AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK), Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında AK Parti Genel Merkezi Konferans Salonu’nda toplandı. Yaklaşık iki saat süren toplantının ardından AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik kameraların karşısına geçerek iç ve dış politikadaki birçok başlığa ilişkin açıklamalarda bulundu.
Çelik konuşmasının başında AK Parti’ye katılan belediye başkanlarını kutladı.
“Bugün aramıza katılan belediye başkanı arkadaşlarımıza tebriklerimizi iletiyoruz” diyen Çelik, ardından A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın başarısına değindi.
Çelik, milli takımın elde ettiği başarıların Türkiye’yi birleştirdiğini belirterek, “A Milli Kadın Voleybol Takımı başarı elde etti. Bu başarıyı üst düzey elde ettiler. Bütün Türkiye’yi birleştirdiler. Ay yıldızlı bayrağımızı gönderde dalgalandıran, hepimize son derece mutluluk veren başarılara imza atıyorlar. Bunu da çok güzel bir şekilde takım ruhuyla genç arkadaşlarımıza, genç kardeşlerimize örnek olacak ve ilham kaynağı olacak şekilde yapıyorlar. Her düzeyde bir çaba ortaya koyuyorlar” ifadelerini kullandı.
Takımın yöneticileri ve oyuncularını tebrik eden Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kabulü sırasında yapılan konuşmalara da dikkati çekerek özellikle takım kaptanı Eda’nın konuşmasının gençler tarafından dinlenmesini önerdi.
Çelik, “Bütün takımın yöneticilerine, tabii ki değerli oyuncularımıza bir kere daha tebriklerimizi iletiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın kabulleri sırasında oyuncularımız çok güzel açıklamalar yaptılar. Ama özellikle genç arkadaşlarımızın takımımızın kaptanı Eda Hanım’ın yaptığı konuşmayı dinlemesini çok öneririm. Çok kıymetli, kapsayıcı bir şekilde takımı, kendisini, yapmak istediklerini, gençler için yapmak istediklerini ortaya koyan bir açıklama yaptı. Son derece kıymetliydi. Bütün yöneticileri ve tabii ki Sultanlarımızı bir kere daha tebrik ediyoruz. Bundan sonra çok daha büyük bir başarıya imza atılacağına dair hiçbir kuşkumuz yok” diye konuştu.
Terörsüz Türkiye süreci
Gündemlerinin önemli başlıklarından birinin Terörsüz Türkiye süreci olduğunu belirten Çelik, sürecin bölgesel boyutuyla birlikte takip edildiğini söyledi.
Çelik şöyle devam etti:
“Değerli arkadaşlarım, gündemimiz çeşitli konularla ilgili olarak takibimiz devam ediyor. Tabii Terörsüz Türkiye Süreci ve Terörsüz Bölge Süreci’ni takip ediyoruz. Mecliste yüksek bir oyla kabul edilen yasadan sonra biliyorsunuz Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında bir kurul kuruldu. Bu kurul toplantısını yaptı. Alt komisyonlar belirlendi. Bundan sonrasında da bu silahsızlanma, örgütün tasfiyesi süreci takip edilecek.”
Fesih ve tasfiye sürecinin tamamlanmasının önemine işaret eden Çelik, “Belirttiğimiz gibi bu fesih ve tasfiye süreci tamamlandıktan sonra yasadan faydalanma mümkün olacak. Teyit edildikten sonra tabii silahsızlandırma kapsamında ilgili kurumlarımız çalışmalarını sürdürüyorlar. Bu çerçevede sürekli muhataplarıyla yoğun bir mesai içerisindeler” dedi.
Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge süreçlerinin birbirinden bağımsız ele alınamayacağını belirten Çelik, terör örgütünün bulunduğu ülkelerin yönetimleriyle temasların sürdürüldüğünü söyledi.
“Bu tabii Terörsüz Türkiye süreci, Terörsüz Bölge süreci iç içe olduğu için aslında tek bir tanımı ifade ettiği için tabii ki komşu ülkelerle, terör örgütünün bulunduğu ülkelerdeki yöneticilerle, hükümetlerle yoğun bir şekilde muhataplarımızla bu çalışmaları sürdürüyoruz.”
