Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Hamdi Bağcı
Hamdi Bağcı

CHP’liler Niye Anlamıyor? Ne Olursa Olsun, Merkez Boşaltılmaz, Parti Dağıtılmaz

18 Ocak 1998…

Bizim için sıradan bir gün değildi. Çocukluğumuzu, gençliğimizi, hayallerimizi, fikirlerimizi ve geleceğimizi temsil ettiğine inandığımız Refah Partisi o gün kapatılmıştı.

O günkü kadar öfke ve isyanla dolduğum başka bir günü hatırlamıyorum. Genç bir gazeteciydim. KONTV’de çalışıyor, sabah programını sunuyordum. Anayasa Mahkemesi kararını vermiş, Refah Partisi’ni kapatmıştı.

Benim gibi milyonlarca insan televizyonun karşısında Necmettin Erbakan Hocamızın ne söyleyeceğini bekliyordu.

Erbakan Hocamız ekrana çıktı ve “Olay aslında tarihin akışı içerisinde fevkalade basit bir olaydır. Bu kararın tarihte nokta kadar değeri ve hükmü yoktur” dedi. Verilen kararın tarih önünde hiçbir kıymetinin bulunmadığını anlatan, ancak insanları sokağa, isyana ve devletle çatışmaya çağırmayan son derece sakin bir açıklama yapmıştı. 

O açıklama, içimizdeki yangını söndürmüştü.

(Ki inanın benim gibi İmam Hatip Lisesi mezunu gençlerden 28 Şubat çok şeyler götürdü. Hep avukat olmak isterdim mesela ben, iki yıl onun için çalışmıştım ama İmam Hatip Mezunu olduğum için hiçbir şekilde Hukuk Fakültesini kazanamayacağımı çok acı bir şekilde tecrübe etmiştim. Ağırdı… Ama ağırlık vermedik çevremize, yük olmadık kimseye, çalıştık, mücadele ettik, hayat böyle devam etti.) 

Muhterem Erbakan Hocamız bize, bu ülkeye ait olduğumuzu bir kez daha hissettirmişti. Yaşadığımız haksızlığa rağmen ülkemize, devletimize ve milletimize zarar verecek bir davranışın içine girmememiz gerektiğini göstermişti.

Aradan yıllar geçti.

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi Konya İl Başkanlığı’nda düzenlenen basın toplantısına gittiğimde, nedense o günü hatırladım.

Belki 1998’de Refah Partisi’nin yaşadıklarıyla bugün CHP içerisinde yaşananlar birbirinin aynısı değildir. Dönemler, şartlar, siyasi aktörler ve hukuki süreçler farklıdır. Ancak Türkiye’de zaman zaman devlet içerisindeki bazı yapılanmaların siyasi partilere yönelik haklı ya da haksız uygulamalarda bulunduğu da tarihimizin bir gerçeğidir.

Bu nedenle CHP’yi ve CHP’lilerin yaşadığı sıkıntıları anlamaya çalışıyorum.

Fakat anlayamadığım bir şey var, CHP’liler bu süreçte en büyük zararı kendilerine veriyorlar, bunu neden anlamıyorlar? 

Refah Partisi kapatıldı ama merkez dağılmadı

Refah Partisi kapatıldığında parti binaları tahrip edilmedi. Devletle kavga edilmedi. Sabahları cemaatle namaz kılarak yaptık eylemimizi. Kimseye zarar vermedik, kimseye zarar vermedi dava arkadaşlarımız. Refah Partisi, insanları birbirlerine düşman hâline getirmedi.

Erbakan Hoca, siyasi merkezi zayıflatacak bir eylemin içerisinde bulunmadı. Parti tabanı da böyle bir yola yönelmedi.

Ardından Fazilet Partisi kuruldu. O da kapatıldı. Ancak siyasi merkez yine dağılmadı. İnsanlar, geçmişe isyan etmek yerine gelecekte nasıl bir siyasi yapı kurulabileceğini tartıştı.

Elbette ayrışmalar yaşandı. Fazilet Partisi’nin içinden Saadet Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi olmak üzere iki farklı siyasi hareket çıktı.

Ancak Refah Partisi’nin kapatıldığı günlerde ayakta tutulan siyasi gelenek, daha sonra Türkiye’de iktidara geldi. Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde başlayan süreç, Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve toplumsal yapısında çok önemli değişimler yaptı, adeta devrime devrim yaptı bizim davamız. 

