Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Hamdi Bağcı
Hamdi Bağcı

İspanya sen çok yaşa!

Evet, Dünya Kupası süreci tamamlandı. Açıkçası biraz da şükrediyoruz. Geceleri sabaha kadar maç beklemek, saatlerce ekran başında kalmak insanı gerçekten yoruyordu. Ancak turnuvanın hakkını da teslim etmek gerekiyor: Son derece güzel ve heyecanlı maçlar izledik.

Turnuva boyunca yalnızca iki ya da üç karşılaşmada belirgin hakem hataları gördüm. Onun dışında hakemlerin maçların sonucuna doğrudan etki ettiği pozisyonlar yok denecek kadar azdı. Genel olarak sahada daha iyi oynayan, mücadeleyi daha fazla isteyen ve futbolun gereklerini yerine getiren takımlar kazandı. Bugün ortaya çıkan sonuç da bunun bir yansıması oldu.

Türkiye’nin vedası hepimizi üzdü

Türkiye’nin ilk turda elenmesi elbette çok kötüydü. Bu sonuç hepimizi derinden üzdü. Ancak ben yine de Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın konuya müdahil olacağına ve Türk futbolunda önemli bir değişimin yaşanacağına inanmak istiyorum.

Böylesine ağır, kötü ve onur kırıcı bir başarısızlığın ardından Türkiye Futbol Federasyonu yönetiminin ve teknik direktörün hiçbir şey olmamış gibi görevlerine devam edemeyeceklerini düşünüyorum. Türk futbolunda mutlaka bir hesaplaşma ve yeniden yapılanma süreci başlamalıdır.

Elbette bu başlı başına ayrı bir yazının konusu. Türk futbolunun sorunlarını ve yapılması gerekenleri başka bir gün daha geniş biçimde ele alırız. Bugünkü asıl meselemiz Dünya Kupası’nın genel değerlendirmesi.

Afrika futbolunun yükselişi

Turnuvaya renk katan ülkelerin başında Fas geliyordu. Fas’ın daha önceki turnuvalarda da ortaya koyduğu mücadele, tesadüfi bir başarıya dayanmadığını gösteriyordu. Bu ülkenin artık ciddi bir futbol kültürü oluşturduğu çok açık.

Üstelik mesele yalnızca Fas’tan ibaret değil. Mısır’a ve diğer Afrika ülkelerine baktığımızda, kıtada futbolun ciddi bir ivme kazandığını görüyoruz. Afrikalı futbolcular artık sadece fizik güçleriyle değil; teknik kapasiteleri, oyun bilgileri ve taktik disiplinleriyle de öne çıkıyor.

Afrika futbolu doğru yatırımlar ve güçlü organizasyonlarla önümüzdeki yıllarda dünya futbolunun belirleyici güçlerinden biri olabilir.

Güney Amerika modern futbola ayak uydurdu

Güney Amerika’da futbol zaten her zaman çok gelişmişti. Brezilya, Arjantin, Uruguay ve diğer ülkeler futbol tarihine sayısız yıldız kazandırdı. Ancak bu turnuvada benim dikkatimi çeken bir başka gelişme daha vardı.

Güney Amerika ülkeleri, geleneksel futbol yeteneklerini modern Avrupa futboluyla birleştirmiş görünüyor. İngiltere Premier Lig’de, Fransa’da ve İspanya’da sergilenen tempolu, taktiksel ve fiziksel futbol anlayışının Güney Amerika’da da benimsendiğini gözlemledik.

Futbolcuların artık bu modern sisteme uygun biçimde yetiştirildiği çok açık. Teknik becerilerini kaybetmeden oyunun fiziksel ve taktiksel yönünü geliştiren Güney Amerikalı futbolcular, turnuvaya büyük renk kattı.

