Kardeşlik ilişkileri, çocukluk döneminden yetişkinliğe kadar bireyin sosyal ve duygusal gelişiminde önemli bir yere sahip oluyor. Ancak uzmanlar, ruh sağlığı açısından koruyucu olan unsurun yalnızca kardeş sahibi olmak değil, kardeşler arasında kurulan ilişkinin niteliği olduğuna dikkat çekiyor.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Seren Doğantekin, güven, destek ve sağlıklı iletişim üzerine kurulan kardeşlik bağlarının kişinin stresli yaşam olaylarıyla baş etmesini kolaylaştırabileceğini ifade etti.
“Belirleyici olan ilişkinin niteliği”
Kız kardeş sahibi olmanın veya birden fazla kardeşle büyümenin tek başına psikolojik dayanıklılığı artırmadığını belirten Doğantekin, kardeşler arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğunun daha önemli olduğunu söyledi.
Doğantekin, “Güven, duygusal yakınlık, karşılıklı destek ve sağlıklı iletişim üzerine kurulu bir kardeş ilişkisi, bireyin stresli yaşam olaylarıyla baş etmesini kolaylaştırabilir.” dedi.
Çocukluk döneminden itibaren zorlayıcı deneyimlerin birlikte paylaşılmasının ve duyguların rahatça ifade edilebildiği güvenli bir alan oluşturulmasının psikolojik dayanıklılığı desteklediğini kaydeden Doğantekin, “Yalnız değilim” duygusunun önemli bir koruyucu unsur olduğunu ifade etti.
Kız kardeşler arasında duygusal paylaşım daha yoğun olabiliyor
Kız kardeşler arasındaki ilişkilerde duygusal paylaşımın daha yoğun olabildiğini gösteren çalışmalar bulunduğunu aktaran Doğantekin, birlikte büyümenin ortak anılar ve güçlü bir aidiyet duygusu oluşturabildiğini belirtti.
Aile içindeki olayların benzer biçimde deneyimlenmesi ve kardeşlerin birbirlerinin yaşam öykülerine tanıklık etmesinin yakınlığı artırabileceğini söyleyen Doğantekin, bu bağın kişinin kendisini daha iyi anlaşılmış hissetmesine katkı sağlayabileceğini ifade etti.
Doğantekin, güçlü bir kardeşlik bağının bireyin duygularını daha rahat anlatmasına ve zor zamanlarda ihtiyaç duyduğu sosyal desteğe ulaşmasına yardımcı olabileceğini kaydetti.
Çocukluk kırgınlıkları yetişkinlikte yeniden ortaya çıkabiliyor
Kardeş rekabetinin çocukluk gelişiminin doğal bir parçası olduğunu belirten Doğantekin, bu rekabetin ebeveyn tutumlarına bağlı olarak sağlıksız bir hâl alabileceğine dikkat çekti.
Çocukların sürekli karşılaştırılması, bir kardeşin diğerinden daha fazla takdir edildiği düşüncesi veya duygusal ihtiyaçların eşit karşılanmaması, kardeşler arasındaki kırgınlıkların kalıcı olmasına neden olabiliyor.
Doğantekin, çocuklukta çözümlenemeyen sorunların yetişkinlikte başarıların kıyaslanması, miras anlaşmazlıkları, ebeveyn bakımının paylaşılması veya aile içindeki roller üzerinden yeniden gündeme gelebileceğini söyledi.
Bu nedenle çocuklukta yaşanan duyguların konuşulabilmesinin ve ebeveynlerin adil bir tutum benimsemesinin uzun vadeli kardeşlik ilişkileri açısından önem taşıdığını vurguladı.
Fiziksel uzaklık duygusal kopukluk anlamına gelmeyebilir
Eğitim, iş hayatı, evlilik, çocuk sahibi olma ve farklı şehirlerde yaşama gibi nedenlerle kardeşlerin birlikte geçirdiği zaman azalabiliyor.
Bu durumun her zaman duygusal bir kopuş anlamına gelmediğini belirten Doğantekin, bazı kardeşlerin uzun süre görüşmeseler bile birbirlerini en önemli destek kaynaklarından biri olarak görmeye devam edebildiğini söyledi.
Doğantekin, “Önemli olan iletişimin sıklığından çok, ilişkinin güven ve karşılıklı destek temelini koruyabilmesidir.” diye konuştu.
Kardeş sahibi olmak yalnızlığı tek başına ortadan kaldırmıyor
Sağlıklı bir kardeş ilişkisinin yalnızlık duygusunu azaltabilecek önemli sosyal destek kaynaklarından biri olduğunu ifade eden Doğantekin, özellikle ortak aile deneyimlerinin kişinin anlaşılma duygusunu güçlendirebileceğini belirtti.
Ancak yalnızca kardeş sahibi olmanın kişinin kendisini yalnız hissetmeyeceği anlamına gelmediğini vurgulayan Doğantekin, kardeşlik ilişkisinin koruyucu olabilmesi için tarafların duygusal olarak ulaşılabilir, destekleyici ve güven verici olması gerektiğini söyledi.
Sağlıksız kardeşlik ilişkilerinde sınır koymak önemli
Toplumda kardeşliğin çoğu zaman koşulsuz sevgiyle özdeşleştirildiğini ancak her kardeşlik ilişkisinin sağlıklı olmadığını belirten Doğantekin, bazı davranışların toksik ilişki dinamiklerine işaret edebileceğini aktardı.
Sürekli eleştirilmek, küçümsenmek, suçluluk duygusuyla kontrol edilmek, başarıların değersizleştirilmesi ve kişisel sınırların ihlal edilmesi ruh sağlığını olumsuz etkileyebiliyor.
Doğantekin, kişinin kardeşiyle yaptığı görüşmelerin ardından sürekli tükenmiş hissetmesinin de ilişkinin gözden geçirilmesi gereken bir yapıya sahip olabileceğini gösterdiğini ifade etti.
Sağlıklı kardeş ilişkilerinde fikir ayrılıkları yaşansa bile karşılıklı saygının korunduğunu kaydeden Doğantekin, tarafların birbirlerinin sınırlarına özen göstermesi gerektiğini belirtti.
Doğantekin, gerektiğinde sınır koyabilmenin ve profesyonel destek almanın aile ilişkilerinde ruh sağlığını korumanın önemli bir parçası olduğunu sözlerine ekledi.




