Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

KOSAM’ın 1 milyon işgücü analizi Türkiye’ye yeni bir yol haritası çiziyor: Konya’dan Türk dünyasına stratejik işgücü modeli

Konya Ticaret Odası Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin “Bir Milyon Soydaş Göçmen İşgücünün Türkiye’ye Sosyo-Ekonomik Etkileri” raporu, Türkiye’nin önümüzdeki yıllardaki üretim ve insan kaynağı planlaması açısından stratejik bir perspektif ortaya koyuyor. Türkiye’nin yaklaşık 1 milyon kişilik ilave işgücüne ihtiyaç duyacağı öngörüsünden hareket eden KOSAM, bu ihtiyacın özellikle Türk Cumhuriyetleri ve Türk soylu topluluklardan sağlanacak planlı, kayıtlı, nitelik esaslı ve kontrollü işgücüyle karşılanabileceğine dikkat çekiyor. Konya Ticaret Odası Başkanı Selçuk Öztürk’ün “Türk Soylu Kart Modeli”, dijital işgücü eşleştirmesi, mesleki eğitim ve uzun vadeli vatandaşlık perspektifi ise raporu bir tespitin ötesine taşıyarak Türkiye için uygulanabilir bir yol haritasına dönüştürüyor. Konya’daki sanayinin çalışan ihtiyacı, Türkiye’nin demografik dönüşümü ve dünyada giderek büyüyen nitelikli insan kaynağı rekabeti birlikte değerlendirildiğinde, KOSAM’ın Konya’dan yükselen önerisi Türkiye’den Türk dünyasına uzanabilecek yeni bir işgücü ve kalkınma modelinin temelini oluşturabilecek nitelikte.

Konya Ticaret Odası Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin “Bir Milyon Soydaş Göçmen

Konya Ticaret Odası Stratejik Araştırmalar Merkezi (KOSAM), Türkiye’nin iş gücü piyasasındaki yapısal dinamikleri ve demografik dönüşüm sürecini kapsamlı şekilde ele alan “Bir Milyon Soydaş Göçmen İşgücünün Türkiye’ye Sosyo-Ekonomik Etkileri” başlıklı raporunu kamuoyuyla paylaştı.

Rapor, küresel ölçekte derinleşen nitelikli iş gücü rekabeti karşısında Türkiye’nin, kültürel ve dilsel bağlara sahip Türk soylu göçmen potansiyelini nasıl değerlendirmesi gerektiğine ilişkin somut politika önerileri sunuyor.

KOSAM’ın kendi değerlendirmesinde de Türkiye’nin demografik değişim, mesleki eğitim ve gelecekte ortaya çıkabilecek nitelikli işgücü ihtiyacı karşısında Türk Cumhuriyetlerinden gelecek çalışanların kültürel ve dilsel yakınlıkları nedeniyle önemli bir potansiyel taşıdığı vurgulanıyor. Raporda mesleki eğitim, kamu-özel sektör işbirliği, toplumsal uyum ve vatandaşlık süreçleri birlikte ele alınıyor.

Raporun ortaya koyduğu yaklaşık 1 milyon kişilik ilave işgücü ihtiyacını, yalnızca bugünün açık iş rakamı olarak değil; Türkiye’nin önümüzdeki yıllardaki üretim kapasitesi, demografik dönüşümü, Suriye’den geri dönüşlerin işgücü piyasasına etkisi, sanayinin büyümesi ve tarımdan teknolojiye kadar uzanan sektörlerin insan kaynağı ihtiyacı açısından değerlendirmek gerekiyor.

Türkiye ekonomisinin yeni fabrikalar, yatırımlar, ihracat ve teknolojiyle büyümesini sürdürebilmesi için, sermaye ve makine yatırımlarının yanında bunları üretime dönüştürecek beşerî sermayenin de bugünden planlanması gerekiyor.

SELÇUK ÖZTÜRK: STRATEJİK GÖÇ YÖNETİMİ ARTIK EKONOMİK BİR GEREKLİLİK

Konya Ticaret Odası Başkanı Selçuk Öztürk, rapora ilişkin değerlendirmesinde göç konusunun artık yalnızca sosyal bir mesele değil, aynı zamanda ekonomik güvenlik ve sürdürülebilir kalkınma açısından stratejik bir alan haline geldiğini vurguladı.

Öztürk, küresel iş gücü rekabetinin yeni bir döneme girdiğini belirterek, gelişmiş ülkelerin yaşlanan nüfus ve düşen doğurganlık oranları nedeniyle ciddi iş gücü açıklarıyla karşı karşıya olduğunu ifade ederek, “OECD verilerine göre İtalya 2028’e kadar 500 bin, Almanya ise 2035’e kadar 7 milyon vasıflı işçiye ihtiyaç duyarken; Türkiye de benzer demografik risklerle karşı karşıyadır. Sanayi, tarım, hizmet ve teknoloji sektörlerinde artan iş gücü ihtiyacı, bizi daha planlı, şeffaf ve stratejik bir göç yönetimine yöneltmek zorundadır” dedi.

Bu sürecin kısa vadeli çözümlerle yönetilemeyeceğini vurgulayan Öztürk, göç ve iş gücü politikalarının uzun vadeli kalkınma vizyonunun ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini ifade etti.

Selçuk Öztürk’ün bu değerlendirmesi, KOSAM raporunun merkezindeki yaklaşımı da özetliyor. Türkiye açısından bundan sonraki esas mesele, ihtiyaç ortaya çıktıktan sonra işgücü aramak yerine 5, 10 ve 20 yıllık üretim kapasitesinin ihtiyaç duyacağı insan kaynağını bugünden hazırlamak olmalı.

Dünya ekonomisinde sermaye kadar nitelikli çalışan için de büyük bir rekabet oluşurken Türkiye’nin önemli bir avantajı bulunuyor: Türk dünyasıyla sahip olduğu dil, tarih ve kültür yakınlığı.