Suriye’deki gelişmeler
Suriye’nin süreç açısından en kritik başlıklardan biri olduğunu söyleyen Çelik, Esad rejimi sonrasında ülkede ortaya çıkan yapılar ve provokasyonların süreci daha önemli hale getirdiğini ifade etti.
“Suriye’deki durum, Suriye’nin Esad rejiminin karanlığından çıkmasından sonra daha da kritik bir hâl almıştı. Yukarıda SDG’nin oluşturduğu yapı, güneyde ayrılıkçı düzeyde yapılanma, çeşitli şekillerde ortaya çıkan etnik ya da dini provokasyonlar süreci daha önemli hâle getirmişti.”
Örgütün farklı ülkelerdeki yapılanmalarına ilişkin farklı modeller uygulanabileceğini daha önce de ifade ettiklerini belirten Çelik, Suriye konusunda SDG’nin feshedilmesini savunduklarını dile getirdi.
“Irak için ayrı bir model söz konusu olabilir örgütün feshi açısından, İran için ayrı olabilir, Avrupa için ayrı ve Suriye için ayrı olabilir diye. Burada gelinen noktada SDG’nin feshedilmesi gerektiğini ve silahlı unsurlarının arındırılarak, terörist unsurlardan ve Suriyeli olmayan unsurlardan arındırılarak Suriye’ye entegre olması gerektiğini ifade etmiştik.”
Çelik, “Şu an SDG feshedildi. Oradaki entegrasyon sürecini yakından takip etmeye devam ediyoruz. Çünkü bunun sahada gerçekleşmesi, yani bu fesih süreçlerinin teoride ve retorikte kalmamasının, sahada gerçekleşmesinin bölgedeki herkes için, bütün etnik gruplar için, bütün dini gruplar için son derece iyi bir geleceği inşa edeceğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Türkiye birliğini her zaman korumuştur”
Terörsüz Türkiye sürecinin bölgeye yönelik planların bozulması açısından stratejik önem taşıdığını belirten Çelik, şehit ve gazilerin fedakârlıklarına vurgu yaptı.
“Sürecin ne kadar kıymetli olduğunun, bu bölgeye daha çok kan vadedenlerin planlarının bozulması bakımından ne kadar stratejik olduğunun görüldüğünü değerlendiriyoruz. Tabii önemli olan konu şudur. Nihayetinde kahraman şehitlerimizin, kahraman gazilerimizin büyük fedakârlıklarıyla terör vasıtasıyla ülkemize verilmek istenen zararlar her zaman engellenmiştir. Türkiye birliğini, bütünlüğünü, kardeşliğini ve ortak gelecek, kaderdaşlık, duygudaşlık dünyasını her zaman korumuştur. Bunun korunmasının bundan sonrasında çok daha kıymetli olduğunu görüyoruz.”
Çelik, siyasi ve toplumsal tartışmalarda kullanılan dilin de önemli olduğunu belirterek, “Herkesin makul bir dil kullanması gerekir” dedi.
Çelik, şöyle konuştu:
“Burada da aslında çok basit bir ölçü vardır. Kullandığınız dil, meşruiyet çerçevesinde başkalarıyla köprü mü kuruyor, araya duvar mı örüyor? Eğer kullandığınız dil, meşruiyet çerçevesinde hareket ederken meşru odakları muhatap alırken daha çok köprü kuruyorsa, kendini mağdur hisseden, dışlanmış hisseden, ötekileştirilmiş hisseden insanlarla arada daha çok köprü inşa ediyorsa doğru bir dildir ve bugünün dünyasının ihtiyaç duyduğu dildir.”
“Çok doğru şeyler söyleseniz bile araya duvar örüyorsanız, bu kesinlikle doğru sonuçlar doğurmayan bir dildir. Bir de tabii doğru şeyler söylemeyip etnik aşırılık, mezhepçi aşırılık, dini istismar eden aşırılık üzerinden çeşitli duvarlar inşa edilmeye çalışıldığı zaman, aslında bunun hiçbir etnik ya da dini gruba faydasının olmadığını, birtakım Siyonist ve emperyalist hesapların muhasebe kaydı olarak ortaya çıktığını şimdiye kadar defalarca gördük.”