İngiltere beni şaşırttı

İngiltere’nin performansı herkesi şaşırttı mı bilmiyorum ama beni şaşırttı. Açıkçası İngiltere’nin turnuvaya çok daha erken veda edeceğini düşünüyordum. Ancak yarı finale kadar yükseldi, turnuvayı üçüncü tamamladı ve Fransa’yı gerçekten çok güzel bir futbolla mağlup etti.

İngiltere, yıllardır sahip olduğu güçlü kadrolara rağmen turnuvalarda beklenen başarıyı elde edemeyen bir ülkeydi. Bu kez daha dirençli, daha dengeli ve daha sonuç odaklı bir takım izledik.

Almanya ve Brezilya hayal kırıklığı yaşattı

Bu yılın en büyük hayal kırıklıkları ise Almanya ve Brezilya’ydı. İki futbol devi de turnuvaya beklenenden çok daha erken veda etti.

Özellikle Almanya’nın elenişi gerçekten trajikti. Alman futbolunun disiplinli, güçlü ve sistemli yapısından eser yoktu. Sahada ne yaptığını tam olarak bilemeyen, oyun üstünlüğü kuramayan ve baskı karşısında dağılan bir Almanya gördük.

Brezilya da kendisinden beklenen futbolu ortaya koyamadı. Yıldızlarla dolu kadrosuna rağmen kötü bir oyunla mağlup olarak kupaya veda etmek zorunda kaldı. Brezilya için de ciddi bir futbol muhasebesinin zamanı gelmiş görünüyor.

Norveç’in geleceği çok parlak

Norveç’in ayrıca altını çizmek gerekiyor. Bu ülkenin son yıllarda çok iyi futbolcular yetiştirdiğini zaten görüyorduk. Türkiye’da Trabzonpsor’da forma giydikten sonra İspanya’ya giden Alexander Sørloth, İngiltere Premier Lig’de mücadele eden yıldızlar ve dünya futboluna yön veren isimler Norveç’in doğru bir yapılanma içinde olduğunu gösteriyor.

Alexander Sørloth, Martin Ødegaard ve Erling Haaland gibi futbolcular bunun en önemli örnekleri. Özellikle Haaland, klasik anlamda dünyanın en iyi santrforlarından biri olarak kabul edilebilir.

Norveç futbolu oyunu anlamış, futbol eğitimini özümsemiş ve sistemli biçimde oyuncu yetiştirmeye başlamış durumda. Bugün ellerinde dünyanın en iyileri arasında gösterilebilecek üç ya da dört futbolcu bulunuyor.

Bu yıldızlar, Norveç’in gelecekte dünya futbolunda çok daha güçlü bir yere sahip olacağını gösteriyor.

Haaland’ın istikrarı önemli

Haaland’ın ayrıca üzerinde durmak gerekiyor. Manchester City’de yıllardır son derece başarılı ve değerli bir futbolcu olarak görev yapıyor.

Onunla birlikte Manchester City’de forma giymeye başlayan birçok oyuncu bugün takımda değil. Ancak Haaland hâlâ kulübün en önemli isimlerinden biri olarak güçlü biçimde futbol oynamaya devam ediyor. Önümüzdeki sezon da takımın hücum hattındaki en büyük gücü olacağı anlaşılıyor.

Bu istikrar, yalnızca Haaland’ın bireysel kalitesini değil, Norveç futbolunun dünyadaki gelişimini ve değişimini de ortaya koyuyor.

İspanya-Arjantin finali

Gelelim İspanya-Arjantin finaline…

Final öncesinde sosyal medyada yaşadığım kısa bir diyaloğu anlatmak istiyorum. Değerli bir dostum, durumunda “İspanya’yı neden destekliyoruz?” diye bir paylaşım yapmıştı.

Ben de kendisine:

“Evet, İspanya’yı destekliyoruz ama sonunda üzüleceğiz.” diye yazdım.

O da bana:

“Sorun yok, üzülelim ama biz İspanya’yı destekleyeceğiz.” karşılığını verdi.

Bunun üzerine ben de:

“Olsun, onurla mazlumun yanında durmanın şerefi bize yeter.” dedim.

