Konya’da bazı programlar vardır; yapılır, konuşmalar tamamlanır, fotoğraflar servis edilir ve gündemin akışı içinde kaybolur.
Bazı programlar ise şehrin hafızasına not düşer.
Çünkü orada yalnızca protokol konuşmaz; şehir konuşur. Sivil toplum konuşur. Sahada emek veren, mahallesini, meslek grubunu, derneğini, vakfını, ihracatçısını, üreticisini, öğrencisini, gönüllüsünü temsil eden insanlar söz alır.
AK Parti Konya İl Başkanlığı tarafından Selçuklu Kongre Merkezi’nde düzenlenen Sivil Toplum Kuruluşları İstişare Toplantısı da anlaşılan o ki böyle bir buluşma olmuş.
Ben programa katılmadım; çünkü bana davet gelmedi. Davet gelmiş olsaydı elbette katılırdım. Konya’da sivil toplum kuruluşlarının siyaset kurumu, yerel yönetimler ve şehir yöneticileriyle aynı masa etrafında buluştuğu her program, gazetecilik açısından da şehir hafızası açısından da kıymetlidir.
Programa katılmamış olsam da toplantının salonda nasıl karşılık bulduğunu, Konya İhracatçılar Birliği Derneği Başkanı Mustafa Toptaş Bey’den dinleme imkânım oldu. Mustafa Başkan beni aradı; programın havasını, organizasyon düzenini, katılımcıların izlenimlerini ve salondaki memnuniyeti anlattı.
Anlattıklarından çıkan sonuç şu:
Bu toplantı, sıradan bir “davet, konuşma, fotoğraf” programı olmamış.
Mustafa Başkan’ın özellikle altını çizdiği ilk nokta, toplantının kapsayıcılığıydı.
“Sağcı, solcu denmemiş; her kesim toplantıya davet edilmiş” dedi.
Bence bu cümle, programın en önemli tarafını anlatıyor.
Çünkü sivil toplum dediğimiz alan, aynı düşüncedeki insanların kendi içinde buluştuğu dar bir çevre değildir. Dernekler, vakıflar, meslek odaları, kooperatifler, sendikalar, kültür sanat yapıları, spor kulüpleri, yardım kuruluşları ve gönüllü platformlar toplumun farklı damarlarına temas eder.
Konya gibi köklü, üretken, muhafazakâr kimliği güçlü ama aynı zamanda sanayisiyle, ihracatıyla, üniversiteleriyle, genç nüfusuyla ve sosyal çeşitliliğiyle büyüyen bir şehirde sivil toplum masası ne kadar geniş kurulursa, şehir aklı da o kadar güçlenir.
Bu yönüyle AK Parti’nin Konya’da kurduğu bu masa, sadece siyasi bir buluşma olarak görülmemeli. Bu masa, şehirle temas kurma, sahadan gelen sesi dinleme ve farklı kesimleri aynı zeminde buluşturma iradesidir.
Toplantının organizasyon boyutu da dikkat çekici.
Mustafa Toptaş’ın aktardığına göre salona gelen sivil toplum kuruluşu temsilcileri için önceden masalar ayrılmış. Katılımcılar kapıda karşılanmış, görevliler tarafından yerlerine kadar eşlik edilmiş. Kimse “Nereye oturacağım?” telaşı yaşamamış. Herkes kendi adına hazırlanmış bir düzende ağırlanmış.
Bu tür ayrıntılar küçük gibi görünür ama aslında bir programın ciddiyetini gösterir.
Çünkü sivil toplum kuruluşlarını davet ediyorsanız, onları yalnızca salonu dolduran kalabalık olarak göremezsiniz. Onlara hem fiziki olarak hem de fikir olarak yer açmanız gerekir.
Anlatılanlara göre bu toplantıda o özen gösterilmiş.
Daha önemlisi, program sadece protokol konuşmalarıyla sınırlı kalmamış. Soru sormak isteyen sormuş, görüşünü aktarmak isteyen aktarmış, şehir adına sözü olan kendisini ifade edebilmiş.
İstişare tam olarak budur.
Kürsüden konuşmak kadar, salonu dinlemeyi de bilmektir.
Bir dernek başkanının mahallesindeki sorunu, bir vakıf temsilcisinin gençlerle ilgili gözlemini, bir meslek kuruluşunun ekonomik hayata dair teklifini, bir kültür sanat derneğinin şehir hafızasına ilişkin kaygısını ciddiye almaktır.
Toplantıda konuşamayanlar da düşünülmüş. Katılımcılara kalem ve kâğıt verilmiş; sorunlarını, önerilerini, beklentilerini yazmaları istenmiş. Bu notlar da toplanmış.
Bu uygulamayı önemsiyorum.
Çünkü bazen bir şehrin en kıymetli fikri uzun bir konuşmanın içinde değil, küçük bir not kâğıdında saklıdır. Kalabalıkta söz almak istemeyen bir gönüllünün birkaç satırlık önerisi, kimi zaman önemli bir meselenin çözümüne kapı aralayabilir.
Elbette burada asıl mesele, o notların bundan sonra nasıl değerlendirileceğidir.
