Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Hamdi Bağcı
Hamdi Bağcı

Bir Kaşık Aşure, Bir Ömürlük Mücadele

Muharrem ayının en güçlü sembollerinden biridir aşure…

Aynı kazanda buluşan farklı tatlar, aslında bize toplum olmanın en sade hâlini anlatır. Nohutla buğdayın, fasulyeyle üzümün, tarçınla karanfilin aynı kapta bir araya gelmesi tesadüf değildir. Aşure; paylaşmanın, dayanışmanın, yaraları birlikte sarmanın adıdır.

Geçtiğimiz cumartesi günü çok kıymetli bir dostumuzun daveti üzerine biz de Liman Ayık Yaşam Derneği Konya Temsilciliği’nin düzenlediği aşure programı katıldık. İnanın Liman Ayık Yaşam Derneği Konya Temsilciliği’nin düzenlediği aşure programı tam olarak bu ruhu taşıyordu. Ancak o gün orada yalnızca aşure ikram edilmedi. O gün, bir toplumun görmezden gelmemesi gereken acı bir gerçek de bütün çıplaklığıyla ortaya konuldu: 

Aşure ikramından sonra Liman Ayık Yaşam Derneğinde eğitim gören geçnler bize yaşadıklarını anlattılar. 

Sizlerle bazı notlarımı paylaşacağım, inanın program beni adeta şok etti. Bir tarafta yapılan bu başarı öyküsü, bir tarafta ise mahallemize, sokağımıza hatta belki apartmanımıza kadar gelmiş çağın en korkunç hastalığı: Bağımlılık.

Bir insanın sessiz çöküşü

Bağımlılık çoğu zaman dışarıdan bakıldığında yalnızca “kötü alışkanlık” gibi görülür. Oysa bağımlılık, insanın sadece bedenini değil, aklını, iradesini, ailesini, işini, çevresini ve en önemlisi kendine olan inancını da kemiren ağır bir esarettir.

Madde ya da alkolle başlayan süreç, zamanla insanı kendi benliğinden uzaklaştırır. Dün evine ekmek götüren bir baba, bugün çocuğunun gözlerinin içine bakamaz hâle gelebilir. Dün ailesinin umudu olan bir genç, bugün ailesinin en büyük korkusuna dönüşebilir. Dün hayat kurma hayali taşıyan biri, bugün hayatta kalma mücadelesi verir hâle gelebilir.

İşte programda anlatılan hayat hikâyeleri, bağımlılığın kitaplarda yazan kuru bir tanım olmadığını; canlı, yakıcı ve sarsıcı bir gerçek olduğunu gösterdi.

“Ben yapmam” dediğimiz yere insanı getiren bataklık

Orada konuşanların anlattıkları, bağımlılığın insanı nasıl adım adım uçurumun kenarına taşıdığını gösteriyordu.

Kimisi küçük yaşlarda yanlış arkadaş çevresiyle tanışmıştı maddeyle. Kimisi hayatın bir döneminde “bir kereden bir şey olmaz” yanılgısına kapılmıştı. Kimisi uzun süre ailesinden saklamış, kimisi defalarca bırakmaya çalışmış ama aynı döngüye yeniden düşmüştü.

En çarpıcı olan ise şuydu: Bağımlılık, insanı kendi ailesine bile zarar verebilecek bir noktaya sürükleyebiliyor.

Bu cümleyi duymak bile ağır. Fakat gerçeğin ağırlığı bazen ancak böyle sarsıcı ifadelerle anlaşılır. Çünkü bağımlılık, insanın sadece bedenini değil, vicdanını da esir almaya çalışan karanlık bir güçtür.

Bir baba, eşine ve çocuklarına zarar verebileceği bir anın eşiğine geldiğini anlatıyorsa; bir başka baba çocuğunun büyümesiyle birlikte içinde taşıdığı utancın daha da ağırlaştığını söylüyorsa; orada artık sadece bireysel bir dramdan değil, toplumsal bir yaradan söz ediyoruz demektir.

Ötekileştirmek değil, el uzatmak

Bağımlılıkla mücadelede en büyük hatalarımızdan biri, bağımlı bireyi yalnızca “suçlu”, “iradesiz” ya da “kaybedilmiş” insan olarak görmek.

Oysa bağımlılıkla mücadele eden her bireyin arkasında bir hikâye, bir kırılma, bir arayış, bir çaresizlik var. Elbette sorumluluk vardır. Elbette yanlış tercihler vardır. Fakat yalnızca yargılamak, bağımlılığı bitirmez. Tam tersine, insanı daha derin bir yalnızlığa iter.

Konyamızın kıymetli iş adamlarından, Liman Ayık Yaşam Derneği’nin de hamiliğini üstlenmiş olan Okkalar İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Okka Ağabeyimizin programdaki şu yaklaşımı bu nedenle çok kıymetliydi: Bu gençler ötekileştirilmek değil, anlaşılmak istiyor.

Evet, mesele tam da budur.

