Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Netanyahu Mısır’a mı saldıracak? Sina’da askeri hareketlilik…

Mısır’ın Sina Yarımadası’ndaki askeri varlığını güçlendirmesi ve gelişmiş hava savunma sistemlerini görünür hâle getirmesi, İsrail’de güvenlik tartışmalarını yeniden alevlendirdi. İsrail medyasında iki ülkenin askeri güçlerinin karşılaştırıldığı analizler yayımlanırken, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun daha önce Mısır ordusunun güçlenmesinden duyduğu endişeyi dile getirmesi dikkat çekti. Ancak şu ana kadar İsrail’in Mısır’a saldırmaya hazırlandığını gösteren resmî bir açıklama, doğrulanmış operasyon emri ya da somut askeri kanıt bulunmuyor.

Mısır’ın Sina Yarımadası’ndaki askeri varlığını güçlendirmesi ve gelişmiş hava savunma

Orta Doğu’da peş peşe yaşanan savaşlar, Gazze’nin geleceğine ilişkin anlaşmazlıklar ve Mısır’ın Sina Yarımadası’ndaki askeri faaliyetleri, Kahire ile Tel Aviv arasındaki ilişkilerin yeniden sorgulanmasına yol açtı.

İsrail basınında son günlerde yayımlanan haberlerde Mısır ve İsrail ordularının asker sayıları, savaş uçakları, tankları, donanma unsurları, hava savunma sistemleri ve savunma bütçeleri karşılaştırılmaya başlandı. Bu yayınların ardından sosyal medyada ve bazı haber platformlarında “Netanyahu Mısır’a mı saldıracak?” sorusu gündeme taşındı.

Bununla birlikte mevcut bilgiler, iki ülke arasında doğrudan bir savaş hazırlığından çok, karşılıklı güvensizliğin ve bölgesel güç mücadelesinin büyüdüğünü gösteriyor.

İsrail medyası iki ülkenin ordularını karşılaştırdı

İbranice yayın yapan Natsiv Net platformunda yer alan değerlendirmede, Mısır’ın asker sayısı ve konvansiyonel askeri araç envanteri bakımından İsrail’den daha büyük bir güce sahip olduğu öne sürüldü.

Haberde Mısır’ın yaklaşık 450 bin aktif askeri, 4 bin muharebe tankı, 650 askeri uçağı ve 220 savaş gemisi bulunduğu iddia edildi. Mısır’ın yıllık savunma bütçesinin ise yaklaşık 11,4 milyar dolar olduğu belirtildi.

İsrail’in ise yaklaşık 170 bin aktif askeri, bin 800 tankı, 600 askeri uçağı ve 65 savaş gemisine sahip olduğu ileri sürüldü. İsrail’in savunma bütçesi yaklaşık 24,6 milyar dolar olarak gösterildi.

Ancak askeri personel, araç ve bütçe rakamları; kullanılan hesaplama yöntemi, aktif ya da depoda bulunan araçların dahil edilmesi ve açıklanmayan harcamalar nedeniyle farklı veri tabanlarında ciddi ölçüde değişebiliyor. Bu nedenle söz konusu rakamların resmî ve kesin veriler olarak değil, İsrail medyasında yayımlanan tahminler olarak değerlendirilmesi gerekiyor.

Mısır sayıca, İsrail teknoloji bakımından öne çıkıyor

İsrail medyasındaki analizlerde Mısır’ın personel, tank, uçak ve gemi sayısıyla önemli bir sayısal üstünlük taşıdığı ancak envanterinin farklı ülkelerden temin edilmiş çok sayıda eski sistemi de barındırdığı savunuldu.

Bu durumun bakım, mühimmat tedariki, komuta-kontrol ve farklı sistemlerin birlikte çalıştırılması açısından Mısır ordusuna bazı zorluklar çıkarabileceği ileri sürüldü.

İsrail’in ise daha küçük bir orduya sahip olmasına rağmen gelişmiş istihbarat kapasitesi, elektronik harp sistemleri, hassas güdümlü mühimmatları, insansız hava araçları, füze savunma sistemleri ve modern savaş uçaklarıyla teknolojik üstünlük kurduğu belirtiliyor.

Dolayısıyla yalnızca tank, uçak veya asker sayısına bakılarak yapılacak bir karşılaştırmanın iki ülkenin gerçek askeri kapasitesini tam olarak yansıtmayacağı değerlendiriliyor.

S-300 sistemlerinin görünmesi neden dikkat çekti?