Okunacak mı?
Tasnif edilecek mi?
İlgili kurumlara ulaştırılacak mı?
Takip edilecek mi?
Geri dönüş yapılacak mı?
Eğer bu süreç doğru işletilirse, toplantı bir gecelik program olmaktan çıkar; Konya için işleyen bir şehir aklı mekanizmasına dönüşür.
Böylesi bir mekanizmaya Konya’nın ihtiyacı var.
Çünkü Konya artık sadece kendi içinde büyüyen bir Anadolu şehri değil. Sanayisi, tarımı, ihracatı, üniversiteleri, kültür mirası, genç nüfusu, ulaşım beklentileri ve sosyal hayatıyla daha büyük bir şehir ufkuna doğru ilerliyor.
Büyüyen şehirlerde sadece resmi raporlar yetmez. Sahadan gelen sezgiye, sivil toplumun gözlemine, meslek örgütlerinin uyarılarına ve gönüllü yapıların tecrübesine de ihtiyaç vardır.
Toplantının siyasi ve yerel yönetim boyutuna gelince…
Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, doğal protokol düzeni içinde elbette şehrin en önde gelen isimlerinden biridir. Büyükşehir Belediye Başkanı olarak Konya’nın yerel yönetim vizyonunu, hizmet kapasitesini, şehircilik anlayışını ve ulusal-uluslararası temsil gücünü taşır.
Bugün Konya’nın adı dünya belediyecilik çevrelerinde daha fazla anılıyorsa, bunda Altay’ın yürüttüğü şehir diplomasisinin önemli payı vardır. Dünya Belediyeler Birliği Başkanlığına yeniden seçilmesi de yalnızca kişisel bir başarı değil, Konya adına önemli bir kazanımdır.
Fatih Özgökçen ise bu toplantıda başka bir açıdan öne çıkıyor.
AK Parti Konya İl Başkanı olarak programın ev sahibi konumunda. Teşkilatın sahadaki dinamizmini, organizasyon kabiliyetini, sivil toplumla temas kurma iradesini ve siyasi yapının şehirle bağını temsil ediyor.
Bu ayrımı doğru görmek gerekir.
Uğur İbrahim Altay, Büyükşehir Belediye Başkanı olarak Konya’nın yerel yönetim vizyonunu taşırken; Fatih Özgökçen, ev sahibi il başkanı olarak bu geniş katılımlı buluşmanın siyasi organizasyonunu ve teşkilat iradesini ortaya koyuyor.
Biri belediyecilik tecrübesiyle şehri temsil ediyor, diğeri teşkilat disipliniyle sahayı diri tutuyor.
İşte asıl zenginlik de burada ortaya çıkıyor.
Uğur İbrahim Altay ile Fatih Özgökçen arasındaki uyum, Konya’ya ciddi bir değer katıyor.
Konya gibi siyasi ağırlığı yüksek, sivil toplum damarları güçlü, ekonomik potansiyeli büyük bir şehirde Büyükşehir Belediye Başkanı ile İl Başkanının aynı istikamete bakması son derece önemlidir.
Yerel yönetimle teşkilat birbirinden kopuk hareket ederse enerji dağılır. Kurumlar arasında mesafe oluşursa vatandaş da bunu hisseder, sivil toplum da hisseder.
Ama uyum varsa, sahadaki motivasyon artar. Organizasyon kalitesi yükselir. İnsanlarla temas güçlenir. Şehrin meseleleri daha hızlı görülür. Öneriler daha kolay alınır. Eleştiriler daha sağlıklı yönetilir.
Mustafa Toptaş Başkan’ın aktardığına göre toplantıda hem Uğur İbrahim Altay hem de Fatih Özgökçen katılımcılarla birebir ilgilenmiş. İnsanlarla temas kurmuş, notları dinlemiş, salondaki temsilcilerin kendilerini rahat ifade edebileceği bir atmosfer oluşmasına katkı sunmuş.
Liderlik biraz da budur.
Sadece kürsüde konuşmak değil, masaya gitmek, insanın yüzüne bakmak, “Sen ne düşünüyorsun?” diye sormaktır.
AK Parti Konya İl Başkanı Fatih Özgökçen’in toplantıda yaptığı “AK Parti, Türkiye’nin en büyük sivil toplum hareketidir” vurgusu da bu açıdan anlamlıdır.
Özgökçen, sivil toplum kuruluşlarının kadim Anadolu medeniyetinin yardımlaşma, paylaşma ve dayanışma mirasını geleceğe taşıdığını ifade etmiş. Bu tespit, Konya’nın sosyal dokusuyla örtüşüyor.
Çünkü Konya’da sivil toplum yeni keşfedilmiş bir alan değildir.
Bu şehirde vakıf kültürü vardır. Ahilik geleneği vardır. Mahalle dayanışması vardır. Hayırda yarışma anlayışı vardır. İhtiyaç sahibine ulaşma hassasiyeti vardır.
Cami derneklerinden eğitim vakıflarına, meslek kuruluşlarından hemşehri derneklerine, kültür sanat yapılarından spor kulüplerine kadar geniş bir gönüllülük zemini bu şehirde yıllardır varlığını sürdürüyor.
