Bugün saatlerce GastroFest’i gezdim.
Öyle bir uğrayıp çıkmak değildi bu. Tezgâh tezgâh dolaştım, kokuların peşine düştüm, kalabalığın arasına karıştım, insanların yüzüne baktım, çocukların heyecanını izledim.
Eve döndüğümde bile etliekmeğin, fırın kebabının, düğün pilavının, bamya çorbasının kokusu sanki hâlâ üzerimdeydi.
Bazen bir şehri anlatmak için uzun uzun cümlelere gerek yoktur.

Bazen bir koku yeter.
Bir tabak yemek, bir meydan kalabalığı, çimlerin üzerinde oturan bir aile, elinde dondurmasıyla koşan bir çocuk…
Bugün GastroFest’te bana en çok bunlar Konya’yı anlattı.
Ve içimden şu geçti:
Bu şehir böyle organizasyonları gerçekten hak ediyor.

Daha girişte fark edilen bir düzen var
Festival alanına yaklaşırken önce organizasyonun bu yıl daha derli toplu hale getirildiği hissediliyor.
Araç park alanları hazırlanmış, girişler daha belirgin hale getirilmiş, ulaşım ve yaya akışı daha güvenli bir düzene oturtulmuş.
Geçmiş yıllarda zaman zaman hissedilen karmaşanın yerini bu yıl daha kontrollü, daha anlaşılır bir yapı almış.
Turnikelerden geçerek alana giriyorsunuz.
Girişlerde güvenlik kontrolü var. Kadın ziyaretçileri kadın güvenlik görevlileri, erkek ziyaretçileri erkek güvenlik görevlileri kontrol ediyor.
Bunlar küçük ayrıntılar gibi görünebilir.
Ama büyük organizasyonların kalitesi çoğu zaman işte böyle ayrıntılarda ortaya çıkar.
Kalabalık var.
Hem de ciddi bir kalabalık.
Ama insanı huzursuz eden bir düzensizlik hissi yok.

Festival alanı bu yıl başka görünüyor
Benim en çok dikkatimi çeken şeylerden biri de stantların tasarımı oldu.
Geçmiş yıllarda farklı renk ve büyüklüklerde çadırların yan yana gelişi zaman zaman dağınık bir görüntü oluşturuyordu.
Bu yıl ise çok daha bütünlüklü bir görüntü var.
Firmalara Bedesten havasını çağrıştıran, hasır dokulu, Konya’nın mimari ve kültürel kimliğine daha çok yakışan alanlar hazırlanmış.
Yürüyüş yolları belirgin.
Stantlar birbirini boğmuyor.
İnsanlar rahatça dolaşabiliyor, alışverişini yapabiliyor, yiyeceğini alıp birkaç adım ötede oturabileceği alanlara geçebiliyor.
Kimi masalara oturuyor.
Kimi çimlere yayılıyor.
Kimi ailesiyle saatlerce alanda kalıyor.
İşte festival dediğiniz biraz da böyle olmalı.
İnsan sadece bir şey satın almamalı.
Orada vakit geçirmeli.
Oranın havasına karışmalı.

Lezzetlerin arasında kayboluyorsunuz
Peki ne var?
Doğrusu, ne yok ki?
Etliekmek var.
Fırın kebabı var.
Konya düğün yemeği var.
Bamya çorbası var.
Su böreği, sarma, içli köfte var.
Döner var.
Kokoreç var.
Sokak lezzetleri var.
Dondurmalar, tatlılar, waffle çeşitleri var.
Geleneksel şerbetlerden modern içeceklere kadar geniş bir yelpaze var.
Bir noktada ıslak hamburger standının önünde gençlerin oluşturduğu sırayı gördüm.
Bu görüntü aslında festivalin ruhunu çok güzel anlatıyor.
Bir tarafta yüzlerce yıllık Konya mutfağı…
Diğer tarafta bugünün gençlerinin sevdiği sokak lezzetleri…
Aynı alanda, aynı sofranın etrafında buluşuyorlar.
Bence GastroFest’in asıl güzelliği de burada.

Konya mutfağı birkaç yemekten ibaret değil
Konya mutfağını yalnızca etliekmekle anlatmaya kalkarsak bu şehre büyük haksızlık ederiz.
Elbette etliekmek bizim vazgeçilmezimiz.
Ama bu mutfağın arkasında çok daha derin bir kültür var.
Düğün pilavı var.
Bamya çorbası var.
Tirit var.
Fırın kebabı var.
İrmik helvası, hamur işleri, yöresel çorbalar, tandır kültürü, tahıl ve bakliyat geleneği var.
GastroFest’in en değerli tarafı da bana göre bunu görünür hale getirmesi.
Bu festival yalnızca yemek yenilen bir alan değil.
Konya’nın gastronomi hafızasının kurulduğu büyük bir vitrin.
Resmî festival verilerine göre bu yıl alanda 65’in üzerinde firma yer alıyor. Programda ayrıca 43’ten fazla söyleşi ve imza etkinliği, 100’ün üzerinde kültürel etkinlik ve 30’dan fazla atölye bulunuyor.
Bu rakamlar da GastroFest’in artık küçük çaplı bir yerel etkinliğin çok ötesine geçtiğini gösteriyor.