Sağduyulu, kapsayıcı ve kuşatıcı bir siyasi dilin önemini vurgulayan Çelik, siyasetin yalnızca söylem düzeyinde kalmaması gerektiğini söyledi.
“Onun için her bakımdan sağduyulu bir dil kullanmak önemlidir. Kapsayıcı, kuşatıcı bir dil kullanmak önemlidir. Bunun yanı sıra tabii ki kapsayıcı ve kuşatıcı siyasetlerin ortaya konulması önemlidir. Yani dil sadece havada kalan, askıda kalan bir şey olmamalıdır. Somut bir gerçekliği ifade etmelidir.”
Çelik, marjinal siyasi gündemler yerine daha geniş bir gelecek perspektifinin konuşulması gerektiğini belirterek, “Gerçekten konuşulan şeyler geleceğin daha iyi olmasına mı hizmet ediyor? Yoksa geleceğe dönük olarak birtakım kaldıraçlar vasıtasıyla yeni provokasyonların, toksik birtakım süreçlerin, yeni travmaların yaratılmasına mı yol açıyor? Buna iyi bakmak gerekir” dedi.
“Toksik yapıdan herkes uzak durmalı”
Çelik, dünyanın kurumların ve uluslararası hukuk normlarının büyük baskı altında bulunduğu bir dönemden geçtiğini savundu.
“Yani kullanılan dilin, üretilen siyasetin, durulan yerin toplamda herkes için daha çok oksijen üretmesi lazım. Toksik yapıdan herkesi daha çok uzak tutması lazım.”
“Dünyanın geçtiği bu dönem, bütün kurumların parçalandığı, bütün değerlerin paramparça olduğu, şimdiye kadar bugün medeni dediğimiz bütün ilkelerin, prensiplerin, uluslararası hukuk normlarının darmadağın olduğu bir dönem. Biz her şeye rağmen medeni bir hayatı, kurallara dayalı bir düzeni, demokratik bir siyaseti, ilkelerin çalıştığı bir kamusal alanı, toplumsal düzeyde etnik ya da mezhebi temelde bölünme ve referans verme üzerine değil, ortaklıklar üzerine, ortak duygular, ortak yaşanmışlıklar ve ortak gelecek üzerine konuşan bir yaklaşım sergilemeliyiz.”
Demokrasi düşüncesinin dünyada büyük saldırılarla karşı karşıya olduğunu ifade eden Çelik, yapay zekâ ve teknoloji şirketlerinin giderek büyüyen etkisine de değindi.
“Bugünün dünyasında en kolay şey, her yerde görüyoruz, demokrasi düşüncesi büyük yaralar alıyor, demokrasi düşüncesi büyük saldırılar altında. Artık liberal faşizm diye kitaplar yazılıyor. Yani liberalizmin imkân ve kabiliyetlerinden faydalanıp yapay zekâ ya da tekno-oligarkların kurduğu dünyayla insanlığın yeni tehditlerle karşı karşıya kaldığı bir durum var.”
Çelik, mikromilliyetçiliklerin ve dar ideolojik gündemlerin daha büyük güçlere hizmet edebileceğini savunarak, “İlk başta bu ajandaları kullanan kişiler belli bir etnik grubun, mezhep grubunun ya da dini grubun çıkarlarını savunduklarını düşünürler. Ama aslında büyük devletlerin, büyük oyuncuların çıkarlarına hizmet etmekten başka bir işe yaramazlar” ifadelerini kullandı.
Rusya-Ukrayna savaşı
Rusya-Ukrayna savaşının uzun soluklu bir yıpratma savaşına dönüştüğünü belirten Çelik, tarafların taktik kazanımlar üzerinden birbirlerini yıprattığını söyledi.
“Değerli arkadaşlarım, bir diğer konu Rusya-Ukrayna savaşını yakın bir şekilde takip etmeye devam ediyoruz. Maalesef bir sürü masa kurma girişiminden sonra gelinen noktada Rusya-Ukrayna savaşı uzun soluklu bir yıpratma mücadelesine dönmüştür ve bir döngü içerisinde günlük taktiksel kazanımlarla iki tarafın da birbirini yoğun bir şekilde yıprattığı bir hâle gelmiştir.”
