aynı zamanda arınma, yenilenme ve kulluğu derinleştirme zamanı olduğunu bir kez daha hatırlıyor. Yardımlaşma, merhamet, teslimiyet ve kardeşlik duygusu bu mübarek günlerde hayatın merkezine yerleşirken, ramazanın manevi iklimi bireysel huzurun ötesine geçerek toplumsal birlik ve dayanışmayı da güçlendiriyor.
Ayet:
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla;
Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ı tesbih etmektedir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. O, kitap ehlinden inkâr edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah’ın emri onlara ummadıkları yerden geldi. O, yüreklerine korku düşürdü. Öyle ki evlerini hem kendi elleriyle hem de müminlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey basiret sahipleri, ibret alın.
Allah (C.C.) ne güzel söylemiştir.
(Haşr Suresi, 1-2. ayetler)
Hadis:
Allah’ın Resulü Hz. Muhammed (S.A.V.) şöyle buyurdu:
Ebu Hüreyre (Radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (Aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki:
“Allah yolunda yaralanan hiçbir yaralı yoktur ki kıyamet günü yarası kanıyor olarak gelmiş olmasın. Bu kanın rengi kan renginde, kokusu da misk kokusundadır.”
Allah’ın Resulü Hz. Muhammed (S.A.V.) ne güzel söylemiştir.
(Buhârî, Cihâd 10)
Dua:
Allah’ım, bizleri azgınların ve sapkınların yoluna değil; istikamet üzere olanların yoluna eriştir. Allah’ım, iyi kullarını, mazlum kullarını şerli zalimlerin eline bırakma.
Ey Allah’ım, ümmeti düştüğü zilletten çıkar ve izzete ulaştır.
Ey Rabbimiz, gücümüzü topla; Müslümanlara birlik, dirlik ve zafer nasip eyle.
Âmin.
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
İsimlerin en hayırlısı olan Allah ismiyle.
Yer ve göğün Rabbi Allah’ın ismiyle.
İsmi sayesinde yerde hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla.
Kâfî (her şeye yeten) Allah’ın ismiyle.
Muâfî (âfiyet veren) Allah’ın ismiyle.
İsmi sâyesinde yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremediği Allah’ın adıyla, O işitir ve bilir.
Kendim ve dînim üzerine bismillâh.
Ehlim ve malım üzerine bismillâh.
Rabbimin bana verdiği her şey üzerine bismillâh.
Allah en büyüktür, Allah en büyüktür, Allah en büyüktür. Korktuğum ve çekindiğim şeylerden Allah’a sığınırım.
Allah Rabbimdir, O’na hiçbir şeyi ortak koşmam. Sana sığınanlar azîz ve gâlip olur, Sen’in senân yücedir, isimlerin mukaddestir ve Sen’den başka ilâh yoktur.

Hasan-ı Basrî
21 (642) yılında Medine’de doğdu. Babası Yesâr’ın (Müslüman olmadan önceki adı Feyrûz), Irak’ın fethi sırasında Basra yakınlarındaki Meysân kasabasından Medine’ye getirilen esirlerden olduğu söylenir. Oğlunun şöhreti dolayısıyla daha çok Ebü’l-Hasan adıyla tanınan Yesâr, kaynaklarda Zeyd b. Sâbit’in veya Enes b. Mâlik’in halasının âzatlısı olarak gösterilir ve efendisine nisbetle kendisine Ensârî nisbesi verilir. Hasan-ı Basrî’nin annesi Hayre, Resûl-i Ekrem’in eşi Ümmü Seleme’nin âzatlısı ve hizmetkârıdır. Bu sebeple Hasan’la daha çok Ümmü Seleme ilgilenmiş, bilgili ve hikmet sahibi bir kişi olarak yetişmesinde bu ortamın büyük rolü olmuştur. Kendisinden küçük olan iki kardeşinden Saîd hadisçi, Ammâr ise Allah korkusundan dolayı çok ağlamakla tanınan bir zâhid idi.
