Reel sektör, yüksek faiz ve finansmana erişimde yaşanan güçlüklerin yanı sıra iç pazardaki talep kaybı ve artan üretim maliyetlerinin baskısı altında zorlu bir dönemden geçiyor. Şirketlerin nakit akışında yaşanan bozulma, borçların çevrilmesini güçleştirirken konkordato süreçleri ekonomi gündeminin önemli başlıklarından biri haline geliyor.
Uzmanlara göre mevcut tablo yalnızca konkordato talebinde bulunan şirketlerle sınırlı kalmıyor. Büyük ölçekli bir işletmede ortaya çıkan ödeme sorunu, o şirkete mal ve hizmet sağlayan onlarca hatta yüzlerce işletmenin nakit dengesini de bozabiliyor.
Yüksek faiz işletme sermayesini zorluyor
Reel sektörün önündeki en önemli sorunların başında yüksek finansman maliyetleri geliyor.
Kredi maliyetlerinin yüksek seyretmesi, özellikle sürekli işletme sermayesine ihtiyaç duyan üretici şirketlerin finansmana erişimini zorlaştırıyor. Şirketler bir taraftan mevcut borçlarını çevirmeye çalışırken diğer taraftan hammadde, enerji, işçilik ve diğer üretim giderlerini karşılamak zorunda kalıyor.
Uzmanlara göre finansmana erişimin güçleşmesi, öz kaynak yapısı zayıf olan işletmelerde nakit akışını daha kırılgan hale getiriyor.
İç piyasadaki daralma şirketleri sıkıştırıyor
Finansman sorununun yanı sıra iç talepte yaşanan zayıflama da reel sektörün üzerindeki baskıyı artırıyor.
Hane halkının alım gücündeki gerileme ve tüketim tercihlerindeki değişim, birçok sektörde satışların yavaşlamasına neden olurken şirketlerin stok yükünü artırabiliyor.
Satışların yavaşladığı bir dönemde enerji, işçilik, hammadde ve finansman giderlerinin yüksek kalması ise işletmelerin kârlılık ve nakit dengelerini olumsuz etkiliyor.
İhracat pazarlarındaki zayıflama ikinci baskı oluşturuyor
Reel sektör açısından sorun yalnızca iç pazarla sınırlı değil. Küresel piyasalardaki talep koşulları da ihracata dayalı çalışan işletmeleri doğrudan etkiliyor.
Özellikle Avrupa pazarına yoğun şekilde üretim yapan sektörlerde siparişlerin azalması, yüksek üretim maliyetleri ve uluslararası rekabet baskısı şirketlerin hareket alanını daraltıyor.
Uzmanlar, ihracat gelirleriyle finansal dengesini koruyan şirketlerin dış talepteki zayıflamadan daha hızlı etkilenebileceğine dikkat çekiyor.
Tekstil ve hazır giyimde baskı yüksek
Finansal sıkışıklığın belirgin şekilde hissedildiği sektörlerin başında tekstil ve hazır giyim geliyor.
Yüksek işçilik ve üretim maliyetleri, küresel rekabet ve ihracat pazarlarındaki talep kaybı sektör üzerindeki baskıyı artırıyor.
Benzer riskler inşaat ve yapı malzemeleri, metal ürünleri imalatı ile dayanıklı tüketim ürünleri alanında faaliyet gösteren şirketlerde de görülüyor. Finansmana erişimde yaşanan güçlükler, projelerdeki yavaşlama ve yüksek stok maliyetleri şirketlerin nakit döngüsünü zorlayabiliyor.
Konkordato tedarik zincirini de etkiliyor
Konkordato sürecinin ekonomi açısından en önemli risklerinden biri, alacaklı işletmeler üzerinde oluşturduğu baskı.
Büyük bir şirketin ödemelerini ertelemesi veya borçlarını zamanında yerine getirememesi, o şirkete hammadde, parça, lojistik veya farklı hizmetler sağlayan işletmeleri doğrudan etkiliyor.
Özellikle Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler (KOBİ) açısından tahsilatın gecikmesi ciddi bir nakit açığına dönüşebiliyor.