Bunun beğenilen veya eleştirilen tarafları ayrı bir tartışma konusudur. Fakat ortada inkâr edilemeyecek bir gerçek vardır:

Bir siyasi hareket, ancak merkezini koruyabildiği, kadrolarını tamamen dağıtmadığı ve tabanını birbirine düşman etmediği zaman yoluna devam edebilir.

CHP’nin en büyük hatası merkezi boşaltmak

CHP’lilerin yaptığı en büyük yanlışın, partinin merkezini sürekli boşaltmak olduğunu düşünüyorum.

Özgür Özel ve ekibi göreve geldikten sonra Kemal Kılıçdaroğlu döneminin kadrolarını büyük ölçüde partinin dışına itti. Daha önce görev yapan insanlara karşı son derece sert ve acımasız davranıldı.

Bunun Konya’daki yansımalarını da gördük.

Barış Bektaş’a sorabilirsiniz. Özgür Özel döneminde Barış Bektaş gibi CHP’nin Konya’da karşılığı bulunan isimler yok sayıldı. Sayın Barış Bektaş’ı Konya’da herkes tanır, bizim dostumuzdur, ağabeyimizdir, kardeşimizdir. Hatırı bizde kıymetli olan biridir. Aynı partide olmasak da çayını içer, yemeğini yeriz, çay ikram eder, yemek ikram ederiz, hepimize selamı yeter.

Böyle bir insan partiden dışlanılır mı?

Elda Sude Akça ve arkadaşları dışlanır mı? 

Böyle yiğit kadınlar kolay mı yetişiyor, itiraz edebilen, fikrini ortaya koyabilen, insanlara davasını, inandıklarını anlatabilen, insanların iyiliği için ömrünü, gençliğini vakfeden gençler kolay mı yetişiyor? 

Böyle insanlar dışlanır mı? 

Dışladılar.

Sadece yok sayılmakla kalmadılar, zaman zaman neredeyse birer siyasi düşman gibi görüldüler.

Oysa bir siyasi partinin gençlik ve kadın kolları, insanların büyük fedakârlıklarla görev yaptığı alanlardır.

Gençlik kollarında veya kadın kollarında görev yapan insanlar kolay yetişmez. Bu yapılarda yıllarca emek veren, seçim dönemlerinde gece gündüz çalışan kadroları her yönetim değişikliğinde tasfiye ederseniz, partinin hafızasını da insan kaynağını da yok edersiniz.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nde zaman zaman il başkanları değişti. Bir isim gitti, başka bir isim geldi. Ancak her gelen yönetim, kendisinden önce görev yapan milletvekillerini, kadın kollarını veya gençlik teşkilatlarını düşman ilan etmedi.

Çünkü parti geleneği, kişilerin üzerinde tutuldu.

CHP’de ise bir yönetim geliyor, önceki yönetimin ekibini tasfiye ediyor. Başka bir ekip geliyor, bu kez kendisinden öncekileri partinin dışına itiyor.

Sonuçta herkes kendisini merkezin sahibi olarak görüyor ama ortada herkesi bir arada tutabilecek güçlü bir merkez kalmıyor.

Nejat Türktaş’ın göreve gelmesiyle birlikte parti içerisinde ciddi ayrılıklar olmuştu. Bazı isimlerle çalışılmadı, bazı kadrolar dışarıda bırakıldı.

Gençlik kollarındaki atamaların ardından gençlerin gerçekleştirdiği ve mezar taşı kullanılan protesto eylemi hâlâ hafızalardadır.

Oysa bir siyasi parti için gençlik en büyük zenginliktir.

Hele ki okulunda, mesleğinde ve sosyal hayatında başarılı; Cumhuriyet değerlerine bağlı; çağdaş Türk kadınını temsil edebilecek gençleri bulmak hiç kolay değildir.

Türkiye’ye yeni bir ufuk kazandırabilecek gençleri, kişisel hesaplaşmalar ve parti içi kavgalar uğruna harcarsanız bunun bedelini yalnızca bugünkü yönetim değil, partinin geleceği de öder.

Ne yazık ki CHP, kendi yetiştirdiği insanları yine kendi elleriyle tüketiyor.