Hz. Ömer başta olmak üzere birçok sahâbînin duasını alan Hasan-ı Basrî, on iki yaşında Kur’an’ı ezberledi. Yetmişi Bedir gazisi olmak üzere 120 kadar sahâbî ile görüşme imkânı buldu. Daha sonra Vâdilkurâ’ya giderek burada kendini ilme verdi. İstifade ettiği sahâbîler arasında Enes b. Mâlik ilk sırada yer alır. Hz. Ali’nin halife olmasının ardından ailesiyle birlikte Basra’ya gitti ve ömrünü burada geçirdi. Arap olmayan bir kadınla evliliğinden bir kızı ile Saîd ve Abdullah adlarında iki oğlu oldu.
Hasan-ı Basrî, Basra Valisi Süleyman b. Harb’in verdiği kadılık görevini bir süre ücret almadan yaptıktan sonra istifa ederek ilim ve vaazla meşgul olmaya başladı. Yetiştirdiği öğrenciler arasında Eyyûb es-Sahtiyânî, Katâde b. Diâme, Amr b. Ubeyd, Vâsıl b. Atâ, Abdullah b. Avn, Mâlik b. Dînâr ve Mübârek b. Fedâle bulunmaktadır. Muâviye zamanında Rebî‘ b. Ziyâd’ın kumanda ettiği bir sefere katılarak Rebî‘e kâtiplik yaptı. Mühelleb b. Ebû Sufre kumandasında Kâbil üzerine gönderilen bir orduya da katıldı. Bu iki sefer dışında hayatını Basra’da vaaz ve ibadetle geçiren Hasan-ı Basrî, Receb 110 (Ekim 728) tarihinde burada vefat etti.
İyi bir hatip ve etkili bir vâiz olan Hasan-ı Basrî, fesahat ve belâgatın doruk noktasına ulaşmıştır. Özlü ve akıcı üslûbu, derin bir tefekkürün ve mânevî bir tecrübenin ürünü olan hikmetli sözleri özellikle zâhidler, sûfîler ve vâizler üzerinde her zaman etkili olmuştur. Onun sözleri, tesir bakımından peygamberlerin sözlerine benzetilmiştir. Kaynakların verdiği bilgiye göre Hasan-ı Basrî, dünyaya ve dünya malına değer vermez, elinde bulunanı ihtiyaç sahiplerine dağıtırdı. Zamanını eviyle mescid arasında geçirir, her iki yerde de dinî sohbetler yaparak halkı İslâm’ın ibadet ve ahlâk prensiplerini samimiyetle benimseyip tam bir ihlâsla yaşamaya davet ederdi. Devamlı Kur’an okurdu.
Ashabın hayatına derin bir özlem duyan Hasan-ı Basrî bu özlemini şu sözlerle ifade etmiştir: “Yetmiş Bedir gazisine yetiştim… Siz onları görseydiniz deli sanırdınız; onlar da sizin iyilerinizi görselerdi artık ahlâkın kalmadığına hükmeder, kötülerinizi görselerdi bunların hesap gününe bile inanmadıklarını söylerlerdi.”
Hz. Osman’ın şehid edilmesi, Cemel ve Sıffîn savaşları, Kerbelâ Vak‘ası gibi birçok fitneye şahit olan Hasan-ı Basrî, bu konulardaki düşüncelerini cesaretle ortaya koymuş, bu tavrıyla halkın takdirini kazanmıştır. İlke olarak devlete ve siyasî otoriteye baş kaldırılmasına karşı olduğundan, çeşitli telkinlere ve zorlamalara rağmen isyanlara katılmamış; ancak zâlim ve zorba devlet adamlarını da çekinmeden eleştirerek baskı altındaki halkın hislerine tercüman olmuştur. Emevî halifelerini ve onların valilerini âdil olmaya davet etmiş; Muâviye’nin istişareyi bir yana bırakıp kılıç kuvvetiyle iktidara gelmesini, siyasî sebeplerle Ziyâd b. Ebîh’i kendi nesebine katmasını, Hucr b. Adî’yi haksız olarak öldürtmesini ve lâyık olmadığı halde oğlu Yezîd’i veliaht yapmasını büyük hata olarak görmüştür. Bu yanlışlardan birinin bile kişinin mahvolmasına yeteceğini söylemiştir.
