Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Mansur Yavaş’tan hem “su yok” hem “Ankara’da su problemi yok” mesajı

Ankara’daki debi ve basınç düşürme uygulamaları sonrası eleştirilerin hedefi olan Mansur Yavaş, “Şu anda Ankara’da su problemi yok” derken, barajlardaki tabloyu “iklim kırılması” diye nitelendirdi; sorumluluğu ise büyük ölçüde Devlet Su İşleri’ne ve “dezenformasyon yapan” medya kuruluşlarına yükledi. Ancak aynı konuşmada hem “su yok” vurgusu yapıp hem de “sorun yok” demesi, su yönetimine ilişkin soruları tam olarak gidermedi.

Ankara’daki debi ve basınç düşürme uygulamaları sonrası eleştirilerin hedefi olan

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, başkentte barajlardaki kritik seviyeler nedeniyle uygulanan debi ve basınç düşürme tedbirlerinin ardından eleştirilerin odağına oturdu. Yavaş, ABB Konferans Salonu’nda yaptığı kapsamlı basın toplantısında hem teknik tabloyu anlattı hem de hükümete yakın gördüğü medya kuruluşlarına ve Devlet Su İşleri’ne (DSİ) sert sözlerle yüklendi.

Yavaş, konuşmasının en çarpıcı cümlesini birkaç kez tekrarladı:
“Ankara’da şu anda su problemi yok.”

Buna karşılık aynı basın toplantısında, “Su yok… Sizin ‘2050’ye kadar yetecek’ dediğiniz baraja Gerede Projesi’nden damla gelmiyor” sözleriyle de mevcut tablonun ne kadar kritik olduğunu vurguladı. Bu iki cümlenin yan yana duruşu, açıklamanın tonunu ve inandırıcılığını tartışmaya açan başlıca noktalardan biri oldu.

“Elimizden geleni yaptık, hata yok ama özür diliyorum”

Yavaş, yaşanan sıkıntılar nedeniyle Ankaralılardan açıkça özür diledi:

“Ben sıkıntı yaşayan az da olsa çok da olsa hatta bir kişi de olsa sıkıntı yaşayan tüm Ankaralı hemşehrilerimizden, tüm abonelerimizden ASKİ ve şahsım adına da özür diliyorum.”

Bu cümlenin hemen ardından, barajlardaki su seviyelerini yeterince öngörmediğini savunduğu Devlet Su İşleri’ni de hedef alarak şu ifadeyi kullandı:

“Hatta ister kabul etsinler, ister kabul etmesinler; barajlarımızda yeterli su olmadığı hâlde bunu öngörmeyen, önemsemeyen Devlet Su İşleri adına da özür diliyorum.”

Yani Yavaş, kendi ifadesiyle “hatası olmamasına rağmen” özür diledi; asıl yapısal sorumluluğu ise DSİ’ye ve geçmiş dönem su politikalarına yükledi. Bu, siyaseten anlaşılır bir savunma stratejisi olsa da, “şehirde su kesintisi yaşayan herkes için sorumluluk kimde?” sorusunu tam olarak ortadan kaldırmıyor.

Zira Yavaş da özellikle Mamak’ın yüksek kesimleri, Çankaya’nın üst kotları, Keçiören ve Yenimahalle’nin bazı bölgeleri ile Lalahan’da sorunun zaten kronik olduğunu kabul ediyor. Bu bölgelerde, yalnızca kuraklık nedeniyle değil, yıllardır konuşulan altyapı ve basınç problemleri nedeniyle de sıkıntı yaşandığı biliniyor.

“İklim kırılması” vurgusu: Gerçek tablo mu, siyasi kalkan mı?

Yavaş, dünyadaki sürecin artık sıradan bir kuraklık değil, “iklim kırılması” olduğunu vurguladı. Akdeniz havzasının dünyanın en hızlı kuruyan bölgelerinden biri hâline geldiğini hatırlatarak tabloyu şöyle özetledi:

“Yağmur yağıyor ama toprağa işlemiyor. Kar yağıyor ama barajları doldurmuyor. Buharlaşma artıyor, yeraltı suları çekiliyor ve kaynaklarımız hızla tükeniyor.”