Sivil toplum devlete alternatif değildir; devletle millet arasında köprü kuran güçlü bir alandır.
Kamu hizmetlerinin vatandaşa daha hızlı, daha etkin ve daha doğru ulaşmasında STK’ların önemli rolü vardır. Devletin geç fark ettiğini bazen sahadaki dernek erken görür. Belediyenin raporlarla takip ettiği bir meseleyi, bir gönüllü kuruluş insan hikâyeleri üzerinden hisseder.
Bu yüzden sivil toplumun sesi, sadece nezaketen dinlenecek bir ses değildir. Şehir yönetimine katkı sunması gereken gerçek bir hafızadır.
Uğur İbrahim Altay’ın toplantıda Konya’da hayrın bir kültür, dayanışmanın ise hayatın doğal akışı olduğunu vurgulaması da bu tabloyu tamamlıyor.
Altay’ın, sivil toplum kuruluşlarını toplumun nabzını tutan, ihtiyacı erken fark eden ve çözüm üretme iradesini diri tutan yapılar olarak tarif etmesi, “Konya modeli belediyecilik” anlayışının yalnızca yol, park, altyapı ve ulaşım hizmetlerinden ibaret olmadığını gösteriyor.
Konya modeli belediyecilik, aynı zamanda şehirle konuşabilme becerisidir.
Sivil toplumla omuz omuza durabilme iradesidir.
Ortak aklı işletme gayretidir.
Gönül belediyeciliğini kurumsal belediyecilikle bir arada yürütebilme kabiliyetidir.
Bugün AK Parti’nin Konya’da güçlü kalmasının sebeplerinden biri de budur.
Sahada olmak.
Meydanda olmak.
İnsanlarla temas halinde olmak.
Sivil toplumla konuşmak.
Eleştiriyi duymak.
Öneriyi almak.
Not tutmak.
Bunlar kolay işler değildir. Ama başarı da zaten kolay gelen bir şey değildir.
Elbette eksikler vardır.
Elbette eleştirilecek işler vardır.
Elbette her program herkesi memnun etmeyebilir.
Davet edilmeyenler, ulaşılamayanlar, eksik kalan taraflar olabilir. Ben de bu programa davet edilmediğimi açıkça ifade ettim.
Ama doğru yapılan işe doğru demek gerekir.
Bir programda farklı kesimler aynı salona davet edilmişse, herkes için masa ayrılmışsa, katılımcılar düzenli biçimde karşılanmışsa, soru sorabilmişse, not verebilmişse, konuşamayanlara yazılı görüş imkânı tanınmışsa, Büyükşehir Belediye Başkanı ve İl Başkanı katılımcılarla birebir ilgilenmişse, burada ciddi bir emek vardır.
Bu emeğin hakkını teslim etmek gerekir.
Mustafa Toptaş Başkan’ın “Etkileyici, başarılı bir geceydi” değerlendirmesi de bu yüzden önemli. Çünkü bu söz, salona katılmış, atmosferi görmüş, insanlarla temas etmiş bir sivil toplum temsilcisinin gözlemidir.
Benim bu görüşmeden çıkardığım sonuç şudur:
AK Parti Konya’da sivil toplumla güçlü bir masa kurmuş.
Bu masada farklı kesimlere yer açılmış.
Bu masada söz alınmış, not tutulmuş, şehir konuşulmuş.
Bundan sonrası ise o notların, taleplerin ve önerilerin ne kadar takip edileceğiyle ilgilidir.
Eğer bu toplantılar düzenli hale gelir, yazılı görüşler kurumlara aktarılır, katılımcılara geri dönüş yapılır ve sivil toplumun katkısı şehir yönetimine somut biçimde yansırsa, kazanan sadece AK Parti olmaz.
Kazanan Konya olur.
Çünkü Konya’nın gücü yalnızca belediye binalarında, parti teşkilatlarında ya da kamu kurumlarında değildir.
Konya’nın gücü aynı zamanda sivil toplumundadır.
Derneklerindedir.
Vakıflarındadır.
Odalarındadır.
İhracatçılarındadır.
Gençlerindedir.
Esnafındadır.
Üreticisindedir.
Kültür insanındadır.
Mahalle mahalle, sokak sokak bu şehre emek veren gönüllülerindedir.
Uğur İbrahim Altay’ın Büyükşehir Belediye Başkanı olarak taşıdığı şehir vizyonu ile Fatih Özgökçen’in ev sahibi il başkanı olarak ortaya koyduğu teşkilat dinamizmi birleştiğinde Konya adına güçlü bir sinerji doğuyor.
Bu sinerji korunmalı.
Bu istişare zemini büyütülmeli.
Çünkü Konya büyük bir şehir.
Büyük şehirler de ancak büyük masalar kurarak, farklı sesleri dinleyerek ve ortak aklı güçlendirerek yol alır.
Bu toplantıdan görünen o ki AK Parti Konya’da böyle bir masayı kurmuş.
Şimdi mesele, o masadan çıkan sesi takip etmekte.
O ses doğru okunursa, kazanan Konya olur.