Çelik, savaşın seyrini kökten değiştirecek bir gelişme olmamasına rağmen çatışmaların sürdüğünü belirterek, öncelikli meselenin insan hayatı olduğunu vurguladı.
“Birincisi, bu her bakımdan kötüdür. Yani insan hayatının bu kadar karşılıklı olarak, birçok insanın ölmüş olması, insan hayatının tehlikeye atılmış olması tabii ki en baştaki konudur.”
Savaşın daha geniş bir bölgeye yayılma riskinin bulunduğunu kaydeden Çelik, NATO ve Avrupa Birliği içerisindeki tartışmalarla daha ileri düzey silahların kullanılmasına ilişkin gündemlere dikkat çekti.
“Onun dışında savaşın daha geniş bir bölgeye yayılma ihtimali, NATO, Avrupa Birliği çerçevesinde ortaya çıkan tartışmalar, maalesef daha ileri düzeyde silahların kullanılmasından bahsedilmesi, tabii ki Karadeniz’deki durum son derece sakıncalı bir hâle gelmiştir.”
Karadeniz’de sivil Türk gemilerinin hedef alınmasını kabul edilemez bulduklarını söyleyen Çelik, konuşmasında şu rakamları paylaştı:
“Şimdiye kadar Rusya kaynaklı 8, Ukrayna kaynaklı 35 Türk işletmeli gemi maalesef hedef alınmıştır. Bu savaş ortamında maalesef böyle bir tablo ortaya çıkmıştır. Bu konudaki uyarılarımızı sürdürüyoruz. Bu konudaki hassasiyetlerimizi ve takibimizi en üst düzeyde devam ettiriyoruz.”
Çelik, savaşın sona ermesi için yeniden İstanbul’da müzakere masası kurulması çağrısı yaptı:
“Ama kısır döngünün bir an evvel sona ermesi, İstanbul’da bir masa kurularak muhakkak surette artık bir sonuca varılması gerekmektedir.”
İran ve Hürmüz Boğazı: “Daha uzun süreli savaş dünyanın her tarafını etkileyecek”
Dünyanın birçok bölgesinde eş zamanlı savaşların yaşandığını ifade eden Çelik, bunun tedarik zincirlerinden küresel ve bölgesel barışa kadar geniş bir alanı etkilediğini söyledi.
Çelik, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarından sonra barış zemininin oluşturulamadığını savunarak İslamabad Mutabakat Zaptı’na değindi.
“Maalesef Amerika Birleşik Devletleri’nin ve İsrail’in İran’a saldırısından sonra herhangi bir barış zemini kurulamadı. Bu haksız ve hakkaniyetsiz saldırının arkasından İslamabad Mutabakat Zaptı ortaya çıkmıştı. Barış için bir umut olarak bu değerlendirilmişti ve düşünülmüştü.”
Hürmüz Boğazı’ndaki çatışmaların mutabakatı etkisiz hale getirdiğini belirten Çelik, “Şimdi barış için bir umut olan İslamabad Mutabakat Zaptı’nın Hürmüz Boğazı’ndaki çatışmalar sebebiyle tamamen işlevsiz kaldığını söylemek yanlış olmaz” dedi.
İran’a yönelik daha fazla ekonomik yaptırım uygulanmasının çözüm üretmeyeceğini savunan Çelik şöyle devam etti:
“Tabii İran’a dönük olarak daha çok ekonomik yaptırımın uygulanması, İran’daki rejimin İsrail’in ajandası çerçevesinde hedef alınmasının aslında hiçbir sonuç getirmeyeceği de ortadadır. Daha uzun süreli bir savaş dünyanın her tarafını etkileyecek.”
“Hürmüz Boğazı’nın kapalı olmasının ya da Hürmüz Boğazı’ndaki çatışmalı ve gergin durumun dünyanın her tarafına daha yoğun bir şekilde sızan sonuçları olacaktır. Bunun yolu savaşı yoğunlaştırmak, İsrail’in ajandası doğrultusunda İran’a daha çok saldırmak değil, tam tersine bir an evvel barışın sağlanacağı bir ortamın tesis edilmesine çalışmaktır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çatışmaların derinleşmemesi ve sivil kayıpların önlenmesi için diplomatik girişimlerde bulunduğunu belirten Çelik, “Provokasyonlardan kaçınma ve yeniden müzakere masasına dönülmesi konusunda da Sayın Cumhurbaşkanımız diplomasi trafiğini devam ettiriyor” dedi.