Emevîler’in baskı ve şiddete dayalı yönetimiyle tanınan Irak Valisi Haccâc’ı ağır bir dille kınamış, onun Saîd b. Cübeyr’i katletmesini büyük bir felâket olarak değerlendirmiştir. Ancak kargaşaya sebebiyet vereceği endişesiyle Haccâc’a isyan edilmesini de doğru bulmamıştır. Öte yandan Haccâc öldüğü zaman, “Allah’ım! Onu ortadan kaldırdığın gibi kurduğu yönetimi de kaldır” diye dua etmiş ve onun ölümünden dolayı Allah’a şükretmiştir. Ayrıca Emevî Halifesi Ömer b. Abdülazîz’e zaman zaman mektup yazarak tavsiyelerde bulunmuştur. Siyasî olaylarda taraf tutmaması, fitneye ve isyana karşı olması, halkı dünyadan uzaklaştırıp âhirete önem vermeye davet etmesi, Emevîler’in işine gelmiş; bu sebeple onun eleştiri ve kınamalarına katlanmışlardır.
Pek çok sahâbîden hadis rivayet eden Hasan-ı Basrî, tâbiînin en faziletlilerinden biri olarak kabul edilir. “Basra halkının şeyhi”, “Basralılar’ın imamı” gibi unvanların yanı sıra Zehebî onun için “şeyhü’l-İslâm” tabirini kullanır. Mutasavvıflar ise kendisinden “takvâ sahiplerinin öncüsü, Hakk’ın gerçek velîsi, fütüvvet ehlinin önderi” şeklinde söz ederler. Bütün kaynaklar, Hasan-ı Basrî’nin Allah’tan ve O’nun gazabından korkmayı din anlayışının esası kabul ettiğini, bundan dolayı devamlı hüzünlü ve gözü yaşlı olduğunu bildirir. Dinî hayatta Allah sevgisini temel kabul eden tasavvufî anlayışa karşılık Hasan-ı Basrî, Allah korkusunu esas alan Basra zühd okulunun temsilcisi ve önderi sayılmıştır. “Sürekli olarak korkudan bahsediyorsun” diyen birine şu cevabı vermiştir: “Umulana nâil oluncaya kadar korkutan kimse, korkulan şey başına gelene kadar ümit veren kimseden daha iyidir.”
Hasan-ı Basrî, hem yaşayışında hem tavsiyelerinde ılımlı bir zühd anlayışı ortaya koymuştur. Zühdü, ahlâk kurallarına uyulmasını kolaylaştıran ve dinî görevlerin yerine getirilmesini sağlayan bir unsur olarak görür. “Âhiret karşılığında dünyanızı satarsanız dünyada ve âhirette kazançlı çıkarsınız; aksini yaparsanız iki cihanda da zarar edersiniz” ve “Her ümmetin bir putu vardır, bu ümmetin putu da altın ve gümüştür” diyerek dünya tutkusunun, maddeciliğin ve çıkarcılığın tehlikesine dikkat çekmiştir. Kendisine öğüt isteyen kişiye, aşırılıktan kaçınarak orta yolda yürümesini tavsiye etmiştir. Ölümden korkan birine, “Arkanda servet bıraktığın için ölümden korkuyorsun; serveti önden gönderseydin korkmazdın” demiştir. Ayrıca her geçen günün insanın bir parçasını alıp götürdüğüne dikkat çekmiş, içinde bulunulan zamanın iyi değerlendirilmesine önem vermiştir.
Kur’an’a getirdiği serbest yorumları, hikmetli sözleri, dünya ve âhirete bakış tarzıyla zâhid ve sûfîlere örnek olan Hasan-ı Basrî, tasavvufî hayatın vücut bulmasını sağlayan ve ona mânevî zemini hazırlayan takvâ sahibi tâbiîlerden kabul edilir. Bu bakımdan sûfî tabakat kitaplarında ona geniş yer verilmiş, fikirleri ve menkıbeleri üzerinde önemle durulmuştur. İlk büyük sûfîlerden biri olduğu, sûfîlerin imamı sayıldığı, daima örnek alındığı, ilim ve tasavvuftaki büyüklüğü kaynaklarda vurgulanmıştır.