KONYA VERİLERİ KOSAM’IN ÇİZDİĞİ ÇERÇEVEYİ DESTEKLİYOR

KOSAM’ın raporunun Konya’dan çıkması ayrıca önemli. Çünkü Konya, Türkiye’nin çalışan ihtiyacının en somut şekilde görüldüğü üretim merkezlerinden biri.

İŞKUR’un 2024 Konya İşgücü Piyasası Araştırması’nda 20 ve üzeri çalışanı bulunan işletmeler kapsamında 905 işyerinde 5 bin 916 kişilik açık iş tespit edildi. Bunların 3 bin 892’si doğrudan imalat sektöründe bulunuyor. Böylece şehirde tespit edilen açık işlerin yaklaşık yüzde 66’sının imalatta yoğunlaştığı görülüyor.

Konya’nın açık iş tablosu

Sektör Açık iş sayısı Konya açısından anlamı
İmalat 3.892 Sanayi işgücü politikasının ana alanını oluşturuyor
Toptan ve perakende ticaret 876 Büyüyen üretimin satış ve dağıtım tarafını destekliyor
Konaklama ve yiyecek hizmetleri 390 Hizmet sektöründeki çalışan ihtiyacını gösteriyor
İnsan sağlığı ve sosyal hizmetler 164 Hizmet ve bakım ekonomisinin insan kaynağı ihtiyacına işaret ediyor
Toplam açık iş 5.916 Konya’da planlı insan kaynağı ihtiyacının ölçeğini ortaya koyuyor

İŞKUR’un aynı araştırmasına göre CNC torna tezgâhı operatörü, gazaltı kaynakçısı, paketleme işçisi, taşıma-yükleme çalışanı, satış danışmanı, garson, makine montaj işçisi, plastik enjeksiyon üretim elemanı, dökümcü ve meyve-sebze ayıklama işçisi Konya’da en fazla açık iş bulunan meslekler arasında yer alıyor.

Bu tablo, Konya’nın ihtiyacının genel bir çalışan arayışından çok daha somut olduğunu gösteriyor.

Şehrin ihtiyacı; mesleği belli, işletmesi belli, çalışma alanı belli ve üretime doğrudan katılabilecek insan kaynağı.

Konya Organize Sanayi Bölgesi ve diğer sanayi alanlarının gelişimi, yeni yatırımlar ve ihracat hedefleri dikkate alındığında, bugün binlerle ifade edilen ihtiyacın Türkiye’nin ekonomik büyümesine paralel olarak gelecekte daha geniş bir ölçeğe ulaşması beklenebilir.

Bu noktada KOSAM’ın 1 milyon kişilik projeksiyonu, bugünkü ihtiyacın ötesinde Türkiye’nin gelecekte ulaşacağı üretim büyüklüğünün insan kaynağını şimdiden hazırlama çağrısı niteliğinde.

SELÇUK ÖZTÜRK: TÜRK CUMHURİYETLERİ STRATEJİK BİR FIRSAT SUNUYOR

Raporda öne çıkan önemli başlıklardan birinin Türk Cumhuriyetlerinden gelen iş gücü potansiyeli olduğunu belirten Öztürk, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi ülkelerden gelen iş gücünün Türkiye açısından stratejik bir fırsat sunduğunu söyledi.

Öztürk, “Dil birliği, kültürel yakınlık ve tarihsel bağlar, entegrasyon sürecini hızlandıran en önemli unsurlardır. Bu durum hem toplumsal kabulü artırmakta hem de kayıtlı istihdamın önünü açmaktadır. Türk soylu göçmenlere yönelik toplumsal tepkinin düşük olması ve uyum sürecinin daha sağlıklı ilerlemesi, Türkiye açısından önemli bir avantajdır” değerlendirmesinde bulundu.

Bu yaklaşım, Türkiye’nin işgücü politikasında hangi coğrafyanın öncelikli olması gerektiği sorusuna da güçlü bir cevap veriyor.

Türkiye’ye gelecek bir çalışanın ekonomik değeri yalnızca alacağı ücret üzerinden hesaplanamaz. Dil bilgisi, mesleki adaptasyon süresi, kültürel uyum, Türkiye’deki çalışma hayatına alışması ve sosyal entegrasyonu birlikte değerlendirildiğinde, Türk Cumhuriyetleri toplam uyum maliyeti açısından Türkiye için en elverişli işgücü havuzlarından biri olarak öne çıkıyor.

Türkiye için potansiyel işgücü havuzları

Bölge / ülke grubu Öne çıkan özellik Türkiye açısından rol
Özbekistan Büyük ve genç nüfus, güçlü yurtdışı çalışma tecrübesi Türk dünyasındaki en geniş potansiyel kaynaklardan biri
Kırgızistan Uluslararası işgücü hareketliliğinde güçlü tecrübe Sanayi, hizmet ve dönemsel istihdam açısından önemli kaynak
Azerbaycan Çok güçlü dil ve kültür yakınlığı Hızlı uyum ve nitelikli işgücünde önemli avantaj
Kazakistan Eğitimli ve teknik insan kaynağı Teknik ve nitelikli mesleklerde işbirliği potansiyeli
Türkmenistan Türkiye ile mevcut sosyal ve ekonomik bağlar Kontrollü programlarda tamamlayıcı kaynak
Güney Asya Çok geniş uluslararası çalışan havuzu Türk dünyasının ardından ihtiyaç büyüdükçe tamamlayıcı ikinci halka

Türkiye’nin bu yapıyı birkaç yıllık programlarla kademeli biçimde kurması halinde 1 milyon kişilik kapasitenin önemli bölümünün Türk dünyası merkezli bir modelle karşılanabilmesi mümkün.

