Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Konuşma güçlüğü okul hayatını etkileyebilir

Çocuklarda dil ve konuşma becerilerinde yaşanan güçlüklerin yalnızca konuşma biçimiyle sınırlı kalmadığını belirten uzmanlar, bu durumun okuma-yazma, akademik başarı, sosyal iletişim ve kaygı üzerinde de etkili olabileceğine dikkat çekiyor. Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Hazel Ezgi Dündar, dil bozukluklarının zekâyla doğrudan ilişkili olmadığını vurgulayarak, akranlarından belirgin şekilde farklı konuşan çocuklarda terapi için uzun süre beklenmemesi gerektiğini söyledi.

Çocuklarda dil ve konuşma becerilerinde yaşanan güçlüklerin yalnızca konuşma biçimiyle

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Hazel Ezgi Dündar, çocuklarda dil ve konuşma becerilerindeki farklılıkların okul yaşamına ve sosyal ilişkilere yansımalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Çocuklarda konuşma seslerinde yaşanan her güçlüğün okuma-yazma problemi anlamına gelmediğini belirten Dündar, konuşma sesi bozukluklarının farklı düzey ve türlerde görülebildiğini söyledi.

Dündar, “Konuşma sesi bozukluğu dediğimiz bozukluğun içerisinde farklı düzeyler ya da farklı bozukluklar da yer alır. Çocuk sadece sesi üretemiyor olabilir. Ancak bu sesin farkında olabilir. Sadece ‘kapı’ya ‘tapı’ diyordur ama söylediğinin farkındadır. Normalde işitsel olarak ‘kapı’ ile ‘tapı’yı ayırt ediyordur. Bu durumlarda okuma yazma güçlüğünü çok görmüyoruz.” dedi.

Dil bozukluklarının zekâyla doğrudan ilişkisi yok

Bazı çocuklarda ses farkındalığının ve artikülasyon becerilerinin gelişimsel olarak geriden gelmesinin okuma-yazma sürecinde risk oluşturabileceğini belirten Dündar, bu ayrımın doğru yapılması gerektiğini söyledi.

“Şunu bilmek gerekir; dil bozukluklarının zekâ ile doğrudan bir ilişkisi yoktur.” diyen Dündar, çocukların belirli bir alanda desteğe ihtiyaç duymasının bilişsel kapasite problemi anlamına gelmediğini vurguladı.

Dündar, “Çocuğun sadece o alanda desteklenmesi gerekir. Aileler çok kaygılanabiliyor, ancak stres yapmamalılar. Artikülasyon bozuklukları her düzeyde çok sistematik bir şekilde çözülebilen sorunlardır.” ifadelerini kullandı.

Konuşmanın anlaşılmamasının çocukların sosyal yaşamını da etkileyebileceğine dikkat çeken Dündar, çocuğun sürekli kendisini tekrar etmek zorunda kalmasının zamanla kaygı ve geri çekilmeye neden olabileceğini söyledi.

Dündar, bu süreçte bazı çocukların “Ben anlaşılmıyorum”, “Sınıfta konuşursam yine anlaşılmayacağım” düşüncesiyle arkadaşlarıyla iletişimini azaltabileceğini ve derste bildiği sorulara rağmen söz almaktan kaçınabileceğini belirtti.

Kekemelik yaşayan çocuklara nasıl yaklaşılmalı?

Okul yaşamındaki heyecan ve stresin mevcut konuşma sorunlarını artırabileceğini kaydeden Dündar, özellikle kekemelikte bunun belirgin hale gelebildiğini ifade etti.

Dündar, “Herhangi bir heyecan ya da stres sıfırdan kekemelik oluşturmaz. Bu zaten doğuştan yatkın olunan bir durumdur.” dedi.

Kekemelik yaşayan çocuklara yaklaşımda konuşma biçiminden çok söylediklerine odaklanılması gerektiğini vurgulayan Dündar, şu ifadeleri kullandı:

“Ufak bir kaygıdan dolayı biraz artış olduğunda çocuğun nasıl söylediğine değil, ne söylediğine dikkat etmek gerekir. Bunu çocuğa hissettirmek çok önemlidir. Ne kadar takılırsa takılsın ya da nasıl takılırsa takılsın sonuna kadar dinleneceğini, bir problem olmadığını hissettirmek gerekir. Göz temasını kesmeden sonuna kadar dinleyerek, konuşma şekliyle ilgili değil konuşma içeriğiyle ilgili gerekli geri bildirimleri vermek çocuğun kendini daha güvenli bir alanda hissetmesini sağlar.”