Çelik’ten İsrail ve Netanyahu hükümetine sert tepki
Konuşmasının geniş bölümünü İsrail-Filistin meselesine ayıran Çelik, bölgede yaşanan sorunların temelinde Netanyahu hükümetinin politikalarının bulunduğunu savundu.
“Tabii bütün bir bölgeye baktığımızda sorunun kaynağı Netanyahu hükümetidir. Yani bugün Lübnan’da, Suriye’de, İran’da ve diğer alanlardaki bu ortaya çıkan tablo Netanyahu hükümetinin saldırganlığı ve soykırımcı politikalarının neticesi olarak ortaya çıkmıştır.”
İsrail’in yeni yerleşim alanları açıklamasının iki devletli çözümü tehlikeye attığını belirten Çelik, İngiltere ve Avrupa Birliği ülkelerinden gelen tepkilere de değindi.
“En son biliyorsunuz yeni yerleşim yerleri ilan etmişlerdi. Fakat ilan ettikleri yeni yerleşim yerleri çok stratejik yerler. İki devletli çözümü tamamen imkânsız kılacak şekilde yeni yerleşim yerleri ifade ediyorlar, ortaya koyuyorlar. Bunun ihalesini yapmaya hazırlanıyorlar.”
Çelik, “Tabii buna İngiltere ve Avrupa Birliği’nin çok güçlü bir şekilde karşı çıkması ve belki de ilk defa İsrail’in bu eylemlerinin etnik temizlik olarak onlar tarafından bu şekilde adlandırılması artık vahşetin hangi boyutlara geldiğini göstermektedir” ifadelerini kullandı.
“Sorun Türkiye-İsrail gerilimi değildir”
Çelik, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler üzerinden yapılan değerlendirmelere de yanıt verdi.
“Dolayısıyla burada sorun, bazen bize böyle soruyorlar; Türkiye-İsrail arasında bir gerilim var mı? Bu gerilim nereye evrilir diye. Sorun Türkiye-İsrail arasındaki gerilim değildir. Sorun İsrail’in dünyanın tamamıyla neredeyse arasında yaşadığı gerilimdir.”
“Sorun İsrail’in ve Netanyahu hükümetinin bölgenin tamamıyla yaşadığı çatışmacı, gerilimci ve soykırımcı politikalardır. Sorun İsrail’in uluslararası hukukun bütün normlarına, kurala dayalı düzenin bütün temellerine ve İnsanlık İttifakı’nın bütün değerlerine yaptığı saldırıdır.”
“Yerleşimci değil, hırsız ve işgalci”
Batı Şeria’daki İsrailli yerleşimciler için kullanılan “yerleşimci” ifadesine itiraz eden Çelik, konuşmasının en sert bölümünde şu ifadeleri kullandı:
“Sürekli olarak bu yerleşimci ya da yerleşim yerleri diye birtakım ifadeler kullanılıyor. Daha önce de ifade ettim bunu. Bunlara yerleşimci denmesi, bunu masumlaştıran bir şey. Yerleşimci değil o kişi. Filistinli ailenin toprağını çalan, Filistinlinin öz vatanındaki toprağını çalan kişi.”
“Yerleşim demek işgal demek, hırsızlık demek, utanmaz bir ikiyüzlülük demek. Yani bu dilin muhakkak surette değişmesi lazım. Yerleşimci diye bir şey yok. Hırsız diye bir şey var. İşgalci diye bir şey var. Ve bunu giderek dozunu artıran bir şekilde yapıyorlar.”
Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha önce Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İsrail’in 1948’den itibaren genişleyen işgal haritasını göstererek sorduğu “İsrail’in sınırları neresidir?” sorusunu hatırlattı.
“Bugün İsrail’in sınırlarının neresi olduğunu bilen yok. Çünkü İsrail bu belirsizlik üzerinden işgal politikasını, yerleşimci adı altında da hırsızlık politikasını sürdürmeye devam ediyor.”