Burada özellikle Özbekistan, sahip olduğu nüfus büyüklüğü ve yurtdışı çalışma tecrübesiyle öne çıkıyor. Bunun yanında Kırgızistan, Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan’ın farklı niteliklerdeki insan kaynağı aynı sistem içerisinde değerlendirilebilir.

Böylece Türkiye ile Türk devletleri arasında yalnızca ticaret ve yatırım değil, insan kaynağının da dolaşabildiği yeni bir ekonomik entegrasyon alanı kurulabilir.

SELÇUK ÖZTÜRK’ÜN ÖNERDİĞİ MODEL: TÜRK SOYLU KART

KOSAM raporunun yalnızca bir durum tespiti değil, aynı zamanda uygulanabilir bir yol haritası sunduğunu ifade eden Öztürk, politika önerilerini şu şekilde değerlendirdi:

“Türk soylu göçmenler için Avrupa’daki Mavi Kart uygulamasına benzer şekilde ‘Türk Soylu Kart Modeli’ oluşturulmalı, ikamet ve çalışma izinleri bu sistem üzerinden düzenlenmelidir. Başvurularda eğitim, mesleki yeterlilik ve dil seviyesi gibi kriterlere dayalı nitelik odaklı bir değerlendirme mekanizması kurulmalıdır. Ayrıca işverenler ile göçmen iş gücünü güvenli bir zeminde buluşturacak dijital bir eşleştirme platformu hayata geçirilmelidir. İŞKUR ve ilgili kurumlar iş birliğiyle ihtiyaç temelli mesleki eğitim programları geliştirilmelidir. Türkiye’de belirli bir süre çalışarak üretime katkı sunan ve toplumsal uyum sağlayan Türk soylu bireylere vatandaşlık imkânı tanınması da uzun vadeli nüfus ve iş gücü dinamizmi açısından önemli bir adım olacaktır.”

Selçuk Öztürk’ün ortaya koyduğu yaklaşım ayrıntılandırıldığında Türkiye için kapsamlı bir uygulama modeli ortaya çıkıyor.

KOSAM’ın önerisinden Türkiye için çıkabilecek uygulama modeli

Politika alanı Önerilen uygulama Beklenen katkı
Türk Soylu Kart Çalışma ve ikamet süreçlerinin özel bir statü altında birleştirilmesi Hızlı, şeffaf ve öngörülebilir sistem
Nitelik puanlaması Eğitim, mesleki yeterlilik, deneyim ve dil düzeyinin değerlendirilmesi Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu çalışan profilinin seçilmesi
Dijital eşleştirme İşveren ve çalışanların kamu denetimindeki platformda buluşturulması İşgücünün doğrudan ihtiyaç bulunan işletmeye yönlendirilmesi
Mesleki eğitim İŞKUR, MYK, üniversiteler ve meslek kuruluşlarının ortak programları Çalışanın işe başlamadan gerekli beceriyi kazanması
Şehir ve meslek planlaması Her ilin gerçek çalışan ihtiyacının düzenli belirlenmesi İşgücünün ihtiyacın bulunduğu bölgelerde değerlendirilmesi
Kayıtlı istihdam SGK ve çalışma izinlerinin dijital sistemle takip edilmesi Sosyal güvenlik sisteminin ve çalışan haklarının güçlendirilmesi
Uzun vadeli statü Üretime katkı ve toplumsal uyum gösteren Türk soylular için vatandaşlık perspektifi Kalıcı nitelikli insan sermayesi oluşturulması

HUKUKİ ZEMİN VAR, YENİ MODELLE DAHA DA GÜÇLENDİRİLEBİLİR

Türkiye’nin bu sistemi oluşturması için önemli bir hukuki altyapı da mevcut.

2527 sayılı Türk Soylu Yabancıların Türkiye’de Meslek ve Sanatlarını Serbestçe Yapabilmelerine, Kamu, Özel Kuruluş veya İşyerlerinde Çalıştırılabilmelerine İlişkin Kanun, Türk soylu yabancılara ilişkin özel bir çalışma statüsünün temelini oluşturuyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da Türk soylu yabancıların çalışma izni başvurularının 2527 sayılı Kanun, ilgili yönetmelik ve diğer mevzuat kapsamında değerlendirildiğini belirtiyor.

3 Ağustos 2026 itibarıyla yürürlüğe giren çalışma izni değerlendirme kriterlerinde de Türk vatandaşlarına ayrılmış meslekler dışında çalışacak ve İçişleri veya Dışişleri Bakanlığı tarafından Türk soylu olduğu bildirilen yabancılar açısından bazı istihdam, mali yeterlilik ve ücret kriterlerine özel hükümler bulunuyor.

Dolayısıyla KOSAM’ın önerdiği Türk Soylu Kart Modeli, mevcut hukuki altyapının daha geniş, dijital, hızlı ve ihtiyaç odaklı bir sisteme dönüştürülmesini sağlayabilir.

Yeni dönemde geliştirilebilecek hukuki ve idari alanlar

Düzenleme alanı Yapılabilecek düzenleme Başlıca sorumlu kurumlar
Türk Soylu Kart statüsü Kartın kapsamı, süresi ve sağladığı hakların kanuni çerçevesinin belirlenmesi TBMM, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı
Çalışma ve ikamet İki sürecin tek başvuru sisteminde bütünleştirilmesi ÇSGB, Göç İdaresi Başkanlığı
İşgücü ihtiyacının tespiti İl, sektör ve meslek bazlı güncel ihtiyaç haritaları hazırlanması İŞKUR, odalar, OSB’ler
Mesleki yeterlilik Türk devletleriyle karşılıklı tanınabilir yeterlilik standartları oluşturulması MYK, MEB, üniversiteler
İşgücü anlaşmaları Türk devletleriyle düzenli çalışan hareketliliği anlaşmaları yapılması Dışişleri Bakanlığı, ÇSGB
Sosyal güvenlik Prim ve emeklilik haklarının karşılıklı korunmasının genişletilmesi SGK ve muhatap ülkelerin kurumları
Dijital eşleştirme İşveren, çalışan, izin ve yeterlilik bilgilerinin tek platforma taşınması İŞKUR, ÇSGB
Uzun dönem ikamet/vatandaşlık Üretime katkı ve uyum esasına dayalı öngörülebilir kriterler oluşturulması İçişleri Bakanlığı ve ilgili kurumlar

KONYA BU MODELİN PİLOT ŞEHRİ OLABİLİR

KOSAM’ın Konya Ticaret Odası bünyesinden böyle bir çalışma ortaya koyması, Konya’yı önerilen sistem açısından doğal bir pilot şehir haline getiriyor.

