Türk siyasetinde bazı hareketler vardır; bir dönem parlar, rüzgârı arkasına alır, büyük iddialarla yola çıkar ama zamanla yorgun düşer. Bürokrasiye teslim olur, kendi içine kapanır, sokağın sesini duyamaz hale gelir. Bazıları ise değişen şartlara rağmen kendini yenilemeyi, milletle bağını diri tutmayı, yeni hedeflere yeni kadrolarla yürümeyi başarır. AK Parti’yi çeyrek asra yaklaşan siyasi yolculuğunda farklı kılan en önemli özelliklerden biri de tam olarak budur: Her dem taze kalabilmek.
Sapanca’da yapılan 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı, sadece bir parti kampı olarak görülmemeli. Bu toplantı, AK Parti’nin kendi içine dönüp bakma, sahadan gelen sesi merkeze taşıma, eksiklerini görme ve yeni döneme hazırlanma iradesinin açık bir göstergesi oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasındaki ana mesaj da zaten buydu: Durmak yok, rehavet yok, yorulmak yok; milletin arasına karışmak, caddeye, sokağa, mahalleye, köye sahip çıkmak var.
Siyasetin özü insandır. Sandık günü vatandaşın karşısına çıkıp oy istemek kolaydır. Zor olan, seçimden seçime değil, her gün milletin yanında olmaktır. AK Parti’nin yıllardır güçlü kalmasının arkasında da bu gerçek yatıyor. Kurulduğu günden bu yana kendisini sadece Ankara merkezli bir siyasi yapı olarak konumlandırmadı. İlçeye gitti, beldeye gitti, köye gitti, mahalleye girdi. Vatandaşın düğününde, cenazesinde, derdinde, talebinde görünür oldu. Bu bağ zayıfladığında siyasetin ruhu da zayıflar. Erdoğan’ın “Caddeyi, sokağı asla boş bırakmayacağız” sözü, bu bakımdan sadece teşkilata verilmiş bir talimat değil; AK Parti siyasetinin kuruluş kodlarının yeniden hatırlatılmasıdır.
Bugün AK Parti’nin önünde muhtemel bir seçim süreci var. Tarih netleşmiş olsun ya da olmasın, siyasetin doğası gereği her parti yarına hazırlanmak zorundadır. Ancak görünen o ki AK Parti, bu hazırlığı en erken yapan, sahayı en ciddi okuyan ve teşkilatlarını en diri tutmaya çalışan parti konumunda. Muhalefet çoğu zaman kendi iç tartışmalarıyla, koltuk hesaplarıyla, adaylık denklemleriyle vakit kaybederken; AK Parti yeniden milletin gündemine odaklanma çağrısı yapıyor. Ekonomi, güvenlik, dış politika, şehirlerin sorunları, gençlerin beklentileri, aile yapısı, sosyal destekler ve yerel talepler aynı masa etrafında ele alınıyor.
Burada dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Yorulan varsa, buyursun kenara gelsin, dinlensin. Kenara gelmeyen de meydanın hakkını versin” mesajıdır. Bu söz, aslında siyasi kadrolara yapılmış en net uyarılardan biridir. Çünkü uzun iktidar dönemlerinde en büyük tehlike yorgunluk, alışkanlık ve rehavettir. Makamı hizmet aracı değil, konfor alanı olarak görenler; vatandaşın derdini dinlemek yerine kapılarını kapatanlar; eleştiriden rahatsız olup kibri kuşananlar, bir siyasi hareketin en büyük yükü haline gelir. Erdoğan bu çıkışıyla, AK Parti’de görev alan herkesin aynı tempoya ayak uydurması gerektiğini açıkça ortaya koydu.
AK Parti’nin dinamikliği biraz da buradan geliyor. Kendi iç muhasebesini yapabilmesi, istişare mekanizmasını işletmesi, gençlerle tecrübelileri aynı potada buluşturması ve gerektiğinde değişim mesajı verebilmesi bu hareketi diri tutuyor. Siyasette tazelenme sadece yaşla ilgili değildir. Genç olup eskiyenler de vardır, yılların tecrübesine sahip olup hâlâ heyecanını koruyanlar da. Asıl mesele, millet için çalışma aşkını kaybetmemektir.
Elbette bugünün Türkiye’sinde beklentiler yüksek, sorunlar karmaşık, vatandaşın talepleri çeşitlidir. Ekonomiden adalete, şehirleşmeden eğitime kadar pek çok alanda daha fazla gayret, daha fazla çözüm üretme ihtiyacı vardır. AK Parti’nin sahaya dönük bu yeni seferberlik ruhu, ancak samimiyetle birleşirse karşılık bulur. Vatandaş artık sadece söz değil, sonuç görmek istiyor. Sadece ziyaret değil, çözüm bekliyor. Sadece propaganda değil, temas, tevazu ve takip istiyor.
Bu nedenle Erdoğan’ın konuşmasındaki “kibirden uzak durma, tevazuyu elden bırakmama, eleştiriye kulak verme” vurgusu çok önemlidir. İktidar partisi olmak, sadece yönetme gücü değil; aynı zamanda daha fazla sorumluluk demektir. Kapısı çalınan, derdi dinlenen, çözüm aranan bir yapı olmak zorundadır. AK Parti’nin önümüzdeki süreçte başarısını belirleyecek olan da bu olacaktır.
Bugün görünen tablo şudur: AK Parti, muhtemel seçime en hazırlıklı parti görüntüsü vermektedir. Teşkilatlarına yeniden saha talimatı veren, kadrolarını diri tutmaya çalışan, yorgunluk emaresi gösterenleri uyaran ve milletle temasını güçlendirmeyi merkeze alan bir siyasi akıl devrededir. Ancak bu aklın başarıya ulaşması, sadece genel merkezin iradesiyle değil; il başkanından mahalle temsilcisine, milletvekilinden belediye başkanına kadar herkesin aynı ruhla hareket etmesine bağlıdır.
Çünkü siyaset, nihayetinde gönül işidir. Gönle girmeden sandığa girmek mümkün değildir. AK Parti’nin çeyrek asırlık hikâyesi de bunu gösteriyor. Eğer bu hareket yine sokakta, caddede, pazarda, esnafın yanında, gençlerin arasında, emeklinin sofrasında, çiftçinin tarlasında olmayı başarırsa; tazeliğini korur. AK Parti’nin sırrı da burada saklıdır: Milletle yürüyen yorulmaz.




