Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Alvarlı Efe’nin Kerbelâ mersiyeleri bugün yeniden yürekleri sardı

Muharrem ayının gelişiyle birlikte Alvarlı Muhammed Lütfî Hazretleri’nin Kerbelâ mersiyeleri, Hz. Hüseyin’in şehadeti ve Ehl-i Beyt’in hüznünü yeniden gönüllere taşıdı.

Muharrem ayının gelişiyle birlikte Alvarlı Muhammed Lütfî Hazretleri’nin Kerbelâ mersiyeleri,

10 Muharrem geldi, Kerbelâ bugün yeniden yürekleri sardı…

Takvim yaprağı değişti belki ama gönüllerde eski bir yara yeniden kanadı. Kerbelâ, yalnızca geçmişte kalmış bir hadise değil; bugün de yüreklere çöken, dilleri susturan, gözleri yaşartan büyük bir matem olarak kendini hatırlattı.

Alvarlı Muhammed Lütfî Hazretleri’nin Kerbelâ mersiyeleri, Muharrem’in bu ağır ve derin havasını kelimelere döküyor. Şair, Hz. Hüseyin’in şehadetini yalnızca anlatmıyor; bütün varlığı bu acının içine çağırıyor. Gök ağlıyor, yer ağlıyor, su ağlıyor, gül ağlıyor, bülbül ağlıyor. Kerbelâ, şiirde bir çöl olmaktan çıkıyor; iman edenlerin kalbinde hiç sönmeyen bir ateşe dönüşüyor.

“Bugün mâh-ı Muharrem’dir”

Alvarlı Efe’nin dizelerinde Muharrem, matem ayıdır. Ehl-i Beyt’i sevenlerin gönlünde hüzün, gözünde yaş, dilinde Kerbelâ vardır:

Bugün mâh-ı Muharrem’dir muhıbb-i hânedân ağlar
Bugün eyyâm-ı mâtemdir bugün âb-ı revân ağlar

Bu iki mısra, bütün metnin kalbidir. Muharrem’in gelişiyle yalnız insanlar değil, akan sular bile ağlar. Çünkü Kerbelâ, bir milletin, bir ümmetin ve bir vicdanın hafızasında asırlardır dinmeyen acının adıdır.

Şair, bu matem gününü şöyle büyütür:

Huseyn-i Kerbelâ’yı kan ile elvân eden gündür
Bugün Arş-ı muazzam’da olan âlî-dîvân ağlar

Kerbelâ artık yalnız yeryüzünde yaşanmış bir vakıa değildir. Arş’a yükselen bir feryattır. Hz. Hüseyin’in kanıyla boyanan o gün, bütün âlemi yasa boğan bir gündür.

“Bugün Âl-i abâ’nın gülleri soldu”

Mersiyelerde en güçlü imgelerden biri gül imgesidir. Ehl-i Beyt, risalet bahçesinin gülleridir. Kerbelâ’da o güller kana bulanmış, o bahçe hüzne kesmiştir:

Bugün Âl-i abâ’nın gülşeninin gülleri soldu
Düşüp bir âteş-i dilsûz kamu ehl-i îmân ağlar

Bu dizelerde Kerbelâ’nın acısı, yalnız tarihî bir olay olarak değil, iman ehlinin ortak yası olarak işlenir. “Dilsûz” ateş, yani gönül yakan ateş, bugün de Muharrem’le birlikte yeniden hatırlanır.

Alvarlı Efe’nin dili, Kerbelâ’yı kuru bir anlatıdan çıkarıp bir matem sahnesine dönüştürür:

Bugün gülzâr-ı Muhtâr-ı Hudâ’ya bir hazân esdi
Zemîne düşdü vâveylâ felekde kehkeşân ağlar

Peygamber bahçesine hazan esmiştir. Yeryüzüne feryat düşmüş, gökte yıldızlar ağlamıştır.

Kerbelâ’da susuzluk, sabır ve şehadet

Mersiyelerde Kerbelâ’nın en yakıcı taraflarından biri susuzluktur. Fırat vardır ama Ehl-i Beyt’e su yoktur. Çocuklar susuzdur, anneler çaresizdir, Hz. Hüseyin sabırla Hakk’a yönelmiştir.

Şair bu sahneyi şöyle dile getirir:

Sabîler teşne-leb isterler âbı
Analar başına saçar türâbı
Meğer ki erişe Kevser şerâbı
Gül ağlar bülbül ağlar sünbül ağlar

Burada Kerbelâ yalnız savaş meydanı değildir; susuz çocukların, yanan çadırların, feryada durmuş annelerin ve sabrı kuşanmış Ehl-i Beyt’in meydanıdır.

Bir başka yerde aynı acı daha da derinleşir:

Aman bir âteş-i dilsûzdur bu
O etfâl-i Huseyn feryâd eder su
Güler bunlara o kavm-i cefâ-cû
Gül ağlar bülbül ağlar sünbül ağlar

Şair, zulmü en ağır yerinden gösterir. Çocuklar su ister, zalimler güler. İşte Kerbelâ’nın bugün de insanın içini yakan tarafı burada durur.