Gerilimi artıran gelişmelerden biri de Mısır’ın Rusya’dan aldığı S-300VM Antey-2500 uzun menzilli hava savunma sistemlerini kamuoyuna açık biçimde sergilemesi oldu.

Mısır’ın yeni Stratejik Komuta Merkezi’nin açılışında S-300VM sistemlerinin görünmesi, ülkenin uzun menzilli hava savunma kapasitesine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirdi. Söz konusu sistem; savaş uçakları, seyir füzeleri ve bazı balistik füze tehditlerine karşı kullanılmak üzere tasarlanmış hareketli bir hava savunma sistemi olarak biliniyor.

İsrail merkezli bazı yayınlarda, Mısır’ın bu sistemleri aktif biçimde kullanmasının İsrail Hava Kuvvetleri açısından yeni bir planlama başlığı oluşturacağı savunuldu. Aynı yayınlarda İsrail’in elektronik harp, istihbarat ve uzun menzilli hassas vuruş kapasitesi sayesinde S-300 sistemlerine karşı koyabilecek imkânlara sahip olduğu iddia edildi.

Ancak bir hava savunma sisteminin envantere alınması tek başına saldırı hazırlığı anlamına gelmiyor. Bu tür sistemler öncelikle hava sahasının, askeri üslerin ve stratejik tesislerin korunması amacıyla kullanılıyor.

Netanyahu daha önce Mısır ordusu için uyarıda bulunmuştu

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Şubat 2026’da kapalı gerçekleştirilen bir parlamento komisyonu toplantısında Mısır ordusunun güçlendiğini söylediği İsrail basınına yansımıştı.

Haberlere göre Netanyahu, İsrail ile Mısır arasında ortak çıkarlar ve devam eden ilişkiler bulunduğunu kabul etmekle birlikte, Mısır’ın askeri kapasitesinin yakından takip edilmesi gerektiğini savundu.

Netanyahu’nun 2025 yılında da ABD yönetiminden Mısır’ın Sina’daki askeri faaliyetleri konusunda Kahire’ye baskı yapmasını istediği öne sürülmüştü. İsrail tarafı bazı pistlerin ve yer altı tesislerinin 1979 tarihli barış anlaşmasının güvenlik hükümlerine aykırı olabileceğini iddia etmişti.

Ancak konuya ilişkin haberlerde, Mısır’ın söz konusu tesislerde füze depoladığına dair doğrulanmış bir kanıt bulunmadığı da özellikle belirtilmişti. Mısır tarafı ise Sina’daki askeri önlemlerin Gazze’deki Filistinlilerin zorla Mısır topraklarına sürülmesini engellemek ve ülkenin sınır güvenliğini korumak amacı taşıdığını savunmuştu.

Sina neden bu kadar önemli?

Sina Yarımadası, İsrail ile Mısır arasındaki askeri dengenin en hassas noktalarından biri olmayı sürdürüyor.

Mısır ve İsrail arasında 26 Mart 1979’da imzalanan barış anlaşması, Sina’daki İsrail güçlerinin çekilmesinin yanı sıra bölgede bulundurulabilecek asker ve askeri araçlara da sınırlamalar getirdi. Sina, anlaşma kapsamında farklı güvenlik bölgelerine ayrıldı.

Anlaşmanın güvenlik hükümlerinin uygulanması, Çok Uluslu Güç ve Gözlemciler adlı uluslararası yapı tarafından denetleniyor. MFO’nun resmî bilgilerine göre Sina’da üç, İsrail tarafında ise bir güvenlik bölgesi bulunuyor ve her bölgede konuşlandırılabilecek personel ile askeri ekipman için ayrı sınırlamalar uygulanıyor.

Mısır Dışişleri Bakanlığı da Ocak 2026’da MFO’nun Sina’daki varlığının bölgesel güvenlik ve istikrar açısından temel bir unsur olduğunu açıklamıştı.

Gazze savaşı ilişkileri daha da gerdi

İki ülke arasındaki mevcut gerilimin en önemli nedenlerinden birini Gazze oluşturuyor.

Kahire yönetimi, Gazze’de yaşayan Filistinlilerin Sina’ya zorla gönderilmesi ihtimalini kesin bir dille reddediyor. Mısır, böyle bir gelişmenin Filistin meselesinin tasfiyesi anlamına geleceğini, kendi ulusal güvenliğini tehdit edeceğini ve bölgede yeni bir çatışma dalgası yaratacağını savunuyor.