Konya Ticaret Odası, Konya Sanayi Odası, Konya Ticaret Borsası, organize sanayi bölgeleri, İŞKUR, üniversiteler ve ilgili kamu kurumlarının katılımıyla kurulacak “Konya İşgücü İhtiyaç Haritası”, modelin ilk uygulama ayağı olabilir.

Sistem, işverenlerin üç veya altı aylık dönemlerde ihtiyaç duydukları meslekleri bildirmesi üzerine kurulabilir. İŞKUR ve meslek kuruluşları bu talebi değerlendirerek çalışan sayısı, mesleki yeterlilik, eğitim seviyesi ve çalışma alanını belirleyebilir.

Ardından Türkiye’deki mevcut işgücü imkânlarıyla birlikte Türk Cumhuriyetlerindeki çalışan havuzu sisteme dahil edilebilir.

Konya modeli nasıl çalışabilir?

Aşama Uygulama
1. İhtiyacın belirlenmesi Konya’daki işletmeler ihtiyaç duyduğu meslek ve çalışan sayısını sisteme bildirir
2. Meslek haritası İŞKUR, odalar ve OSB’ler gerçek ihtiyaçları sektör bazında doğrular
3. Aday havuzu Türkiye ile Türk Cumhuriyetlerindeki uygun çalışanlar aynı sistemde değerlendirilir
4. Mesleki eşleştirme CNC operatörü, kaynakçı, montajcı gibi çalışan doğrudan ilgili işletmeyle eşleştirilir
5. Eğitim Gereken adaylara işe başlamadan mesleki ve dil eğitimi sağlanır
6. Çalışma ve ikamet Türk Soylu Kart üzerinden işlemler tamamlanır
7. Kayıtlı çalışma SGK, ücret, çalışma şartları ve iş güvenliği kamu sistemi üzerinden takip edilir
8. Uzun dönem entegrasyon Üretime sürekli katkı sağlayan çalışanlar için uzun dönem ikamet ve vatandaşlık perspektifi devreye alınır

Böylece Türkiye’ye gelen kişi daha yola çıkmadan hangi şehirde, hangi fabrikada, hangi işi, hangi şartlarda yapacağını bilir.

İşveren de çalışanın eğitimini, mesleğini ve yeterliliğini önceden görür.

Bu model, göç yönetimini doğrudan üretim ve işgücü yönetimine dönüştürür.

1 MİLYON İŞGÜCÜNÜN MALİYETİ NASIL OKUNMALI?

KOSAM’ın 1 milyon kişilik işgücü projeksiyonu aynı zamanda önemli bir ekonomik büyüklüğü ifade ediyor.

2026 yılında Türkiye’de brüt asgari ücret 33 bin 30 TL, net asgari ücret 28 bin 75,50 TL olarak uygulanıyor. İmalat sektöründe 5 puanlık SGK prim indirimiyle bir asgari ücretlinin işverene aylık maliyeti 39 bin 223,13 TL, diğer sektörlerde ise 40 bin 214,03 TL seviyesinde bulunuyor.

Bu rakam üzerinden, 1 milyon kişinin tamamının imalat sektöründe asgari ücret seviyesinde çalıştığı teorik bir senaryoda yıllık ücret ve işveren primlerinin oluşturduğu ekonomik büyüklük yaklaşık 470,7 milyar TL seviyesine ulaşıyor.

Diğer sektörlerde aynı teorik hesap yaklaşık 482,6 milyar TL büyüklüğünde.

Bu tutar kamunun üstleneceği bir sosyal maliyet değil; esas olarak üretim yapan işletmelerin işgücü maliyeti. Karşılığında yüz binlerce yeni çalışan üretime katılır, sosyal güvenlik sistemi içerisinde yer alır, tüketim oluşturur ve işletmelerin kapasitesinin genişlemesine katkı sağlar.

Yeni işgücü modelinde maliyet ve sorumluluk paylaşımı

Alan Temel maliyet / yükümlülük Ana sorumlu
Ücret ve SGK Maaş, sosyal güvenlik primi ve yasal işveren yükleri İşveren
Çalışma izni Başvuru, izin ve belge süreçleri İşveren + ilgili kamu kurumları
Mesleki eğitim İşe özel yeterlilik ve geliştirme programları İşveren, İŞKUR, MYK, eğitim kurumları
Dil ve uyum eğitimi Türkçe ve işyeri uyum programları Kamu-özel sektör ortak modeli
Ulaşım ve ilk yerleşim Programa göre Türkiye’ye geliş ve başlangıç organizasyonu İşveren / ikili anlaşma modeli
Barınma Özellikle ilk dönemde düzenli ve standartlara uygun konaklama modeli İşveren ve yerel çözüm ortakları
Denetim SGK, ücret, çalışma şartları ve iş güvenliği Kamu
Uzun vadeli entegrasyon Dil, mesleki gelişim ve sosyal uyum Kamu, yerel yönetimler, işveren, çalışan

Buradaki temel yaklaşım “ucuz işgücü” değil, verimli ve kayıtlı insan sermayesi olmalı.