Bir tedarikçinin büyük müşterisinden alacağını zamanında alamaması, kendi tedarikçilerine ve çalışanlarına yapacağı ödemelerin de aksamasına neden olabiliyor. Böylece tek bir işletmede başlayan finansal sorun tedarik zincirinin farklı halkalarına yayılabiliyor.
Türkiye’de yıllara göre konkordato görünümü
| Yıl | Geçici mühlet kararı verilen dosya sayısı | Açıklama |
| 2020 | 419 | Tam yıl |
| 2021 | 451 | Tam yıl |
| 2022 | 404 | Tam yıl |
| 2023 | 519 | Tam yıl |
| 2024 | 1.723 | Tam yıl |
| 2025 | 2.817 | Tam yıl, tarihi zirve |
| 2026 | 1.167 | Ocak-Temmuz dönemi |
2024’te mahkemelerce 1.723 dosya için geçici mühlet kararı verildi. 2025’te sayı 2.817’ye yükselerek 2022, 2023 ve 2024 yıllarının toplamını dahi geçti. 2026’nın ilk 7 ayında ise 1.167 geçici mühlet, 918 kesin mühlet, 1.146 ret ve 171 iflas kararı kaydedildi.
KOBİ’ler zincirin en kırılgan halkası
Uzmanlara göre konkordato süreçlerinin oluşturduğu zincirleme etkiden en fazla zarar görebilecek grupların başında KOBİ’ler geliyor.
Sınırlı öz kaynağa sahip işletmeler, büyük müşterilerinden tahsilat yapamadığında çalışan maaşları, vergi ödemeleri ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) primleri başta olmak üzere birçok yükümlülüğünü yerine getirmekte zorlanabiliyor.
Tahsilat probleminin uzun sürmesi halinde bir şirketin konkordato süreci başka işletmelerin de finansal sıkıntıya girmesine neden olabilecek bir domino etkisi oluşturabiliyor.
İstihdam riski de büyüyebilir
Reel sektördeki finansal sıkışıklığın uzaması halinde en önemli risklerden biri de istihdamda ortaya çıkabilir.
Siparişlerin azalması, üretimin yavaşlaması ve şirketlerin maliyetlerini azaltmaya yönelmesi iş gücü piyasası üzerinde baskı oluşturabilir.
Uzmanlar, işletmelerin finansal sorunlarının kalıcı hale gelmesi durumunda hem mavi yakalı hem de beyaz yakalı çalışanları kapsayan işten çıkarmaların gündeme gelebileceğine dikkat çekiyor.
Çözüm için hedefli finansman öne çıkıyor
Reel sektördeki sıkışıklığın azaltılması için öne çıkan başlıklardan biri, üretim ve istihdam odaklı işletmelere yönelik hedefli finansman imkânlarının güçlendirilmesi.
Uzmanlara göre özellikle KOBİ’lerin uzun vadeli ve uygun maliyetli finansmana erişebilmesi, şirketlerin işletme sermayesi ihtiyacının karşılanmasında önemli rol oynayabilir.
Finansal sorun yaşayan şirketlerin konkordato aşamasına gelmeden önce borç yapılandırma ve finansal yeniden yapılanma mekanizmalarından yararlanması da kritik görülüyor.
Alacak sigortası zincirleme iflas riskini azaltabilir
Tedarik zincirinin korunmasında alacak sigortası gibi mekanizmaların daha yaygın kullanılması da çözüm önerileri arasında yer alıyor.
Alacağını tahsil edemeyen işletmelerin tamamen korumasız kalmasının önüne geçebilecek sistemlerin geliştirilmesi, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler açısından finansal dayanıklılığı artırabilir.
Uzmanlara göre konkordato meselesinin yalnızca borçlu şirketlerin hukuki ve finansal sorunu olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. Büyük işletmelerden KOBİ’lere, tedarikçilerden çalışanlara kadar geniş bir ekonomik zinciri etkileyebilen süreçte erken müdahale, finansmana erişim ve etkin yeniden yapılandırma mekanizmaları kritik önem taşıyor.