İsrail’in sınırlarını kesin biçimde ortaya koymamasının daha geniş bir işgal politikasının göstergesi olduğunu savunan Çelik, Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te yaşananların sadece bölgesel bir mesele olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.
“Bugün uluslararası toplum, İnsanlık İttifakı sadece Gazze’yi değil, sadece Batı Şeria’yı değil, sadece Doğu Kudüs’ü değil, esasında bütün insanlığı tehdit eden bir şebekeyle karşı karşıyadır. Bu bir ülkenin meselesi, iki ülkenin meselesi ya da sadece bölge ülkelerinin meselesi değil. İnsanlık İttifakı dediğimiz bu değer kümesini savunan bütün insanların meselesi olarak ele alınmalıdır.”
“Gönüllü göç ifadeleri vahşetin üzerini örtüyor”
Gazze’de Filistinlilerin başka ülkelere gönderilmesine yönelik söylemleri de eleştiren Çelik, “gönüllü göç” ve “gönüllü sürgün” gibi ifadelerin gerçek durumu gizlediğini savundu.
“Gönüllü göç, gönüllü sürgün, almak isteyen ülkeler var mı gibisinden yaklaşımlar esasında daha büyük birtakım vahşetlerin estetize edilmesi, üstünün örtülmesine dönük bir yaklaşımdan ibaret.”
Netanyahu hükümetinin İsrail’de seçimler yaklaştıkça daha saldırgan bir çizgi izleyeceğini öne süren Çelik, uluslararası topluma somut adım çağrısında bulundu.
“Netanyahu ve şebekesinin İsrail’deki seçim yaklaştıkça daha saldırgan olacağı ve daha büyük cinayetlere imza atmaya hazırlandığı görülüyor. Yani bugün ya toplu bir şekilde somut eylemlerle buna karşılık verilecek, bunun durması için bir inisiyatif ortaya koyulacak ya da bu kademe kademe herkesi içine çeken bu vahşet sarmalı büyüyerek yoluna devam edecek.”
Çelik, İsrail’in Gazze’de uyguladığı politikaların Batı Şeria ve Doğu Kudüs’e taşınmak istendiğini savunarak, “1967 sınırlarındaki, başkenti Doğu Kudüs olan Filistin Devleti’ni imkânsız hâle getirmek istiyor” dedi.
Lübnan ve Suriye’deki gelişmelere de değinen Çelik, İsrail’in bölgenin istikrarını bozan politikalar izlediğini ileri sürdü.
“Demek ki burada saldırmak için saldıran, insan öldürmek için soykırım yapan, bölgenin istikrarının ve küresel barışın düşmanı olan bir şebekenin faaliyetlerinden başka bir şey yok. Dolayısıyla İsrail kaynaklı sorunlar, Netanyahu hükümeti kaynaklı sorunlar bugün herkesin önünde en ağır problem olarak duruyor.”
Mekke Anlaşması açıklaması
Ömer Çelik, Suudi Arabistan ve Pakistan’la birlikte gündeme gelen Mekke Anlaşması hakkında yapılan değerlendirmelere de yanıt verdi.
Türkiye’nin içinde bulunduğu güvenlik örgütlerine alternatif yapılar oluşturma hedefinde olmadığını belirten Çelik, yeni iş birliklerinin mevcut güvenlik mekanizmalarını tamamlayıcı nitelikte olduğunu söyledi.
“Mekke Anlaşması ile ilgili olarak birtakım spekülasyonlar yapılması. Mekke Anlaşması, biz öteden beri şunu savunuyoruz: İçinde olduğumuz güvenlik örgütlerine zıt ya da alternatif güvenlik anlaşmaları yapmıyoruz. İçinde bulunduğumuz güvenlik örgütlerini tamamlayan, bölgesel barışın sağlanması açısından daha pratik, daha işlevsel sonuçlar doğurabilecek yaklaşımlar sergiliyoruz.”
Çelik, Suudi Arabistan ve Pakistan’la gerçekleştirilen ilk toplantıyı bölge ülkelerinin kendi iradeleriyle barışın korunması için geliştirdiği bir “mikro model” olarak nitelendirdi.