“Gül ağlar bülbül ağlar sünbül ağlar”

Alvarlı Efe’nin Kerbelâ mersiyelerinde tekrar eden bu nakarat, matem duygusunu büyüten en güçlü şiir unsurlarından biridir:

Huseyn’in sergüzeştin ger duyarsa
Gül ağlar bülbül ağlar sünbül ağlar
Bu derd ehline her kim ki uyarsa
Gül ağlar bülbül ağlar sünbül ağlar

Kerbelâ’yı duyan yalnız insan değildir. Gül de duyar, bülbül de duyar, sünbül de duyar. Şair, tabiatı bile Hz. Hüseyin’in acısına ortak eder.

Bu tekrar, mersiyenin ruhunu taşır. Çünkü Kerbelâ öyle bir derttir ki, onu anlayan herkes susar; susmayan ağlar.

“Mâcerâ-yı Kerbelâ’dan bahs eden dil nâr olur”

Alvarlı Muhammed Lütfî Hazretleri, Kerbelâ’dan söz etmenin bile yakan bir hâl olduğunu söyler:

Mâcerâ-yı Kerbelâ’dan bahs eden dil nâr olur
Bahr-i derde gark olunca kalbi âteş-bâr olur

Bu mısralarda Kerbelâ, anlatanın dilini ateşe, dinleyenin kalbini yangın yerine çeviren bir acıdır. Şairin dilinde Kerbelâ, yalnızca hatırlanan değil, yeniden yaşanan bir matemdir.

Aynı şiirde Hz. Hüseyin’in yeri şu ifadelerle anlatılır:

Hânedânın serveri Zât-ı Huseyn’dir zarf-ı nûr
Mâh-ı mâtemdir gözü âşıkların hûn-bâr olur

Hz. Hüseyin, Ehl-i Beyt’in serveri, nurun mazharı olarak anılır. Muharrem ise âşıkların gözünü kanlı yaşa döndüren matem ayıdır.

“Muharrem’dir yine düşdü cihâna âteş-i sûzân”

Şairin Muharrem için kurduğu dil, baştan sona bir yangın dilidir. Bu ay geldiğinde cihana yakıcı bir ateş düşer:

Muharrem’dir yine düşdü cihâna âteş-i sûzân
Reh-i Âl-i abâ’ya cân verir âşık-ı serbâzân

Muharrem, Ehl-i Beyt yolunda can verenlerin anıldığı, Hz. Hüseyin’in şehadetinin gönüllerde yeniden dirildiği aydır.

Şair, Hz. Hüseyin’i “şâh-i şehâdet” olarak anar:

Huseyn-i Kerbelâ şâh-i şehâdet azm-i râh etdi
Muharrem’de şehâdet şehrine şâh eyledi devrân

Bu dizelerde Hz. Hüseyin’in yolu, ölüm değil; şehadet şehrine yürüyüştür. Kerbelâ, yenilgi değil; hakka teslimiyetin ve zulme boyun eğmemenin en yüce ifadesidir.

“Muharrem mâh-ı mâtemdir”

Alvarlı Efe’nin şiirlerinde Muharrem’in adı matemle birlikte anılır:

Muharrem mâh-ı mâtemdir Habîb-i Kibriyâ ağlar
Aliyyü’l-Mürtezâ’nın hem ciğerleri olup büryân

Şairin dünyasında bu matem yalnız bugünün insanlarına ait değildir. Hz. Peygamber, Hz. Ali, Hz. Fâtıma ve bütün Ehl-i Beyt bu hüznün merkezindedir.

Bir başka mısrada Hz. Hüseyin şöyle yüceltilir:

Huseyn evlâd-ı Zehrâ’dır güneş-veş bir dilârâdır
Huseyn bedr-i tecellâdır olup şems ü kamer kurbân

Hz. Hüseyin, güneş gibi aydınlık, ay gibi parlak bir tecelli olarak anlatılır. Kerbelâ’da şehit edilen yalnız bir beden değil; ümmetin göz nuru, Peygamber hanesinin sevgili evladıdır.

“Ağla ey dil”

Mersiyeler, okuyucuya yalnız bilgi vermez; onu matem halkasının içine alır. Şair doğrudan gönle seslenir:

Ağla ey dil cân söken kanlar döken geldi yine
Ehl-i îmân kalbine âteş eken geldi yine

Bu hitap, Muharrem’in gelişini sıradan bir zaman geçişi olmaktan çıkarır. “Geldi yine” ifadesiyle Kerbelâ acısı her yıl yeniden doğar, yeniden duyulur, yeniden içe işler.

Şair aynı şiirde Muharrem’i şöyle tarif eder:

Bu Muharremü’l-haramde mâcerâ-yı Kerbelâ
Zahr-i İslâm’ı kırup beller büken geldi yine

Kerbelâ, İslam’ın sırtını büken büyük bir acı olarak görülür. Bu nedenle Muharrem, yalnız hatırlama değil; derin bir muhasebe zamanıdır.