Hasan-ı Basrî, tarikat silsilelerinde de önemli bir yer tutar. Bir silsileye göre kendisi Huzeyfe b. Yemân vasıtasıyla Hz. Peygamber’den feyiz almış, bu feyiz Hâris el-Muhâsibî ile devam etmiştir. Bu silsile daha çok Kuzey Afrika’da yaygındır. İkinci silsile Hz. Ali, Hasan-ı Basrî, Habîb el-Acemî, Dâvûd et-Tâî ve Ma‘rûf-i Kerhî; üçüncüsü ise Enes b. Mâlik, Hasan-ı Basrî, Ferkad Sencî, Ma‘rûf-i Kerhî şeklinde devam eder. Ayrıca Hasan-ı Basrî’nin Hz. Ali’den veya Kümeyl b. Ziyâd’dan hırka giydiğine inanılır. Fütüvvet ehli de cesaret ve cömertliği sebebiyle Hasan-ı Basrî’yi “seyyidü’l-fityân” olarak kabul etmiştir.
Eserleri:
-
Risâle ilâ Abdilmelik b. Mervân fi’l-kader
-
Risâle fî fazli Mekke
-
et-Tefsîr
-
el-Ferâiz (Erba‘a ve hamsûn ferâiz)
-
Şürûtü’l-imâme
-
el-İstiğfârâtü’l-münkıze mine’n-nâr
-
ez-Zühd
Hasan-ı Basrî’nin devrin âlim ve yöneticilerine yazdığı bazı mektuplar, Ahmed Zekî Safvet’in Cemheretü resâili’l-Arab adlı eserinde yayımlanmıştır. Bunların dışında kendisine el-Kırâe, Nüzûlü’l-Kur’ân, Kitâbü’l-Aded fi’l-Kur’ân, Risâle fi’t-tekâlîf ve Kitâbü’l-İhlâs gibi çeşitli risâleler de nisbet edilmektedir.
Literatür:
Çeşitli tabakat ve tarih kitaplarında, tasavvuf ve mezhepler tarihi kaynaklarında hayatı, eserleri ve görüşleriyle ilgili dağınık bilgiler bulunan Hasan-ı Basrî hakkında klasik dönem müelliflerinden Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî tarafından el-Hasan el-Basrî adı altında müstakil bir eser kaleme alınmıştır. Hasan es-Sendûbî’nin geniş mukaddimesiyle yayımlanan bu eser, Mustafa Kaya tarafından Velîler Serdarı Hasan Basrî adıyla Türkçe’ye çevrilmiştir.
Hasan-ı Basrî, son dönem araştırmacılarının da dikkatini çekmiştir. İhsan Abbas, Muslih Seyyid Beyyûmî, Osman Erkmen, Mustafa Saîd el-Hın ve Abdullah b. Muhammed Ahmed ez-Zehrânî gibi isimler onunla ilgili önemli çalışmalar ortaya koymuştur. Muhammed Abdürrahîm ise onun Kur’an âyetleriyle ilgili yorumlarını çeşitli tefsirlerden derleyerek Tefsîrü’l-Hasan el-Basrî adıyla yayımlamıştır.
Hasan-ı Basrî’yi çeşitli yönleriyle ele alan çok sayıda ilmî makale de bulunmaktadır.
Düşüncesi:
Hasan-ı Basrî, tâbiîn neslinin önemli temsilcilerinden biridir. Hz. Peygamber’in tebliğinin ve hatıralarının canlı biçimde yaşandığı bir ortamda yetişmiş, fetihlerle birlikte ortaya çıkan yeni sosyal, kültürel ve ahlâkî meseleleri bizzat yaşamıştır. Bu sebeple onun düşüncesinin mihverinde, Kur’an ve Sünnet ile hayat arasındaki bağın yeniden kurulması yer alır.