Dündar, “Bir nefes al”, “Biraz yavaşla” veya “Daha rahat söyle” gibi ifadelerin çocuk üzerinde zaman baskısını artırabileceğine de dikkat çekti.

Akranlarından belirgin farklıysa beklenmemeli

Dil ve konuşma terapisine başlamak için tek bir ölçüt bulunmadığını belirten Dündar, bazı işaretlerin aileler açısından yol gösterici olabileceğini söyledi.

Harf hatalarının gelişimle birlikte düzelmemesi, akademik becerileri etkilemeye başlaması, çocukta sosyal kaygı, çekingenlik veya kaçınma davranışlarının görülmesi durumunda profesyonel destek alınabileceğini belirten Dündar, konuşma niteliğinin de değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Dündar, “Dil becerileri yeterli değilse; yani akranlarından çok daha farklı bir şekilde konuşuyorsa, cümle kurmasına rağmen cümle niteliği 2-3 yaş küçük arkadaş gruplarına daha uygunsa ya da anlaşılırlığı daha küçük çocuklar gibiyse başvurulmalıdır.” dedi.

Yaklaşık 4,5-5 yaşlarında çocukların konuşmasının anlaşılırlık ve nitelik açısından yetişkin konuşmasına yaklaşmaya başladığını belirten Dündar, okul çağında hâlâ belirgin farklılıkların bulunması halinde uzun süre beklenmemesi gerektiğini söyledi.

Dil becerileri yalnızca konuşmaktan ibaret değil

Bazı çocukların kelime kullanabilmesine ve cümle kurabilmesine rağmen anlatım, sıralama ve duygularını ifade etme konusunda güçlük yaşayabildiğini belirten Dündar, dil gelişiminin çok daha geniş bir alanı kapsadığını ifade etti.

Dündar, “Akranlarına hafta sonu ne yaptığı sorulduğunda bütün bir günü, duygusunu ve detayları sıralı olarak anlatabilirken; bazı çocuklar sadece ‘hafta sonu parka gittik’ diyebilir. Detaylandıramama, sıralandıramama ve duygularını ifade edememe durumlarında dil becerileri kelime bilmenin ya da anlaşılır söylemenin ötesinde geriden geliyor olabilir.” dedi.

Çocukların okulda verilen çok aşamalı yönergeleri yerine getirmekte zorlanmasının da her zaman dikkat problemiyle açıklanamayacağını belirten Dündar, işitsel belleğin bu noktada önemli olduğunu söyledi.

İşitsel belleğin bilgiyi alma, işleme, kısa süreli hafızada tutma ve o bilgi üzerinde işlem yapabilme becerisini içerdiğini belirten Dündar, çok aşamalı yönergelerde bazı çocukların verilen bilginin yalnızca ilk veya son bölümünü hatırlayabildiğini ifade etti.

Kitap okumaktan kaçınmanın nedeni dil güçlüğü olabilir

Çocuğun kitap okumayı sevmemesinin farklı nedenlere dayanabileceğini belirten Dündar, bunlardan birinin de dil güçlüğü olabileceğini söyledi.

Dündar, bazı çocukların günlük yaşamda dili kullanabildiği halde metin içindeki daha karmaşık yapı ve detaylarda zorlanabileceğini, bunun da okumayı yorucu hale getirebileceğini belirtti.

Bu çocukların metinleri anlamlandırmak için akranlarına göre daha fazla efor sarf edebileceğini ifade eden Dündar, gerekli dil becerileri desteklendiğinde okuduğunu anlamanın ve okumadan keyif almanın kolaylaşabileceğini söyledi.

Ekranın neyin yerine geçtiğine bakılmalı

Ekran kullanımının dil gelişimi üzerindeki etkilerine de değinen Dündar, yalnızca ekran süresine değil, ekranın çocuğun hayatında hangi etkinliklerin yerini aldığına bakılması gerektiğini belirtti.

Dündar, “Tüm gelişim alanlarında olduğu gibi dil ve konuşma gelişiminde de çevresel uyaranlar ve sosyal etkileşim çok kıymetlidir. Çocuk ekran karşısındayken etkileşimden, temas kurmaktan, uyaran almaktan ya da uykusundan geri kalıyorsa bu durum gelişimin farklı alanlarında aksamaya yol açar.” dedi.

Ekranın doğrudan “zararlı” bir unsur olarak değerlendirilmesinden ziyade, sosyal etkileşim, iletişim ve uyku gibi gelişim için gerekli alanlardan ne kadar zaman aldığına dikkat edilmesi gerektiğini belirten Dündar, ekran kullanımının bu denge gözetilerek düzenlenebileceğini ifade etti.