Bu tespit, sadece Ankara’yı değil; Elazığ’dan Konya’ya, Kayseri’den Malatya’ya uzanan geniş bir coğrafyayı ilgilendiren, bilimsel raporlarla da desteklenen bir gerçek. Yani Yavaş’ın işaret ettiği iklim krizi boyutu, siyasetin ötesinde ciddiye alınması gereken bir tablo.

Ancak eleştirel açıdan bakıldığında, “iklim kırılması” kavramı, bir yandan da yerel yönetimlerin bugüne kadarki su politikalarının ne kadar zamanında ve ne kadar şeffaf yürütüldüğünü de gündeme getiriyor.

  • Kuraklık riski bu kadar öngörülebilirken, tasarruf ve kademeli kullanım kampanyaları ne kadar erken başladı?
  • Üst kotlardaki kronik basınç sorunları için kaç yıldır hangi somut adımlar atıldı, hangileri hâlâ proje aşamasında?
  • Su yönetimi, sadece merkezi idarenin sorumluluğuna bırakılarak mı anlatılmalı, yoksa yerel yönetimin kendi hesabını da daha net vermesi mi gerekiyor?

Bu sorular, Yavaş’ın konuşmasında teknik olarak yanıtlanmaya çalışılsa da, siyasal polemiklerin sertliği içinde arka planda kalıyor.

Rakamlar çarpıcı: Kişi başına su yarıdan fazla azaldı

Yavaş’ın paylaştığı sayılar, Ankara’nın su tablosundaki keskin değişimi gözler önüne seriyor:

  • 1994’te kişi başına düşen yıllık su miktarı: 41 metreküp
  • 2008’de: 45 metreküp
  • 2025’te: 19 metreküp

“Ankara su açısından yarıdan fazla fakirleşti” diyen Yavaş, “Bir yanda 6 milyona yaklaşan şehir, öte yanda her geçen yıl daha az gelen su” sözleriyle şehrin kırılganlığını anlatıyor.

Bu tablo, bir yandan iklim krizine işaret ederken, diğer yandan da soruyu büyütüyor: Ankara gibi hızla büyüyen bir metropolde, su arzının ve altyapı yatırımlarının nüfus artışına göre planlanması konusunda hem geçmiş dönem hem de mevcut yönetim ne kadar başarılı oldu?

Gerede Projesi tartışması: “Su yok, olay bu kadar basit”

Yavaş’ın en çok tartışma yaratan cümlelerinden biri, Gerede Projesi üzerinden geldi:

“Su yok! Sizin ‘2050’ye kadar yetecek’ dediğiniz baraja, Gerede Projesi’nden damla gelmiyor. Su yok, olay bu kadar basit.”

Bu ifade, doğrudan merkezi idareyi ve DSİ’yi hedef alıyor. Yavaş, bir yandan “Ankara’da şu an su problemi yok” diyerek kamuoyunu rahatlatmaya çalışırken, diğer yandan “su yok” diyerek uzun vadeli riskin büyüklüğünü hatırlatıyor.

Eleştirel perspektiften bakıldığında, iki cümle arasındaki gerilim açık:

  • “Şu an sorun yok” söylemi, siyasal baskıyı azaltmayı amaçlıyor.
  • “Su yok” vurgusu ise, hem DSİ’yi hem önceki su politikalarını suçlayarak sorumluluğu paylaşma çabası olarak okunuyor.

Bu ikili dil, özellikle musluğundan günlerce düşük basınçla su akan ya da zaman zaman kesinti yaşayan yurttaş için ikna edici olmaktan uzak görünebiliyor.

Medya ile ağır polemik: TRT’ye suç duyurusu, “katır defterdar, eşek mühürdar” çıkışı

Basın toplantısının önemli bir bölümü, teknik su analizi yerine “dezenformasyon” iddialarına ve medya tartışmasına ayrıldı.

Yavaş, Anadolu Ajansı, Habertürk, TGRT gibi kurumları “şehir susuz kaldı”, “Ankara çöktü” başlıklarıyla algı oluşturmakla suçladı; TRT’de hazırlanmakta olduğu iddia edilen dosya haber için de ağır ifadeler kullandı.