Hasan-ı Basrî’ye göre gerçek vâiz, yalnızca sözleriyle değil, davranışlarıyla da insanlara doğruyu gösteren kişidir. Onun sözlerinin büyük bir kısmı ya bir âyetin meâli yahut tefsiri ya da bir peygamber sözüne dayanmaktadır. Düşüncesinin odağında; insan, insanın sorumluluğu, dünyanın geçiciliği, ahiret hazırlığı, ahlâk, sabır, sıdk, ilim ve amel arasındaki bağ yer alır.
Ahlâk
Hasan-ı Basrî, dünya hayatının geçiciliğini, insanın gafletini, dünya malına aşırı bağlılığını ve ahiretin unutulmasını en temel problemler arasında görür. Ona göre hayat, insan için bir imtihan süresidir ve her nimet aynı zamanda bir sorumluluk taşır. İnsan, kendisine verilene hâkim olmalı; onun hükmü altına girmemelidir. Mal, mülk, ilim, sağlık, fakirlik ve zenginlik birer imtihan vesilesidir.
Hasan-ı Basrî’ye göre bilgi, ancak kalbe nüfuz edip insanı dönüştürdüğü zaman gerçek bilgi olur. Dilde kalan bilgi, insanın aleyhine delil olabilir. Bu sebeple ilimle amel arasındaki bağ çok güçlüdür. Kişi bilmediğini öğrenmeli, öğrendiğiyle amel etmeli ve sonra başkalarına öğretmelidir.
Onun düşüncesinde hüzün, insanın sonlu olduğunu fark etmesinin ve sorumluluk şuuru taşımasının bir göstergesidir. Havf ve recâ arasında yaşamak, yani hem Allah’tan korkmak hem de rahmetinden ümit kesmemek, doğru mümin tavrıdır.
Siyaset
Hasan-ı Basrî’nin siyaset anlayışı, ahlâk anlayışının bir uzantısıdır. Ona göre toplumda düzenin korunması için yönetici gereklidir. Ancak yönetici, arzularına uymamalı, insanlardan değil Allah’tan korkmalı ve Allah’ın âyetlerini ucuz menfaatler karşılığında satmamalıdır.
Zâlim yöneticileri açıkça eleştiren Hasan-ı Basrî, buna rağmen isyan ve fitnenin daha büyük yıkımlara yol açacağını düşündüğü için ayaklanmaları tasvip etmemiştir. Ona göre siyasî bozulmanın temelinde toplumun ahlâkî bozulması vardır. Bu yüzden çözüm, sadece yönetimi değiştirmek değil; insanları tövbeye, ahlâkî yenilenmeye ve hakikate dönmeye çağırmaktır.
“Allah tövbe ile değiştirir, kılıçla değil” sözü, onun siyasî tavrının en özlü ifadelerinden biridir.
Tefsir ilmindeki yeri:
Hasan-ı Basrî, tâbiîn müfessirlerinin önde gelenlerindendir. Ömrünün büyük kısmını Basra’da geçirdiği için Basra tefsir ekolünün önemli isimleri arasında sayılmıştır. Tefsir ve kıraat ilminde İbn Abbas, Ebû Mûsâ el-Eş‘arî ve Enes b. Mâlik başta olmak üzere birçok sahâbîden faydalanmıştır.
Kur’an’ı tefsir ederken önceliği Kur’an’ın kendisine vermiş, ardından hadislere başvurmuştur. Yer yer sahâbe sözlerinden, Arap dilinden ve çeşitli rivayetlerden istifade etmiştir. Ancak rivayetlerinde mürseller ve senedi tartışmalı nakiller de bulunduğu için bazı eleştirilere konu olmuştur.
Buna rağmen kendisinden sonra gelen birçok büyük müfessir onun görüşlerinden faydalanmış, eserlerinde ona yer vermiştir.
Kıraat ilmindeki yeri:
Hasan-ı Basrî, kıraat ilmindeki üstün derecesiyle de tanınmıştır. Ancak kıraati, muttasıl sened, hatt-ı Osmânî ve Arap diline tam uygunluk gibi ölçüler bakımından meşhur on kıraat arasında yer almamış; şâz kıraatler arasında değerlendirilmiştir.