“Dolayısıyla şu anda Suudi Arabistan ve Pakistan’la birlikte ilk toplantısı da yapılan Mekke Anlaşması aslında bölgedeki devletlerin, komşularımızın, kardeşlerimizin kendi iradeleriyle barışın korunmasına dönük bir inisiyatifin nasıl oluşturulacağına dair bir mikro model olarak ortaya çıkıyor.”
Anlaşmaya ilerleyen dönemde yeni katılımlar olabileceğini belirten Çelik, “İttifak bölgedeki tabii ki bütün devletlere açık ama prensiplerinin, giriş kurallarının oturması biraz daha zaman alacaktır. Olgunlaştıkça bölge barışına ve küresel barışa katkıda bulunacak, bölgedeki istikrara katkıda bulunacak bir yapı olarak yoluna devam edecektir” dedi.
Çelik, yapının başka güvenlik örgütlerinin alternatifi veya belirli ülkelere karşı kurulmuş bir ittifak olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı.
“Esas olan burada hedef bölge barışının sağlanması ve bölge barışını tehdit eden unsurların bu tehdidinin ortadan kalkması. Esas mesele bölge barışının tehdit edilmesinin önüne geçmesini sağlayacak birtakım dayanışmaların ortaya koyulması.”
Türkiye’nin PISA sonuçlarına ilişkin değerlendirme
Çelik, konuşmasında eğitim alanındaki gelişmelere de değindi ve OECD Eğitim ve Beceriler Direktörlüğünün Türkiye’nin PISA 2025 sonuçları hakkındaki değerlendirmelerini hatırlattı.
“Değerli arkadaşlar, çok güzel bir haber; OECD Eğitim ve Beceriler Direktörü Türkiye’nin PISA başarısına büyük bir övgü ifade ettiler. Millî Eğitim Bakanlığımızın yaptığı açıklamada bu Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı PISA 2025 döngüsünde Türkiye’nin elde ettiği başarıyı tebrik etti.”
Türkiye’de öğrenci performansının matematik, okuma ve fen alanlarında gelişme gösterdiğini belirten Çelik şöyle konuştu:
“Türkiye’deki öğrenci performansı her üç alanda birden gelişim gösteren ve az sayıdaki örnek gösterilen performanslardan bir tanesi. Matematik, okuma, fen alanlarında ortalama sonuçların 2022 ile 2025 arasında artması son derece önemli. Burada dünyanın çeşitli yerlerindeki geriye gidişle mukayese edildiğinde bu başarılar çok daha kıymetli.”
Çelik, öğretmenleri, öğrencileri, Milli Eğitim Bakanlığını ve eğitim yöneticilerini kutlayarak yapılan yatırımların sonuçlarının alınmaya devam edildiğini ifade etti.
İsrail’in Suriye’deki faaliyetleri
Çelik, İsrail’in Suriye’de Hermon Dağı çevresindeki varlığına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
“Biliyorsunuz, Hermon Dağı ile ilgili olarak daha önce dağın gerisindeydi, bilindiği gibi. Daha sonra o bölgeyi işgal ettiler. Suriye’deki durumdan istifade edip orada geçici olarak bulunduklarını söylüyorlardı. Fakat sonra kalıcı bir şekilde oraya yerleştiler.”
Çelik, İsrail’in bölge üzerinden geniş çaplı istihbarat ve gözetleme faaliyetlerinde bulunduğunu ileri sürdü.
“Yani buradaki konu şudur esasında: Devletlerin egemenliğine saygı, ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı ilkesi ortadan kalktığı zaman dünya vahşi bir ormana döner. Bugün devletlerin egemenliğine en büyük saygısızlığı Netanyahu ve şebekesi yapmaktadır. Devletlerin toprak bütünlüğüne saygı ilkesini en çok zedeleyen Netanyahu ve şebekesidir.”
Çelik, meselenin yalnızca Suriye veya Hermon Dağı’yla sınırlı görülmemesi gerektiğini belirterek, devletlerin egemenliği ve toprak bütünlüğü ilkesine saygı duyan bütün ülkelerin bu yaklaşımı reddetmesi gerektiğini söyledi.