Yöresel ürünler başlı başına ayrı bir dünya
Festivalde yalnızca pişmiş yemekler yok.
Yöresel ürünlerin bulunduğu bölümlerde dolaşmaya başladığınızda sanki Anadolu’nun büyük bir pazarına girmiş gibi oluyorsunuz.
Peynirler…
Tarhanalar…
Kurutulmuş sebzeler…
Patlıcan kuruları…
Zeytinyağları…
Tereyağları…
Kurutulmuş meyveler…
Bulgur ve bakliyatlar…
Helva çeşitleri…
Yerel markalar ve üreticiler…
Bir tarafta modern gastronomi, diğer tarafta evlerin mutfağından taşınmış asırlık alışkanlıklar.
Aslında burada sadece ürün satılmıyor.
Bir kültür anlatılıyor.

Ünlü şefler de bu hikâyenin içinde
Festivalin ulusal ölçekte ses getiren taraflarından biri de gastronomi dünyasının tanınan isimlerini Konya’da buluşturması.
Birçok birbirinden ünlü şefler festival programına ayrı bir renk katıyor.
Bu isimlerin burada olması yalnızca bir sahne gösterisi anlamına gelmiyor.
Konya mutfağının daha geniş kitlelere anlatılması açısından da önemli.
Çünkü artık şehirler yalnızca sanayileriyle, yollarıyla, binalarıyla yarışmıyor.
Kültürleriyle yarışıyor.
Mutfaklarıyla yarışıyor.
Hikâyeleriyle yarışıyor.
Konya’nın bu yarışta anlatacak çok güçlü bir hikâyesi var.

Kalabalık rahatsız etmiyor, sevindiriyor
Biz Yazır Mahallesi’nde oturuyoruz.
Festival nedeniyle çevredeki sokakların araçlarla ve insanlarla dolduğunu görmek mümkün.
Normalde böyle bir yoğunluk insanı rahatsız edebilir.
Ama bu kez başka bir duygu oluşuyor.

Çünkü o kalabalık aslında bir sahiplenmenin göstergesi.
Konyalı gelmiş.
Ailesiyle gelmiş.
Çocuğuyla gelmiş.
Arkadaşıyla gelmiş.
Şehrin kendi organizasyonuna sahip çıkmış.
Bence bundan daha kıymetli bir şey yok.
Bir şehir, kendi insanı yaptığı organizasyona ilgi gösteriyorsa orada gerçek bir karşılık var demektir.

Uğur Başkan’a ve emeği geçenlere hakkını teslim etmek gerek
Güzel yapılan işi takdir etmek gerekir.
Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay’ı ve organizasyonda emeği geçen bütün ekibi kutluyorum.
Çünkü ortaya yalnızca bir yemek festivali değil, Konya’nın kendisini anlattığı büyük bir buluşma çıkmış.
Düzeniyle…
Güvenliğiyle…
Otopark alanlarıyla…
Stant tasarımlarıyla…
Yöresel ürünleriyle…
Ünlü şefleriyle…
Ve en önemlisi Konyalısıyla…
GastroFest bu yıl Konya’ya gerçekten yakışmış.

Daha bitmedi: Pazar akşamı 22.00’ye kadar vaktiniz var
Bir de bunu özellikle söylemek istiyorum.
Bu satırları okuyup “Festivali kaçırdık mı?” diye düşünenler varsa hayır, kaçırmadınız.

4. Konya GastroFest, 6 Eylül 2026 Pazar günü de devam edecek ve festival alanı akşam saat 22.00’ye kadar ziyaretçilere açık olacak.
Yani hâlâ vakit var.
Ailenizi alın.
Çocuklarınızı alın.
Dostlarınızı alın.
Kalehan Ecdat Bahçesi’ne gidin.
Bir etliekmek yiyin.
Bamya çorbasının tadına bakın.
Düğün pilavına uğrayın.
Yöresel ürünlerin arasında dolaşın.
Bir şefin gösterisini izleyin.
Sonra bir köşeye oturup etrafınızdaki kalabalığa bakın.
Belki siz de benim bugün düşündüğüm şeyi düşünürsünüz:
Bir şehir bazen kendisini en güzel sofrada anlatır.
Bugün Konya, GastroFest’te kendisini çok güzel anlatıyor.
Ve insan alandan ayrılırken yalnızca doymuş olmuyor.
Biraz da gururlanıyor.
Ben gittim, gezdim, beğendim.
Şimdi gönül rahatlığıyla söylüyorum:

Vaktiniz varsa mutlaka gidin.
Çünkü bu şehir böyle organizasyonları hak ediyor.
Hatta daha fazlasını hak ediyor.
Daha çok ulusal etkinlik…
Daha çok uluslararası organizasyon…
Daha çok misafir…
Daha çok tanıtım…
Daha çok Konya…
6 Eylül Pazar akşamı saat 22.00’ye kadar GastroFest hâlâ sizi bekliyor.