Hadis ilmindeki yeri:
Hasan-ı Basrî, birçok sahâbîden hadis rivayet etmiş, kendisinden de çok sayıda âlim hadis nakletmiştir. Rivayetleri Kütüb-i Sitte’de yer almaktadır. Bununla birlikte bazı hadisleri mürsel veya aradaki râviyi düşürerek rivayet etmesi sebebiyle sıhhat bakımından tartışılmıştır.
Hadis tenkitçileri, onun güvenilirliğinde genel olarak ittifak etmiş; ancak rivayet yöntemleri konusunda farklı değerlendirmeler yapmışlardır.
Fıkıh ilmindeki yeri:
Hasan-ı Basrî’nin fıkhı, onun genel düşüncesinin ve hayatının bir parçasıdır. O, fıkhı sadece şer‘î hükümlerin anlatıldığı formel bir alan olarak değil, yaşanan hayatın ilmi olarak görmüştür. Zâhiri ve bâtını birlikte dikkate alan bir bakışla meseleleri değerlendirmiştir.
Kendisine yöneltilen sorulara cevap vermiş, bu cevapların bir kısmı daha sonraki fıkıh kitaplarında nakledilmiştir. Fıkıh anlayışında sahâbe mirasına bağlılık, sünnete ittiba, ölçülülük ve ahlâkî duyarlılık öne çıkar.
Akaide dair görüşleri:
Hasan-ı Basrî’nin akaid konusundaki görüşleri etrafında tarih boyunca farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Bazı kaynaklar onu Ehl-i sünnet çizgisinde görürken, bazıları kader meselesi başta olmak üzere Mu‘tezile’ye yakın değerlendirmiştir.
Bilgi, ulûhiyyet, kader, nübüvvet, âhiret, iman-günah ve siyaset gibi başlıklarda ortaya koyduğu görüşler, erken dönem İslâm düşüncesinin şekillenmesinde etkili olmuştur. Özellikle kader konusunda, insanın irade ve sorumluluğunu vurgulayan yaklaşımı dikkat çekmiştir.
Genel olarak Hasan-ı Basrî; hem Ehl-i sünnet’e hem Mu‘tezile’ye bazı yönleriyle tesir etmiş, zühd ve takvâ çağrısıyla da tasavvufî hareketlerin doğuşuna zemin hazırlamış önemli bir isim olarak kabul edilmektedir.

Muğla usulü iftar menüsü
Muğla iftarı için en dengeli ve yöreye en uygun seçenek, zeytinyağlı-otlu başlangıçlarla başlayıp ana yemekte Bodrum’la özdeşleşen Çökertme kebabına gitmek olur. Muğla mutfağında Çökertme kebabı, keşkek, etli nohut gibi yemekler; ayrıca acıot kavurması, turp otu salatası, deniz börülcesi, kabak çiçeği dolması gibi ot ve sebze temelli lezzetler öne çıkıyor. Resmî kaynaklarda da Çökertme kebabının Bodrum denince ilk akla gelen yemeklerden biri olduğu, Muğla mutfağında otlar, zeytinyağı ve yerel et yemeklerinin önemli yer tuttuğu belirtiliyor.
İftariyelik
Hurma, zeytin, su
Çorba
Muğla göce tarhanası çorbası
Ara sıcak / başlangıç
Kabak çiçeği dolması
veya
Acıot kavurması
Salata
Zeytinyağlı deniz börülcesi ya da turp otu salatası
Ana yemek
Çökertme kebabı
Yanına
Cacık veya sarımsaklı yoğurt
Tatlı
Muğla saraylısı
ya da daha hafif istersen cevizli kabak tatlısı
Bu menü, hem yöresel çizgiyi korur hem de iftarda mideyi yormadan ilerler. Çorba ve otlu başlangıçlar hafif kalır; ana yemekte Çökertme daha güçlü bir merkez oluşturur. Muğla mutfağında zeytinyağı ve otlar belirgin olduğu için menünün dengesi de buna göre kurulmalı.