Bir insanı karanlıktan çıkaracak ilk ışık bazen büyük bir imkân değil, sadece “Ben seni yok saymıyorum” diyen bir bakıştır. Bazen bir selam, bazen bir sohbet, bazen de “Sen hâlâ değerlisin” cümlesidir.

Çünkü bağımlılıkla mücadele yalnızca tıbbi bir süreç değildir. Aynı zamanda psikolojik, sosyal, manevi ve insani bir yeniden inşa sürecidir.

Aile de bu mücadelenin içinde olmalı

Bağımlılık yalnızca bağımlı bireyin meselesi değildir. Bir evde bir kişi bağımlıysa, o evde herkes bu yükün altında ezilir.

Anne geceleri uyuyamaz. Baba ne yapacağını bilemez. Eş, korku ile umut arasında kalır. Çocuklar, yaşlarından büyük acılarla tanışır. Aile kimi zaman öfkeyle, kimi zaman çaresizlikle, kimi zaman yanlış merhametle hareket eder.

Bu yüzden Liman Ayık Yaşam Derneği’nin ailelere de eğitim vermesi son derece önemli.

Çünkü aile bilinçlenmeden, bağımlılıkla mücadele eksik kalır. Bağımlı bireye nasıl yaklaşılacağını bilmeyen bir aile, istemeden de olsa süreci daha zor hâle getirebilir. Bazen aşırı baskı, bazen tamamen serbest bırakma, bazen de sürekli suçlama kişiyi yeniden aynı bataklığa itebilir.

Doğru yaklaşım, doğru bilgiyle mümkündür.

Bir dernekten fazlası

Liman Ayık Yaşam Derneği’nin ücretsiz ve ilaçsız modelle bağımlılıkla mücadele eden bireylere destek vermesi, bu alanda önemli bir toplumsal hizmettir.

Psikologların, bağımlılık danışmanlarının, manevi rehberlerin ve en önemlisi bu yolu daha önce yürüyüp yeniden ayağa kalkmış insanların aynı çatı altında buluşması, mücadeleyi daha gerçekçi ve güçlü kılıyor.

Çünkü bağımlılıktan kurtulmuş bir insanın “Ben de senin geçtiğin yerden geçtim” demesi, bazen en etkili terapiden bile daha güçlü bir kapı aralayabiliyor.

Bu noktada iş dünyasının, hayırseverlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve yerel yönetimlerin desteği de hayati önem taşıyor. Çünkü bu mücadele yalnızca bir derneğin omzuna bırakılacak kadar küçük değil.

Ortada 4 bin kişinin beklediği bir süreçten söz ediliyorsa, bu rakam bize sadece bir ihtiyacı değil, aynı zamanda bir sorumluluğu da gösterir.

Toplum olarak aynaya bakmalıyız

Bağımlılıkla mücadele ederken yalnızca bağımlı bireye bakmak yetmez. Biraz da toplum olarak kendimize bakmalıyız.

Gençleri hangi boşluklara terk ediyoruz?

Aile bağları nerede zayıflıyor?

Mahalle kültürü neden koruyucu olmaktan çıktı?

Çocuklarımız hangi sokaklarda, hangi çevrelerde, hangi dijital dünyalarda savruluyor?

İşsizlik, yalnızlık, sevgisizlik, amaçsızlık ve umutsuzluk bağımlılık zeminini nasıl büyütüyor?

Bu sorulara cevap vermeden bağımlılıkla gerçek anlamda mücadele edemeyiz.

Çünkü bağımlılık çoğu zaman yalnızca maddenin cazibesiyle değil, insanın içindeki boşlukla büyür. O boşluğu aile dolduramazsa, okul dolduramazsa, toplum dolduramazsa; sokak doldurur, kötü arkadaş doldurur, madde doldurur.

Aşure kazanından çıkan ders

Liman Ayık Yaşam Derneği’nin aşure programı bize şunu hatırlattı:

Bir toplum, yalnızca güçlülerini alkışlayarak büyümez. Düşenlerin elinden tutarak büyür. Yanılanı tamamen silerek değil, doğruya dönecek kapıyı açık tutarak güçlenir.

Elbette bağımlılık ağır bir sorundur. Elbette her hikâye mutlu sonla bitmez. Elbette bu yol sabır, disiplin ve kararlılık ister. Ama bir insan yeniden ayağa kalkmak istiyorsa, toplumun görevi ona sırtını dönmek değil, ayağa kalkabileceği zemini oluşturmaktır.

Aşure kazanında farklı tatlar nasıl aynı lezzette buluşuyorsa, bağımlılıkla mücadelede de devletin, sivil toplumun, iş dünyasının, ailenin, hayırseverin ve toplumun aynı hedefte buluşması gerekiyor.

Çünkü mesele yalnızca bir bağımlıyı kurtarmak değildir.

Mesele bir aileyi kurtarmaktır.

Bir çocuğun geleceğini kurtarmaktır.

Bir annenin duasını, bir babanın umudunu, bir insanın yeniden kendine inanma ihtimalini kurtarmaktır.

Ve bazen bir hayat, bir kaşık aşurenin etrafında kurulan samimi bir dayanışma halkasında yeniden başlar.