İl binasına zarar vermek kime zarar verir?

CHP Konya İl Başkanlığı’na yeni bir yönetim atandı.

Yeni yönetimle çalışamayan bir il başkanının görevden alınması kadar doğru olan ne olabilir. Hiçbir siyasi hareket parti içinde paralel yapılanmaya müsade etmez zaten. Mevcut yönetimle çalışacaksan, gidersin bağlılığını belirtirsin, yok çalışamayacaksan, giden genel başkana bağlılığın varsa onu da saygıyla çözersin, onurlu bir şekilde istifa eder, çeker gidersin. Parti binasını dağıtmak nedir? Görevden ayrılırken il başkanlığı binasını kullanılmaz hâle getirmek, duvarlara ağır ifadeler yazmak ve partinin mensuplarını hain veya satılmış gibi göstermeye çalışmak kabul edilebilir bir davranış değildir.

Binanın çeşitli yerlerine, yeni İl Başkanı Refik Serttaş ve Barış Bektaş hakkında son derece ağır, hakaret içeren ifadelerin yazıldığı görülüyor.

Peki bunun zararı kime?

O duvarların boyasını kim yaptıracak?

Binanın bakımını kim karşılayacak?

Bütün bu masraflar yine CHP’nin bütçesinden çıkmayacak mı?

Parti binasına zarar verdiğiniz zaman aslında karşı olduğunuz kişilere değil, doğrudan doğruya kendi partinize zarar vermiş olmuyor musunuz?

Ben bunu, gençliğinde Refah Partisi ve daha sonra Adalet ve Kalkınma Partisi içerisinde yer almış, bugün ise aktif siyasi tarafı bulunmayan bir Hamdi Bağcı olarak anlamakta zorlanıyorum.

Siz CHP’li değil misiniz?

O bina sizin binanız değil mi?

O parti sizin partiniz değil mi?

O fikir sizin fikriniz değil mi?

Günler gelir geçer, parti kalır

Siyasette bugün görevde olan yarın olmayabilir.

Bugün güçlü olan yarın zayıflayabilir. Bugün il başkanlığı yapan bir kişi yarın sıradan bir parti üyesi olabilir. Bugün dışlanan bir isim, birkaç yıl sonra partinin en önemli yöneticilerinden biri hâline gelebilir.

Makamlar ve görevler geçicidir.

Parti ise kalıcı olmak zorundadır.

Bu nedenle siyasi merkez boşaltılmaz. Parti binası dağıtılmaz. Birlikte mücadele ettiğiniz insanlar, yönetim değişti diye düşman ilan edilmez.

Çünkü merkez dağıldığı zaman parti dağılır.

Parti dağıldığı zaman fikirler dağılır.

Fikirler dağıldığında ortak hedef kaybolur.

Ortak hedef ortadan kalktığında da rakip olarak gördüğünüz siyasi hareketlere karşı nasıl mücadele edeceksiniz?

Birleştirmek için gelmek

Basın toplantısında CHP Konya İl Başkanı Refik Serttaş ve yanında yıllarca partiye hizmet etmiş isimler vardı.

Yeni yönetim, partiyi dağıtmak için değil birleştirmek için göreve geldiğini söyledi.

Bu söz önemlidir.

Çünkü CHP’ye yakışan da budur: Birbirine düşmek değil, farklılıklarına rağmen bir arada kalabilmek.

Ancak bugüne kadar yaşananlara bakıldığında, CHP’lilerin bunu başarmakta zorlandığı görülüyor.

Bir siyasi parti, kendi içerisindeki farklı görüşleri bir arada tutamıyorsa ülkeyi nasıl yönetecek?

Kendi binasına sahip çıkamıyorsa devlete nasıl sahip çıkacak?

Kendi arkadaşlarını düşmanlaştırıyorsa toplumun farklı kesimlerini nasıl birleştirecek?

CHP’lilerin bu sorular üzerinde ciddi biçimde düşünmesi gerekiyor.

Elbette gerçekten iktidara gelmek istiyorlarsa…

Çünkü iktidar yolu, parti binalarının duvarlarına hakaret yazmaktan değil; merkezi korumaktan, kadrolara sahip çıkmaktan ve birbirine tahammül etmeyi öğrenmekten geçer.