Bir CNC operatörünün, kaynakçının, makine teknisyeninin veya nitelikli tarım çalışanının üretime kazandırılması; fabrikanın kapasite kullanımını, teslimat gücünü ve ihracat kabiliyetini artırdığı ölçüde Türkiye ekonomisine doğrudan değer üretir.

İŞGÜCÜ POLİTİKASI TÜRK DÜNYASINDA EKONOMİK BÜTÜNLEŞMEYE DE DÖNÜŞEBİLİR

KOSAM’ın önerisi yalnızca Türkiye’nin çalışan ihtiyacını karşılayan bir program şeklinde değerlendirilmemeli.

Özbekistan’dan gelen bir kaynakçının Konya’da mesleğini geliştirmesi, Kırgızistan’dan gelen bir teknisyenin Türk makine sanayisini tanıması veya Azerbaycanlı bir uzmanın Türkiye’de çalışma tecrübesi kazanması, aynı zamanda Türk dünyası içerisinde yeni bir ekonomik ilişki ağı oluşturur.

Bugün Konya’da çalışan bu insanlar yarın Türk şirketlerinin Türk Cumhuriyetlerindeki yatırımlarında önemli bir beşerî köprü haline gelebilir.

Bu açıdan KOSAM’ın önerdiği sistem ilerleyen aşamada Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesinde ele alınabilecek ortak işgücü, mesleki yeterlilik ve insan kaynağı alanının temelini de oluşturabilir.

Türkiye açısından böyle bir politikanın çarpanı yalnızca işgücü değildir.

İnsan hareketliliği;

ticareti,

yatırımı,

mesleki bilgi transferini,

Türkiye Türkçesinin yaygınlaşmasını,

Türk şirketlerinin bölgedeki bağlantılarını

ve uzun vadede Türk dünyasının ekonomik bütünleşmesini de güçlendirebilir.

SELÇUK ÖZTÜRK: BEŞERÎ SERMAYEMİZİ STRATEJİK VE RASYONEL GÖÇ YÖNETİMİYLE DESTEKLEMELİYİZ

Türkiye’nin ekonomik gücüne de dikkat çeken Selçuk Öztürk, “Ülkemiz 1,60 trilyon doları aşan GSYH büyüklüğüyle Türk dünyasının en büyük ekonomisi konumundadır. Bu gücü sürdürülebilir kılmak için beşerî sermayemizi stratejik ve rasyonel bir göç yönetimiyle desteklemek zorundayız” dedi.

Öztürk, bir milyon soydaş göçmen iş gücünün planlı, kademeli ve nitelik temelli biçimde Türkiye ekonomisine kazandırılmasının; sanayinin rekabet gücünü artıracağını, üretim kapasitesini yükselteceğini ve Türkiye’yi küresel ölçekte nitelikli insan kaynağı için bir cazibe merkezi haline getireceğini ifade ederek değerlendirmesini tamamladı.

Dünyada Türkiye için en uygun işgücü ülkeleri hangileri? Maliyet hesabında Türk dünyası avantajlı

KOSAM’ın ortaya koyduğu modelin uygulanmasında cevaplanması gereken temel sorulardan biri de Türkiye’nin ihtiyaç duyacağı ilave işgücünü dünyanın hangi ülkelerinden, hangi maliyetlerle sağlayabileceği.

Burada yalnızca nüfus büyüklüğüne veya ücret seviyesine bakmak yeterli değil.

Türkiye açısından bir ülkenin işgücü kaynağı olarak avantajını belirleyen en az beş temel kriter bulunuyor:

işgücü arzı, mesleki yeterlilik, dil ve kültür yakınlığı, ulaşım maliyeti ve Türkiye’ye adaptasyon süresi.

Bu kriterlerin tamamı birlikte değerlendirildiğinde KOSAM’ın ve Konya Ticaret Odası Başkanı Selçuk Öztürk’ün Türk Cumhuriyetlerini merkeze alan yaklaşımının ekonomik açıdan da güçlü bir zemine sahip olduğu görülüyor.

Birinci sırada Özbekistan geliyor

Türkiye açısından en büyük potansiyel Özbekistan’da bulunuyor.

Yaklaşık 37 milyonluk nüfusu, genç işgücü, sanayi ve teknik mesleklerde yetişen çalışan kapasitesi ve yurtdışında çalışma tecrübesi Özbekistan’ı ön plana çıkarıyor. Uluslararası Göç Örgütü de Özbekistan’ı Orta Asya’nın en büyük göçmen işgücü gönderen ülkesi olarak tanımlıyor ve Türkiye’yi Özbek çalışanların önemli destinasyonlarından biri olarak gösteriyor.

Dünya Bankası verilerine göre Özbekistan’da yurtdışında çalışanların gönderdiği dövizlerin milli gelire oranı 2025’te yüzde 14,3 seviyesinde. Bu veri de ülkenin uluslararası işgücü hareketliliği konusunda ciddi bir tecrübeye sahip olduğunu gösteriyor.

Özellikle Konya gibi makine, metal, otomotiv yan sanayi, tarım makineleri, gıda, plastik ve imalat sektörlerinin güçlü olduğu şehirlerde Özbekistan önemli bir insan kaynağı sağlayabilir.

Kırgızistan güçlü ikinci merkez

Kırgızistan, nüfusu Özbekistan’a göre daha küçük olmasına rağmen işgücü hareketliliği açısından son derece güçlü bir ülke.

Dünya Bankası verilerine göre işçi dövizlerinin ülke ekonomisindeki payı 2024’te yüzde 17,6 seviyesinde. Bu durum yurtdışında çalışma kültürünün ve uluslararası işgücü hareketliliğinin ülkede güçlü olduğunu gösteriyor.

Kırgız çalışanlar özellikle imalat, hizmet, lojistik, turizm, tarım ve çeşitli ara eleman mesleklerinde Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir kaynak oluşturabilir.