İsrail’in Gazze’nin Mısır sınırındaki Refah ve Philadelphi Koridoru’na yönelik politikaları da Kahire’de tepkiye neden oldu. Mısır, sınır hattındaki gelişmeler nedeniyle askeri ve diplomatik önlemlerini artırırken, İsrail tarafı da Sina’daki Mısır birliklerinin büyüklüğünü tartışmaya açtı.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, ülkesinin Filistinlilerin yerlerinden edilmesini “kırmızı çizgi” olarak gördüğünü ve bölgesel sorunların savaş yerine müzakere yoluyla çözülmesi gerektiğini açıkladı.

Yeni askeri merkez İsrail’de mercek altında

Mısır’ın temmuz ayında “Octagon” adı verilen yeni Stratejik Komuta Merkezi’ni hizmete açması da İsrail’de yakından takip edildi.

Kahire yakınlarındaki yeni idari başkentte kurulan merkez; komuta, kontrol, iletişim, kriz yönetimi ve yapay zekâ destekli karar sistemlerini tek çatı altında toplamayı amaçlıyor. Cumhurbaşkanı Sisi açılışta, merkezin Mısır ordusunun operasyon yönetimi açısından önemli bir dönüşüm sağlayacağını söyledi.

İsrailli bazı analistler bu yatırımı Mısır’ın uzun vadeli askeri modernizasyon programının parçası olarak değerlendirirken, bazı uzmanlar ise Mısır’ın güvenlik tehditlerinin yalnızca İsrail’le sınırlı olmadığına dikkat çekiyor.

Mısır; Libya’daki istikrarsızlık, Sudan’daki savaş, Kızıldeniz’deki güvenlik sorunları, Etiyopya ile Nil suları anlaşmazlığı, terör örgütleri ve Gazze sınırındaki gelişmeler nedeniyle aynı anda birden fazla güvenlik riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Bu nedenle Mısır’ın askeri modernizasyonunun doğrudan İsrail’e saldırı hazırlığı olarak yorumlanmasının doğru olmayacağı belirtiliyor. İsrail basınındaki güncel analizlerde de iki ülke arasında güvensizlik bulunmasına rağmen savaş ihtimalinin düşük olduğu vurgulanıyor.

Netanyahu Mısır’a saldıracak mı?

Mevcut bilgiler ışığında bu soruya verilebilecek yanıt, şu anda böyle bir saldırı hazırlığını doğrulayan somut bir kanıt bulunmadığı yönünde.

İsrail hükümeti Mısır’a karşı askeri operasyon başlatılacağına ilişkin resmî bir açıklama yapmadı. İsrail ordusunun Mısır’a yönelik bir saldırı için özel olarak yığınak yaptığına, operasyon emri aldığına veya barış anlaşmasını sona erdirmeye hazırlandığına ilişkin doğrulanmış bir bilgi de kamuoyuna yansımadı.

İsrail medyasındaki askeri karşılaştırmaların ve Netanyahu’nun açıklamalarının, doğrudan savaş ilanından çok Mısır’ın artan askeri kapasitesine yönelik stratejik kaygıları yansıttığı değerlendiriliyor.

Her iki ülke açısından da 1979 tarihli barış anlaşmasının bozulması ağır askeri, siyasi ve ekonomik sonuçlar doğurabilir. Mısır ile İsrail’in sınır güvenliği, Gazze, arabuluculuk çalışmaları ve bölgesel istikrar gibi başlıklarda birbirleriyle temas hâlinde olmaları da doğrudan çatışma seçeneğinin önünde önemli bir engel oluşturuyor.

Gerilim sürüyor, ancak savaş işareti yok

Sina’daki askeri hareketlilik, Mısır’ın savunma sistemlerini modernize etmesi ve İsrail medyasında yayımlanan güç karşılaştırmaları iki ülke arasındaki güvensizliğin arttığını gösteriyor.

Bununla birlikte askeri kapasitenin tartışılması ile fiilî bir saldırı hazırlığı arasında büyük bir fark bulunuyor. Şimdilik sahadaki gelişmeler, yakın bir Mısır-İsrail savaşından çok tarafların birbirlerinin askeri adımlarını izlediği, diplomatik baskıyı artırdığı ve olası krizlere karşı caydırıcılık oluşturmaya çalıştığı bir döneme işaret ediyor.

Bu nedenle “Netanyahu Mısır’a saldıracak” şeklindeki kesin ifadeler mevcut verilerle doğrulanmıyor. Ancak Gazze’nin geleceği, Sina’daki birliklerin konumu ve 1979 barış anlaşmasının güvenlik hükümleri üzerindeki anlaşmazlıklar, Kahire-Tel Aviv hattının önümüzdeki dönemde de bölgenin en hassas başlıklarından biri olacağını gösteriyor.