Sonuçta İspanya’nın yanında duracaktık. Ancak açık konuşmak gerekirse İspanya’nın kaybedeceğini, Arjantin’in kazanacağını düşünüyordum. Tıpkı 1986 yılında Diego Maradona ile yaşandığı gibi bu kez de bir Messi şovu izleyeceğimizi tahmin ediyordum.

Fakat öyle olmadı.

İspanya futbola hükmetti

İspanya, ilk dakikadan son dakikaya kadar oyuna büyük bir hâkimiyet kurdu. Topa sahip oldu, oyunun temposunu belirledi ve Arjantin’e istediği futbolu oynama fırsatı vermedi.

Ferran Torres’in attığı muhteşem golle de kupaya uzandı.

Fenerbahçe ve Konyaspor’un gollerine sevinen bir insanım. Biraz Liverpool’u, biraz da Manchester City’yi severim; onların gollerine de zaman zaman sevinirim. Ancak son yıllarda bir gole bu kadar sevindiğimi gerçekten hatırlamıyorum.

Ferran Torres’in golü muhteşemdi. O gol, yalnızca İspanya’ya kupayı getirmedi; milyonlarca insana büyük bir sevinç yaşattı.

Buradan bütün İspanyol futbolculara, teknik heyete ve özellikle sahada yüreklerini ortaya koyan oyunculara teşekkürlerimizi iletmek istiyorum.

Türkiye neden İspanya’yı destekledi?

Peki Türk milleti neden İspanya’yı destekledi?

Bu desteğin yalnızca bana ait olmadığını, final sırasında ve sonrasında yapılan sosyal medya paylaşımlarından çok net biçimde gördük. İspanya kazandığında neredeyse bütün Türkiye, kendi millî takımı kupayı kazanmış gibi sevindi.

İspanya’nın daha önce attığı bir gol, hakemin anlamsız kararıyla iptal edildiğinde de yalnızca ben değil, milyonlarca insan üzüldü.

Peki neden sevindik? Neden üzüldük?

Aslında bunun yanıtını hepimiz biliyoruz.

Bunun yanıtı mazlumların yaşadığı acılarda gizli. Gazze’de katledilen bebeklerde, annelerde, babalarda, engelli insanlarda ve hayatları ellerinden alınan masumlarda gizli.

Üstelik yalnızca insanlar değil; onların yanında kediler, köpekler, kuşlar ve diğer canlılar da bombaların altında yok olup gidiyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin İsrail’e gönderdiği silahlarla gerçekleştirilen saldırılar, bütün dünyanın gözleri önünde masumları hayattan koparıyor.

İspanya mazlumların yanında durdu

İnsanlık, bu zulme maruz kalanlara acıdığı için İspanya’nın yanında yer aldı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Arjantin’e verdiği desteğin de insanların tercihlerinde etkili olduğunu düşünüyorum.

Buna karşılık İspanya Başbakanı’nın onurlu duruşu ve İspanya halkının mazlumlara verdiği destek unutulmadı.

Avrupa’nın önemli bir bölümünün zalimlerin yanında sessizce saf tuttuğu, yaşanan vahşeti görmezden geldiği bir dönemde İspanya, mazlumların yanında durmayı tercih etti. İspanyol halkının bu tavrı, acı çeken insanların ve vicdan sahibi milyonların yüreğine su serpti.

Bu nedenle Türkiye, İspanya’yı destekledi.

Bu nedenle İspanya’nın golüne sevindik.

Bu nedenle İspanya’nın kupayı kaldırmasını kendi zaferimiz gibi gördük.

İspanya yalnızca bir futbol kupası kazanmadı. Dünyanın dört bir yanındaki mazlumların, ezilenlerin ve vicdan sahibi insanların sevincine ortak oldu.

İspanya’yı yürekten kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz.

Onlar mazlumların sevinci oldular. Biz de onları işte bu yüzden seviyoruz.

Ve diyoruz ki:

İspanya, sen çok yaşa!