Azerbaycan en hızlı uyum sağlayabilecek ülkelerin başında

Azerbaycan’ın en büyük avantajı dil.

Türkiye Türkçesi ile Azerbaycan Türkçesi arasındaki yakınlık nedeniyle uzun süreli bir dil eğitimi ihtiyacı büyük ölçüde ortadan kalkabilir.

Bu durum bir çalışanın Türkiye’ye geldikten sonra işyerine uyum sağlama süresini azaltacağı gibi mesleki eğitim maliyetinin de düşmesine katkı sağlayabilir.

Azerbaycan aynı zamanda coğrafi yakınlığı nedeniyle ulaşım açısından da avantajlı.

28 Ağustos 2026 itibarıyla havayolu şirketlerinin yayımladığı fiyatlarda Bakü-İstanbul tek yön uçuşlarının yaklaşık 10-12 bin TL bandında seçenekleri bulunuyor. Fiyatlar tarih ve doluluk durumuna göre değişmekle birlikte bu durum Türk dünyası merkezli sistemin lojistik avantajını da ortaya koyuyor.

Kazakistan nitelikli ve teknik işgücünde öne çıkabilir

Kazakistan ise daha çok nitelikli işgücü açısından değerlendirilmesi gereken ülkelerin başında geliyor.

Teknik eğitim, mühendislik, madencilik, metalürji, enerji, makine ve sanayi alanlarında yetişmiş çalışan kapasitesi Türkiye’nin yüksek katma değerli sektörlerinde kullanılabilir.

Almatı-İstanbul hattında Ağustos 2026 için tek yön biletlerde 165-205 dolar seviyelerinden başlayan seçeneklerin bulunması, Kazakistan’ın ulaşım açısından da erişilebilir bir işgücü merkezi olduğunu gösteriyor.

Dolayısıyla Kazakistan’dan Türkiye’ye yönelik model yalnızca üretim işçisi değil; teknisyen, usta, uzman ve mühendis hareketliliğini de kapsayabilir.

Türkmenistan da sistemin doğal parçası

Türkmenistan ise Türkiye ile uzun yıllara dayanan ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkileri nedeniyle oluşturulacak Türk dünyası işgücü sisteminin doğal parçalarından biri olabilir.

Böylelikle ilk aşamada Türkiye’nin önünde şu çekirdek yapı ortaya çıkıyor:

Özbekistan: Büyük ölçekli işgücü kapasitesi
Kırgızistan: Uluslararası çalışma tecrübesi
Azerbaycan: Dil ve kültürel uyum
Kazakistan: Teknik ve nitelikli çalışan
Türkmenistan: Kültürel yakınlık ve mevcut Türkiye bağlantısı

KOSAM’ın önerdiği Türk Soylu Kart Modeli, bu ülkelerdeki farklı avantajları tek sistem içerisinde birleştirebilir.

Peki bir Türk Cumhuriyetinden çalışan getirmenin maliyeti ne olur?

Maliyet hesabında önemli bir ayrım yapılması gerekiyor.

Bir Özbek, Kırgız veya Azerbaycanlı çalışanın Türkiye’de daha düşük ücretle çalıştırılması üzerine bir sistem kurulması söz konusu değil.

Türkiye’ye gelen yabancı çalışan da Türkiye’deki çalışma mevzuatına ve ücret kriterlerine tabi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının kriterlerine göre yabancıların ücretleri yapılan işe göre belirleniyor; uzmanlık ve ustalık gerektiren işlerde ücret brüt asgari ücretin en az iki katı, mühendis ve mimarlarda en az dört katı olmak zorunda.

Dolayısıyla Türk dünyasının avantajı ucuz ücret değil; düşük işe alım ve uyum maliyetidir.

2026 yılında bir yıllık çalışma izni harcı 12 bin 574,90 TL, değerli kâğıt bedeli ise 964 TL. Böylece yalnızca resmi çalışma izni maliyeti çalışan başına 13 bin 538,90 TL seviyesinde bulunuyor.

Buna uçak bileti, belge-tercüme, sağlık işlemleri, işe hazırlık ve mesleki oryantasyon eklendiğinde daha kapsamlı bir maliyet ortaya çıkıyor.

Türk dünyasından bir çalışan için örnek başlangıç hesabı

Bugünkü fiyatlar ve makul bir işe yerleştirme modeli üzerinden örnek bir hesap yapıldığında:

Çalışma izni ve değerli kâğıt: 13 bin 539 TL
Ulaşım: yaklaşık 10-21 bin TL
Belge, sağlık ve tercüme işlemleri: yaklaşık 5-8 bin TL
Mesleki oryantasyon ve gerektiğinde dil eğitimi: yaklaşık 7-15 bin TL

Buna göre Türk Cumhuriyetlerinden getirilecek bir çalışanın işe başlamasına kadar oluşabilecek tek seferlik başlangıç maliyeti yaklaşık 35-58 bin TL aralığında hesaplanabilir.

Bu rakam resmi bir kamu tarifesi değil; mevcut resmi çalışma izni bedelleri, güncel ulaşım fiyatları ve işe hazırlık giderleri üzerinden hazırlanmış analitik bir maliyet senaryosudur.

Güncel hava yolu fiyatları da bu hesabın ulaşım tarafını destekliyor. Ağustos sonu itibarıyla Taşkent-İstanbul tek yön biletlerinde yaklaşık 10 bin 400-12 bin 500 TL, Bakü-İstanbul’da yaklaşık 10-12 bin TL, Almatı-İstanbul’da ise benzer seviyelerde seçenekler bulunuyor. Bişkek hattında son dakika fiyatları daha yüksek olmakla birlikte sonraki dönemlerde daha düşük tarifeler görülebiliyor.

Bu hesap önemli bir sonucu ortaya çıkarıyor.