Erdoğan-Yavaş görüşmesi: “Gayet doğal bir görüşme”
Çelik’e Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş arasında gerçekleştirilen görüşme de soruldu.
Görüşmeyi “gayet doğal” olarak nitelendiren Çelik şöyle konuştu:
“Arkadaşlar, gayet doğal bir görüşme. Sayın Cumhurbaşkanımızdan pek çok belediye başkanı randevu talep etmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımız da kendi programlarının uygunluğuna bağlı olarak, kendi takdirleriyle çeşitli zamanlarda bu randevuları vermektedir. Geçmişte de oldu, biliyorsunuz.”
Yavaş’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan randevu talep ettiğini ve görüşmenin Erdoğan’ın takdiriyle gerçekleştiğini ifade eden Çelik, görüşmede Ankara’nın sorunları ve yatırımlarının ele alındığını belirtti.
“Sayın Yavaş’ın yaptığı açıklamada da var. Ankara’nın sorunlarını, önümüzdeki dönemdeki yatırımları ifade etmişler.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belediye başkanlığı geçmişine de atıfta bulunan Çelik, Erdoğan’ın şehirlerin altyapısı ve yaşam standartlarını geliştirecek projelere hassasiyet gösterdiğini söyledi.
“Burada da parti ayrımı gözetmeksizin çeşitli partilere mensup belediye başkanlarına zaman zaman bu randevuları verirler. Tabii Ankara başkentimiz. Ankara’nın önümüzdeki dönemdeki yatırım beklentilerinin, projelerinin Sayın Cumhurbaşkanımıza sunulmasından daha doğal bir şey yoktur.”
Yunanistan’a mesaj: “Başkaları gider, biz kalırız”
Çelik, konuşmasının son bölümünde Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in açıklamalarını ve Türkiye-Yunanistan ilişkilerini değerlendirdi.
Dünyada çok sayıda ağır kriz ve çatışma alanı bulunduğunu ifade eden Çelik, bunların birkaçının bütün dünyayı yıllarca etkileyebilecek potansiyele sahip olduğunu söyledi.
“Yani dünyada şu anda hemen bir çırpıda saysam 10 tane ağır kriz alanı, ağır çatışma alanı sayarım. Ve bunların 3-4 tanesinin, sadece bulunduğu bölgeyi değil, bütün dünyayı yıllar boyunca sarsacak potansiyele sahip olduğunu söyleyebilirim.”
Böyle bir ortamda yeni gerilimler üretmenin siyasi başarı olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Çelik, Türkiye’nin Yunanistan ile sorunlarını müzakere yoluyla çözmek istediğini ifade etti.
“Onun için daha çok gerilim üretmek, daha çok kriz üretmek bir siyasi yetenek değil. Yani herhangi bir siyasetçi daha çok kriz üretecek, daha çok gerilim üretecek bir yaklaşım içerisine giriyorsa çok yetenekli bir iş yapmıyordur. Çok doğru bir iş yapmıyordur.”
“Biz başından beri söylüyoruz. Yunanistan’la bütün sorunları masada çözebiliriz ve bunlarla ilgili olarak Türk diplomasisinin kabiliyetleri çok yüksektir. Burada biz komşuyuz. Başkaları gider, biz kalırız diyoruz. Bunu da bir eksiklik olarak söylemiyoruz. Hem masada hem sahada son derece güçlü bir ülke olarak biz bunu söylüyoruz.”
Çelik, Yunanistan’ın bölgesel ittifaklar üzerinden Türkiye’yi çevreleyebileceği düşüncesinin yanlış olduğunu savunarak sözlerini şöyle tamamladı:
“Yunanistan’ın birtakım işlevsiz ittifaklara girerek ya da kendi ülkesinin birtakım süreçlerini İsrail’e teslim ederek Türkiye’yi kuşatabileceğini zannetmesi son derece boş bir yaklaşım. Altı boş bir yaklaşım. Bunun Yunanistan’a da büyük bir zararı olur.”
“Yani bugün Netanyahu gibi bir Nazi ile yan yana gelmeyi kabullenen siyasetçinin herhangi bir şekilde dünyanın gidişatını okuma konusunda büyük yetersizlikleri olduğu görülür.”