“Mâh-ı mâtem geldi ey dil”

Alvarlı Efe’nin bir başka mersiyesinde Muharrem, gözleri kan ağlatan bir ay olarak karşımıza çıkar:

Mâh-ı mâtem geldi ey dil dîdeler kan eyleyen
Kan döken cânlar söken mâmûru vîrân eyleyen

Bu dizelerde matem, insanın iç dünyasını yıkan bir fırtına gibidir. Kerbelâ, mâmur olanı viran eden, canları sarsan, gönülleri yakan bir hadise olarak anlatılır.

Şair, Kerbelâ’nın benzersizliğini şu mısralarla dile getirir:

Bir belâ deryâsıdır âlemde misli gelmemiş
Kerbelâ germ-i belâya emr ü fermân eyleyen

Kerbelâ, benzeri görülmemiş bir belâ deryasıdır. Ancak bu anlatımda yalnız acı yoktur; sabır, teslimiyet ve ilahî hikmet de vardır.

“Huseyn-i Kerbelâ’nın basdığı yerlere cân kurbân”

Alvarlı Efe’nin mersiyelerinde Hz. Hüseyin’e duyulan sevgi, en içli ifadelerle dile gelir:

Huseyn-i Kerbelâ’nın basdığı yerlere cân kurbân
Yezîd nâr-ı cehennemde çâr-etrâfı hisâr olsun

Bu dizelerde sevgi ile lanet, bağlılık ile öfke yan yanadır. Şair, Hz. Hüseyin’in bastığı yere canını kurban ederken, zulmün temsilcisi olan Yezîd’e ağır bir beddua yöneltir.

Bir başka yerde Hz. Hüseyin’in yüceliği şöyle anlatılır:

Huseyn ser-defter-i Âl-i Muhammed’de muallâdır
Velâyet kubbesinde nûr güneş-veş pây-dâr olsun

Hz. Hüseyin, Âl-i Muhammed’in yüce defterinde en müstesna yerde duran bir nur olarak anılır.

Kerbelâ bugün de konuşuyor

Alvarlı Muhammed Lütfî Hazretleri’nin Kerbelâ mersiyeleri, bugünün insanına da güçlü bir çağrı yapıyor. Bu çağrı yalnız ağlamak değildir. Zulmü tanımak, hakkı bilmek, sadakati kuşanmak, Hz. Hüseyin’in yürüdüğü yolu unutmamaktır.

Çünkü Kerbelâ, yalnız bir tarih sayfası değildir. Kerbelâ, susuz bırakılan masumların feryadı; hak yolunda yalnız kalanların sabrı; zulüm karşısında eğilmeyen bir başın adıdır.

Muharrem geldiğinde bu yüzden şehirlerin üstüne görünmeyen bir hüzün iner. Camilerde, dergâhlarda, evlerde, gönüllerde aynı sızı yeniden duyulur.

Ve Alvarlı Efe’nin diliyle, bugün yine:

Muharrem’dir bugün cânâ gönüller hûn-feşân olsun
Mükerremdir o cân-dâde bu yolda âlî-şân olsun

Kerbelâ’nın dersi: Matemden ibrete

Bu mersiyeler, sadece ağıt değildir. Her mısrada bir ibret vardır. Hz. Hüseyin’in şehadeti, hakikat yolunda sabrın, sadakatin ve teslimiyetin en büyük nişanelerinden biri olarak anlatılır.

Alvarlı Efe, Kerbelâ’yı yalnız acının değil, hakka bağlılığın da adı yapar:

Huseyn ağlar döker kan yaş dedi sabır seâdetdir
Alî’dir sâkî-i kevser bizi gözler bugün Rıdvân

Bu dizelerde Hz. Hüseyin’in sabrı, bir çaresizlik değil; ilahî rızaya yönelmiş yüce bir teslimiyettir.

Kerbelâ’nın bugüne söylediği söz de burada saklıdır:
Zulüm büyüse de hakikat susmaz.
Su kesilse de iman kurumaz.
Çöl kızsa da teslimiyet yanmaz.
Şehadet, hak yolunda yürüyenler için son değil, ebedî bir diriliştir.

Muharrem’in gölgesinde

Bugün Muharrem’dir.

Gönüller, Alvarlı Efe’nin mısralarında yeniden Kerbelâ çölüne döner. Fırat’ın kıyısında susuz bırakılan Ehl-i Beyt’i, Hz. Hüseyin’in vakur duruşunu, çocukların feryadını, çadırların hüznünü ve bütün varlığı saran o büyük matem yeniden hatırlar.

Ve şiir, bu hatırlayışın en derin sesi olur:

Muharrem’dir bugün diller derûnu bâr-ı nâr olsun
Dökülsün yerlere gözler bütün yüzler gubâr olsun

Kerbelâ bugün de gönülleri sarar.
Bugün de Muharrem, matemdir.
Bugün de Hz. Hüseyin’in adı, hakka teslimiyetin, zulme direnişin ve Ehl-i Beyt sevgisinin en yüce nişanesi olarak anılır.