100 bin kişinin Türk dünyasından planlı şekilde Türkiye’ye kazandırılması halinde ilk işe yerleştirme ve uyum maliyeti yaklaşık 3,5-5,8 milyar TL; 1 milyon kişilik uzun vadeli programda ise yaklaşık 35-58 milyar TL ölçeğinde oluşabilir.

Bu maliyet yıllara yayılan, büyük ölçüde işverenler tarafından karşılanabilecek ve karşılığında üretim kapasitesi oluşturacak bir yatırım niteliği taşıyor.

Güney Asya’da da büyük bir işgücü havuzu bulunuyor

Türk dünyasının ardından Türkiye’nin önündeki ikinci büyük seçenek Güney Asya.

Bangladeş, Pakistan, Nepal ve Hindistan dünya işgücü piyasalarına uzun yıllardır büyük miktarda çalışan sağlıyor.

Özellikle Körfez ülkelerindeki inşaat, sanayi, lojistik, hizmet, güvenlik ve bakım sektörlerinin insan kaynağında Güney Asya önemli bir ağırlığa sahip.

Bu nedenle Türkiye’nin gelecekteki ihtiyacının çok büyümesi halinde söz konusu ülkeler ikinci halka olarak değerlendirilebilir.

Ancak burada Türk Cumhuriyetlerinin önemli bir maliyet avantajı ortaya çıkıyor.

Güney Asya’dan gelecek çalışan için daha uzun mesafe, daha kapsamlı Türkçe eğitimi ve daha uzun bir kültürel ve mesleki adaptasyon süreci söz konusu olabilir.

Ulaşım fiyatları da bunu gösteriyor. Ağustos-Eylül 2026 döneminde Türk Hava Yollarının İstanbul-Dakka gidiş-dönüş tarifelerinde yaklaşık 47-61 bin TL, İstanbul-Katmandu hattında ise yaklaşık 47-53 bin TL seviyelerinde fiyatlar görülüyor. Bilet fiyatları sürekli değişmekle birlikte mesafe kaynaklı maliyet farkının ölçeğini göstermesi açısından bu rakamlar önemli.

Güney Asya’dan gelecek bir çalışan için çalışma izni, ulaşım, evrak, sağlık, daha kapsamlı dil eğitimi ve işyeri adaptasyonu birlikte düşünüldüğünde kişi başına yaklaşık 60-85 bin TL düzeyinde bir başlangıç bütçesi öngörülebilir.

Bu da 100 bin kişilik bir programda yaklaşık 6-8,5 milyar TL, bir milyon kişilik uzun vadeli ölçekte ise yaklaşık 60-85 milyar TL başlangıç ve uyum bütçesi anlamına gelir.

Bu hesap da resmi bir tarife değil, karşılaştırmalı politika analizi için oluşturulmuş maliyet senaryosudur.

Türk dünyası neden ekonomik olarak da ilk tercih?

Karşılaştırma yapıldığında Selçuk Öztürk’ün Türk Cumhuriyetlerini merkeze alan yaklaşımının yalnızca kültürel değil, ekonomik gerekçeleri de daha belirgin hale geliyor.

Türkiye açısından Türk dünyasından gelen çalışanda;

dil eğitimi daha kısa,
kültürel adaptasyon daha hızlı,
ulaşım mesafesi daha düşük,
aile ve toplum uyumu daha kolay,
işyerindeki iletişim daha hızlı,
mesleki eğitime geçiş daha kısa
olabilir.

Bu unsurların her biri işveren açısından zaman ve para anlamına geliyor.

Dolayısıyla asıl karşılaştırılması gereken yalnızca işçinin aylık maaşı değil, “bir çalışanın Türkiye’deki üretim sistemine hazır hale gelmesinin toplam maliyeti” olmalı.

Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin öncelik sıralaması şöyle şekillenebilir:

1. Özbekistan – ölçek ve genç işgücü bakımından en büyük potansiyel
2. Kırgızistan – yurtdışı çalışma tecrübesi ve hareketli işgücü
3. Azerbaycan – dil ve kültürel uyum açısından en hızlı entegrasyon
4. Kazakistan – teknik ve yüksek nitelikli çalışan potansiyeli
5. Türkmenistan – kültürel yakınlık ve mevcut Türkiye bağlantısı
6. Pakistan – geniş nüfus ve teknik/üretim işgücü
7. Bangladeş – imalat ve emek yoğun sektörlerde geniş çalışan havuzu
8. Nepal – uluslararası işgücü hareketliliğinde güçlü deneyim
9. Hindistan – özellikle teknik, bilişim, mühendislik ve nitelikli hizmetlerde çok geniş kapasite

Bu nedenle Türkiye’nin işgücü stratejisinde birinci halka Türk dünyası, ikinci halka ise Güney Asya şeklinde iki kademeli bir model oluşturulması ekonomik açıdan güçlü bir seçenek olarak öne çıkıyor.

Asıl büyük maliyet maaş değil, üretimin durması

İşgücü meselesindeki maliyet hesabının bir başka boyutu ise çalışan bulunamadığında ortaya çıkan kayıp.

2026 yılında bir asgari ücretlinin işverene aylık maliyeti imalat sektöründe 39 bin 223,13 TL, diğer sektörlerde ise 40 bin 214,03 TL.

Bir milyon kişinin tamamının imalat sektöründe asgari ücret düzeyinden çalıştığı teorik modelde yıllık toplam işgücü maliyeti yaklaşık 470,7 milyar TL olur.

Ancak bu, yabancı çalışan getirmenin özel maliyeti değildir.

Aynı pozisyonda Türk vatandaşı çalıştırıldığında da işveren benzer ücret ve sosyal güvenlik maliyetini karşılamak zorunda.

Yabancı işgücü politikasının ilave maliyeti esas olarak çalışma izni, ulaşım, işe hazırlık ve adaptasyon giderlerinden oluşur.