TRT’ye ve İletişim Başkanlığı’na seslenerek, “Halkın parasını kullanıp halka yalan söylemeye lütfen utanın” diyen Yavaş, haber merkezlerinde “su akmayan çeşme bulun, tankerle su verilen yer bulun” talimatları verildiğini öne sürdü ve “O dosya haberin yayınlandığı gün TRT hakkında suç duyurusunda bulunacağım” açıklamasını yaptı.

Sadece kurumları değil, bazı siyasetçileri de hedef aldı:

“Katır defterdar olmuş, eşek mühürdar olmuş. Kalkmış bunları anlatıyorlar.”

Bu çıkış, Ankara’daki su yönetimi gibi teknik ve hayati bir meselede, tartışmayı kişisel ve polemik düzeyine taşıdığı için ayrı bir eleştiri konusu. Su gibi herkesi doğrudan ilgilendiren bir alanda, yerel yönetimin de, merkezi idarenin de ve medyanın da daha sakin, veriye dayalı ve şeffaf bir dil kullanması beklentisi artıyor.

“Su problemi yok” derken, üst kotlarda süren sorunlar

Yavaş, konuşmasının sonunda “Ankara’da şu anda su problemi yok” cümlesini art arda birkaç kez tekrarladı. Ancak hemen öncesinde Mamak, Çankaya, Keçiören, Yenimahalle ve Lalahan’daki yurttaşların yaşadığı sıkıntılara uzun uzun değindi.

Bu tablo, “Ankara genelinde su problemi yok” ifadesi ile “Ankara’nın belli bölgelerinde süregelen ciddi su ve basınç sorunları var” gerçeğini yan yana getiriyor. Eleştirel açıdan bakıldığında, bu durum iki soruyu öne çıkarıyor:

  1. İletişim dili: Krizi yönetirken, sorun yaşayan bölgeleri “istisna” gibi gösteren dil, o bölgelerde yaşayan yurttaşın gerçek deneyimiyle çelişmiyor mu?
  2. Planlama: Eğer bu bölgelerde “kuraklık olmasa bile” problem var ise, bu sorunlar için kaç yıldır ne kadar kaynak ayrıldı, hangi projeler başladı ve hangileri hâlâ beklemede?

Yavaş, 2026’dan itibaren bu problemleri çözmek için yeni adımlar atılacağını anlatsa da, “bugüne kadar neden çözülmedi?” sorusuna daha net ve somut yanıtlar verilmesi gerektiği görülüyor.

Sonuç: Kuraklık siyaseti değil, şehir politikası istiyor

Mansur Yavaş’ın dünkü basın toplantısı, bir yandan iklim krizi ve kuraklığın Ankara’yı nasıl köşeye sıkıştırdığını rakamlarla anlatan önemli bir sunumdu. Öte yandan, DSİ’ye ve hükümete yakın medya kuruluşlarına yönelik sert dil, kişiselleşen polemikler ve çelişkili görünen “su yok / su problemi yok” ikiliği, tartışmayı teknik zeminden siyasi alana taşıdı.

Ankara’yı önümüzdeki yıllarda bekleyen asıl sınav, yağış senaryolarından çok, bu krizin nasıl yönetileceğiyle ilgili görünüyor. Kentin 6 milyona yaklaşan nüfusu için:

  • Su kayıp-kaçak oranlarının düşürülmesi,
  • Üst kotlarda kronikleşen basınç ve altyapı sorunlarının hızla giderilmesi,
  • Tasarruf ve kullanım alışkanlıkları konusunda daha erken ve şeffaf bilgilendirme,
  • Ve en önemlisi, suyun siyasal polemiklerden arındırılıp, ortak bir şehir politikası olarak ele alınması

bugünden yarına ertelenemeyecek başlıklar olarak öne çıkıyor.

Yavaş’ın “Eksiksiz bir şekilde ileriyi öngörerek çalışmalarımıza devam edeceğiz” sözü, bundan sonra atılacak somut adımlarla test edilecek. Şimdi sıra, bu sert açıklamaları kalıcı ve şeffaf su politikalarına dönüştürmekte.