Ana yemek tarifi: Çökertme kebabı
Çökertme kebabı, Bodrum yemekleri arasında en bilinenlerden biri olarak anılıyor. Temel yapısı; ince çıtır patates, yoğurt ve üzerine yerleştirilen etten oluşuyor.
Malzemeler
500 gram dana bonfile ya da jülyen doğranabilecek yumuşak dana eti
3 orta boy patates
1 su bardağı süzme yoğurt
2 diş sarımsak
2 yemek kaşığı tereyağı
2 yemek kaşığı zeytinyağı
1 çay kaşığı toz kırmızı biber
1 çay kaşığı kimyon
1 çay kaşığı karabiber
Tuz
Kızartmak için sıvı yağ
Hazırlanışı
Önce eti ince ince jülyen doğra. Bir kaba alıp az tuz, karabiber, kimyon ve 1 yemek kaşığı zeytinyağı ile harmanla. Dinlenmeye bırak.
Patatesleri kibrit çöpü inceliğinde doğra. Nişastasını bırakması için kısa süre suda beklet, sonra iyice kurula. Kızgın yağda çıtır olana kadar kızart ve servis tabağının tabanına yerleştir.
Yoğurdu ezilmiş sarımsakla karıştır. Patateslerin üzerine gezdir.
Geniş tavada 1 yemek kaşığı zeytinyağı ve tereyağını ısıt. Eti yüksek ateşte kısa sürede sotele. Et suyunu bırakıp sertleşmesin diye tavayı fazla doldurma. Son aşamada toz kırmızı biberi ekle.
Sotelenen eti yoğurtlu patateslerin üzerine yerleştir. Sıcak servis et.
Püf noktası
Muğla’daki özgün çizgide yemeğin en önemli tarafı, patatesin çok ince ve çıtır, etin ise kısa sürede yüksek ateşte pişmiş olmasıdır. Yoğurt da baskın değil, dengeleyici olmalıdır. Kaynak tarifte de etin sotelenip patates ve yoğurdun üzerine alınarak sıcak servis edildiği belirtiliyor.

İmsak ve iftar saatleri
11 Mart 2026 Çarşamba için, aşağıda Konya merkezi ve erişebildiğim ilçe verileri, ardından Türkiye’nin büyükşehirleri ve seçili dünya merkezleri yer alıyor. Konya ilçe saatlerini Diyanet verilerini baz alan ilçe imsakiye sayfalarından; büyükşehir ve dünya merkezi saatlerini ise Diyanet Namaz Vakitleri sayfalarından derledik.
Konya ve ilçeler
| Yer | İmsak | İftar |
|---|---|---|
| Konya merkez | 05:40 | 19:00 |
| Ahırlı | 05:43 | 19:01 |
| Akören | 05:41 | 19:00 |
| Akşehir | 05:44 | 19:04 |
| Altınekin | 05:39 | 18:58 |
| Beyşehir | 05:44 | 19:03 |
| Bozkır | 05:42 | 19:01 |
| Cihanbeyli | 05:38 | 18:58 |
| Çeltik | 05:42 | 19:02 |
| Güneysınır | 05:40 | 18:59 |
| Hadim | 05:41 | 19:00 |
| Halkapınar | 05:34 | 18:53 |
Türkiye’nin büyükşehirleri
| Şehir | İmsak | İftar |
|---|---|---|
| İstanbul | 05:52 | 19:12 |
| Ankara | 05:37 | 18:57 |
| İzmir | 06:01 | 19:21 |
| Bursa | 05:52 | 19:12 |
| Adana | 05:30 | 18:49 |
| Antalya | 05:49 | 19:07 |
| Gaziantep | 05:22 | 18:40 |
| Konya | 05:40 | 19:00 |
Dünyadaki seçili önemli merkezler
| Merkez | İmsak | İftar |
|---|---|---|
| Londra | 04:33 | 18:04 |
| Berlin | 04:37 | 18:09 |
| Jersey City / New York bölgesi | 05:44 | 19:05 |
| Los Angeles | 05:46 | 19:04 |