Burada asıl ekonomik soru şudur:

Bir fabrikanın sipariş almasına rağmen çalışan bulunamadığı için kapasitesinin yüzde 70’inde çalışmasının mı maliyeti daha yüksek; yoksa ihtiyaç duyduğu nitelikli çalışanı Özbekistan’dan, Kırgızistan’dan veya Azerbaycan’dan getirerek üretim kapasitesini yüzde 100’e çıkarmasının mı?

Konya gibi ihracatçı ve sanayi ağırlıklı şehirlerde cevap giderek daha belirgin hale geliyor.

KOSAM’ın ve Selçuk Öztürk’ün ortaya koyduğu model bu nedenle yalnızca bir göç politikası değil, üretim kapasitesini koruma ve büyütme politikası olarak ele alınmalı.

Türk dünyasından planlı biçimde sağlanacak işgücü; doğru mesleki eşleştirme, Türk Soylu Kart, güvenli dijital istihdam sistemi ve işveren sorumluluğuyla birleştirildiğinde Türkiye açısından hem kültürel uyumu güçlü hem de toplam maliyeti yönetilebilir bir insan kaynağı modeli ortaya çıkarabilir.

Konya’dan bakıldığında ise denklem daha da açık: Makineler, fabrikalar, siparişler ve ihracat pazarı hazırsa, üretimin devamlılığı için ihtiyaç duyulan insan kaynağını da bugünden hazırlamak gerekiyor. Türk dünyası bu noktada Türkiye’nin önündeki en doğal, en yakın ve en stratejik işgücü havuzu olarak öne çıkıyor.

SONUÇ: KOSAM’IN ÖNERİSİ BİR İŞGÜCÜ POLİTİKASINDAN DAHA FAZLASINI İFADE EDİYOR

KOSAM’ın 1 milyon kişilik ilave işgücü analizi Türkiye açısından yalnızca gelecekte kaç çalışana ihtiyaç duyulacağını tartışmaya açmıyor.

Raporun daha önemli tarafı, Türkiye’nin bu insan kaynağını nereden, hangi kriterlerle, hangi sistemle ve hangi ekonomik hedef doğrultusunda temin edebileceğine ilişkin bir perspektif sunması.

Selçuk Öztürk’ün ortaya koyduğu yaklaşımın merkezinde ise son derece açık bir model bulunuyor:

Stratejik hedef Önerilen model
Türkiye’nin büyüyen işgücü ihtiyacının karşılanması Planlı ve kademeli yaklaşık 1 milyon kişilik kapasite
Kültürel uyumun güçlendirilmesi Önceliğin Türk Cumhuriyetleri ve Türk soylu topluluklara verilmesi
Nitelikli çalışan seçimi Eğitim, meslek ve dil kriterlerine dayalı değerlendirme
Bürokratik süreçlerin kolaylaştırılması Türk Soylu Kart Modeli
İşveren-çalışan eşleşmesi Kamu denetimli dijital platform
Mesleki becerinin artırılması İŞKUR ve ilgili kurumlarla eğitim programları
Kayıtlı ekonominin güçlendirilmesi SGK ve çalışma izinlerinin bütünleşik takibi
Uzun vadeli insan sermayesi Üretime katkı ve toplumsal uyuma dayalı vatandaşlık perspektifi
Türk dünyasıyla bütünleşme Ortak insan kaynağı ve işgücü hareketliliği sistemi

Konya ise bu büyük dönüşümün başlangıç noktalarından biri olmaya son derece uygun.

Çünkü Konya yalnızca Türkiye’nin güçlü sanayi şehirlerinden biri değil; aynı zamanda tarım, makine, otomotiv yan sanayi, savunma sanayi, gıda, döküm, plastik, lojistik ve ticaretin aynı ekonomik ekosistem içerisinde buluştuğu bir üretim merkezi.

İŞKUR’un yalnızca araştırma döneminde kentte 5 bin 916 açık iş belirlemesi ve bunun 3 bin 892’sinin imalatta bulunması, KOSAM’ın işaret ettiği insan kaynağı ihtiyacının Konya’daki karşılığını açık biçimde gösteriyor.

Buradan Türkiye geneline uzanan yol haritası da belirginleşiyor:

Önce hangi şehirde hangi meslekten kaç kişiye ihtiyaç olduğu belirlenecek. Ardından nitelikli çalışan havuzu oluşturulacak. Türk dünyası bu sistemin ilk ve en güçlü insan kaynağı alanı olacak. Çalışma ve ikamet süreçleri Türk Soylu Kart gibi bütünleşik bir model altında toplanacak. İşveren ile çalışan dijital sistem üzerinden eşleştirilecek. Mesleki yeterlilik ve dil eğitimi desteklenecek. Çalışan kayıtlı ekonominin parçası olacak ve uzun vadeli üretim katkısı yeni bir insan sermayesine dönüşecek.

Böyle bakıldığında 1 milyon kişi yalnızca bir istihdam rakamı değil; Türkiye’nin gelecekte ihtiyaç duyacağı üretim kapasitesinin insan kaynağını ifade ediyor.

Selçuk Öztürk’ün altını çizdiği planlı, kademeli ve nitelik temelli yaklaşım hayata geçirildiğinde, Türkiye hem sanayisinin ve diğer sektörlerinin ihtiyaç duyduğu insan kaynağını güçlendirebilir hem de Türk Cumhuriyetleriyle kurduğu tarihi ve kültürel bağı yeni bir ekonomik boyuta taşıyabilir.

Konya’dan ortaya çıkan KOSAM modeli; doğru hukuki düzenlemeler, kamu-özel sektör işbirliği ve Türk dünyasıyla kurulacak güçlü işgücü mekanizmasıyla Türkiye’nin üretimini, ihracatını ve beşerî sermayesini aynı anda büyütecek stratejik bir yol haritasına dönüşebilir.